ŞEFFAFLIĞA ÇAĞRI
Medyadaki rüşvet skandalına Rauf Tamer'den sonra onlarca yazarın ismi karıştı. Bu ağır kirlilik temizlenmedikçe medya, varlığının temeli olan güvenilirliğini asla kazanamayacak.
Medya ve güç arasında direkt bir ilişki olduğu yadsınamaz bir gerçek. Günümüzde bu ilişki iki şekilde gerçekleşiyor: 1– Doğrudan sahiplik: Büyük paralar kazanmak için bir iletişim aracına sahip olmak elbette akıllıca değil. Ama böyle bir gücün açamayacağı kapının olmayacağı da gayet açık. Kanal 6'nın eski sahibi Mehmet Kurt'un medya sektörüne girme sebebinin İstanbul'daki arazisiyle ilgili sıkıntısını ortadan kaldırmak olması (Avni Özgürel, 2 Kasım 98, Radikal); Fikri Sağlar'ın açıkladığı Çakıcı-Korkmaz Yiğit kasetine CHP lideri Baykal'ın 'İki Tv istasyonu, iki gazetesi olan birine karşı vaziyet alamam.' (Cüneyt Arcayürek, Cumhuriyet) diyerek sahip çıkmaması, bu konuda başka bir yorum gerektirmeyecek kadar net iki örnektir.
2– İyi ilişkiler; reklam ve rüşvet: Sermaye, medyanın hışmına uğramamak için bu kuruluşların sahipleri ile iyi geçinmek isteyecektir. Mesleğin duayeni Nezih Demirkent, bunun yöntemlerini şöyle özetler: "İşadamları bunun için davetler düzenler, özel beyanatlar verir, hatta özel haber aktarırlar." Bu etik sıkıntı medyanın yönlendirmesiyle medya açısından 'rüşvet'; işadamları açısından 'reklam' şantajına dönüşerek tehlikeli boyutlara da bürünebilmektedir. Medyanın yayın politikasını aldığı rüşvet çerçevesinde belirlemesinin en somut ve en eski örneği Cumhuriyet'in sahibi Yunus Nadi'nin Almanlardan para alınca safını Nazilerden yana belirlemesi olacaktır. 3 Ekim 99'da Star'ın kendilerine reklam vermeyen SÜTAŞ'ın ürünlerinden dışkı çıktığı yolundaki bir haber yayımlaması ise kara bir leke olarak yerini almıştır.
Geçiştirilmemeli; temizlenmeli
İşadamları açısından olay, 'kıyak geziler düzenlenmesi, harcırah adı altında birtakım hediyelerin verilmesi, kredi kolaylığı, değerinin altında ürün satılması gibi sözde masumiyet kılıfı altında gerçekleştiği gibi son günlerde yaşanan ve bazı yazarların adının karıştığı skandal gibi direkt para alma şeklinde de olabilmektedir. Bu, medya perspektifinden bakıldığında 'yıkım'dır. Zira medya kamuoyunun kendine duyduğu güven ile yaşar. Sayılı gazetecinin üzerindeki bu kir ne yazık ki medyamızın tümüne negatif tesir etmektedir. Bu sebeple Türk medyasının tarihî bir dönemeçte olduğuna inanıyor ve 'tanınmış tüm gazetecileri' mal varlıklarını açıklamaya çağırıyoruz.
Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi: İhtiyaç var
3628 sayılı kanuna göre gazeteciler mal beyanında bulunuyor. Ancak burada beyanın gizliliği esası var.
Halbuki mal beyanının açık olması halkın bilgilendirmesi ve kamu vicdanının rahatlamasını sağlar. Buna rağmen mal beyanlarının kamuoyu önünde denetime açık olması maalesef gerçekleşmemiştir. Diyelim ki; gazeteci ahlaka uygun olmayan yollardan servetini artırdı. İkinci mal bildiriminde de servetini artırdığını ortaya koyan bilgileri saklamadı. Bu konuda gazeteci hakkında yaptırım uygulayacak bir yasa hükmü yok. Yaşadığımız olaylar, basının saydamlaşmalarına ne kadar ihtiyaç olduğunu açıkça göstermektedir.
ÇGD Başkanı İsmet Demirdöğen: Atılmalı
Mal beyanını ismi şaibelere bulaşmış insanlar yapmalı.
Biz meslekteki arkadaşlarımızın kirli ilişkilere bulaştığını peşinen kabul etmiyoruz; ama bulaşanların meslekten ayıklanmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bunun yolu da güçlü bir sendikal örgütlülükle sağlanabilir. Meslek bu akçalı konuyla yaralanmamalı, yoksa hepimiz şaibe altında kalabiliriz. Mal beyanı geçici bir çözüm olabilir. Ancak şaibe altındaki kimselerin meslekten ihracı için sendikal bir yapılanma gereklidir. Gürhan SAVGI / İSTANBUL
Özür fotoğrafı
Hürriyet Gazetesi, 14 Ekim'de ilk sayfasından Filistinlileri 'kanlı eller' olarak nitelediği bir fotoğraf yayınladı.
Vahşet hangi taraftan gelirse gelsin adı vahşetti; ama gazetenin seçtiği nitelemeler tam teçhizatlı İsrail askerlerinin hemen her gün gerçekleştirdiği vahşet için bile kullanılmamıştı. Hürriyet, bu fotoğraf ve üzerindeki yazı sebebiyle kamuoyunun yoğun tepkisine maruz kaldı. Bunun üzerine gazete, 17 Ekim'de 'Vurulduğu an' başlığıyla bir Filistin'linin vurulma anını yansıtan daha büyük bir fotoğraf yayınlayarak önceki gafını telafi etmeye çalıştı.
Medya ağır yaralı!
Rauf Tamer yazılarına ara verdi, iki gazeteci istifa etti; Nail Keçili hastanelik oldu, birçok gazetecinin ismi karıştı, tarife 7 milyon dolara çıktı, yazarlar birbirine girdi.
Hürriyet yazarı Emin Cölaşan'ın isim vermeden dile getirdiği 'bir gazetecinin, batık Egebank'ın eski sahibi Murat Demirel'den Marmara'daki bir arazi işini hallettiği için 1 milyon dolar aldığı" iddiası 'ismi açıkla' tartışmalarıyla kısa bir süre oyalandıktan sonra netliğe kavuştu. İddiaya göre Demirel'in korumasının parayı ilettiği gazeteci Sabah yazarı Rauf Tamer'di. Bu arada Mete Has isimli bir işadamı ortaya çıkarak "O çanta bana geldi. Ben o sırada Tamer'in evinde yemekte olduğum için para Tamer'in evine getirildi. Para, Göcek'teki Tersane Adası'nın yüzde 25 hissesini almak isteyen Demirel'in 650 bin dolarlık kaparosudur." açıklamasını yaptı. Ancak bu beyanlarda göze çarpan çelişkiler vardı. Bunlardan ilki, Has'ın, makbuzu Show Tv'de yırtıp attığını, Star Tv'de ise bulabileceğini kaydetmesi idi. Has'ın akşam sekizdeki yemeğe 17.00 sularında gitmesi de inandırıcı bulunmadı. 650 bin doları saydığını söyleyen Has'ın bu işi kaç saatte yaptığı ve o kadar parayı arabanın bagajına koymaya nasıl cesaret ettiği ise bir başka 'kuşkulu nokta' olarak kayda geçti. Has, paranın miktarı konusunda da farklı beyanlarda bulundu. Ancak Tamer'in isminin ortaya atılmasından sonra Sabah Gazetesi'ne göre üst kurulun aldığı karar gereği, Tamer'e göre ise prensip gereği Tamer'in yazılarına aklanıncaya kadar nokta kondu.Tamer'in veda yazısı 14 Ekim'de yayımlandı. Tamer "Bu durumda yazamam" başlığı altında şöyle diyordu: Ağır bir itham altında kaldım. Bunu atmadan, yâni aklanıncaya kadar yazı yazmamayı düşünüyorum. İnşallah çok sürmez.
Tamer yazısını ümitle bitiriyordu; ancak gelişmeler bunu haklı çıkaracak veriler doğurmadı. Son olarak Demirel'in koruması Ender Keskin, DGM'de, Demirel'in sekreteri Yasemin Altıparmak'tan aldığı ve içinde 1 milyon dolar olduğu iddia edilen çantayı Tamer'e götürdüğünü itiraf etti. (17 Ekim 2000, gazeteler)
İstifa ettiren fotoğraf
11 Ekim'de Bakan Tantan, Egebank'ın nasıl boşaltıldığının kaydedildiği gizli kamera görüntülerinde hemen herkesin atladığı bir isme dikkat çekiyor ve ekliyordu:
"Bu kişinin ilişkileri çözülürse birçok şey hallolur." Medya, ekimin ilk günlerinde kamuoyuna yansıyan bu görüntülere tekrar yoğunlaştı. Görünen isim medyayla sıkı ilişkileri ile tanınan reklamcı Nail Keçili idi.
Keçili, reklam görüşmesi için bankada olduğunu ve Demirel ile ilişkisinin sadece iş düzeyinde olduğunu belirterek kendini savundu. Ancak 13 Ekim'de Milliyet, Keçili'nin bu tezini çürütecek bir fotoğraf yayınladı. Fotoğrafta Keçili ile Demirel aynı karede samimi bir pozda gözüküyorlardı. Doğan grubunun diğer organları bu gelişmeyi görmezden gelirken Milliyet inanılmaz bir girişime imza atmıştı. Ancak bu çıkış Genel Yayın Koordinatörü Umur Talu ile Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Doğan'ın istifa etmelerine yol açtı. (Talu ve Doğan, istifaların fotoğrafla ilişkisini yalanladı.) Milliyet'in Genel Yayın Yönetmenliği görevine Radikal'in genel yayın yönetmeni Mehmet Yılmaz getirilirken, Talu ve Doğan'ın görevlerine yazar olarak devam edecekleri açıklandı. Radikal'in genel yayın müdürü ise İsmet Berkan oldu.
7 milyon dolar alan GAZETECİ KİM?
Medyada birçok isim 'rüşvet alan' gazeteciler arasında geçerken Akşam yazarı Yalçın Pekşen, tarifeyi oldukça yükselten bir yazı kaleme aldı.
'Birkaç yıl önce çok çok çok ünlü bir işadamımız çok çok çok ünlü bir gazetecinin kendisiyle ilgili bir konuyu örtbas etmek için 7 milyon dolar istediğini bana söylemişti. Ve parayı ödemiş, dosyayı örtbas ettirmişti." (12 Ekim) Yeni Şafak yazarı Taha Kıvanç bu konunun üzerine giderek köşesinde işledi. Kıvanç, söz konusu iddiayı yıllar önce savunma sanayiinde hizmet veren çok ünlü bir firmanın patronunun Sheraton Oteli'nde basına verdiği tanışma yemeğinde dile getirdiği notunu düştü. Bu arada ilginç bir gelişme oldu ve Kıvanç'ın isim vermemesine rağmen söz konusu gazetecinin kendisinin olduğunu kaydeden Star yazarı Uğur Dündar çok sert bir yazı kaleme aldı. Dündar yazısında Kıvanç için 'hoşt, hoşt' ifadelerini dahi kullanıyordu. Dündar, iddiaların kanıtlanması durumunda beynine kurşun sıkacağını da açıkladı. Pekşen, bu gelişmelerden sonra kendisinin ortaya attığı bu iddiaları 'inandırıcı bulmadığını' yazdı. (17 ekim) Halbuki Pekşen, 12 Ekim'de söz konusu iddiaları 'ortalık çok karışacak' anonsuyla veriyordu. Pekşen 19 Ekim'de daha da ileri gitti ve Koru'ya 'altını pisletmiş, kimliksiz kişiliksiz yazar' nitelemeleriyle saldırdı. 7 milyon doları alanın kimliği ise bu polemik arasında yine kaynayıp gidiyor.
Tamer, yazısını niçin çekti?
Milliyet'te iki istifaya yol açan Nail Keçili haberinin ardından Meral Tamer'in konuyla ilgili yazısı hem gazeteden hem de İnternet sayfasından çıkarıldı.
Tamer bu yazıda Keçili–Demirel fotoğrafından ve Keçili'nin Murat Demirel için samimi ifadeler kullandığı mektubundan bahsediyordu. Tamer şöyle diyordu: "Bu olayın yazılı ve sözlü medyada ele alınış biçimini dikkatle izliyorum. Bakıyorum kimi televizyon kanallarında, konu arkalara itilmiş, önemsiz haber kategorisinde yer alıyor."
Gazetecinin Tv'si olacak
Gazeteci-yazar Can Dündar ve CNN Türk'te murahhas üye olan Nuri Çolakoğlu, çalışanların ortak olduğu belgesel ve bilgi ağırlıklı düzeyli bir televizyon oluşumu için proje hazırlıyorlar.
İki ünlü gazetecinin amacı, patron baskısı sıfıra indirgenmiş, reklam kaygısı taşımayan, özgür bir yayın politikası olan özgün bir Tv kanalı oluşturmakmış...
|