KATLİAM GİBİ: 19 ölü, 30 yaralı
Yozgat'ın Saraykent ilçesi yakınında, iki otobüsün çarpışması sonucu meydana gelen trafik kazasında 19 kişi öldü, 30 kişi de yaralandı.
İzmir'den Erzincan'a giden Erzincan Yes Turizm'e ait Halis Şengül yönetimindeki 45 VU 787 plakalı yolcu otobüsü ile Kars'tan Ankara'ya giden Kafkas Kars Turizm'e ait, Osman Ulutaş'ın kullandığı 34 ZE 7947 plakalı yolcu otobüsünün çarpışması sonucu 19 kişi öldü, 30 kişi de yaralandı. Yozgat Emniyet Müdürü Mehmet Akif Acarlı, şoförlerden birinin uyuması sonucu meydana geldiği belirlenen kazada iki şoförün de öldüğünü söyledi.
Yetkililer, çarpışmanın etkisiyle her iki otobüste bulunan ve ölen yolcuların cesetlerinin birbirine karıştığı, bu nedenle kimlik belirleme çalışmalarının güçlükle yapılabildiği bildirildi. Kazada ölenlerden kimlikleri belirlenen 17 kişinin isimleri şöyle: Yaşar Yüreğir, İzzet Sağdıç, Hasan Tek, Mahmut Kafnur, Cemal Canbaba, Adil Çirlitaş, Bülent Kara, Emine Yüreğir, Hasan Sarı, Osman Ulutaş, Begüm Soylu, Niyazi Günaydın, Dürsev Günaydın, Görkem Biçken, Halis Şengül, Elif Top ve Aysel Ciminli.
Yolcular kazayı anlattı
Yozgat Devlet Hastanesi'ne kaldırılan yaralılardan Ayşe Soylu, kazayı şöyle anlattı: "Kars'tan Erzurum'a gidiyorduk. Birden gürültü koptu. Ben gözlerimi açtığımda ağabeyim ve babam koltuğun arasına sıkışmıştılar. Onları kurtarmaya çalışırken çok kan kaybettim. Beni hemen hastaneye getirdiler." Resul Oral ise şunları anlattı: "Uykuya daldığım anda kazayla kendime geldim. Kazanın nasıl olduğunu anlamak mümkün değil." Yozgat/CHA
Devletin zirvesi üzgün
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer: "Yapılan tüm uyarılara ve gösterilen çabalara karşın, trafik terörü ülkemizin önemli sorunları arasındaki yerini korumaktadır.
Trafik terörünün önlenmesi konusunda her vatandaşımız, üzerine düşen görevleri yerine getirmelidir. Bu sorunun çözümü için vatandaşlarımı bir kez daha dikkatli ve duyarlı olmaya, kurallara uymaya çağırıyorum."
Başbakan Bülent Ecevit: "Çok sayıda vatandaşımızın hayatını kaybetmesinden ve yaralanmasından büyük üzüntü duydum. Kazada hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilerim."
TBMM Geçici Başkanı Vecdi Gönül: "Trafik kazalarına karşı hepimize düşen en önemli görev, dikkatli olmak ve kurallara uymaktır. Kurallara uygun davranmadığımız sürece milletimize ve ekonomimize büyük darbe vurma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz."
Çıkartın şu kanunu!
1950'li yılların Türk Ceza Kanunları ile trafik kazalarının önlenmesi mümkün gözükmüyor. Boray Uras'ın uzun yürüşü ve çabaları ile Meclis'te görüşülmesini istediği tasarı ise Meclis kapanmadan önce gündeme gelmediği gibi Meclis açıldığından bu yana da henüz adından söz edilmedi.
95 yılında 115 bin, 96 yılında 104 bin, 99 yılında ise 441 bin kaza gerçekleşti. Türkiye, terör nedeniyle kaybettiği vatandaşının iki katını son on yılda trafik canavarına kurban verdi. Son on yılda 58 bin 927 kişi trafik kazaları sonucu hayatını kaybetti, 1 milyon bin 713 kişi yaralandı ve 200 binin üzerinde insan özürlü kaldı.
Uganda'ya yetişiyoruz
Trafik kazalarının, en büyük sorunlar arasında görüldüğü Türkiye, bin araç başına düşen trafik kazası ve ölü-yaralı sayısı bakımından, 148 ülke arasında 20. sırada. Dünya Bankası verilerine göre, Türkiye, son yıllarda trafik kazası açısından, dünya ülkeleri arasında hızla yükselen bir trende sahip. Türkiye'de, her bin aracın neden olduğu trafik kazasında, ortalama 25 kişi ölüyor ya da yaralanıyor. En çok ölüm 130 kişi ile Uganda'da. İstatistiklere göre 1989 yılında 103 bin 758 trafik kazasında 6 bin 332 kişi hayatını kaybetti, 80 bin 13 kişi de yaralandı. 1998 yılıda ise 446 bin 25 kazada 4 bin 852 can kaybı olurken, 114 bin 552 kişi de yaralandı.
Komşulardan utanın!
Türkiye, komşuları arasında da en kötü sicile sahip bir ülke. Her bin aracın karıştığı trafik kazalarında ölen ya da yaralananlar açısından Türkiye'nin rakamı 25 iken, bu sayı Yunanistan'da 10, Bulgaristan'da 4, Rusya'da 10, İran'da 14, Irak'ta 5, Suriye'de ise 24 kişi. Çin'de ise bu sayı 22 iken, dünyanın en büyük 4. nüfusuna sahip Endonezya'da sadece bir kişi.
Yeni yasa umut
Yeni yasa trafik cezalarını ağırlaştırıyor ve trafik kazalarından dolayı ölüme sebebiyet verenler hakkında açılan davalarda bir sene hapis yatılmasının ardından tahliyelerini engelliyor. Kanunun önemi şu örnekle çok daha net ortaya çıkıyor: 1985'teki Karayolları Trafik Kanunu'ndan önceki durumda alkollü araç kullanmak kesin olarak yasaktı. 1985 yılında Türkiye'de meydana gelen 62 bin trafik kazasından 3 bini alkollü araç kullananlar yüzünden kaynaklanıyordu. 1985'de yasa değişti. Alkollü araç kullanma derecesine göre mümkün hale getirilince tablo şöyle değişti: 1986 yılında 95 bin trafik kazası oldu. Trafik kazalarındaki bir önceki yıla göre artış oranı yüzde 42, alkollü araç kullananların sebebiyet vermiş oldukları kazalarda yüzde 376'lık bir artış ortaya çıktı. Yani 12 bine çıktı.
Trafik kurbanı ünlüler
5 ŞUBAT 93: Eski bakanlardan ANAP İstanbul Milletvekili Adnan Kahveci, ve eşi Füsun Kahveci ile kızları Aslı.
7 ŞUBAT 93: ANAP Milletvekili Mümin Gençoğlu.
10 ŞUBAT 93: Şampiyon rallici Renç Koçibey.
8 AĞUSTOS 93: ANAP Milletvekili Yılmaz Hocaoğlu.
9 EYLÜL 95: Ahmet Taner Kışlalı'nın ilk eşi Nilgün Kışlalı.
31 MAYIS 93: Sanatçı Uzay Heparı
6 TEMMUZ 93: Gazeteci Teoman Erel.
15 MART 96: İstanbul RP Milletvekili Aydın Menderes, ağır yaralandı.
17 OCAK 98: Pop müziğin sevilen gruplarından Vitamin'in solisti Gökhan Semiz.
27 HAZİRAN 98: Sanatçı Kerim Tekin
12 ARALIK 99: MHP Çanakkale Milletvekili Sıtkı Turan
21 KASIM 99: FP Gaziantep Milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı.
Türksat 2-A'yı teslim alıyoruz
Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, Avrupa'nın en gelişmiş uydusu Türksat 2-A'yı teslim almak üzere bugün Fransa'ya gidiyor.
Bakan Öksüz, 15-17 Ekim tarihleri arasında Fransa'nın Cannes kentinde Avrupa'nın en gelişmiş uydusu Türksat 2-A'yı, yapılacak törenle teslim alacak. Ulaştırma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Türkiye'nin üçüncü uydusu olan Türksat 2-A'nın 16 Ekim tarihinde testlerinin tamamlanarak kasım ayı içerisinde Güney Amerika'daki Fransız Guyana'sından Ariane füzesiyle fırlatılacağı bildirildi.
Bakan Öksüz, "Türksat 2-A'nın devreye girmesiyle birlikte, Londra'dan Çin'e kadar yayın yapılabilecek. Bu alan içerisinde nerede bir Türk var ise ülkemizin Tv yayınları onlara ulaşacak. Ayrıca bu uydu sayesinde rahat haberleşme imkanına sahip olacaklar." dedi. Öksüz, Türksat 2-A'nın yaklaşık 300 milyon dolara mal olduğunu vurguladı.
Irak'a bir uçak dolusu ilaç
Mersin Serbest Bölge Kullanıcıları Derneği, Irak'a 40 koli ilaç, tıbbi malzeme ve 4 uzman doktor gönderdi.
Dernek Başkanı Ferhat Özbekoğlu, Adana Hava Alanı'nda uçağın hareketinden önce yaptığı açıklamada, yardımın ABD Temsilciler Meclisi gündemindeki sözde Ermeni soykırımı tasarısı ile hiçbir ilgisinin olmadığını belirterek, "Yardımımız insani amaçlıdır." dedi. Özbekoğlu, BM kararıyla Irak'a uygulanan ambargonun da artık kaldırılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Irak kafilesinde yer alan Mersin Ticaret Odası Başkanı Hamit Hayfavi ise Iraklıların çok zor günler geçirdiğini ve yapılan yardımın komşuluk ilişkileri gereği olduğunu belirterek, "Ambargonun kaldırılmasını bekliyor ve Irak'la ticari ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz." dedi.
Kadın Kolları faaliyette
Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) Kadın Kolları, 2000-2001 yılı faaliyet dönemini, dün Diyanet Vakfı Konferans Salonu'nda düzenlenen bir törenle açtı.
Törene Türkiye Diyanet Vakfı Genel Müdürü Mehmet Kervancı ve Kadın Kolları Başkanı Ayşe Sucu katıldı.
Kadın Kolları Başkanı Ayşe Sucu açılışta yaptığı konuşmada, bu yılki eğitim, kültür ve sosyal alandaki faaliyet programlarında, "İslam Peygamberinin Çağımıza Dönük Yüzü", "Kur'an'ı Anlama Dersleri", "Dinî ve Felsefî Sohbetler", "Kelimelerle İfadenin Boyutları" gibi konuların yer aldığını belirtti. Sucu, "Bunların yanı sıra umre ve diğer geziler, burs ve çeşitli dallardaki kurslarımız da devam edecektir." dedi. Tören Kadın Kolları'nın faaliyetlerini anlatan bir sinevizyon gösterisi ve tasavvuf musikisi konseri ile son buldu. Ankara ZAMAN
Türkiye-ABD gerginliği olaylara gebe
Ermeni tasarısı nedeniyle ABD ile girilen hassas dönem Türkiye'yi nasıl etkileyecek? ABD, Türkiye'nin çektiği restleri görecek mi? Yoksa boyun mu eğecek?
Bilindiği gibi Türkiye, ABD açısından stratejik öneme sahip Irak'a, 'Kürt bölgesini' by-pas edecek şekilde ikinci sınır kapısı açma hazırlığına başladı. Büyük bir gizlilik içinde yürütülen bu projeye göre, ikinci kapı mevcut Habur Sınır Kapısı ile Suriye sınırı arasında yer alacak ve doğrudan Türkmen bölgesine ulaşacak. Yeni kapı ile Türkiye, Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) lideri Mesut Barzani'nin Kuzey Irak'taki nüfuz alanını da önemli ölçüde devre dışı bırakmış olacak.
Türkiye'de büyük tepki ile karşılanan ABD Temsilciler Meclisi'ndeki Ermeni tasarısı girişimleri, Ankara'nın son dönemde misillemeler de içeren bir dizi karşı önlemin ilk aşamasını yürürlüğe koymasına yol açmıştı.
Ankara, Bağdat ile ilişkileri maslahatgüzarlıktan büyükelçilik düzeyine çıkarma konusunda da prensip kararı alırken, hava ambargosuna rağmen Irak başkentine insani yardım uçuşu yapmak isteyen bir Türk şirketinin başvurusunu da olumlu karşılamıştı. Ayrıca Türkiye, Ermeni tasarısı ABD'de meclisten geçtiği takdirde, Amerikalıların aktif olarak Irak'a uçuş gerçekleştirdiği İncirlik Hava Üssü'nün de operasyonel niteliğinin gerekirse durdurulabileceği sinyalini vermişti.
Geçtiğimiz on yıla baktığımızda, Türkiye ile ABD ilişkilerinin gerginleştiği dönemlerde Türkiye'nin bazı güçler tarafından destabilize edildiği görüldü. Örneğin 90'lı yılların başında Türkiye'nin Çekiç Güç ile yaşadığı sıkıntılarla ilgili bölgesel bir dış politika izlemeye kalkışması, ABD'nin en rahatsız olduğu İran ile Kürt meselesi konusunda işbirliğine girmiş olması ABD tarafından hiçbir zaman cevapsız bırakılmadı. ABD, Türkiye'nin restlerine her zaman kapalı; ama uluslararası ilişkiler kapsamında ele alındığında sonuçları son derece ciddî cevaplar verdi.
Yaptığımız araştırmalara göre 1992 yılında Muavenet Gemisi'nin ABD'ye ait Saratoga uçak gemisi tarafından üstelik kaptan köşkünden vurulması dönemin konjonktürü açısından değerlendirildiğinde Türkiye'ye verilmiş bir mesaj anlamı taşıyordu. Gerek dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Vural Beyazıt'ın, gerekse dönemin Genelkurmay Başkanı'nın açıklamaları bu olayın kesinlikle bir tesadüf olamayacağı şeklindeydi. Geriye tek bir soru kalıyordu: Neden?
Gerek Muavenet olayı, gerekse Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis gibi Türkiye'yi derinden yaralayan olaylar, zamanlamaları açısından ele alındığında hep Türkiye ile ABD ilişkilerinin krize girme eğilimi içerisinde olduğu olaylardı. Armagedon adlı kitabımızda bu tez, belgeleriyle işlenmişti. Tezin haklılığını güçlendiren son gelişme ise, kitabın Genelkurmay tarafından tavsiye edilen kitaplar listesine girmiş olması.
Açıkça söylemek gerekirse Genelkurmay Başkanı Org. Kıvrıkoğlu'nun ABD'ye yönelik 'Bizi soykırımla suçlayanlar önce kendi tarihlerine baksınlar.' sözlerinin ABD tarafından nasıl algılandığını merak etmiştim. Genelkurmay Başkanı'nın bu sözlerinin hemen ertesinde Harbiye Orduevi'nin bombalanması ve bombalama olaylarının devam etmesi bir tesadüf olabilir mi?
Daha ilginç gelişmeler de var. Hatırlayacağınız gibi birkaç yıl öncesine kadar İsrail ile sıkı ilişkiler kuran Türkiye, son bir iki yıldır aynı yakınlığı sanki göstermiyor gibi. Bu durum özellikle savunma sanayii ile ilgili bazı ihalelerin İsrail'e verilmemesi ile kendini gösterdi. İsrail bu kez Ermeni tasarısı konusunda eskisi gibi tavır koymadı aksine Mahir Kaynak'ın ifadesiyle tasarıya 'tam destek' verdi. Dolayısıyla Türk-Amerikan ilişkilerinin gerginleşmesinde İsrail etkisini de gözardı etmemek gerekiyor. (Aydoğan VATANDAŞ)
Sigara fiyatına 2 yıl hapis
Fazladan hapiste yattığı 2 yıl 2 ay 22 gün için devlete 30 milyar liralık tazminat davası açan Müslüm Bingöl'e bilirkişi ''500 bin 258 lira''lık iş kaybı çıkardı. Bingöl, davayı geç açtığı gerekçesiyle 500 bin lirayı da alamadı.
Cezaevinde boşuna yattığı 2 yıl 2 ay 22 gün için avukatı Ali Hıdır San aracılığıyla tazminat davası açan Müslüm Bingöl, devletten 15 milyarı maddi, 15 milyarı manevi toplam 30 milyar lira tazminat istedi. Devlete karşı açıldığı için İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, bilirkişi raporu istendi.
Bilirkişi atanan serbest mali müşavir Burhan Semen, yasalarımıza göre Bingöl'ün yıllık, günlük ve haftalık harcama çizelgesini çıkartıp, 2 yıl 2 aylık iş kaybının toplam 500 bin 258 lira olduğunu belirtti. Buna göre, devlet Bingöl'e boşuna yattığı her gün için 297 lira para ödeyecekti. Bilirkişi raporu geldikten sonra davayı ele alan İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 aylık zaman içinde açılmadığı, zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle davayı reddetti. Cezaevinde kaldığı süreler için devletten tazminat isteyen Bingöl, böylece bilirkişinin tespit ettiği 500 bin lirayı dahi alamamış oldu.
Bingöl, "Ben cezamı yatıp, çıktıktan sonra Askeri Yargıtay, bana verilen cezanın fazla olduğuna karar verdi. Mahkeme de karara uyarak bana 4 yıl 5 ay 10 gün hapis vermiş. Oysa ben bana verilen cezanın iki katı hapiste yattım." dedi.
Müvekkilinin davasının başka tazminat davalarıyla karıştırıldığını belirten Avukat Ali Hıdır San, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracaklarını belirterek, "Müvekkilim cezaevinde kaldığı süreler için tazminat talebinde bulunmuştur. Bu tür davalarda zaman aşımı olmaz." şeklinde konuştu.
Çıkınca anladı
Müslüm Bingöl, 15 yaşındayken, 1980 yılında Alsancak'ta meydana gelen kuyumcu soygunu sanığı olarak Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılandı.
Hakkında idam cezası istenen Bingöl, 4 yıllık yargılama sonunda, yaşı küçük olduğu için 16 yıl hapis cezası aldı. İnfaz Kanunu gereği cezasının karşılığı olan 7 yıl 6 ay hapiste yatan Bingöl, 23 yaşında bir genç olarak tahliye oldu. Hayatının en güzel çağları olarak nitelendirilen günlerini cezaevinde geçiren Bingöl için Askeri Yargıtay, kararı bozdu. Müslüm Bingöl'ün soygun değil, soyguna iştirakten yargılanması gerektiğine karar verildi. Mahkeme de karara uyarak Bingöl'e 4 yıl 5 ay 10 gün hapis verdi. Karar, Bingöl cezaevindeyken okuma yazma bilmeyen annesine tebliğ edildi. İşe girmek için savcılıktan sabıka kağıdı almaya giden Bingöl, hakkında verilen son kararı öğrenince fazladan cezaevinde yattığını öğrendi. (Ramazan ERCAN)
GAP fuarında ilgi silahlara
Şanlıurfa'da bu yıl üçüncüsü düzenlenen GAP'2000 Uluslararası Sanayi ve Tek noloji Fuarı'ndaki stantlar arasında en fazla ilgiyi Makine Kimya Endüstrisi görüyor.
Hafif ve askeri silahların sergilendiği standın sorumlusu Yılmaz Ceyhan, tamamıyla yerli silahlardan oluşan sergide gördükleri ilgiden memnun olduklarını belirterek, fiyatları 200 milyon lira ile 400 milyon arasında değişen silahların bütün özelliklerini vatandaşlara anlattıklarını söyledi.
lMehmet DENER / Şanlıurfa CHA
Solcu partilerden Filistinlilere destek
Sol görüşlü partiler, Ankara ve İstanbul'da gerçekleştirdikleri eylemlerle İsrail ve ABD'yi protesto ettiler.
Emeğin Partisi (EMEP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) ile Sosyalist İktidar Partisi (SİP) temsilcileri, Ankara'da İsrail Büyükelçiliği önünde bir açıklama yaparak, İsrail'i Filistinlilere karşı tutumundan dolayı protesto ettiler. Partiler adına açıklamayı yapan EMEP Ankara İl Teşkilatı Sekreteri Tacim Şimşek, "Filistin halkının barış adına kendilerine dayatılan koşulları, gösterilerle protesto etmeye yönelmelerini, İsrail geleneksel şiddet yöntemiyle karşıladı." dedi. Şimşek, İsrail'in, gücünü ABD emperyalizminden aldığını vurguladı.
Demokrasi ve Barış Partisi, EMEP, HADEP ve ÖDP'nin İstanbul il örgütleri de Levent'teki İsrail Konsolosluğu önünde İsrail'i kınayan ortak bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, İsrail'in Filistin'de bir haftadır sürdürdüğü saldırılarda 200'den fazla Filistinli'nin şehit olduğu belirtildi. Basın açıklamasından sonra, İsrail ve Amerika aleyhine slogan atan gruptan birkaç gösterici yanlarında getirdikleri Amerikan ve İsrail bayraklarını yakmak istediler. Güvenlik güçleri, bayrakların yakılmasını engelledi. Grup, 'Filistin Devleti tanınmalıdır', 'Kahrolsun Amerikan emperyalizmi, Kahrolsun İsrail' sloganları eşliğinde konsolosluktan ayrıldı.
l İstanbul / Ankara ZAMAN
Yeşil Kart'ta son günler
ABD'nin her yıl düzenlediği 'Green Card' (Yeşil Kart) piyangosu başvuruları 1 Kasım'da sona eriyor.
ABD, bu yıl düzenlediği çekiliş ile 2002'de yaklaşık 4 bin Türk vatandaşına oturma ve çalışma izni verecek. Vize piyangosuna katılmak isteyenlerin, en az lise ve dengi okul mezunu olması ya da eğitim ve deneyim gerektiren bir işte son beş yıl içinde iki yıldır çalışıyor olması gerekiyor. Başvuru için bir ücret talep edilmezken, İngilizce olarak hazırlanacak başvuru formunun 1 Kasım'a kadar gönderilmesi gerekiyor. Green Card piyangosuna katılmak isteyenlerin, başvuru formunu normal ya da uçak postasıyla "DV-2002 Program, Kentucky Consular Center, Lexngton, KY 41903, U.S.A." adresine göndermesi gerekiyor. İstanbul CHA
Gönül gözü ile becerdi
Muharrem Çelik, sadece yüzde 30 görebilen tek bir fersiz gözle yaptığı sanat çalışmalarıyla bugüne kadar 10'dan fazla karma sergiye katıldı.
Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü mezunu olan Çelik, genç yaşına rağmen çok şeyi hayatına sığdırması ile dikkat çekiyor. Çelik'in vitraydan desene, batikten alüminyum kabartmaya, hat ve portreden resim çalışmalarına kadar uzanan geniş yelpazeli bir sanat yaşamı bulunuyor. Üçüncü kişisel resim sergisini 27 Ekim'de Şair Nabi Kültür Merkezi'nde açacak olan Çelik, resimlerde tamamen iç dünyasını fırça ile kağıda aktardığını söyledi. Sağ gözünün hiç görmediğini; sol gözünün ise ancak gözlük aracılığı ile yüzde 30 gördüğünü ifade eden Çelik, "Sanat çalışmalarımda gönül gözüm bana yardımcı oluyor." dedi.
lMehmet DENER / Şanlıurfa CHA
Cinsel eğitim yaygınlaşıyor
İstanbul'daki ilköğretim okullarında geçen öğretim yılında pilot proje olarak başlatılan ve kamuoyunda cinsel eğitim olarak bilinen Ergenlik Dönemi Değişim Projesi (ERDEP), bu öğretim yılında Ankara'nın da içinde bulunduğu 17 ilde yürütülecek.
Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü, ilçe milli eğitim müdürleri ve ilköğretim okulu müdürleri ile fen ve biyoloji branşlarındaki öğretmenleri dersin nasıl işleneceği konusunda bilgilendirdi. ERDEP, İstanbul'daki deneyimler de göz önüne alınarak yenilendi. İlköğretim okullarının 6, 7 ve 8. sınıflarındaki öğrencilere yönelik cinsel eğitim dersi haftada 1 saat verilecek. Kız ve erkek öğrenciler derslere 60 kişilik gruplar halinde, ayrı ayrı katılacaklar.
Korsan rehberlerle ilanlı mücadele
Kültür Bakanlığı, korsan çalışan rehberlerin ülke turizmine verdikleri zararları göz önüne alarak, kaçak rehberlere engel olmak için bakanlığa bağlı bütün müzelere uyarıcı levhalar astı.
Müzeler Genel Müdürlüğü'nün emriyle, müzelerin giriş kısımlarında asılan levhalarla turistler üç ayrı dilde korsan rehberlere karşı uyarılıyor. Türkçenin yanı sıra İngilizce, Almanca ve Fransızca olarak turistlere uyarılarda bulunan levhalarla, turistlerden kendilerini gezdiren rehberlerin kokartları olup olmadığını kontrol etmeleri isteniyor.
l Hakan YILMAZ İstanbul CHA
Fay büyük bir nimetmiş
Tuz Gölü'nün oluşumunda fayların etkili olduğu belirlendi. Söz konusu gölden çıkarılan tuzlar her gün milyonlarca sofraya tat veriyor.
Niğde Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü ile Sedimantoloji Çalışma Grubu'nun öncülüğünde, çeşitli üniversitelerden öğretim üyelerinin katılımıyla "Haymana-Tuz Gölü-Ulukışla Basenleri" konulu bir çalışma yapıldı. Söz konusu araştırma ile bölgenin jeolojisi ile depremselliği araştırıldı, Tuz Gölü'ndeki kirlenmenin boyutları analizlerle ortaya konuldu.
Çalışmayla dünyadaki sayılı tuz üretim merkezlerinden olan ve doğal güzelliği ile göz kamaştıran Tuz Gölü'nün oluşumunda, iki fay zonunun etkili olduğunu belirlendi. İç Anadolu'daki kıta içi havzaların en büyüğü olan Tuz Gölü'nün, Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultulu bir çöküntü içinde yer aldığı kaydedildi. Peçenek, Muradlı, Günyüzü gibi havzalarda yeni birikim yüzeyleri oluşurken, Tuz Gölü havzasında "fay kontrollü" gelişimin devam ettiği ifade edildi.
Kıymetini bilemedik
Araştırma sonucunda depremle ortaya çıkan tuz nimetinin kıymetini bilmediğimiz de ortaya çıktı. Çünkü binlerce yılda oluşan Tuz Gölü'nde, kirlenme ciddi boyutlara vardı. Tuz Gölü havzasının ülkenin tuz gereksiniminin karşılanması açısından "vazgeçilmez" olduğuna işaret edilen çalışmanın analiz sonuçları şöyle: "Konya Havzası ile Tuz Gölü'ne kanalizasyon ve dolayısıyla ana tahliye kanalı aracılığıyla bir yılda verilen ortalama atık su miktarı 1500 litre/saniyedir. Peçeneközü Deresi ile İnsuyu Deresi gölü, başta gelen kirletici kaynaklardır. Bunlardan gelen deterjan, azot, yağ ve gres, organik madde, serbest kükürt, nitrat, florür, fosfor ve civa gibi parametrelerinin kirlenmeye yol açtığı sonucuna varılmıştır. Tuz Gölü'nün bir litre suyunda 37 miligram olarak tespit edilen deterjan oranı, katı tuzda 0-2 miligram arasında bulunmuştur. Gölün bir litre suyunda yağ ve gres miktarı 257, kükürt miktarı 12, nitrat miktarı 3,2, nitrit miktarı 0,1, sülfat miktarı 66 miligram, civa oranı ise 0,5 ppb olarak tespit edildi." KONYA
Muhabirimiz ahçılık ödülü aldı
Bursa Haber Müdürümüz Kahraman Şahintaş, başarılarına bir yenisini daha ekledi.
Şahintaş, Bursa'da 35 usta ahçının katıldığı yemek yarışmasında maklube yemeği ile 2'nci oldu. Şahintaş, daha önce görev yaptığı Denizli'de aynı yemekle 39 ev hanımı arasında birinci olmuştu. Maklube yemeğini isteyen herkese yapabileceğini söyleyen Şahintaş, yemeğin tuz ayarını tam yapamadığı için birinciliği kıl payı kaçırdı. Medyanın da ilgi odağı olan Şahintaş, "Maklube yemeğini yapmak benim tutkum. Osmanlı döneminde meşhur olan ve Türk mutfağında pek tanınmayan maklube yemeğini bu tür yarışmalarla tanıtarak yemek kültürüne katkıda bulunmak istiyorum." dedi. Harun ERDEM-Fatih KARAKILIÇ/Bursa
Dedeler yarıştı
Manavgat'a bağlı Ballıbucak'a, yol, su, elektrik gibi hizmetlerin gelmesi için şimdi de 70'lik Erkek Güzellik Yarışması düzenlendi.
20 kişinin başvurduğu yarışmada elemeleri geçen 10 dede, köy meydanında yapılan finalde yarıştı. Yörelerine has kıyafetler giyen dedeler, tüm hünerlerini sergilediler. Jürinin birinciyi seçmekte zorlandığı yarışmada 9 numarayla yarışan 75 yaşındaki Ahmet Yılmaz kupaya uzanan isim oldu. Raif Ok (80) 2. olurken, İsmail Erdoğan 3. oldu. Kestane güzelliğini Ramazan Taş kazandı. Antalya CHA
Diyalog da zedelendi
İsrail saldırıları, dinlerarası diyalog çabalarına darbe vurdu. Papa ile görüşen Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz'ın, İsrail başhahamı ile 13-19 Kasım'da yapmayı planladığı görüşme süresiz ertelendi.
Filistin topraklarında yaşanan gerginlik ve İsrail'in saldırganlığı, Türkiye'de sivil toplum örgütlerinin başlattığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın da çeşitli organizasyonlarla sürdürdüğü din adamları ve kültürler arasındaki diyalog çalışmalarına da sekte vurdu. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz'ın, Hıristiyan dünyasından sonra Yahudi din adamlarıyla da bir araya gelme maksadıyla İsrail'e yapacağı ziyaret, bölgedeki tek taraflı savaş nedeniyle iptal edildi. Bu çerçevede Diyanet'in, bu ayın sonuna doğru İzmir'de yapmayı düşündüğü uluslararası yeni bir diyalog toplantısı da belirsiz bir tarihe ertelendi.
Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz'ın, geçtiğimiz aylarda Papa ile görüşmesinden sonra gündeme gelen ve İsrail başhahamının ısrarlı daveti üzerine 13-19 Kasım tarihleri arasında yapılması planlanan Diyanet'in İsrail ziyareti süresiz olarak ertelendi. Ancak bu program çerçevesinde aynı tarihler arasında gerçekleştirilmesi planlanan Suriye ve Ürdün ziyaretlerinin hayata geçirileceği belirtildi.
Ürdün ve Suriye'ye ziyaret
Konu hakkında görüştüğümüz bir Diyanet yetkilisi, son aylarda farklı dinlerden din adamlarının bir araya gelmesiyle artan diyalog çabalarına bir katkı sağlamak ve böylece dünya barışını desteklemek maksadıyla İsrail'in davetinin kabul edildiğini, hatta ziyaretin 13- 19 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığını hatırlatarak, ancak bölgede son günlerde eski bir Yahudi yetkilinin tahrikkar ziyaretiyle başlayan intifada ve İsrail saldırıları üzerine bunu iptal etmek zorunda kaldıklarını söyedi. Bu ortamda yapılacak ziyaretin diyaloğa hiçbir katkısının olmayacağını ifade eden aynı yetkili, yüzlerce masum çocuğun kanı akarken, yapılacak diyalog girişimlerinin abesle iştigal olacağını söyledi. Bu program çerçevesinde, İsrail'den başka Filistin, Ürdün ve Suriye yetkilileriyle görüşmelerin de planlandığını kaydeden yetkili, 4 bölgenin ziyaretinin İsrail'le birlikte Filistin bölümünün de iptal edildiğini, diğer iki ülkenin ise belirtilen tarihler arasında ziyaret edileceğini ifade etti. Diyanet yetkilisi, İsrail'in katı tutumu ve başlattığı silahlı saldırıları yüzünden doruğa çıkan krizin, sadece bölge barışını değil, diyalog faaliyetlerini de olumsuz etkilediğini, önümüzdeki günlerde İzmir'de yapmayı düşündükleri uluslararası bir başka diyalog toplantısının da bu gelişmeden ötürü ileri bir tarihe ertelendiğini dile getirdi. (Nedim YALÇIN)
Acil AB'ye uyum yasaları
Hukukçular, AB'ye giriş sürecinde uyum yasalarının bir an önce çıkarılması konusunda siyasileri uyardılar: 'Uyumayın, uyum yasalarını çıkarın.'
Aybay Hukuk Araştırmaları Vakfı tarafından düzenlenen 'Corpus Juris ve Avrupa Birliği'nin Mali Çıkarlarının Korunması Alanında Hukuksal İşbirliği' konulu seminerde bilim adamları topu siyasilere attı. Önceki gün sonra eren ve iki gün süren seminere yerli ve yabancı çok sayıda bilim adamı katıldı. Açılışını Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün yaptığı seminerin son gününde AB giriş sürecinde Türk mevzuatında yapılması gereken düzenlemeler masaya yatırıldı. Bilim adamlarının ortak görüşü çağdışı kalmış mevzuatın AB ile uyumlu hale getirilmesi idi. Bu düzenlemelerin bir egemenlik sorunu haline getirilmeye çalışılması ise doğru bulunmadı. Taksim Nippon Otel'de yapılan seminerin son gününde verilen mesajlar şöyle idi:
Prof. Dr. Duygun Yarsuvat
Galatasaray Üniversitesi:
DGM tamamen kaldırılmalı. DGM'nin varlığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 5 ve 6. maddelerine kesin aykırıdır. Görevlerini ağır ceza mahkemeleri yapabilir. Hakimler arasında da ayrılık gayrılık meydana getiriyor. Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdari mahkemeleri (AYİM) de kaldırılmalı. İdari mahkemeler bile kaldırılmalı. AYİM bağımsız ve tarafsız yargı ilkesine aykırı. Yargı birliğine aykırı bir durum söz konusu. Ayrıca bizim adli teşkilat içindeki Yargıtay'ın bir dairesi, Askeri Yargıtay'ın baktığı işlere bakamaz mı?"
Prof. Dr. Rona Aybay
Bilgi Üniversitesi:
DGM'lere ihtiyaç var mı yok mu? Uzmanlık mahkemesi olarak gerek yok deniliyor. DGM'lere ihtiyaç olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca 1992 yılında çıkarılan CMUK gerçekten uluslararası standartlarda önemli hükümler getirdi. Ancak CMUK'tan DGM'ler istisna edildi. Bunlar AB'ye giriş sürecinde insan hakları bakımından sorun meydana getirebilir.
Simone White OLAF:
Avrupa hukuk ile nasyonal hukuk arasında bir mesafe var. Bugün her kafadan bir ses çıkıyor. Bu olguyu oluşturacak insanların politik görüşleri farklı oldukları için ortak bir noktada birleşilemiyor. Bu sadece sizde değil, Avrupa'da da söz konusu. Ama insanlar biraz daha ileri düşünmeli. İleriye bakmalıyız. İleri bakarak elde etmeye çalıştıklarımız bizim için kazançtır. AB'ye girince egemenlik kısıtlanacak deniyor. Ancak halkın egemenlik hakları zaten devletler tarafından kısıtlanmış durumda. AB özgürlükleri sınırlamıyor. Özgürlükleri havuz içerisinde toplamadır.
Prof. Dr. Haluk Günuğur
Gazi Üniversitesi:
AB'ye giren her ülke yasama, yürütme ve yargı erklerinde egemenlik devrini kabul ederler. Biz bu devir için anayasal ve yasal neler yapılmalıdır tespit edip siyasilere sunduk. Bunu uygulayacak olan siyasilerdir. Anayasa'nın 6. maddesi 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyor. Bu madde ile AB uyum sağlayamayız. Egemenlik AB ile ortaklaşa kullanılır demek lazım. Düşünce ve anlatım özgürlüğü alanında gerekli düzenlemeler yapılmalı. DGM'ler yeniden düzenlenmeli. Ölüm cezaları kaldırılmalı. Azınlık hakları konusu tekrardan ele alınmalı. (Erkan ACAR)
Tıpta hata sebebi bilgisizlik
Sağlık Bakanlığı'na gelen şikâyet dosyalarında kadın doğum birinci sırada. Yüksek Sağlık Şûrası'nda görüşülen dosyaların yüzde 53'ünde doktor hatası tespit edildi.
Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre tıbbî hatadan dolayı bakanlığa 1994 ile 1999 yılları arasında 931 şikayet dosyası ulaştı. Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Yüksek Sağlık Şûrası'nda görüşülen dosyaların yüzde 53'ünde doktor hatası bulunduğu tespit edildi. En çok tıbbi hatanın yaşandığı branş kadın doğum. İkinci sırada ise dahiliye geliyor. Sağlık Bakanlığı, yanlış tıbbi uygulama hatalarında birinci sebep olarak bilgi noksanlığı ve beceri eksikliğini görüyor. İkinci sırada ise dikkatsizlik geliyor. Sağlık Bakanlığın tıbbi hatada üçüncü neden olarak 'karar verme hatası' tespit etmiş.
Bin 500 şikayet
Kullanılan araç ve gereçlerin yetersizliği tıbbi hatada dördüncü sırada bulunuyor. Sağlık hizmeti verilen yerin olması gereken özellikleri taşımaması, zaman yetersizliği tıbbi yanlışlıkların oluşmasında diğer sebepler arasında sayılıyor. Ağustos 1998 tarihinden itibaren Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şûrası'na tıbbi hatalardan dolayı 200'ün üzerinde sağlık çalışanı hakkında dosya intikal etti. Aynı süre içinde Sağlık Bakanlığı'na bin 500 şikayet ulaştı. Yine bu süre içinde Sağlık Bakanlığı aleyhine 35 dava açıldı. Bu davalardan 2'si sonuçlanarak 2 milyarı bulan tazminata hükmedildi. (Sadullah ÖZCAN)
Pomak Türkleri destek bekliyor
Türkiye'nin, bölgesel dengeler açısından yıllardır sahip çıkmadığı Balkanlar'ın 'kimlik mağduru' halklarından
Pomak Türklerine son aylarda ilgi göstermesi, Bulgaristan'daki soydaşlarımız arasında memnuniyetle karşılanıyor. Üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) Partisi'nin Smolân Bölge Başkanı Nefize Hacı, çoğunluğu Rodop bölgesinde yaşayan Pomak Türkleriyle Türkiye'nin ilgilenmesinin kendileri açısından önemine dikkat çekerek, senelerdir siyasî ve sosyal sıkıntılar içerisinde yaşayan bu halkın, daha fazla desteğe ihtiyacı olduğunu söyledi. HÖH ve Türk cumhuriyetlerinden sorumlu Devlet Bakanlığı'nın ortaklaşa organizasyonuyla TÖMER'de 45 günlük Türkçe kursu için Türkiye'ye gelen Nefize Hacı, özellikle Bulgaristan'ın Rodop bölgesinde yaşayan ve Türkçeyi yeterince bilmeyen Türklere yönelik bu tür kursların büyük bir ihtiyaç olduğunu kaydetti. Nefize Hacı, gazetemizin Ankara bürosunu ziyaret etti ve Rodop bölgesi ve buradaki Pomak Türkleri ile Türkiye'nin son günlerde kendilerine gösterdiği ilgi hakkında bilgi verdi.
Pomak Türkleri sıkıntılı
Bölgelerinde büyük bir ekonomik sıkıntı içerisinde olduklarını kaydeden Hacı, Rodop dağlarının ortasında bulunan Smolyân bölgesinde yaklaşık 150 bin Pomak Türkü'nün yaşadığını, 1992'de yapılan nüfus sayımında bu insanların kendilerini 'Müslüman' olarak beyan etmelerinin de çok anlamlı olduğunu söyledi. Hacı, bölge halkının esas olarak madencilik, ormancılık, tarım ve hayvancılıkla uğraştığını, ancak ulaşım ve bayındırlık alanlarında geri kalmışlığın ciddi boyutlara ulaştığını kaydetti. Hacı, yaşadıkları sıkıntıları şöyle dile getirdi: "Bulgar yetkililerin problemimize çare bulacaklarına umudumuz yok. Çalışma yaşında olan nüfusun yüzde 40'ı işsiz; gizli işsizlik oranı ise yüzde 70'tir. Sosyal durumun ağır olması, özel girişimciliğin gelişmesi için de engel teşkil etmektedir; girişimde bulunan hemşerilerimiz ise çok çeşitli zorluklarla karşılaşmaktalar. Rodoplar bölgesinin gelişmesi, Türklerin sıkıntılarını gidermek için yabancı sermayeli ortaklıkların kurulması tek çıkış yolumuzdur. Bölgemizdeki sosyal ve ekonomik kriz, halkımızın manevî ve kültürel hayatlarında da ciddi tahribatlara yol açmaktadır." (Nedim YALÇIN)
AB önündeki engel nüfus
Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mete Tunçay, Avrupa Birliği için Türkiye'nin önündeki engelin demokrasi değil demografi olduğunu söyledi.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği 'Bağımsızlık mı Yoksa Karşılıklı Bağımlılık mı?' konulu 'Dialog Platformu' toplantısına katılan Tunçay, Türkiye'nin meselelerini demokrasi yoluyla çözmek zorunda olduğunu, ancak AB yolunda en büyük engelin demokrasi değil demografi olduğunu vurguladı. "Demokrasi meselelerin çözümü için uygulanmalıdır." diyen Tunçay, şöyle konuştu:
"Demokrasi alçak gönüllülüktür. Avrupa'yı korkutan şey Türkiye nüfusunun büyüklüğü olduğunu tahmin ediyorum. Tam bağımsızlık ütopyadır. Türkiye, hukuken bağımsız bir ülkedir. Ancak coğrafi olarak ticaret yönüyle bağımlı, tarihsel olarak bağımlı, uzaktaki süper güçle bağımlı, uluslararsı örgütlerle, örneğin Dünya Bankası, Uluslararası Para Platformu, IMF gibi kuruluşlarla bağımlıdır. Bağımsızlığım tam manasıyla söz konusu değildir. Önemli olan karşılıklı bağımlılık ve insan mutluluğudur." dedi.
Tunçay, Avrupa'nın İslamcı siyaseti kabul etmeyeceğini vurgulayarak, "Bundan sonraki mesele Alevi meselesidir. Bir sonraki bunalım sorun Alevi sorunu olacaktır. İnsanlar hoşgörülü, sağduyulu ve diyalog içerisinde olmalıdır." diye konuştu. Harbiye'de bulunan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından düzenlenen toplantıya değişik meslek gruplarından yaklaşık 40 kişi katıldı. Bülent Ceyhan/İstanbul CHA
Gülen davası yarın başlıyor
Fethullah Gülen hakkında açılan davanın görülmesine yarın başlanacak. Ankara 2 No'lu DGM'de görülecek olan davaya, müvekkillerini temsilen Gülen'in avukatlarının katılması bekleniyor.
Mahkeme, düzenlediği tensip tutanağında, Fethullah Gülen'in adresinin tespit edilmesi için Adalet ve Dışişleri bakanlıkları aracılığıyla ABD'ye müzekkere yazmıştı. İddianamede, Gülen'in yasa dışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu ileri sürülmüştü. İddianamede, Gülen'in 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, 5 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyor.
Haşmetçiler şova hazırlanıyor
Fethullah Gülen'in yarın başlayacak duruşmasında 68'liler Birliği Vakfı Başkanı Haşmet Atahan ve yandaşlarının 'şov' yapmayı planladıkları öğrenildi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Türkan Saylan da dün düzenlediği basın toplantısında davaya müdahil olarak katılma talebinde bulunacaklarını bildirdi. Bu girişimlerinin amacının 'yurttaşlık görevlerini yerine getirmek' olduğunu ileri süren Saylan'ın Gülen'le ilgili sözleri, hedefi gözler önüne seriyor: "...Cumhuriyeti ve laik düzeni içten içe kemiren, bu ve benzeri din sömürüsü yapan tarikat, cemaat ve partilerin gizli yıkıcı ve bölücü eylemlerinin gün ışığına çıkmasını sağlayan..."
Saylan, son günlerde olası bir erken seçim nedeniyle partilerin ve politikacıların tarikatcemaat oylarını hesaplayarak her fırsatta başörtüsü konusu ve orduyu hedef aldığını iddia ederken, Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun İÜ Rektörü Alemdaroğlu'na cevaben sarf ettiği sözlerini de 'faşistçe inciler yumurtlamak' olarak tanımladı. Saylan, başörtüsünü esaret olarak nitelediği sözlerini şöyle sürdürdü: "21. yüzyılda, cumhuriyetimizin 77. yılında Avrupa Topluluğu'na girme yolunda, hâlâ genç kızları tutsak eden başörtüsü polemiğinden medet ummak, çağdaşlıktan söz eden politikacıların halk gözünde ancak inandırıcılıkları ve değerlerini yetirmelerine neden olur, olmaktadır, olacaktır."
Abi işçi lazım mı?
Taşı toprağı altın olan İstanbul, Irak, Rusya, Ukrayna, Estonya, Romanya, Bulgaristan ve Kuzey Afrika ülkelerinden gelen ucuz işçilerin de umut kapısı oldu.
Dimitri, Alex, Sahap, Aziz, Kamuran ve daha niceleri sabahın köründe Aksaray'ı mesken tutmuşlar. Her yeni gün onlar için yeni bir umut, yeni bir iş, yeni bir heyecan demek. Birbirlerini tanıyalı belki sadece bir ay olmuş; ama onlar yılardır can ciğer arkadaşmış gibi samimi olmuşlar İstanbul'da. Sayıları binleri bulan yabancı uyruklu kaçak işçilerin birbirinden ilginç hikayeleri ve anıları var.
Daha ucuza çalışıyorlar
Aksaray Metro İstasyonu'nun hemen arkasında Horhor'da bulunan Türk amelelerin 4 ila 15 milyon lira yevmiye ile çalıştığı inşaat işlerinde, onlar 1,5 ila 4 milyon lira arasında değişen ücretlerle çalışıyor. İçlerinde şanslı olanlar günlüğü 8-10 milyon lira olan işler buluyor. Hiçbir sosyal güvenceleri olmadan her türlü işte çalışıyorlar. En fazla çalıştıkları işler ise inşaat, oto yıkama-yağlama, kanalizasyon, tekstil, gemi, demir-döküm.
Onların en büyük sorunu polisler. Çünkü o gün polise yakalanmayan yevmiyeyi kurtarıyor, polise yakalananlar ise kendini sınırda buluyor. Ekmek derdi korkularına galip geliyor. Çok korktukları polisin hemen yanı başında Aksaray İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün karşısındaki kaldırımlara sıra sıra dizilmiş işçiler, sabahın erken saatlerinden itibaren ekmek derdindeler. Bir yandan polis arabalarını gözetlerken bir yanda da umutla kendilerini almaya gelecek işvereni bekliyorlar.
Ülkemizde ölelim mi?
Konuşmak için yanlarına gittiğimizde Türkçe bilenler hemen öne çıkıp, "Abi işçi lazım mı?" diye soruyor. Gazeteci olduğumuzu söyleyince yüzlerindeki umudun yerini endişe ve panik alıyor ve kalabalık birden dağılıveriyor. İçlerinden cesaretli olanlar yanımıza gelip daha hiçbir şey söylemeden "Abi biz de insanız. Ülkemize geri dönüp de ölelim mi? Orada sıkıntı var, sefalet var. Biz sadece ekmek derdindeyiz." diyor.
Kendim için değil
50 yaşındaki Suriyeli Mehmet amca, 4 çocuğu ve eşini ülkesinde bırakıp İstanbul'a gelmiş. Bir yıldır İstanbul'da o iş senin, bu iş benim çalıştığını söyleyen Mehmet amca, "Kendim için değil çocuklarım ve ailem için yaşıyorum. Benden para bekliyorlar, ne yapıyorsam onlar için." diye konuşuyor. '1 yıl olmuş aileni hiç özlemedin mi?' diye soruyoruz, gözleri ağlamaklı "Hepsi gözümde tütüyor. Evimi ben de çok özledim. Ama gidersem bir daha dönemem diye korkuyorum." diyor.
Irak'tan kaçıp gelmiş
25 yaşındaki Aziz, Süleymaniye'den Saddam'ın baskısından kaçıp gelmiş. Türkiye'ye tam 1,5 ay süren uğraşları sonucu giriş yapabilen Aziz, İstanbul'a 4 gün önce geldiğini söylüyor. Türkçe bilmeyen Aziz'e Filistinli arkadaşı Ahmet tercümanlık yapıyor. Arkadaşı Kamuran ile birlikte her sabah Aksaray'a geldiklerini söyleyen Aziz, siftah bile yapamamış. Bin dolar parasının 700'ünü kendini Türkiye'ye getirenlere verdiğini anlatan Aziz, kalan parasıyla daha kaç gün geçinebileceğini kendisi de bilmiyor.
Kovsalar geri dönerim
Yine Iraklı 33 yaşındaki Fakir, ismiyle müsemma bir hayat yaşıyor. Suçsuz yere Irak'ta 10 yıl cezaevinde yattığını söyleyen Fakir, hapishanede kendisine yapılan işkence ve yanık izlerini gösteriyor ve "Burada açlıktan ölürüm de Irak'a dönmem. Eşim ve iki çocuğuma para göndermek zorundayım. Onları da buraya getirmeyi çok istiyorum. Polis göndersin her defasında geri gelirim." diyor.
Iraklı işçilerin yoğun olduğu Aksaray'da Rusya, Belarus, Ukrayna, Estonya, Romanya, Bulgaristan, Arnavutluk ve Kuzey Afrika ülkelerinden işçiler de var. Hepsinin derdini dinlemek istiyoruz ama karşıdan gelen polis arabasıyla bütün kalabalık bir anda dağılıyor bize de elimizdekilerle yetinmek düşüyor. (Fatih YILMAZ)
Saraçoğlu ve Keçili ifade verecek
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, Egebank soruşturması kapsamında Devlet eski Bakanı Rüştü Saraçoğlu ile işadamı Nail Keçili'nin ifadesinin alınmasını istedi.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen Egebank'ın, 86 milyon dolarlık Off Shore hesaplarıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, Cumhuriyet Savcısı Mecit Ceylan, Devlet eski Bakanı ve Merkez Bankası eski Başkanı Rüştü Saraçoğlu ile işadamı Nail Keçili'nin ifadesinin alınmasına gerek gördü. Bunun üzerine, Saraçoğlu ve Keçili'nin ifadesinin alınması için İstanbul Mali Şube Müdürlüğü'ne talimat yazısı yazıldı. Bu arada, yazının Mali Şube Müdürlüğü'ne henüz ulaşmadığı öğrenildi. Talimat yazısının şubeye ulaşması halinde, Rüştü Saraçoğlu ile Nail Keçili'nin ifadesinin alınabilmesi için gerekli girişimlerin yapılacağı bildirildi. İstanbul AA
Keçili tansiyondan hastaneye kaldırıldı
Cenajans Grey'in Başkanı Nail Keçili, dün rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı.
Nail Keçili önceki akşam saatlerinde yüksek tansiyon nedeniyle rahatsızlanarak yakınları tarafından Yeşilköy'deki İnternational Hospital'e kaldırıldı. Nail Keçili'ninin doktoru Operatör Doktor Cengiz Aslan, Keçili'nin durumunun pazartesi günü çekilecek EMAR'dan sonra belli olacağını açıkladı.
Dr. Aslan, "İnsan yoğun stres altında kaldığı zaman bu tür sağlık problemleri ile karşılaşabilir." dedi. Aslan durumu iyiye gitmesi halinde Keçili'nin bir hafta içinde taburcu olabileceğini belirtti. Nail Keçili'nin, Egebank'ın içinin boşaltılmasına ilişkin olarak düzenlenen "Kasırga Operasyonu" çerçevesinde açığa çıkan ve Egebank'a el konulmasından 1 gün önce, 21 Aralık 1999'da bankanın güvenlik kameralarınca çekilen görüntülerde olduğu tespit edilmişti. Seyfettin KOÇAK / İstanbul (CHA)
|