GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

16/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


KÜLTÜR-SANAT 


Hece'de Türk öyküsü

Edebiyat dergisi Hece, son sayısını Türk öykücülüğüne ayırdı. Öykünün edebiyat tarihi içinde geçirdiği serüvene geniş bir parantez açan Hece, merceğini öykünün ustala-rına tutuyor.
Aslında onlar hep bizim öykülerimizi anlattılar. Öyküleri öykümüzdü. Karşılarındaki aynada hep biz vardık, hayatımız vardı. Kendileri de vardı. Öykülerine neyi konu etmişlerse hep bizden bir şeyler aldılar. O, sırlı kalemden çıkan öyküler erbabının elinde birer küçük ırmak olup aktı içimize. Bu, hep yıllarca böyle devam etti. Peki şimdi değişen ne? Hiçbir şey...

Değişen sadece kalemi tutan eller. Bir dönemde öykülerimizin sonunda Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Sabahattin Ali, Sait Faik imzası vardı, bir başka dönemde ise Rasim Özdenören, Sevinç Çokum, Mustafa Kutlu, Hüseyin Su, Necati Mert, Hulki Aktunç imzaları oldu, şimdilerde ise Sadık Yalsızuçanlar, Murat Yalçın, Elif Şafak, Murat Gülsoy, Cihan Aktaş, Selçuk Orhan, Mehmet Harmancı var.

Yeni öykücüler

Öykülerimiz yeniden canlandı, ikinci baharını yaşamaya başladı. Genç kalemler gün geçmiyor ki, öykü burcunda yeni ve güzel öykülerin peşine düşmesinler. Kalite mi? Hepsi de birbirinden güzel. "En güzeli ben bulacağım"ın yarışı içindeler. Hece dergisi de bu yükselişin farkına vararak son sayısını kalın bir cilt halinde Türk öykücülüğüne ayırdı. Hece, özel sayının çıkış noktasını ise şu cümlelerle ifade ediyor: "1950'lerde olduğu gibi bugün de Türk öykücülüğü verimli bir dönemini yaşıyor. Son beş yılda beş öykü dergisi yayımlandı ve bunlardan üçü hâlâ yayımını sürdürüyor. Edebiyat dergileri eskisine göre öyküye daha çok yer veriyor. Yine dergiler her yıl, o yılın öykülerinden seçkiler oluşturup okuyucularına armağan olarak veriyor. Öykü yıllıkları yayımlanıyor. Öykü eleştirisi ve teorisi üzerine düşünen ve yazan eleştirmenlerin sayısı artıyor. Yayınevleri daha çok öykü kitapları yayımlıyor."

Edebiyatımızın bu genç kalemleri bekledikleri iltifatı edebiyat içinden henüz görememişlerse de onların okuyucu kitlesi şimdiden milyonları bulmuş durumda. Bu destek tabii olarak genç öykücüleri büyük öykücüler olma mecraına sürükleyecektir. Peki bu genç insanları öykü yazmaya zorlayan nedenler neler idi? Bu sorunun cevabı belki Cihan Aktaş'ın şu sözlerinin içinde saklı: "Öykü benim açımdan bireysel bir üslûbun dışa vurumu. Çoğu şeyi yok olup giden çocukluğumuzun algı süzgecinde kalanlar için yazıyoruz. Sizi kapsamayan tarihe, yalnızlığa ve sahte sevinçlere, yapma güzelliklere karşı öykü ihtimaller koyuyor ortaya; dolayısıyla, her şey başka olabilirdi, başka türlü yaşanabilirdi diye düşünebilir insan. Sanat bütün olarak faniliğe karşı bir kalma çabası, olma çabası. Ama sadece bu da değil. İçimize sığmayan, taşan dünyalar yüzünden de yazıyoruz. Ani çarpılmalar, beklenmedik bir şekilde karşımıza çıkan manzaralar, geçiciliğe mahkûm edilmesini, tarihin çöp sepetine atılmasını kabul etmeyeceği "sıradan" ve "küçük" hadiseler romana değil, önce öyküye sürükler bizi."

Öyküler ve öncüler

Hece, elimdeki sayıyı beş ana bölümde oluşturmuş: İlk bölümde iki ana başlık ile Türk öykücülüğünün başlangıcından günümüze dek serüveni, uğrak yerleri, genel hatları ve iç dinamikleri ele alınmış. Bu bölümdeki iki yazı Hüseyin Su ve Ömer Lekesiz'e ait. İkinci bölümde ise Türk öykücülüğünde, öykücülük serüvenini tamamlamış usta öykücülerin öykü birikimlerine genel bir bakış konulmuş. Üçüncü bölümde ise kendileri için öykünün edebi karşılığının ne olduğu ve nasıl öykü yazdıkları konusunda otuz öykücümüzün soruşturmaya verdikleri cevaplara yer verilmiş. Türk öykücülüğünün öncüleri kabul edilen Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Sabahattin Ali ve Sait Faik'ten birer öykü ile başlayan dördüncü bölümde ise öykücülerin hiçbir yerde yayınlanmamış öyküleri yer alıyor. Son bölümde ise Türk öykücülüğünün yayın serüveni, öykü dergileri, öykü özel sayıları, öykü antolojileri, öykü eleştirisi ve kuramı üzerine kitapları inceleyen bir yazı ile Türk öykü yazarları ve kitaplarının bir dökümü yapılarak, bir de öykü kaynakçası verilmiş. Biz de kendi öyküsünü merak edenlere Hece'nin sayfalarına dalmalarını salık veririz. (Fatih SELVİ)




Paris'te Yanan Ateş

3 aylık düşünce dergisi Karizma'nın her geçen gün yenilenen dosya ağırlıklı sayılarına eklenen 4. sayısı, Avrupa Birliği ve küreselleşme bağlamında Paris'te Yanan Ateş'e dikkat çekmiş.

3 aylık düşünce dergisi Karizma'nın her geçen gün yenilenen dosya ağırlıklı sayılarına eklenen 4. sayısı, Avrupa Birliği ve küreselleşme bağlamında Paris'te Yanan Ateş'e dikkat çekmiş. Öncelikli olarak üç aylık düşünce dergilerinin sıkıcılığını kırmak için kapak çalışmasına ağırlık verilmiş olması ve hareketli bir kapak tasarımı sunulması dergiyi daha baştan 'sevimli' kılıyor. Her ne kadar kapak tasarımındaki görsel özen henüz sayfalara yansımamış olsa da Karizma'nın yeni sayısında bu özenin ipuçlarını vermesi sağlık alameti. Özellikle karikatür, grafik ve fotoğraflarla konu bütünlüğüne uygun olarak desteklenecek bir düşünce dergisi sanıldığının aksine daha az ciddi değil daha çok 'karizmatik' olacaktır, tabii ki albeni ile abartı karıştırılmadığı müddetçe. Mesela Avrupa Birliği'nin kapağa taşındığı bu yeni sayıda konu ile ilgili yazılar tarihi ve güncel haritalarla desteklenebilir, AB ülkelerine ilişkin istatistiksel bilgiler bir dosya olarak grafiklerle sunulabilir, AB'nin aktörleri konumunda olanların fotoğrafları kullanılabilir ve böylece hem görsel hem de içeriksel bir açılım sağlanabilirdi. Aslında bu sadece Karizma'nın sorunu değil, benzer dergilerin hemen hepsi silme yazı mantığı ile ciddiyet adına zor okunan dergi olmayı tercih ediyorlar, aslında bunun sebebi bir tercihten çok daha az maliyet ve biraz da kolaycılık, umarım Karizma kapakta başlattığı estetik açılımı iç sayfalarına yansıtarak bu kısırdöngüyü kırabilir. Gündüz Aktan, Ahmet İnsel ve Eser Karakaş ile yapılan söyleşiler ve Bakır Çağlar, Şahin Alpay, Mehmet Altan, Bekir Karlıağa, Mehmet Ali Birand, Burhan Kuzu, Faruk Şen, Davut Dursun, Mehmet Ali Kılıçbay, Ali Bulaç, Osman Ulagay, Soli Özel, Zeynep Göğüş, Cüneyt Ülsever, Mustafa Erdoğan, Filiz Balta Peltekoğlu ve Yazgülü Aldoğan'ın makaleleri dergiyi hayli kapsamlı bir muhtevaya sürüklemiş. Bir de bunlara Ahmet Turan Ayhan ve Ali Çimen'in dosyaları eklenince Karizma konuyla ilgilenenlere kapsamlı bir dergi sunuyor.




Arap dünyası

İki hafta önce Kudüs'te yakılan ateşin İsrail-Filistin görüşmelerini çıkmaza sokmakla kalmayıp, yeni bir Arap dünyası hareketlenmesine sebep olduğu şu günlerde Avrasya Dosyası dergisinin -geç kalmış- ilkbahar sayısını Arap dünyasına ayırmış olması pek isabetli.

Ortadoğu konusunda romantik hayallerle ya da abartılı komplekslerle hareket etmeye alışık olanlara kalıpçı yaklaşım yerine Ortadoğu'nun karmaşık denklemini sunan Avrasya Dosyası bir yandan uluslararası ilişkiler bağlamında bölgesel analizlere yer verirken diğer yandan siyaset bilimi ve sosyolojinin derinleştirdiği makalelerle okuyucunun karşısına çıkıyor.




Çingene boksör Brad

Bu sonbahar gösterime giren İngiliz yönetmen Guy Ritchie'nin yeni filmi "Snatch"da Brad Pitt, boksun fırtınalı ve sarsıcı dünyasında yolunu kaybeden bir elmas hırsızını canlandırıyor.

Gösterildiği andan itibaren çok büyük övgüler alan yarı komedi yarı gerilim dolu filmde "Turkish" lakaplı lisanssız bir boksöre de yer veriliyor.




Feminist Dede Korkut

Dede Korkut, yüzyıllar sonra ilginç bir kişilikle tiyatro seyircisinin karşısına çıkıyor.

Ankara Devlet Tiyatrosu'nun "Korkut Ata" adlı yeni oyununda Dede Korkut, "kadın hakları savunucusu" oldu. Turan Oflazoğlu'nun yazdığı, İsmet Hürmüzlü'nün yönettiği oyunda, Dede Korkut'a çağdaş bir yorum getirmenin yanı sıra Oğuzların yaşantısının bilinmeyen yönleri de gözler önüne seriliyor.




Vedat Kosal için sanatçılar el ele

Sanatçı arkadaşları, amansız hastalığa yakalanan ünlü piyanist Vedat Kosal'ın tedavi giderlerine katkı sağlamak amacıyla, Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) konser verdi.

"Vedat Kosal İçin El Ele, Ses Sese, Yan Yana" adı altında düzenlenen konserden önce konuşan Kültür Bakanı İstemihan Talay, konserle Kosal'a yardımcı olmanın ve yeniden sağlığına kavuşması için maddi destek sağlamanın amaçlandığını bildirdi.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.