GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

16/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


DIŞ HABERLER 


İsrail'den yeşil ışık

Ortadoğu'daki sıcak gelişmelerin ardından gözler bugünkü zirveye çevrilirken, İsrail'in ateşkes ilan ederek barış görüşmelerine başlamaya hazır olduğu bildirildi.

İsrail ile Filistin arasında 28 Eylül'den beri devam eden ve geçtiğimiz hafta savaşa dönüşen gerginliğin ardından bütün dikkatler bugün Mısır'da yapılacak zirveye yoğuşlaştı. Şarm El Şeyh kentinde, ABD Başkanı Bill Clinton'ın da katılacağı zirve konusunda taraflar fazla ümitli konuşmazken, İsrail'in eski başbakanlarından, Bölgesel Planlama Bakanı Şimon Peres, hükümetin derhal ateşkes ilan etmeye ve barış görüşmelerine yeniden başlamaya hazır olduğunu söyledi. Peres, BBC'ye verdiği demeçte, Mısır'da bugün düzenlenecek zirvede anlaşma sağlanması halinde, barış görüşmelerinin yeniden başlayabilmesi için 12 saat içinde ateşkesin yürürlüğe girmesi gerektiğini belirtti.

Öncelik güvenlik

Zirvede, her iki tarafın da güvenlik konusunu ön plana çıkarması bekleniyor. Diplomatik kaynaklara göre, İsrail'in talepleri şunlar olacak:

lFilistin yönetimi tarafından şiddet eylemlerinin acilen durdurulması,

lSerbest bırakılan Hamas ve İslami Cihat militanlarının yeniden tutuklanması,

lEl Fetih ile bağlantısı olan ve son protesto eylemlerinde anahtar rol üstlenen "Tanzim"in silahsızlandırılması,

lFilistin medyasındaki "kışkırtmanın" durdurulması

lİsrail ve Filistin güvenlik birimleri arasındaki güvenlik işbirliğinin yeniden düzenlenmesi ve

lRamallah'ta perşembe günü 2 İsrail askerinin linç edilmesiyle ilgili sorumluların cezalandırılması.

Filistinli milletvekili Hannan Aşravi'ye göre Arafat'ın talepleri de şunlar olacak:

lGerçek mermi kullanımı, tank kullanımı ve kuşatma gibi İsrail şiddetinin sona ermesi,

lİsrail güçlerinin Filistin kent ve köylerinden çekilmesi, Filistin topraklarına uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve

lFilistinlileri koruyacak, İsrail'in şiddet olaylarındaki sorumluluğunu saptayacak ve durumu değerlendirecek bir uluslararası araştırma komisyonu oluşturulması.

Bu arada, Filistin polisinin zirve öncesi Hamas örgütünün 34 üyesini tutukladığını açıklaması dikkat çekti.

Barak'tan ilginç suçlama

Bu gelişmeler yaşanırken, İsrail Başbakanı Ehud Barak, ABD'yi, roket saldırılarını durdurması çağrısı nedeniyle eleştirirken, Filistin lideri Yaser Arafat'ı da "şiddeti barışa tercih etmek"le suçladı. Barak, Amerikan Time dergisine verdiği demeçte, Arafat'ın şiddeti seçtiğini iddia ederek, "Ne yazık ki bu durumda, barış için bir ortağımız olmadığını biliyorum." dedi. İsrail-Filistin barışına eninde sonunda ulaşılacağına inandığını ifade eden Barak, ancak bunun, "fırsatları değerlendirmede yetersiz kalan ve şiddeti tercih eden" Arafat'ın iktidarında olamayabileceğini öne sürdü. Barak, komşu Filistinlilerle barışa varmak konusunda hiçbir zaman umutlarını yitirmeyeceklerini, bunun başka bir alternatifi olmadığını kaydederek, "Onlar da biz de sonsuza kadar buradayız." diye konuştu.

Öte yandan, Hizbullah örgütü, İsrailli bir subayı esir aldığını öne sürdü. Hizbullah lideri Şeyh Hasan Nasrallah, İsrailli albayın, "ayrıntıları sonra açıklanacak komplike bir operasyonda yakalandığını" belirtti. İsrail askerinin, İsviçre'de kaçırıldığı sanılıyor. İsrail Radyosu, söz konusu kişinin İsrail ordusunda albay rütbesinde yedek subay olan bir işadamı olabileceğini bildirdi. Resmi kaynaklara dayanan radyo, askerin, sivil ve askeri elektronik alanında faaliyet gösteren İsrail'in Tadiran şirketinde çalıştığını belirtti. Radyoya göre, güvenlik kaynakları, söz konusu askerin dün kaybolduğunu söylediler. Dış Haberler Servisi




Bağdat'ta barış adımı

İran ve Irak, 1980-1988 savaşından kalan bazı sorunların çözümü için çalışma konusunda anlaşmaya vardı.

Resmi ziyaret için Bağdat'ta bulunan İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi önceki gün, Irak Devlet Başkan Yardımcısı Taha Yasin Ramazan ve Said El-Sahaf ile görüştü. Harrazi, Ramazan ile görüşmesinde, iki ülkenin aralarındaki 8 yıllık savaştan kaynaklanan sorunları çözme yönündeki siyasi iradesinin önemini vurguladı ve 1997'de yapılan anlaşmaya göre kurulan ortak komitelerin çalışmalarına devam etmesini istedi. Harrazi ve El-Sahaf görüşmesinde ise iki dışişleri bakanı 5 ortak komitenin çalışmalarına yeniden başlamasının önemini vurgulayarak, komitelerin kısa sürede faaliyetlerine yeniden başlamaları konusunda anlaştılar. Tahran




Güvenlik görüşmeleri başladı

Türkiye-İran Yüksek Güvenlik Komitesi toplantıları dün sabah Tahran'da başladı.

İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Saim Çotur başkanlığındaki Türk heyeti ile İran yetkilileri arasındaki görüşmelerde, iki ülke arasındaki güvenlik ve sınır sorunları ele alınacak. 4 günlük ziyaret için Tahran'a gelen Türk heyetinde, Dışişleri, Jandarma ve Genelkurmay Başkanlığı yetkilileri de bulunuyor. Türk heyeti dün ayrıca, İran İçişleri Bakanı Abdülvahid Musevi Lari tarafından kabul edildi. Tahran




Uzlaşmaya doğru

Yugoslavya'nın yeni Devlet Başkanı Vojislav Kostunica'yı destekleyen demokratik güçlerle eski lider Slobodan Miloseviç'in müttefikleri, parlamento seçimleriyle ilgili plan üzerinde kısmen anlaştılar.

Kostunica'nın en büyük destekçilerinden Zoran Cinciç, Miloseviç'in sosyalist müttefiklerinin, Sırbistan Parlamentosu'nun bu ay içinde feshedilmesi, seçimlerin aralıkta yapılması, önemli bakanlıkların Kostunica destekçileriyle paylaşılacağı geçici hükümetin kurulmasını prensipte kabul ettiklerini söyledi. Cinciç, Sırbistan Sosyalist Partisi'nin kesin kararını bugüne kadar bildireceğini belirtti. Sırbistan'ın sosyalist Devlet Başkanı Milan Milutinoviç de erken seçimlerin 24 Aralık'ta yapılmasında anlaştıklarını ve iktidarın paylaşıldığı geçici yönetim konusunun artık sorun olmadığını söyledi. Belgrad




Bir acayip memleket

Halkın çeşitli sosyal çatışma noktaları etrafında kutuplaştığı İsrail'de, çatışma noktalarının çakışmaması bir iç savaşı önlüyor.

Aksa İntifadası ile yeniden dünya gündemine oturan İsrail, iç dinamikleri ve siyasal-askeri uygulamaları ile siyaset bilimcileri için verimli bir gözlem noktası olmaya devam ediyor. Geçmişte 5-7 partili koalisyonları, ulusal kriz dönemleri, milli birlik hükümetleri ile hükümet teorilerini altüst eden, kurulduğu gün başlayan sosyalist-liberal savaşı, Altanella gemisinin batırılmasıyla, kendi başbakanlarını öldürmeleriyle "birbirine bağlı millet Yahudiler" kanaatini yok eden, BM toplantılarında dışişleri bakanlarının arkasında lüleli hahamları varken Eurovizyon şarkı yarışmasına bir transseksüeli göndermesiyle kafaları karıştıran İsrail yeniden "kim bunlar" sorusunu sorduruyor dünyaya...

İsrail kalpleri paramparça yetmiş iki millet... Halk çeşitli sosyal çatışma noktaları etrafında kutuplaşmış durumda. Bu çatışma noktaları tamamıyla birbiriyle çakışmadığı için bir iç savaş henüz çıkmamış. Güvercinler-Şahinler kutuplaşması örneğin Aşkenaz-Sefarad kutuplaşması ile ancak % 60 oranlarında örtüşüyor. Dindar-laik çatışması da her iki çatışma ile % 60'larda örtüşüyor. Ancak her üçü arasında aynı oranda örtüşme yok. Dolayısı ile İsrail uyuşma noktalarının etrafında oluşturduğu buluşma ile değil, çeşitli çatışma noktalarının etrafında oluşturduğu dengeler sistemi ile ayakta kalabiliyor... (Kerim BALCI)




Güvercinler ve şahinler

İsrail aşırı politize olmuş bir millet. Gündelik siyasal olaylar hakkında yedi yaşın üzerindeki her İsraillinin bilgisi ve kanaati var.

Siyasal kültür iletişimin canlılığı ile destekleniyor. İsrail'de siyasal içerikli haberler sabah oluşuyor, öğlen saatlerinde tartışılıyor, ikindide tartışmadaki tez ve antitezler oluşuyor ve akşama herkes yarın kendisine fikri sorulduğunda hangi tarafta olacağına karar vermiş oluyor. Kişinin siyasal yelpazede nerede olduğu, kişilik oluşumu ve sosyalleşme sürecinin ilk duraklarından biri: Yedi yaşında çocuklar laik mi yoksa dindar mı olacağını, sosyalist mi liberal mi olacağını, barış taraftarı mı sertlik taraftarı mı olacağını biliyor... Mevcut siyasal gündemin de etkisiyle yediden yetmişe bütün İsraillileri tanımlayacak ilk ayrım da bu sonuncusu olsa gerek: Güvercinler ve şahinler.

İsrail'de geleneksel sağ-sol yelpazesinin yerini güvercinler-şahinler yelpazesi oluşturuyor. Bugün güvercinlerin başında Meretz Partisi Başkanı Yossi Sarid var. Onu kanadı kırık bir güvercin olan Başbakan Ehud Barak takip ediyor. Şahinlerin başında da Likud Partisi Başkanı Ariel Şaron geliyor. Şahinlerin ekstra-parlamenter uzantıları var: Yasaklı Kach Partisi bir an önce Arapların ve diğer milletlere ait unsurların İsrail topraklarını terk etmesi gerektiğine inanıyor. Moledet çözümde Kach kadar net değil, ama probleme koyduğu teşhis aynı, Araplar. Yerleşimcileri aşağıda başka bir maddede inceleyeceğiz, ancak hemen tamamı şahinler grubuna ait olduklarından burada da sayılmalılar. Güvercinlerin ekstra-parlamenter gruplarından en büyüğü dünyaca "Peace Now" adıyla tanınan Şimdi Barış'çılar. Kurucuları üniversiteli akademisyenler ancak bugün öne çıkan isimleri Rabin ailesinden. Şimdi Barış hareketi kadar tabana yayılmayan; ancak ekonomik, sosyal, akademik faaliyetlere girişen onlarca barış enstitüsü de var İsrail'de. Bu birinci çatışma noktası diğerlerinde de olan şaşırtıcı bir özelliği sergiliyor: Her İsrailli bu iki bloktan birinde görüyor kendini. Ortada, sağda, solda kimse yok. Merkez komik bir hayal burada. "Merkezin sağındayım, ama merkezin nerede olduğunu ben belirlerim" falan gibi laflar da yok... Ben güvercinlerdenim, ben şahinlerdenim, o kadar...




Dindarlar ve sekülerler

İsrail'in en büyük açmazı ve toplumsal bölünme noktası. Dindarlık ve dincilik diye iki ayrı kavram yok. Her dindar dincidir.

Burada dindar olup da dinci olmayanlara "geleneksel" adı veriliyor. Yani cumartesi yasaklarını sıkışmadıkça uygulayan, ama bunu başkalarına dayatmak ihtiyacı hissetmeyenler... Dindarlık illa da milliyetçilik ve Siyonistlikle örtüşmüyor. Anti-siyonist dindar partiler olduğu gibi (Hatta bunlar dindarlar içinde çoğunluktalar.) dindar olmayan milliyetçi partiler de var (Moledet gibi). Dolayısı ile dindar-seküler çatışması güvercin-şahin çatışması ile ancak % 60 oranında örtüşebiliyor. Dindarların içinde güvercinler var. Ancak bunların oranı gün geçtikçe azalıyor. Sekülerlerin içinde de şahinler bol miktarda (Likud Partisi'nin hemen tamamı bu sınıftan.) ancak onlar da azalıyorlar... Doğrusu İsrail'de son on yıldır sosyal çatışma noktaları örtüşmeye yaklaşıyorlar. Bu da çatışma potansiyelini büyütüyor. Muhtemelen önümüzdeki on yılda dindarlar daha şahin, daha Siyonist, daha milliyetçi kesilecekler. Sekülerler de diğer kutupta yoğunlaşacak. Ehud Barak'ın Likud ile koalisyon kurarak dindarları yönetimden uzaklaştırmayı başarması halinde bu süreç hızlanabilir.




Sefaradlar ve Aşkenazlar

Hem dinî hem de coğrafî bir yönü olan ayrım noktası bu: Sefaradların tamamı tarihinde en az bir defa İslam toprağı olmuş ülkelerden gelmişler.

Aşkenazlar da Doğu Avrupa, Rusya ve Amerika'dan. Zaten Sefarad, İspanyol demek. Malumunuz İspanya, zamanında dünya Yahudiliğinin iki merkezinden biri imiş. Sonra oradan kovulduklarında Osmanlı topraklarına sığınmışlar. Gerek İspanya'da gerekse sonrasında yaşadıkları topraklarda sürekli Müslümanlarla birlikte yaşayan Sefaradlar tabii ki etkilenmişler bundan. Doğulu bir hayat tarzı benimsemişler. Doğu Avrupalı manasına gelen Aşkenaz (bizde Eskinazi) kelimesi de bir manada modern dünyanın değerlerini çağrıştırıyor. İsrail'i bu Aşkenazlar kurmuşlar. Ama İsrail topraklarındaki Sefarad nüfusu hemen her zaman Aşkenazlardan daha fazla olmuş. Eğitim düzeyleri, maddi refahları Aşkenazlardan daha düşük olan Sefaradlar siyasi arenada da nispi bir zayıflık gösteriyorlar. İsrail'in sadece iki Sefarad cumhurbaşkanı olmuş, onlar da ilki İsrail'i kuran Ben Gurion'un zekasının, ikincisi Sefarad Şas Partisi'nin Şimon Peres'e verdikleri sözü tutmamalarının bir ürünü olarak. Hiç Sefarad başbakanı olmamış. İsrail tarihinin hükümette en yükseğe çıkabilmiş adamı Geşer Partisi'nden David Levi idi. Ona da güzel güzel yaptığı dışişleri bakanlığını çok gördüler. İstifa etmek zorunda kaldı. Bir de dindar Sefaradların lideri Ariye Deri vardı. O da rüşvet suçundan siyasi hayatını noktaladı. Sefaradlar dünyanın bütün geri kalmış halklarında olan "önümüz tıkanıyor, sistem bizi yutmaya yönelik kurulmuş" psikolojisi ile yaşarlar. "Sefaradlar rüşveti az alırlar. Bozuk para da ses yapar. Aşkenazların banknotlarını kimse duymaz." Sefaradlarda dindar oranı Aşkenazlara göre daha fazladır. Ancak dindarlıktaki bağnazlıkta Aşkenazları asla geçemezler. Dolayısı ile çatışma noktalarında Sefarad-Aşkenaz çatışması asla tam olarak diğer noktalarla örtüşmeyecek. Bu çatışma noktasının ne noktalara varabildiğini şu anekdot gösterebilir: Yahudilerin iç çatışmalarında taraflar birbirleri ile konuşurken diğer kutbu hep üçüncü tekil şahısla adlandırıp "siz-biz" ayrımına varmak istemezler. "Hepimiz Yahudi'yiz değil mi?" Ama tartışma Aşkenaz-Sefarad tartışması ise "Siz Aşkenazlar-Biz Sefaradlar" ifadeleri kullanılır...




Ruslar ve Rus olmayanlar

Slav göçmenleri İsrail nüfusunun neredeyse üçte birini oluşturuyor. Belki daha fazla insanın kanında da Rus kanı vardır.

Bu insanlar belirgin şekilde daha dindar ve daha seküler oluyorlar. İkisi birden değil canım. Ya o ya o. Uçlarda yaşıyorlar yani. Burada gelecek haftalara bırakamayacağımız bir hikaye var. 1992'de İşçi Partisi iktidara gelince tutmuş Rusya'dan yedi yüz elli bin oy, yani oy verme yaşının üstünde göçmen getirmiş. Millet artık bu İşçi Partisi'nin sırtı yere gelmez, diyormuş. Zaten İsrail'in o sırada bir milyonu biraz aşkın oyu varmış. Onun da yarısı İşçilerin. Ruslar da tabii ki lütuf gördükleri kapıya minnet gösterecekler… Netanyahu da tutmuş Rus Yahudilerinin Sibirya'da hapisteki lideri Natan Şaranski'nin salıverilmesine ve İsrail'e getirilmesine vesile olmuş. Şaranski bütün bir Rus nüfusuyla birlikte 1996'da Netanyahu'nun yanında yer almış. Netanyahu'nun beklenmedik zaferinin altında "Rus oyunu" var yani… Şaranski kişilik olarak şahinlerden bir adam. Ancak son seçimlerde Netanyahu'dan istediğini alamayınca tabanının bir kısmını Ehud Barak'a kaptırdı. Rusların laikleri ülkede acil bir "laik reform paketi" istiyorlar. Ancak "devrim" falan sözlerini eskiden taşıdıkları bir çekingenlikle karşılıyorlar. Dindarları ise Yahudi dindarlar içindeki mistikleri oluşturuyor. Bunlar son on yıla kadar siyasete fazla karışmayan insanlardı. Ancak artık zaviyelerinin ve cemaatlerinin maddi ihtiyaçlarını karşılayacak başbakan adayını desteklemeye karar vermiş durumdalar. Bu da İsrail'in çok fazla partili koalisyonlarında dengeleri altüst edebiliyor. İşsiz nüfusun hemen hemen tamamını Ruslar oluşturuyorlar. Kadınları ile alakalı bizim Karadeniz'de anlatılanlar anlatılıyor. Rusların siyasal sistemdeki önceliklerini Arap ve yabancı işçi sayısının kısıtlanarak Ruslara daha fazla iş imkanı açılması, laik medeni hukuk kurallarının getirilmesi, Rusya'daki akrabalarının İsrail'e göçünü kolaylaştırmak üzere kalıcı bir güvenlik ortamının tesisi ve tabii Yahudiliğe dönmek isteyenlere kolaylık sağlanması geliyor. Son dönemde İsrail'e göçen Yahudilerin %70'inin aslında Yahudi olmadıkları iddia ediliyor. Dindarlar Rusların İsrail kültürünü yozlaştırdıklarını, Rus kızlarının çocuklarının akıllarını başlarından aldıklarını, Rus mafyasının ülkede huzur bırakmadığını iddia ederek daha seçici bir göç uygulaması istiyorlar.




İSTATİSTİKLER

Dindar-laik çatışmasını istatistiklere dökmek zor. İsrail'de dinî bayramlarda nüfusun % 70'inden fazlası dinin gereklerini yerine getiriyorlar. Nüfusun yarısına yakını haftalık ibadetleri yerine getiriyor.

Bir dinî müesseseye (Yeşiva) kayıtlı olan dindarlar askerlik görevinden muaf oluyorlar. Bu insanlar çalışmadıkları için İsrail ekonomisini kötü yönde etkiliyorlar. Çalışmayan Yeşiva öğrencilerinin genel nüfusa oranı da sürekli artıyor. Bu oran 1980'de % 1,2 iken 1993'te % 2,3'e çıktı ve 2000 yılında bu oran % 3'e yaklaştı. 1980 yılında aşırı dindarlar arasında çalışmama oranı % 50'nin altında iken 90'lı yıllarda bu oran % 70'lere ulaştı. Aşırı dindarların nüfusu olağanüstü hızla artıyor. Şu anda çocuklarının genel çocuk nüfusuna oranı % 7'lerde dolaşıyor. Bunun manası gelen yıllarda çalışmayan, vergi ödemeyen ve askerlik yapmayan dindarların genel nüfusa oranı artacak.

Nüfusun portresi

1 Ekim 2000 itibariyle İsrail İstatistik Bürosu'nun rakamlarına göre nüfus:

Toplam / 6.300.000

Yahudi / 5.150.000 (% 82)

Müslüman / 1.150.000 (%18)

Diğer / 376.000 (% 6)

Kudüs nüfusu / 646,000 (% 69'u Yahudi)




Yahudiler ve goylar

Goy (çoğulu goyim) İbranice Yahudi olmayanlara verilen ad. Avrupa dillerine gentile, pagan, putatapar olarak çevrilmiş.

En büyük goyim nüfusunu Araplar oluşturuyor; genel nüfusun %18'i. Burada bahsolunan Araplar 1948 Savaşı ile İsrail topraklarına katılan Arap yerleşimlerinde yaşayan Araplar. Bunlara 48 Arapları da deniliyor. 1948 yılında henüz Filistinlilik bilinci oluşmamış olduğundan bu insanlar kendilerini Filistinlilikten çok Arap olarak niteliyorlar ve 1967 yılından sonra İsrail topraklarına katılan yörelerin Araplarına göre daha zengin, İsrail toplumuna kendini daha kabul ettirmiş durumdalar. Nasıra, Ümmülfahm, Haifa gibi kentlerin Arapları bunlar. Bunların içinde sayıları az da olsa İsrail ordusunda görev yapmak gibi bir ayırıcı özellikleri olduğundan dolayı dikkati çeken bedevîler ve Dürzîler de var. Ülkenin Arap ve Yahudi nüfusları arasında temel çatışmalar toplumsal ve ekonomik eşitsizlikler, Araplara yönelik insan hakları ihlalleri, Araplara hiçbir zaman tam bir İsrail vatandaşının haklarının tanınmaması, siyasal sistemde hak ettiklerinden düşük seviyede temsil ve Filistinli kardeşlerine yönelik şiddet politikaları var. Son yıllarda özellikle Ümmülfahm ve Nasıra kentlerinde İslâmi hareketin güçlenmesi ile birlikte İsrail Arapları kendilerini Filistin davası ile daha ilgili bulmaya başladılar.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.