Okuma özürlü toplumda farklı olma mecburiyeti...
Okumayan bir toplumda gazete yayıncılığı yapmak da, gazetenin tirajını artırmak için, promosyon ile gazete almaya alıştırılmış bir okuyucuya promosyon olarak kitap vermek de bana pek mantıklı gelmiyor.
65 milyonluk Türkiye'de toplam tirajın, her türlü promosyona rağmen 3 milyonu bile bulmaması elbette sadece bu neslin problemi değil. Ve elbette okumama problemi sadece okuyucuya yüklenerek çözülecek bir problem değil.
Piyasaya çıkan gazetenin, derginin, kitabın niteliği kalitesi içeriği de gerçekten önemli satış için. En önemli şey ise okuyucu ile yayının frekanslarının tutması tabii ki!
Çıkın bakın insanların kalabalık olarak bulundukları yerlere. Özellikle de toplu taşım araçlarına. Metrolarda, otobüslerde, uçakta, şehirlerarası otobüslerde veya kafeteryalarda, şurada burada ne yazık ki okuyan birkaç kişi görebilmek için onları aramanız gerekecek!
Gerçekte okumama problemi bir azgelişmişlik göstergesidir.
Gelişmiş ülkelerde insanlar hem daha çok çalışıyorlar, hem de daha çok okuyorlar.
New York Metrosu'nda okumayan birkaç kişi görebilirsiniz. Ama Tokyo Metrosu'nda karınca sürüsü gibi kalabalık metro ortamında bile okumayan hiç kimse bulamazsınız. Bir eliyle düşmemek için trenin bir tarafından tutan Japonların diğer ellerinde mutlaka ya gazete ya kitap ya da bir dergi vardır. Orada gazeteler hem de promosyonsuz günde 10 ile 15 milyon arasında tiraj yapıyor.
Hayatlarını komünizmin gölgesinde geçirmiş Orta Asya milletlerinde bile okuma oranı Türkiye'nin kat kat üstündedir. Türkiye'de bir kitap en fazla birkaç bin basılırken, oralarda romanlar bile yüz binlerce basılıp satılıyor.
Türkiye okuma özürlü bir toplum olsa da ülke genelinde okuyan insanların çoğunun bizim duygu ve düşünce dünyamıza uzak olmadığını görmek sevindirici. Diğer televole basınının, tenceresiz, tavasız, deterjansız, cam tabaksız, bardaksız satışlarını belirlerseniz, onların bu yardımcı promosyonlar olmadan fazla satmadıklarını tespit edebilirsiniz.
Dikkat ederseniz her türlü hukuki engele rağmen bir promosyon bitmeden diğerini başlatıyorlar. Hatta bazen gazetelerinin bir tam sayfasının eş zamanlı sürdürdükleri promosyon kuponları ile dolu olduğunu görürsünüz.
Marketlerde, benzin istasyonlarında alışveriş yaptığınızda size verilen gazeteleri de gerçek tirajdan düşerseniz ortaya okuma probleminin ne denli büyük olduğu ve fakat aynı zamanda okutma özürlü bir medya ile karşı karşıya olduğumuzu açıkça görürsünüz.
Zaman gibi bir fikir gazetesinin, üstelik promosyonsuz satışının 100 binlerle ifade edilmesi duygu ve düşünce dünyası itibariyle Zaman'ın hitap ettiği kitlenin niteliği ve insanımızın okumaya verdiği önem ortaya çıkar. Aslında Zaman nasıl "farklı gazete" ise zaman okuyucusu da gerçekten "farklı okuyucu." Onun farkı gazetesini satın alıp okumasından öte gazetesini kendi kuruluşu olarak görüp daha fazla satması ve daha fazla okunması için elinden gelen hiçbir gayretten çekinmemesidir.
Zaman geçtikçe nesiller sürekli değişiyor, yenileşiyor. Her nesil kendisiyle birlikte yeni kavramlar, yeni söylemler, yeni ihtiyaçlar ve talepler geliştiriyor. Zaman okurlarının Türkiye'nin en fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı olan bir zamanda "hoşgörü talebi" dışında olan şeyleri geri plana itmesinden cesaret alan gazetemiz yöneticileri, her biri yüksek öğrenimli, bütün dünyada geçerli bir mesleğin sahibi, hoşgörü ve diyalog adına dünyanın dört bir yanına fedakârca uzanmış kişiler olan okuyucularımız için en uygun hediyeyi onlara vermeyi tercih ettiler. Son birkaç yıldır ülkemizdeki diyalog ve hoşgörü ortamına önemli katkılar sağlayan Abant Platformu'nun bir nevi meyveleri hükmünde olan kitaplar Zaman okurlarının istifadesine sunuluyor.
Her yıl Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından gerçekleştirilen Abant Platformu'nun yapıldığı Abant'taki otelin bahçesine dikilen "demokrasi ağacı" her gün büyürken, demokrasiye katkı için çabalayan bir gazetenin yerinde saymasına hiç kimsenin gönlü razı olmaz. Gazetemizin başlattığı yeni abone kampanyasının Abant Platformu'nun meyveleri olan kitaplarla başarılı sonuçlanacağını ümit ediyorum. Demokrasi ağacı büyüdüğünde demokrasimizin de aynı olgunluğa erişmesi için okumak ve okutmak gereğini acizane hatırlatma lüzumu hissettim.
Kamuoyu insanların hep bir ağızdan bir talebi dile getirmesi ile oluşuyorsa, demokrasi ve hoşgörü talebinin daha fazla duyulması için daha fazla insanın bağırması gerekiyor. Daha fazla tirajın daha fazla demokrasi ve özgürlük ve daha fazla hoşgörü olacağını akıldan çıkarmamak gerek!
n.gonultas@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
26/
09/
2000...
"28 Şubat stratejilerinin başarısı için..."
27/
09/
2000...
Meclis'in yeni dönemi 28 Şubat yasalarına ayrıldı!
29/
09/
2000...
Vatan, dayak yemediğin yerdir!
01/
10/
2000...
Osmanlı Ermenileri katletmedi, suçluları cezalandırdı!
03/
10/
2000...
E-isyan bastırılamaz!
04/
10/
2000...
Kudüs: "Öteki"nin yaşama hakkı olmayan yer!
06/
10/
2000...
İrtica Türkiye'yi ele geçirmeden karanlığa gömülmek de ne demek?
10/
10/
2000...
Almanlar elektrik kesintileri için tedbir aldı!
11/
10/
2000...
AB'ye asker bakışı
13/
10/
2000...
Amerika kapitalist, biz güya Sosyal Devletiz!
|