GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

14/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

Fikir Platformu

Tarihi acıları deşmek!

 


Ali BULAÇ

Arka Plan

Ucuz taktikler

Eski zamanlardan beri birbiriyle niza hali yaşayanlar arasında psikolojik faktörlerin yardımına başvurup hasım tarafı demoralize etmek biline gelen bir yöntemdir. Bugün buna "psikolojik savaş" adı verilmektedir. Günümüzde psikolojik savaş, bilimsel ve teknolojik donanımların desteğinde başlı başına bir birim haline geldi.

Psikolojik savaş tekniklerine uluslararası çatışmalarda başvurulduğu gibi, iç siyasette de başvurulur. Mesela bundan birkaç gün önce İsrail askerlerinin kurşun yağmuruna tutulup öldürülen 12 yaşındaki Filistinli Rami'nin dramı medya tarafından "iki ateş arasında kalan çocuk" şeklinde verildi. Oysa görüntüleri yakından izleyenler Rami'nin çaresiz babasının kucağında keskin nişancı İsrailli askerlerle duvar arasında olduğunu açıkça görebiliyorlardı. Haberi bu şekilde kurgulayıp vermekten amaç, kör bir çatışma ortamında Rami'nin serseri kurşunlarla -ve tabii tesadüfen- öldürülmüş olduğu intibaını vermekti.

28 Şubat 1997'den beri iç siyasette birinci tehdit olarak ilan edilen toplumsal kesimlere karşı son derece sofistike yöntemler izlenerek psikolojik savaş yürütülmektedir. Kur'an kurslarında her gün çocuklara okutulduğu iddia edilen duadan, FP lideri Recai Kutan'ın Avrupa gezisinin veriliş şekline kadar, sayısız haber ve olay bu savaş yöntemlerinin genel çerçevesi içinde kurgulanarak verilmektedir.

Psikolojik savaş tekniklerine iki gün önce bir yenisi eklendi. Merkezdeki çekirdeğin yasakçı zihniyetini savunan bir gazete Erzurum'da "türban eylemleri"nin tehdit zoruyla sürdürüldüğünü yazdı. AÜ Rektörü Yaşar Sütbeyaz'a isnad edilen habere göre "veliler ve öğrenciler eylemden yana değiller. Hatta kız öğrenciler başlarını açmak istiyorlar; fakat eylemlerin arkasında olan bir grup -siz buna gizli örgüt deyin- kızları yüzlerine kezzap dökmekle tehdit ediyormuş."

Tabii hemen arkasından beklenen sorular sökün etti: "Türban eylemleri bir inanç özgürlüğü savunması mı, yoksa daha başka bir şey mi?" Soruyu soranlar cevabını hemen veriyorlar: "Bu durum, türban eylemlerinin gerisinde başka şeyler olduğunu gösteriyor. Bir sonraki aşamada başı açık kadınların yüzüne kezzap suyu dökme planı var!.."

Hakikaten kargaları güldürecek kadar basit ve ucuz bir taktik bu. Bir gün sonra başka gazete ve televizyon kuruluşları gidip de olayı mahallinde araştırınca, bu haberin tamamen asparagas olduğu, psikolojik savaş teknikleri dahilinde üretildiği hemen ortaya çıktı. Ne rektörlük, ne vali, ne de öğrenciler bu haberi doğruluyor. Halk ve öğrenciler "Bu da nereden çıktı?" diye hayretle soruyor.

Bir asparagasla büyük bir trajedi örtbas edilmek isteniyor. Ama bu beyhude bir gayret.

Herkes biliyor ki, başörtülü öğrencilerin kahir ekseriyeti sadece inançlarının gereğini yerine getirmek üzere başlarını örtüyorlar. Kimsenin de başını zorla örtmesini savunmuyorlar. İnsanların inandıkları gibi yaşamaları ve kamusal haklardan yararlanmaları en temel haklar arasında yer alır. Bu artık Afrika'daki okumuş yazmışların da bildiği basit bir kural. Türkiye'de ise bugüne kadar başörtülerinden dolayı okuma hakları ellerinden alınıp da okullardan uzaklaştırılan kız öğrencilerin sayısı 37 bin 450'yi buldu. İnsanın vicdanını sızlatan bu yasağın kapsamı giderek her alanı içine alacak şekilde genişletiliyor. Öyle giderse daha on binlerce kız öğrenci okulları bırakmak zorunda kalacak. Ve bu büyük travmalara, ruhsal çöküntülere yol açacak. Toplumsal sonuçlarının ne olacağı ise önceden kestirilemez.

Güneydoğu'da intihar etmeden önce 13 yaşında bir genç kız, babasının kendisini başı açık ve karma sınıfların olduğu okula göndermediği için intihar etmek istediğini söylemiş ve ardından intihar etmiştir. Bu yasaklar bu genç kızın hayatından daha mı değerli?

Yasaklar giderek genel ve derinlemesine işleyen bir trajediye dönüşüyor. Meclis, parlamenterler, siyasî partiler, hiç kimse temel hakları ihlal eden basit bir yönetmelikte ufacık bir değişiklik yapıp yüz binlerce ailenin dramına bir çözüm bulamıyor. Ne demokratlıklarıyla övünenler, ne erkeklikleriyle ün salanlar.


a.bulac@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

19/ 09/ 2000... Erbakan'ı niye beğenmediler?
21/ 09/ 2000... Demokrat gazeteciler
26/ 09/ 2000... Din, kent ve cemaat
28/ 09/ 2000... Bir sosyalleşme imkânı olarak cemaat
30/ 09/ 2000... Cemaat ve devlet
03/ 10/ 2000... Dünden bugüne jakobenler
05/ 10/ 2000... Bir yol haritası
07/ 10/ 2000... Avrupa'nın son diktatörü
10/ 10/ 2000... Bez parçası
12/ 10/ 2000... İsrail, Şaron'un ruhuna teslim


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.