GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

21/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


 


Batman'ı batıran intihar

Ülkemizin nasıl yaşanmaz hale getirildiğinin en açık örneklerinden biri Batman. Gencecik kızlar, ömürlerinin baharında hayatlarına kıyıyorlar. Devlet yetkililerimiz de, ilk çare olarak Diyanet İşleri'ne başvuruyorlar. Normal zamanlarda hiç de adam yerine koymadıkları din adamlarından medet umuyorlar. Belki de baştan savmanın bir yolu bu. 'Bakın ilgileniyoruz işte!' dercesine bir metot. Daha önce de sormuştuk, 'Nerede bu memleketin sosyologları, psikologları?' diye. Yine soralım bakalım ne çıkacak? Kıydıkları nikahların bile suç olduğu bir ülkede, din görevlisi bunalımlı insanlara ne anlatacak? Anlattıklarının yarın karşısına suç olarak çıkmayacağını nereden bilecek?

Batman'da son 8 ayda 30 civarında intihar vakası yaşandı. Toplam 150'den fazla kişi de intihar girişiminde bulundu. Öyle ki bu korkunç olay karşısında herkes tedirgin...Vali tedirgin, belediye başkanı tedirgin, halk tedirgin... Batman'da bir intihar olayı meydana geldiği zaman, birçok insan, "Bu acaba benim ailemden biri mi?" diye tedirginlik yaşıyor.

Bu olayın en canlı şahidi bir gazeteci: CHA muhabiri Batman'ın Çamlıca Mahallesi'nde bir intihar vakasının olduğu konusunda bilgi alır. Bu mahalleye gider; ancak, adresi aramasına rağmen bulamaz. Mahalle sakinlerinden Mehmet Elbey adındaki şahsa, "Abi, bu mahallede bir intihar olayı varmış. Bu konuda bilgin var mı?" diye sorar.

Bu soru karşısında, karşısındaki şahsın rengi, sapsarı kesilir. Eli ayağı titrer. Ve CHA muhabirine, "Bu intihar eden benim karım veya kızım olmasın sonra!" diyerek, yerinden fırlaması ile evin yolunu tutması bir olur...

 


Kişi başına düşen milli borç

Türkiye'de 1990 yılında kişi başına düşen borç 390 dolar iken, bu rakam bugün için tam 2 bin 436 dolara ulaşmış. Son 10 yılda gerçekten büyük mesafe katetmişiz. Veriler, Türk–İş'e bağlı Genel Maden İş Sendikası tarafından yapılan bir araştırmadan alınma.

Eğer evliyseniz ve bebek bekliyorsanız, çocuğunuz doğduğu gün 2 bin 500 dolara yakın bir borç ile doğuyor. Borç artık sadece yiğidin değil, bebeğin bile kamçısı, bunu bilesiniz.

Şimdi kişi başına düşen milli geliri değil, kişi başına düşen milli borcu konuşuyoruz.




İyi iş!

Bakanlar Kurulu, çeşitli kuruluşlara elektrik enerjisi üretim tesisi kurma ve işletme izni verilmesi esaslarını yeniden belirledi. İşin gerçeği bir hayli de kolaylaştırdı.

Eğer bin konutu aşan bir uydu kentseniz, hastaneyseniz, dört yıldızlı otel ya da tatil köyüyseniz, kültür balıkçılığı, besicilik ya da kümes hayvancılığı yapıyorsanız kendi elektriğinizi kendiniz üretebileceksiniz.

Oh ne ala memleket. Kendi elektriğinizi kendiniz üreteceksiniz. Ekmek elden, su gölden yaşayıp gideceksiniz. Hatırlatın da bir ara ülkeyi de biz yönetelim. Baksanıza hiç de zorluğu yok!




Mış gibi yapmak

Giresun'un Dereli ilçesine bağlı Hapan köyündeki çocuklar her gün eğitim alıyormuş gibi yapıyorlar. Sabahleyin okulun bahçesine toplanan 110 kadar öğrenci, İstiklal Marşı'nı söyleyerek okula giriyor. Teneffüslerde bahçeye çıkıp oynuyorlar, akşam okulun dağılma saati gelince de dağılıp evlere gidiyorlar. Her şey normal gibi görünüyor; ama değil. Okulda ilaç niyetine dahi bir tane öğretmen yok.

Köyün muhtarı Ferhat Türkmen, "Çocukların okula ısınması için her gün öğretmen varmış gibi okula getiriyoruz." diyor.

Türkiye hep bir örnek. Hep 'mış gibi yapıp' idare ediyoruz. Köyde çocuklar öğretmen varmış gibi okula gönderiliyor. Şehirlerde ise demokrasi ve insan hakları varmış gibi başörtülü öğrencileri üniversite kapılarında bekletiyoruz. İstikrarın her köşede aynı olduğunu görmek güzel bir şey.




Okula yasak

Kocaeli'ndeki ilköğretim okullarına Milli Eğitim Müdürlüğü kararıyla pokemon oyun kartlarının girmesi yasaklandı. Sebebi çocukları büyüdüklerinde kumara teşvik etmesiymiş. Kumarı teşvik eden her türlü mazarratın yasaklanmasını biz de şiddetle destekliyoruz.

Tamam pokemonu yasakladınız; ama çocuklar daha okula başlamakla bir çeşit hayatlarının kumarını oynamıyorlar mı? Daha bu işin sonunda milyonların giremediği üniversiteler, yine yüz binlerin beklediği işsizlik gibi alternatifler onları beklemiyor mu?

Dahası, piyangoyu, lotoyu, totoyu, at yarışlarını kim teşvik ediyor? Üstelik bunların bazısının başına milli sıfatını yerleştirerek.




Seçmece isim

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi'nin ilginç bir icraatı var. Kurtuluş Mahallesi Vatan Caddesi karşısındaki mobilyacı esnafının bulunduğu 'Taşdelen Sokağı'nın ismini 'Firavun' diye değiştirmişler.

Tarihte başka isim mi yok? Ne güzel, 'Nemrut' var, 'Ebu Leheb' var. Ne bilelim daha orijinal olarak 'Şeytan' var.



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.