Mum ve kelebekler
Tanıdık bir el uzandı, mumu yaktı. Karanlık oda yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Mum ışıl ışıl yanıyordu. Kelebekler buna çok sevindiler. Odada yüzlerce kebelek vardı. Mum yanınca kelebekler mumun etrafında sevinçle uçmaya başladılar, çok mutluydular. Ancak pencere birden açıldı, perdeler sallandı, soğuk rüzgâr odaya doldu, odadaki her şeyi dağıttı. Mum birden söndü ortalık tekrar karanlığa büründü. Kelebekler buna çok üzüldü, oldukları yerde kalakaldılar.
Ertesi gün tanıdık el bir daha uzandı ve mumu yeniden yaktı. Ortalık tekrar aydınlandı. Neşe ve huzur yeniden geldi. Kelebekler neşeyle oldukları yerden tekrar havalandılar ve sevinçle uçmaya başladılar. Kelebekler mumun etrafında şarkı söyleyip dans ediyorlardı. Mumun ışıkları kelebeklerin kanatlarına vurunca çeşit çeşit renkler, çeşit çeşit desenler oluşuyordu. Pencere tekrar açıldı, perdeler tekrar sallandı ve mum söndü. Ortalık tekrar karardı. Kelebekler üzüntü içinde oldukları yerde kalakaldılar.
Tanıdık bir el daha uzandı ve mumu yaktı. Ortalık aydınlandı, uyuyan her şey mumun ışığıyla tekrar uyandı. Tanıdık el bu sefer mumu alıp bir şamdanın içine koydu. Kelebekler yine neşeyle etrafta uçuşmaya başladılar. Odanın her yeri ayrı bir renk cümbüşüyle dolmuştu. Masa, sandalyeler, halılar, duvardaki resimler, perdeler, çiçekler odadaki bütün her şey kelebeklerle birlikte şarkı söylemeye başladılar. Yine pencere açıldı, perdeler sallandı, rüzgâr odaya doldu; fakat bu sefer mumu söndüremedi. Çünkü mum artık şamdanın içindeydi ve artık rüzgârdan korunuyordu. Rüzgârın bütün çabası boşa gitti. Kelebekler bunu görünce çok sevinmişti. Artık karanlıkta kalmayacaklardı. Pencereyi kapadılar ve el ele tutuşup birlikte dua etmeye başladılar: "Bizi havasız, susuz; Bizi ışıksız bırakma Allah'ım!
Erhan Sert / Kartal-İstanbul
Yağmurluk: Uç uç böceğim
Bir gün masamda ders çalışmaya çalışırken. Elbisesi kırmızı üstüne siyah puanlı birini gördüm. Bu bizim uç uç böceği idi. Aslında tanıdığımdan değil.
Zaten hepsi Japonlar gibi birbirine benziyor. Ama tanıştık, meğer dışarıda hava soğuk ve yağmurlu olduğu için kalacak yer arıyormuş. Ben de gelen misafiri geri çevirmek olmaz diyerek, onun bu isteğine karşılık verdim ve fazla lüks olmasa da matematik kitabımı, kalması için tahsis ettim.
Bir süre daha konuştuktan sonra uç uç böceği ile benim göz kapaklarım ağırlaşmaya ve gözlerimizden uyku akmaya başladı. Biz de olayı daha fazla sulandırmamak için yatmaya karar verdik. Sabah kalktığımda baktım hava güzel, artık uç uç böceğinin gitme vakti gelmişti. Ama bir sorun vardı, onun uçması için şifre şarkıyı söylemeliydim. Neydi acaba!
Tamam buldum: Uç uç, uç uç böceğim, annem sana terlik pabuç alacak...
*Melih Cangüloğlu / İstanbul
Sizin de sevebileceğiniz bir kuşunuz olsun!..
Birkaç gün önce abim kendisine de hediye edilmiş olan güzel mi güzel, tatlı mı tatlı altın sarısı belki de benim için dünyanın en güzel kuşu olan, yavru bir kanarya getirdi. Yavru kanaryayı görünce çok sevindim. 'Allah'ım ne güzel bir hediye!' dedim.
Kardeşim ve abim ona 'Aliş' diyor. Ben ise bir isim bulamadım şimdilik. Yavru kanarya diye seviyorum onu. Daha doğru dürüst yem yemesini bile bilmiyor. Kuşçu amca, 'Şeftali ya da kavun sıkıştırın.' dedi. Kafes tellerinin arasına kardeşim şeftali koydu; ama onu bile yiyemiyor.
İnanın bana kafesin içinde gerçekten seyirlik! Yerinde hiç durmuyor. Bir oraya bir buraya zıplayıp duruyor. Arada bir cik cik ötmesi yok mu! "Allah'ım ne kadar büyüksün neler yaratıyorsun." deyip, şükrediyorum. Yazıma burada son verirken, ben yavru kanaryaya isim aramaya devam ediyorum. Siz de sevgili kardeşlerim, sevgili arkadaşlar, eğer sizin bir yavru kanaryanız yoksa muhakkak annenize ya da babanıza aldırmayı ihmal etmeyin. Hoşçakalın, kendinize iyi bakın. Leyla İnanç / Balıkesir
Çocuklar artık ölmesin!..
Dünya Çocuk Günü dolayısıyla bir resim yarışması yapan Suadiye Anafen İlköğretim Okulu öğrencileri düzenlenen bir törenle ödüllerini aldılar.
Okul Müdürü M. Ali Gencer ile çocuk kitapları yazarı H. Salih Zengin tarafından dereceye giren öğrencilere hediyelerinin verildiği ödül töreninde, çocuklar gelecekte güzel bir dünyanın olması için çalışacaklarına söz verdiler. 17 öğrencinin de mansiyon ödülleri kur'a ile belirlendi. Öğrencilerin büyük tezahüratlarıyla kürsüye gelen küçük ressamlar hediyelerini almanın sevincini de yaşadılar. Resimlerine savaşların olmamasını, depremzede çocuklara yardım edilmesini ve hiçbir canlının ölmemesi mesajını veren öğrencilerin resimleri okulda sergilendi. Yarışmada ilk üçe giren öğrenciler şunlar: Merve Hocaoğlu (3/C), Havva Feyza Mete (3/A) ve Ayşe Görkem Ezirmik (3/C) .
Hatıra dediğin işte budur!
İnsanı geçmişine bağlayan, onun yaşamına yön veren, iyi, kötü, tatlı, tatsız, hatıralardır. Hatıralar tıpkı bir düş gibidir. Öyle maceralarla karşılaşırlar ki, o onların bitmesini hiç istemez.
Gözleri taa uzaklara dalmıştır artık. Belki ağlamak istiyordur. Ama ağlayamaz, halbuki gözleri dolmuştur. Eski anıları gözleri önüne gelmiştir. Karar vermiştir ki o anılardan hiç olmazsa birisine dönmek ister. Şen kahkahalar, yabancı gelmeyen sesler artık kulaklarında. Tanıdık bir göz görmektedir. Çok sevilen kişileri hatırlamak, geçmiş anıları yaşamak, kişinin en çok duygulandığı anılarıdır. Anılar kimi zaman mutlulukla insanı güldürür. Bazı zamanlarda kişinin gözlerinden yaşlar dökülmüştür bile... İşte hatıra budur. Çağlar Altıparmak / Ankara
Trafik canavarı
Sarhoş olup binme arabaya,
Binersen mahvolursun,
Eğer dikkatli sürmezsen arabayı,
Olursun trafik canavarı.
Nice anneler, babalar ve bebekler,
Senin yüzünden can verdiler.
Canavar deyip geçmeyin,
Size gelmeden önleyin.
Trafik kurallarına uyun,
Unutmayın sizi evde bekleyenleri.
Akşam eve döndüğünde mutlu edersin,
"Babacığım, akşam eve erken dön" diyenleri.
Hande Şenocak-Derince/İzmit
Küçük kedinin ayağı
Günlerden bir gün merdivenlerden yavaş yavaş iniyordum ki bir kedi vardı. Bu kedinin karşısında iki çocuk.
Uzun boylu çocuğun adı Emre idi, kısa boylu çocuğun adı Melih idi. Kedinin ayağına taş atıyorlardı. Yazıktır, günahtır dedim; ama dinletemedim. Kedi o kadar çok korkmuştu ki tüyleri beyaz ve diken diken olmuştu. Küçük olan seviniyor, büyük olan gülüyordu. Çünkü kedinin ayağını kırmışlardı. O olaydan sonra bu anıyı hiç unutmadım.
Merve Kaşık / Erbaa-Tokat
Uğur böceğimi beklerken
Bir arayıştı belki,
Belki bu yüzden doğum günümde bekledim,
Oturup penceremin kenarında
bir uğur böceği gelir ve konar diye
Uğur böceği gelip konsana
Penceremin panjuruna,
Çok ihtiyacım var, sana ve uğuruna
Şanslı olmalıydım bu doğum günümden sonra
Uçup gelmen için dua ettim.
Yaraları sarmak için,
Geçmişi unutmak için,
Acıları unutmak için,
Bir kez daha yeni bir sayfa açmak için.
Seni sadece görmem yetecekti,
akşama kadardı bekleyişim.
Umutsuzca ayrılırken penceremin kenarından
Gözlerimde nem vardı o an
Fakat ben farkına varmadan,
Sen gelip konmuşsun saçıma
Yoksa aynaya baktığımda
Seni fark edemeseydim eğer,
Son, son bakışım olacaktı...
Teşekkür ederim uğur böceği,
Geldiğin için, bana uğur verdiğin için
Şimdi ne zaman sana ve uğuruna ihtiyacım olsa,
Beklerim seni penceremin kenarından...
Beyzanur Ay / Kayseri
AHVAH BABA: Soba, kestane, Fenerbahçe
Ahvah Baba bir defa da yüzünü göstersen be. Seni merak ediyorum ve seninle email'leşmek istiyorum. Ben senin tüm yazılarını takip ederim her ne kadar sizin gazetenin spor sayfasını sevmesem de.
Sayın Ahvah Baba;
Sizin spor sayfası ne zaman, ne zaman düzelir biliyor musun? Halil İbrahim Ekiz Bey rengini daha fazla belli etmezse. Ne zaman ki Fenerbahçe'ye yer vermeyen, ondan bahsetmeyen anlayış giderse düzelir ancek. Sırf spor sayfası yüzünden bir sürü arkadaş aboneliği bıraktı. Bir tane FB'li yazar bulamadınız mı? İnşaallah herkesin derdine derman olduğun gibi benim de derdim derman olursun. Teşekkürler Ahvah Baba. Atacan Gurbanov
Acayip isimli enteresan okurum;
Yüzümü görüp de n'apıcaksın yaa... Benim yüzümde bişi yok ki... Hayır yüzsüz diilim elbette; ama yüzümde bişi yok diyorum. Olsa aynanın karşısından ayrılmam ki bakarım da bakarım.
Spor sayfasıyla ilgili şikayetine gelince... Bak işte bu olmadı Fenerbahçeli okurumcuğum. Ben spor işleriyle ilgilenmediğim gibi, gazetenin başka bölümleriyle de, hızla erime krizine giren Fenerbahçe'nin hali pürmelali ile de maalesef ilgili birisi değilim.
Yahu arkadaşlar, ciddi olarak söylüyorum bu spor işini fazla abartmayın yaa... Yapıyorsanız bişi diyemem; ama aktif olarak içinde bulunmadığınız bir olayı abartmakta yarar yok. Hem karınızın Sarı-Lacivert filan olması gibi bir durum da kesinlikle doğru diil, 'külliyyen yalan', demedi demeyiniz.
Havalar soğudu...
Herkes odun, kömür, turşu, reçel, peşinde, senin düşündüğün şeye bak... Yapmayınız, etmeyiniz, kestane alıp, bir sobanın veya mangalın başına geçiniz, görelim mevla neyler...
|