GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

20/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Nuh GÖNÜLTAŞ

Duvardan önce, duvardan sonra...

BERLİN-Burası soğuk savaşın en sıcak yaşandığı yer. Türkiye'de hemen hepimizin aklına Berlin deyince "duvar" gelir, 10 Kasım 1989'da ancak yıkılabilen Berlin Duvarı...

Berlin ile ilgili hafızamda duvar dışında iki şey daha var: Birisi dürüst ve adil hakimleri anlatmak için kullanılan "Berlin'de hakimler var" sözü, diğeri ise J.F. Kennedy'nin duvarın önüne gelip Almanca olarak söylediği "Ben de bir Berlinliyim" sözü...

Kafamdaki duvar imajı ile buraya geldiğimde karşılaştığım şeyin ne kadar farklı olduğu benim için oldukça şaşırtıcı oldu. Cehaletimi bağışlayın; ama ben bugüne kadar Berlin Duvarı denildiğinde Berlin'i ikiye böldüğü varsayılan ve ancak birkaç metre uzunluğunda sembolik bir duvar varsayıyordum. Cehaletimi şu an birlikte seyahat ettiğimiz ve duvarın yıkıldığı zamanda burada bulunan Cengiz Çandar giderdi: "Sembolik filan değil, basbayağı şehri orta yerinden ikiye bölen kilometrelerce uzunluğunda bir duvardı..."

Şu dolaştığımız yerlerde, "Brandenburger Kapısı" önünde kim bilir karşı tarafa geçmek isteyen ne canlar "tarassut kuleleri"nden açılan makineli tüfek ateşi sonunda şuraya buraya düştüler. Bu konuda bir istatistik var mıdır ki? Kim bilir?

Şimdi o duvarın yerinde yeller esiyor, yüksek binalar yükseliyor; ama "İşte duvar tam buradan başlıyordu" denildiğinde sanki bir anda etrafım tel örgülerle, duvarlarla ve makineli tüfek yuvalarında her an karşıya geçmek için hamle yapabilecek bir Berlinliyi kurşunlamaya hazır Rus askerleri ile örüldü.

Bir an kendimi Doğu Berlinlilerin yerine koydum. İki metre genişliğindeki duvarın üzerinde, dibinde, yanında, yöresinde, etrafında kurşun deliklerinin yol açtığı kan gölleri bulunan insanlar gördüm. Umutlarını gerçekleştirebilmek için aşması gereken son engel olan duvara takılıp kalan insanlar için üzüldüm, belki de birkaç damla gözyaşı döktüm. Siz de buralara gelseniz, tahmin ederim benim gibi şurada adı "wall" (duvar) olan otobüs durağında bekleyen bir Berlinli olmak istemezdiniz.

Doğrusunu söylemek gerekirse Çin Seddi'ni yapan insan elinin her bir şey yapabileceğini düşünmüyor değilim. Ama iki şehri birbirinden koparmak, ayırmak için kilometrelerce uzunluğunda bir duvar örülebileceğini buraya gelene kadar düşünemiyordum.

Gerçi ben Türkiye'de yaşıyordum, pek yabancısı değilim; fakat kafalara, gönüllere bile duvarların örüldüğü bir dünyada yaşadığımı yeniden hatırlattı bana Berlin.

Soğuk savaşın en kritik günleri. Her an bir dünya savaşı çıkabilir. Berlin abluka altında. Sadece bir hava koridoru var ve oraya da sınırlı sayıda ülkenin uçağı inip kalkabiliyor. Amerika Başkanı J.F.Kennedy batı tarafında duvarın önüne geliyor ve "Ben de bir Berlin'liyim" diyor. Acaba o zamanlarda "Brandenburger Kapısı" civarında gördüğümüz ıhlamur ağaçları var mıydı? Ağaçlar cadde kenarlarında ve meyveleri dökülüyor. Duvarı geçerken heyecanlanıyorum. Amerika'nın belki de bu dünyaya en büyük katkılarından birisi bu duvarı yıkacak adımları atmak, komünizmi yıkmak oldu.

Duvarın doğu yakasındaki mayınlı araziyi geçtim. Duvarın bu yüzü o zamanlar gri imiş. Boydan boya gri bir duvar görüyormuş Doğulular batıya doğru bakınca. 10 yılda imar edilmiş Doğu; ancak ara sokaklarda eski harabelere rastlamak hâlâ mümkün. Birçok eski yapıda restore çalışmaları sürüyor.

Duvardan sonra Berlin'de her şeyden iki tane oluvermiş bir anda. Şehirde iki hayvanat bahçesi, iki opera binası, iki televizyon kulesi, iki havaalanı, iki parlamento binası.... Her şey böylesine çift iken Politbüro sözcüsü Günter Schabowski'nin "Herkes batıya geçebilir" sözü duyuluyor televizyonlarda. Aslında o, "Vize alan herkes batıya geçebilir" demişti. Fakat bir yanlış anlama birden bütün Doğuluları duvarın önüne yığmaya yetmişti.

Sonra duvar yıkılmış, her şeyden yeniden "bir" olmuştu.

Bu arada unutmadan Almanya'nın Türklere kapısını açan olayın bu duvar olduğunu da unutmamak gerek. Duvar yapılıp doğudan batıya geçişler engellenince Almanya'da doğan işgücü açığı Türkler ve diğer milletlerce dolduruldu! Bu, kaderin ilginç bir cilvesi işte!


n.gonultas@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

01/ 10/ 2000... Osmanlı Ermenileri katletmedi, suçluları cezalandırdı!
03/ 10/ 2000... E-isyan bastırılamaz!
04/ 10/ 2000... Kudüs: "Öteki"nin yaşama hakkı olmayan yer!
06/ 10/ 2000... İrtica Türkiye'yi ele geçirmeden karanlığa gömülmek de ne demek?
10/ 10/ 2000... Almanlar elektrik kesintileri için tedbir aldı!
11/ 10/ 2000... AB'ye asker bakışı
13/ 10/ 2000... Amerika kapitalist, biz güya Sosyal Devletiz!
15/ 10/ 2000... Okuma özürlü toplumda farklı olma mecburiyeti...
17/ 10/ 2000... Döner Avrupa'da McDonald's'ı solladı
18/ 10/ 2000... Başörtüsü mağdurlarına international imkanlar!


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.