Gazetecilerin mal beyanı beyanındadır
Bu mal beyanı hikayesi 10 yıl kadar önce gazete yazarlarını da kapsamıştı. Adımız, soyadımız ve adresimizden başka yazacak bir şey olmadığı için işimiz çabuk bitti. Gazeteci meslektaşlarımızın açtığı bazı davalar yüzünden yine bizim mal varlığımızı emniyette soruyorlar. Sağolsunlar var olsunlar! Biz de ne yoksa yazmıyoruz. Halimizden şikayetçi değiliz elbette. Huzurumuz var, sağlığımız sıhhatimiz yerinde. Eee daha ne isteyelim değil mi?
Kendimiz için istemiyoruz. Temize çıkması gereken gazeteci büyüklerimiz var. O yüzden kimin neyi varsa açıklasın. Nereden ve nasıl kazandığını anlatsın. Bunun iki türlü faydası var: Birincisi kendisi için. Üzerinde şaibe kalmamış olur. İkincisi de bizim gibiler için: Nasıl para kazanılır? Nasıl zengin olunur? Bunun yolunu yordamını öğrenmiş oluruz! Bir kısmının kulaktan dolma hikayesini biliyoruz. Bilmediklerimiz varsa onları da öğreniriz. Hiç de fena olmaz.
Gazeteciler, başkalarının özel hayatına pek meraklıdır. Kişinin rızası olmadan, eften püften konuları yazarlar. Nedense aynı gazetelerin patronları kırk bohçaya sarılıymış gibi gizli hayat yaşarlar. Özel adaları, modaları vardır. Adaların acayip acayip isimlerini duyuyoruz sadece: Domuz Adası, Camız Adası, Köpek Adası, Eşek Adası, Sıçan Adası, Köstebek Adası... Bizim oralara gitme imkanımız olmaz. Meraklı meslektaşlarımız da patronları hakkında ser verir sır vermezler.
Mal beyanı patronları da kapsarsa, o zaman bu hikayeler tadından yenmez hal alır. Olmayacak dua gibi görünse bile, siz yine de amin deyin!
Papaz nikahı
İzmir'de Karşıyaka Spor Kulübü'nün futbolcusu Hüseyin Gün ile İtalyan asıllı Romina Braggiotti, 8 yıllık aşklarını önce Alsancak Katolik Kilisesi, ardından da Bornova Sosyete Bar'daki nikah törenleriyle ölümsüzleştirmişler. Nikah töreni, gazetelere 'hoşgörü nikahı' olarak yansıdı.
Arkadaşımız İsmail Aslan nikahı şöyle yorumluyor: "Gazetelerdeki haberlerden İtalyan kadının Katolik ve dinine bağlı birisi olduğu, bunun için de nikah yeri olarak kiliseyi seçtiği; ters mantıkla ise bizim futbolcumuzun nikah yeri olarak camiyi değil de bir 'bar'ı seçmesinden futbolcunun dinine fazla bağlı olmadığı ortaya çıkıyor.
Öte yandan Hıristiyan bir bayan, nikah yeri olarak Türkiye'de kiliseyi seçerek dualarla nikah kıydırırken, futbolcumuz, alkolün su gibi aktığı bir barı seçmesi, değerlerimizin altüst olduğunu gösteriyor.
Bir de imam nikanına değinmeden geçemeyeceğim. Bir Müslüman'ın bırak camiyi evde bile imam nikahı kıydırması bazılarınca tepkiyle karşılanırken, bir Hıristiyan, kilisede dini nikah kıydırabiliyor ve hiçbir şekilde çağdışılık olarak değerlendirilmiyor."
Defalarca söylenmesine, yazılmasına rağmen gazeteler bil(me)diğini okumaya devam ediyor. İmam nikahı diye bir şey yoktur. Aslı, nikahtır ve şartları bellidir. Tıpkı "dini şehit!" denilmediği gibi. Biraz daha açıklık kazandırmak için "dini nikah" da denilebilir.
Önemli bir nokta bu: Dini nikah yaptıranlar ispiyonlanırken, kilisede papaza nikah kıydıranlar tebrik ediliyor.
Biz de tebrik ediyoruz.
Ben severim
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, iş güvencesi kanununu çıkarmak için cansiperane mücadele veriyor. Bazen de ağzından ilginç sözler kaçırıveriyor. Geçenlerde, "Sakıp Sabancı sendikaları sevmez." diye bir laf çıktı ağzından. Yılların Sabancı'sı bu. Hiç altta kalır mı? İlk fırsatta cevabı verdi:
– Herkes gibi ben de işçiyi severim. Ben işçi Hacı Ömer'in oğluyum.
Sabancı arkasından da ekledi:
– İşçinin ev almasını, otomobil almasını isterim. İşçi olmazsa malımı kime satacağım be kardeşim.
İşçi oğulluğundan holding patronluğuna nasıl ulaşıldığı sanırız güzel bir ekonomi tezi konusu; ama o sadece bir ayrıntı. Sabancı özetle diyor ki: "Ben malımı alan işçiyi severim."
Hay Allah! İşçi o malı da işvereninin verdiği parayla alıyor. Durup dururken, "Tavuk mu yumurdan çıkar, yumurta mı tavuktan?" sorusunun ne alemi var şimdi burada?
Bil bakalım Erbil
Bir varmış, bir yokmuş... Türkiye'de bazı bankaların içinin boşaltıldığı günlerden bir günmüş. Adana'da Erbil Işıl, Emlak Bankası Küçüksaat Şubesi'ne giderek, 3 milyar 550 milyon liralık hesabını kapatmış. Bankadaki sıra uzun, elindeki para paketleri de çok olunca paraları sayamamış. Pamukbank'a gelen Erbil Bey, parayı yatırdıktan sonra veznedarın, "Bu para 10 milyon lira eksik." sözüyle irkilmiş. Erbil bey, ne yapacağını sorunca, veznedar, "Emlakbank'a gidip kasa yaptır." diye yol göstermiş. Emlakbank'a giden Erbil Bey, durumunu anlattıktan sonra, banka memurunun, "Sayıp da alsaydın ya kardeşim." uyarısıyla karşılaşmış. Ve arkasına bile bakmadan bankadan çıkıp gitmiiiiş... O gün, gökten hiç elma düşmemiş, zaten Erbil Bey de 10 milyon lirasına ne olduğunu anlayamamış...
Mustafa Özke
Aklanır mı?
DSP milletvekili Bülent Ersin Gök, bir rüşvet meselesinden dolayı, aklanması için partisinden istifa ettirildi. Adamın soyadı bir defa Gök, nasıl aklanacak ki?
|