
Gazeteci Nuriye Akman: Alternatif koymak istedim
Nuriye Akman'ı 'sorularıyla' tanıdık. Soru sormak onun için bir tutku. Zaman zaman 'zor' soruları ile muhataplarını kızdıran, hatta bazı röportajları yarım kalan Nuriye Akman artık hayata daha toleranslı bakıyor. Hem de bu toleransını, medya dünyasının en agresif ortamına; yani televizyona taşıyor. 'İnci Avcısı' adını verdiği programı ile salı akşamları izleyici ile buluşan Akman, sahip oldukları eşyalardan yola çıkarak ünlülerin düşünce dünyalarını ve bilinmeyen özelliklerini ortaya çıkarıyor. Çok tanındıkları için, 'özel yaşamları hep merak konusu olan' ünlü simalar Akman'ın programında, sulu yaklaşımlardan ve reyting çığırtkanlığından uzak, seviyeli ve bir o kadar da ilginç özellikleri ile ekrana yansıyor.
Hakkı Devrim, bir röportajında "Günümüzde televizyona ilgi duymayan gazetecilerin basın hastanesinden kontrole götürülmesi gerektiğine inanıyorum." demişti. Gazeteciler televizyona neden bu kadar ilgi duyuyor? Kendi özelinizde anlatabilir misiniz?
Ben yapılan programlardan hoşnut olmadığım için televizyona yöneldim. Meslektaşlarımın yaptığı programlardan hoşnut olmamak yetmez tabii ki. 'Sen olsaydın ne yapardın?' sorusunu da sormak lazım. Ben bu soruyu hep sordum ve kafamda böyle bir program canlandı. Biraz orijinal ve diğerlerinden farklı olsun istedim. Günlük haber temposunun dışında bir şeyler yakalanabilir mi telaşıyla yapılmış bir çalışma. Belki benim biraz şiire düşkün oluşum ve hayatın içindeki şiirlerin kaçıp gitmesini görmem ve onları yakalamak gerektiğini hissetmem beni bu yola itti. Şiir yazma hobimi söyleşi tekniği ile nasıl birleştirebilirim diye düşündüm ve böyle bir şey ortaya çıktı. Ben televizyonları eleştirirken alternatifimi de ortaya koydum. Çünkü şu anki programların hepsi birbirine benziyor.
Özel televizyon varken neden TRT?
Ben program teklifimi önce TV8 ve NTV'ye sundum. TV8 ile anlaşamadık. NTV çok ilgilendi. Deneme çekimi yaptırttı. Çok beğenildi. Fakat çok emek ve zaman isteyen bir program olduğu için NTV çalışmayı lüks buldu. Sonra o deneme çekimini TRT'ye götürdüm. TRT çok beğendi. TRT benim için her bakımdan doğru bir yer. Reyting kaygıları yok. Ben bağıran ve reklam gereksinimi olan program yapmıyorum ve yapmak istemiyorum. Beni dinlemek isteyenlere seslenmek istiyorum. Aslında biraz daha kısa, film tadında bir şeyler istiyordum; ama her şeye rağmen sonuçtan memnunum. Yönetmenim Yıldırım Eskici'nin de becerisi ile programda şiirselliği yakaladık.
İnci Avcısı ünlülerle nasıl bir ilişki kuruyor?
Ünlülerin eşyaları ile ilişkisini sorgulayan bir formatı var. Eşya, onların duygu ve düşünce dünyalarına geçebilmek için bir köprü. Onların duygu dünyalarının derinliklerine dalabilmek için bir tüp eşyalar. İnsanlar şimdiye kadar hep benim soru sorma tekniğimle ilgilendiler ve hard sorular yöneltmekle tanına geldim. Bu, risk almaktı. Şimdi ise son derece yumuşak ve zaman zaman basit görünebilen; ama basit göründüğü için de insanların kolayca iç dünyalarını teslim edebildikleri; ama onlara hiç ihanet etmeyen bir program yapıyorum. Hiç tuzak kurmayan bir program. Farklı yoldan da aynı sonuca ulaşılabilir mi tarzında bir yol arayışı. Kısacası televizyonda bilinen üslubumu değiştirdim.
Televizyonlardaki reyting çılgınlığı göz önüne alındığında sizinki biraz akıntıya kürek çekmek değil mi?
Ben kendi içimdeki akıntılara uygun kürek çekiyorum. O zaman içten olurum. Bağıranları dinlemekten artık yorgun düştük.
Farklı isimler de olabilirdi. Programa konuk ettiğiniz ünlüleri neye göre belirlediniz?
Bu 13 isim; öncelikle benim istediğim ve TRT'nin kabul ettiği isimler. Bir de bana öncelikle randevu verenler. Bir sürü insan ortada örnek bir program olmadığı için katılmak istemedi. Kolay da değil tabii ki. Çünkü çekim maratonu tam iki gün sürüyor. Bize en az zamanı Reha Muhtar verdi. Onu 3 saatte çektik.
İki günlük çekim için çok sıkı hazırlanmış olmanız gerekir. En azından insanlar için nesneleri belirlemek bile başlı başına bir iş.
Ben insanın gömleğinden yola çıkarak bütün iç dünyasını ortaya koyabilirim. Konuşacağım insanlar şu nesnelerinizi seçelim, siz de onlar hakkında düşünün ve size sürpriz sorular soracağım dedim. Program öncesi bir psikiyatrisle konuştum, ansiklopedi karıştırdım. O nesnenin tarihî ve psikolojik anlamlarını araştırdım. Program konuğunun vereceği bütün yanıtlar şiire dönüşecek. Acaba nasıl sorarsam ve bu nasıl cevap verirse ben onu şiire dönüştürürüm meselesini önceden düşündüm. Rastgele soru sormadım. Bir nesnenin bütün çağrışımlarını önüme döktüm ve onları tekrar yoğurdum. Röportaj bittikten sonra da o metinleri çözdüm. İkinci bölümde stüdyoda yazdığım şiirleri ekrana okudum.
Sizinle konuşan ünlülerin tepkisi nasıl oldu?
Çok ilginç buldular. Hayatları boyunca böyle bir şey düşünmemişler. Şiire dönüşmüş bölümlerine delirdiler. Ben insanın içinin şiir kaynadığını düşünüyorum. Şiiri de en iyi eşyası söyler. Ne kadar becerebildiğimizi seyirci söyleyecek. Bunlar sadece konuğun değil benim de iç dünyamı yansıtıyor. Her şey çok sakıncasız gidiyor. Adam sadece biblosunu anlatayım diye giderken iç dünyasını ortaya döküyor. Ortaya çıkan şeyler kötü şeyler değil.
Eşyalardan yola çıkarak program yapma fikri nasıl oluştu?
Ben eşyaya önem veriyorum. Etrafımızda çok eşya olduğunu ve bunların bizi yorduğunu düşünüyorum. Fiziksel ihtiyaçlarımızı karşılamanın çok ötesinde anlamları olduğunu ve onlara şükran duygumuzu ifade edemediğimizi, bazen de gereksiz şekilde bir hamal gibi onları yüklendiğimizi düşünüyorum. Bu kadar çok eşyaya ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum. Eşyaların dışında biraz şiir, biraz röportaj derken program oluştu.
|