GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

15/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


TOPLUM 


Bana ekolünü söyle...

Yılmaz ve Erbakan, Alman; Özal Amerikan, Ecevit ise İskandinav ekolünden. Küreselleşen dünyada dengelerde Amerika lehine gelişiyor. Ekoller de tek tipleşiyor.
Türkiye'de insanların zaman zaman ekollere ayrılması "falanca Alman, falanca Amerikan ekolünden" türünden sözler dikkat çeker. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda açık bir Fransız modeli etkisi görmek mümkündür. Atatürk'ün o tarz bir eğitim alması ve İngilizce bilmediği halde Fransızca konuşabilmesi ve çevresinin de bu duruma paralel oluşması, genç Cumhuriyet'in rotasını da Avrupa ve özellikle de Fransa istikametine çevirmişti.

Türkiye'de Fransız ekolü denilince akla ilk gelen Galatasaray Lisesi ve Üniversitesi. Onun dışında St. Joseph, Sen Pulcheril ve St. Michel de önde gelen Fransız okullarından. Bugün ülkemizde akademisyen, gazeteci, işadamı ve siyasetçi olarak önde gelen bazı insanlar bu okullardan mezun.

Soğuk savaş sonrası dünyanın tek kutuplu bir yapıya dönüşmesi doğal olarak kültürleri de tek tipleştiriyor. Yaklaşık 30 - 40 yıl önce bütün Avrupa'nın gözde lisanı Fransızca iken, şimdi neredeyse bütün dünya İngilizce konuşuyor. Amerikan kültürü tartışmasız bütün dünyada etkili. Türkiye açısından da durum farklı değil. Kendisini Fransız ekolünden olmayan; ancak Fransız düşüncesine yakın bir kişi olarak tanımlayan Mehmet Ali Kılıçbay, Türkiye'nin Avrupa kapısından içeri Fransa kanalıyla girmesine rağmen, özellikle DP iktidarı ve NATO üyeliğinin rotayı ABD'ye doğru çevirdiğini vurguluyor.

Yerli kültürler out!

Kılıçbay'a göre küreselleşme ile birlikte yerli kültürler out olmaya başladı. Başlangıç aşamasında kent merkezlerinden voraşlara doğru kayan yerli kültür, artık bir alt kültür sembolü haline geliyor. Bugün dünyada kültürel değerlerin en önemli ifade kanalları olan film, CD ve kitap pazarının % 96'sı ABD'nin elinde. Yani Amerika bütün dünyaya kültür ihraç ediyor. Türkiye'nin ise kültürel ihracatı yok. Amerika'yı Fransa ve İngiltere izliyor. Sadece bu örnek bile dünya üzerindeki Amerikanlaşma olgusunun net bir göstergesi.

Türkiye'de Amerikan ekolü denildiğinde ilk akla gelen kurum Robert Kolej. Bugün siyaset, iş dünyası ve bürokrasi alanında önde gelen pek çok isim Robert Kolej mezunu. Bu okulda eğitim alan; ancak Amerikan ekolü olarak kabul edilmeyen nadir isimlerden birisi Başbakan Bülent Ecevit. Ecevit daha çok İskandinav ekolüne yakın bir isim. Tüm dünyada olduğu gibi Amerikan etkisi Türkiye'de de yeni bir olgu. NATO ile Türkiye'nin gündemine giren ve 1983 yılında ANAP'ın iktidarı ile iyice perçinlenen Amerikan ekolünün en ağırlıklı ismi merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'dı.

Sadece Amerika var!

Türkiye'yi liberalizm ile tanıştıran ve başkanlık sistemini tartışmaya açan Özal'ın çevresi de Amerikan ekolüne yakın isimlerden oluştu. Özellikle son dönemde danışman kadrosu içine aldığı veya yakın durduğu gazeteciler Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Fehmi Koru ABD'de eğitim alan isimler.

Bu isimlerden Fehmi Koru eskiden dünyada egemenlik anlayışının farklı olduğunun altını çizerek, şimdilerde Amerikan kültürünün her tarafı kapladığını ve farklı ekolleri sona erdirdiğini vurguluyor. Koru'ya göre bir zamanlar çok korkulan kavramlardan olan 'kültür emperyalizmi' başarıya ulaştı ve 'Amerikan emperyalizmi' olarak tescillendi. Bundan belki 20 - 30 yıl önce bir ülkede okumak ve o ülkenin kültüründen etkilenmek mümkündü. Şimdilerde ise nerede okursanız okuyun, hayatınızda hiç gitmemiş olsanız bile Amerikan kültürünün etkisi altında kalıyorsunuz. Artık zihinler eğitim alınan ülkeye göre değil, sadece Amerika'ya göre şekilleniyor.

Almanya'nın konumu

Bugün Avrupa Birliği içinde özellikle ekonomik alanda lider ülke Almanya. Almanların tarihsel olarak 'imparatorluk' hayalleri var ve bu düşüncenin günümüzde de devam ettiğini gözlemlemek mümkün. Almanya'yı iyi tanıyan isimlere göre bu ülke halen kendini dünyanın merkezinde görüyor. O nedenle Türkiye, Almanya için önemli nüfuz alanlarından. Türk siyasetinde Alman ekolüne yakınlık denilince akla gelen ilk isimler ise ANAP lideri Mesut Yılmaz ve kapatılan RP'nin yasaklı lideri Necmettin Erbakan. Alman siyaset çevrelerinde özellikle Mesut Yılmaz'ın mükemmel Almancasından övgüyle söz ediliyor.

Basının tavrına da yansıyor

Ekol farklılıkları medyaların tavrına da doğrudan etki yapıyor. Örneğin Amerika ile Fransa'nın gazetecilik gelenekleri oldukça farklı. Amerika'da çok köklü bir basın özgürlüğü geleneği var. ABD'de basın - siyasi iktidar ilişkileri karşıtlık (adversary relation ship) ilkesine dayalı. Siyasi skandallar konusunda ABD basınının atak tavrı (Monica Lewinsky ve Water Gate olayları) bu durumun göstergesi. Buna karşılık Fransız basını da basın özgürlüğü fikrine saygılı; ancak devlete ve siyasi iktidarlara çok daha yakın bir pozisyona sahip. Bu noktada en önemli örneği Haluk Şahin veriyor. Şahin'e göre, eski Cumhurbaşkanı Mitterand'ın evlilik dışı dünyaya gelen bir kızı, bilindiği halde yıllarca Fransız basınında yer almadı. Yine Haluk Şahin'e göre başlangıçtan bu yana Fransız ekolüne en yakın gazete Cumhuriyet, Amerikan ekolüne önemli örnek ise Galatasaray mezunu olmasına karşın Abdi İpekçi.

Sonuç olarak küreselleşen dünyada her alanda dengelerin Amerika lehine değiştiğini artık herkes kabul ediyor. Ekoller, tek tipleşiyor ve geriye Amerikan ekolü kalıyor. CNN'iyle, AP'siyle, Mc Donald's'ıyla, blue jean'ıyla, filmleriyle, müzikleriyle Amerikan ekolü, hakim kültürün bir numaralı belirleyicisi. (Zafer ÖZCAN)




Gurbette ölüm de zor!

Ölüm gurbet tanımaz. Ruh kuşu uçup gittiğinde cenazeyi vatana götürmek için bir uğraş başlar. İşte bu uğraşı kolaylaştıracak bir girişimdir Cenaze Fonu.
Bir yakınını kaybetmek acıların en büyüğüdür. Hele bir de ani bir ölüm olursa insanın eli ayağı tutmaz, şuuru adeta kaybolacak duruma gelir. İşte böyle bir anda o kimse için yakınları, tutan eli, yürüyen ayağı olur. Acısını hafifletir, teçhiz ve defin işlerini onlar halleder.

Memleketten, eş-dost ve akrabadan uzakta yaban ellerde yaşayan gurbetçilerimizin içine düştükleri bu zor durum, Almanya'da faaliyette bulunan ve yurtdışındaki vatandaşlarımıza dini, milli ve kültürel alanda hizmet vermekte olan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği ( DİTİB )'nin başlattığı Cenaze Fonu ile çözülmek isteniyor. Çünkü yurtdışında vefat eden vatandaşlarımızın en önemli sorunlarından birisi vefat ettiklerinde Türkiye'ye cenazelerinin getirilip defnedilmesi. Acı ve üzüntü içerisinde kalan cenaze yakını için cenazenin hazırlanması ve Türkiye'ye gönderilmesi birçok işlemle cenaze sahibinin uğraşmasına neden oluyor ve yüklü bir para harcanıyor.

DİTİB tarafından oluşturulan fona üye olan vatandaşların vefatı durumunda hemen fon devreye giriyor ve bütün işlemleri takip ediyor.

Cenaze Fonu tarafından Türkiye'ye getirilen cenaze havaalanından alınarak defin mahalline nakil hizmeti bir protokol çerçevesinde Türkiye Diyanet Vakfı'nın şirketlerinden olan Divantaş tarafından yürütülüyor. Divantaş, cenazenin inebileceği, Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Antalya, Samsun, Trabzon, Erzurum, Elazığ, Malatya, Gaziantep ve Kars havaalanlarında bu hizmeti veriyor. Divantaş İstanbul sorumlusu Sezai Altun, "DİTİB üyesi bir vatandaş, İspanya'da vefat etse, bu üyenin cenaze ile ilgili işlemleri bu ülkede yapılıp Türkiye'ye gönderilmektedir. Ayrıca cenazenin yanında bir refakatçinin gidiş dönüş ücreti de fon tarafından karşılanmaktadır." diyerek yaptıkları hizmeti dile getiriyor.

İnsanın en zor anında imdadına koşan bu vakfa üye olanlar ilk giriş aidatı olarak yüz mark ödemek zorunda. Yıllık aidatı ise o yıl içerisinde gönderilen cenazelere harcanan paranın fon üyelerine paylaştırılmasıyla ortaya çıkan rakam. Bu da yetmiş-seksen mark civarında değişiyor. Ayrıca bu fona üye olan kimsenin bakmakla yükümlü olduğu kimseler de ücretsiz olarak bu hizmetten yararlanabiliyor.

Bilgi için: Divantaş ( Diyanet Vakfı Neşriyat, Pazarlama, Ticaret, Sağlık ve Turizm AŞ ) Tel.0 216 474 08 77 - 492 03 47 (Mükremin ALBAYRAK)



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.