
Umut sınırı ve sisteme direnme
Hep merak ederim ülkenin nasıl yönetildiğini. Bir de görmek isterim yönetenlerin ufkunu. Onun için iyi bir fırsattır icranın içinden, merkez aktörlerinden birileriyle aracısız, kesintisiz ve özgür bir ortamda konuşmak, sormak, dinlemek ve tekrar sormak. Bu beni, ne yaptıklarının, nasıl yaptıklarının, ne yapamadıklarının ve neden yapamadıklarının cevabına götürür. Kimi konuklarım icraatlarını ve art arda yeni projelerini anlatır haklı bir gururla. Onları büyük bir zevkle dinlerim. Çünkü yaptıkları, yapacakları bana dönecektir, bugün yarın. Kimi konuklarım da, mazeret üretme konusunda egzersiz yaparlar. Ama bilirler, mazeret sıralamanın ne beni, ne kendilerini ve ne de toplumu rahatlatmadığını. Çünkü sorunlar ertelendikçe, kararlı bir irade ile karşılaşmadıkça çığ örneğinde olduğu gibi her geçen gün büyüyerek devam eder. Kimi zaman imkansızlıklar, sistem, bütçe, yasalar elinizi kolunuzu bağlamışsa ''bu yapı içerisinde bu problemlerin hiçbirine çözüm üretilmez. Burada beyhude oturup kimseyi aldatmayayım'' deyip koltuğu bırakmaktır en büyük çözüm. Bu ülkede geçmişten bugüne her koltuk sahibi kendisini başarılı görüyor ki, ''olmuyor'' deyip de bırakan böyle bir istifa sesini hiç duymadım. Peki ama yönetenler iyi yönetiyorlarsa, bu kadar problemi halk mı üretiyor? Belki de iyi yönetilmiyor; ama çok iyi idare ediliyoruz, istisnalar hariç...
Enerji Bakanı Cumhur Ersümeri de dinledim. Zaman zaman umutlandığımı söylemeliyim. 2003 yılında dışarıya elektrik satacağımızı duyduğumda, duygularımın umut sınırını aştığını da söylemeliyim. Ama sebebi ne olursa olsun elektrik kesintilerine başvurmanın bir çaresizliğin sonucu olduğunu duyduğumda biraz burkuldum. Umutsuzluğa düşmüş değilim bakanı dinleyince. Ama bazen daha iyisini, daha üst bir noktayı istemek de sonsuz hakkım diye düşünüyorum. Enerjinin dümenindeki kaptana 'aydınlık bir Türkiye' için başarı diliyor, onun idare edenler değil, yönetenler safında durmasını diliyorum. Çünkü sistem değiştiriyor, dönüştürüyor pek çok iyi şeyi. İşlemeyen sisteme direnenlerle, umudun üst limitini zorluyor insan.
1995'ten beri Türkiye yurtdışından elektrik satın alıyor. O günden bu yana Türkiye oldukça sıkıntılı bir enerji sektörüyle başbaşa. Bir yandan üretim tesislerimizi artırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz, diğer yandan mevcut tesislerimizde daha fazla enerji üretmenin yollarını arıyoruz. Bir de daha fazla ithal etme çabalarını sürdürüyoruz. Sonra da dönüp hem kamuya, hem vatandaşımıza tasarruf edelim diyoruz. Bunları bir araya getiremezsek, çaresizlik dediğimiz programlı elektrik kesintisine gitmek zorunda kalır Türkiye. Bütün bu tedbirleri aldığımız halde, en kötü senaryoya göre oluşan açık günde 30 milyon kW. Açığın kapatılamaması halinde günde iki saatlik bir kesinti gerekir.
Enerji Bakanı Cumhur Ersümer: Elektriği çaresizlik kestiriyor
Türkiye enerji konusunda bir darboğaza girdi. Şu an için ülkenin enerji grafiği ne gösteriyor?
Açık gösteriyor.
Ne zamandan beri?
1995'ten beri Türkiye yurtdışından elektrik satın alıyor. O günden bu yana Türkiye oldukça sıkıntılı bir enerji sektörüyle baş başa.
1997'den beri bu koltukta siz oturuyorsunuz. Peki bu enerji açığını kapatmak için siz ne yapıyorsunuz?
Bir yandan üretim tesislerimizi artırmaya yönelik çalışmalar yapıyoruz, diğer yandan mevcut üretim tesislerimizde daha fazla enerji üretmenin yollarını arıyoruz, bir de daha fazla ithal etme çabalarını sürdürüyoruz. Sonra da dönüp hem kamuya, hem vatandaşımıza tasarruf edelim diyoruz.
Bunların hepsi bir araya gelebilecek mi?
Getirebileceğimiz ümidindeyim. Bunları bir araya getiremezsek, çaresizlik dediğimiz programlı elektrik kesintisine gitmek zorunda kalır Türkiye.
1995 yılından sonra oluşmaya başlayan açık bugün nedir?
Bütün bu tedbirleri aldığımız halde, en kötü senaryoya göre oluşan açık günde 30 milyon kW'lık bir açık.
Bu açık, ihmalden mi oluştu, gerekli yatırımların yapılmamasından mı oluştu?
Sadece onlar değil. Türkiye son 20 yılın en kurak iki senesini yaşıyor. Biri geçen yıl yaşandı, biri bu sene yaşanıyor. Türkiye'nin su gelirleri bir önceki yıla nazaran düşerek devam ediyor. Örneğin, Fırat havzasındaki baraj Türkiye'nin hidrolik üretiminin yaklaşık yüzde 60'ını üretiyor. Fakat bu barajlardaki su seviyesinin minimum noktaya inmiş olması büyük sıkıntı oluşturuyor.
1998 yılında Atatürk Barajı'ndan oldukça iyi bir üretim gerçekleştirdiniz...
Tabii her zaman su seviyesi düşmüyor, bazen yükseldiği oluyor. O yıl Atatürk Barajı'nda 10 milyar kW elektrik ürettik. Bu maksimumdaydı. Atatürk Barajı'nda biz bu yıl sonu itibarıyla en fazla 6 milyar kilovatsaat elektrik üretebileceğiz. Bu durum Karakaya, Keban vs. için de geçerli. Neredeyse yüzde 50 daha az üretiyoruz. Ağustos ayı itibarıyla, termik 16 bin MW, rüzgâr 19 MW, hidrolik 10 bin 911 MW'lık kurulu gücümüz var.
Türkiye kurulu hidrolik gücünün ne kadarını kullanabiliyor?
Yüzde 30'unu. Yüzde yüzünü kullanabilmesi için dev yatırımlar gerekiyor. Biz ikili anlaşmalarla 28 tane barajın inşa edilebilme imkanını hazırladık. Protokoller yaptık, şirketleri belirledik, görüşmeler devam ediyor. Nereden baksanız 10 milyar dolar yatırım gerektiriyor. Hazine şu an bana; biz bunun hepsinin garantisini veremeyiz, siz bizim dış borç yükümüzü artırıyorsunuz diyor. Biz de bekliyoruz, ne verirlerse onu yapma çabası içinde oluyoruz.
Kurulu gücün tamamını kullanamamanın başka sebepleri var mı?
Uluslararası kriterlere göre konuşuyorum; bu gücün tamamını kullanamıyoruz. Revizyon yapmamız gereken yerler var, bakıma almamız gereken yerler var. Öngörülemeyen birtakım arızalar da oluyor. Teknolojiyi yenileme ihtiyacı oluyor. Mesela kömürün iyi kalitede sürekli gelmesi, doğalgaz akışında sıkıntı yaşanmaması lazım ki, üretim kapasitesi artsın...
Enerjinin üretilip nakli aşamasında meydana gelen kayıp miktarı nedir?
Santral kayıpları ve hat kayıpları diye adlandırıyoruz. Dünya kriterleri bu noktada yüzde 4'lerde. Bizde ise yüzde 6-7 arasında. Bunları minimize etmek için çalışmalar yapıyoruz.
Kaçak kullanım?
Bazı bölgelerde yüzde 60 oranlarında kaçak kullanım var. Bunlar parasız kullandıkları için büyük bir israf içindeler aynı zamanda. Önemli bir sayıda tarama yaptık. 10 trilyona yakın kaçak tahakkuku yaptık.
Şu an 400 trilyon civarında bir kaçak söz konusu...
Evet...
Bu problemin halli çok mu zor ki, çaresizliğe bir çare olarak başvuruyoruz?
Türkiye, gerek dağıtım tesislerinde yenileme yatırımlarının yapılabilmesi, gerek çağdaş tekniklerin uygulanmasıyla ilgili bir ihale düzenine girmiş, bu ihale düzeninde 1995-96'larda teklifler alınmış, diğer tarafta üretim tesislerini rehabilite etmek noktasında da bir ihale sürecine girmiş. Hâlâ o süreçte gidiyoruz. Yani bir yanda, 'ben kayıp kaçak oranlarımı minimize etmek, üretimi daha fazla artırmak için özelleştireceğim bu işletmeleri' diye bir karar alınıyor. Diğer yandan 'nasıl olsa özelleşiyor' diye Türkiye bu tesislere yapması gereken yatırımı yapamıyor. Zaten böyle bir kaynağı da yok. Özelleştirme esnasında firmaların taahhütleri gerçekten çok cazip. Ama bu işlemlerle ilgili 299 tane dava açıldı. Bu bir zihniyet çatışması. Bir taraftan böyle bir mahkeme labirentinin içinde uğraşıyorsunuz, diğer yandan finansta sıkıntılar vardı uluslararası tahkimin uygulanamamasından kaynaklanan. Şimdi bu tahkim olayını hallettik.
Siz çözümün önemli bir kısmını özelleştirmede mi görüyorsunuz?
Öyle düşünmüşüz. Ama nasıl olsa özelleşecek diye biz boş durmuyoruz. Kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi, santrallarımızdaki üretimin artırılmasıyla ilgili bir dizi tedbir aldık ve uyguluyoruz.
Şu an biz hangi ülkelerden enerji alıyoruz?
Gürcistan'dan, Bulgaristan'dan elektrik satın alıyoruz. 1999 yılında dışarıdan 1,5 milyar kW, 2000 yılında 2 milyar 200 kW elektrik satın almışız. Şimdi biz bunu 3,5 milyar kW'a çıkartma çabası içindeyiz. Biz 15 yıl sürekli sizden elektrik alacağız diye güvence versek elektrik satın alabileceğimiz çok yer çıkar, fakat Türkiye'nin belli bir süre için sıkıntısı var.
Nedir bu süre?
2003 yılından sonra Türkiye'nin dışarından elektrik alımı yok denecek kadar azalır. Hatta şimdi gündemde olan yatırımlarını gerçekleştirirse, çok kısa bir süre sonra dışarıya elektrik satacak duruma gelir Türkiye.
Rüzgâr santralları yeni yatırımlarda henüz istenilen oranda yer bulamadı. Bu projeleri getiren firmalar dışarıdan kredi de buluyorlar. Geçen yıl çok sayıda firma başvurdu. Bu firmalardan bir kısmına izin verilmedi, bir kısmına kısıtlama getirildi, bir kısmı onay aşamasında. İşadamı Adnan Polat'a göre, rüzgâr santrallarına 100 milyar dolarlık bir yatırım yapılsa Türkiye'nin 10 bin MW'lık bir gücü oluşabilir.
Türkiye rüzgârla daha yeni tanıştı. 1997 yılına kadar Türkiye'de bir tek rüzgâr santralı yoktu. İlk defa rüzgâr santrallarının kurulabilmesi iznini ben verdim. Biz Enerji Bakanlığı olarak rüzgâra öncelik verdik. Yap-işlet-devret modeli ile özel sektör tarafından gerçekleştirilmek üzere 2000 yılı Temmuz ayı sonu itibarıyla bakanlığımızca değerlendirilmekte olan rüzgâr enerjisi santralı başvurularının toplam sayısı yaklaşık 72 adet olup, söz konusu başvuruların toplam gücü 2437-2461 MW civarındadır. Bu başvurulardan iki proje işletmeye geçmiştir. (Çeşme Alaçatı-Çanakkale Bozcaada) DPT'nin görüşü alınmış ve değerlendirme çalışmaları devam etmekte olan projelerden 16 adedi için bakanlığımız, Hazine Müsteşarlığı ve DPT Müsteşarlığı arasında 2002 yılı sonuna kadar yaptırılması hususunda mutabakata varılarak, yatırımcı firmalardan taahhütname alınmıştır. Daha önce de pek çok müracaat yapılmıştı bize. Hemen hemen Türkiye'nin rüzgâr bölgeleri tekel altına alınmış gibi bir görüntü vardır. Şimdi ben bu düzeni bozdum. İhaleye çıktım. Bu firma müracaatları da o çıktığımız ihalenin sonucudur. Yani o ihale sürecinde biz, hem firmaların ilgisini bu işe çekmiş olduk, hem de atıl duran bir kapasiteyi hızlı bir şekilde sektöre alabilme çabamızı sürdürdük.
Rüzgâr santralında somut hedefiniz nedir?
Türkiye'de 10 bin MW'lık bir rüzgâr potansiyeli var. Şu an geldiğimiz nokta 19 MW. Altı tane rüzgâr enerjisi santralına geçtiğimiz pazartesi izin verdik. Bunlar altı aylık bir süre içinde inşa edilir. Ama Türkiye'nin enerji açığı rüzgâr santrallarıyla hiçbir zaman hallolmaz. Bu alternatiflerden bir tanesidir sadece.
Güneş enerjisi için aynı soruyu sorarsam?
Güneş enerjisinin kullanımının ekonomik olduğuna dair herhangi bir tespitimiz yok. Biri gelsin desin ki; bin güneş enerjisi santralı kurmak istiyorum, hemen izin veririm. Elektrik İşleri Etüt İdaresi olarak bu sektörün kurulmasıyla ilgili çalışmalar devam ediyor.
Nükleer enerji önümüzdeki yıllarda tekrar gündeme gelecek mi?
Nükleer enerjinin Türkiye'nin gündeminden çıktığını kabul etmiyorum. Enerji Bakanlığı'nın gündeminden hiçbir zaman da çıkmadı. Burada sadece ve sadece uygulanmakta olan istikrar programı nedeniyle, Hazine'nin veremem dediği bir garantinin alınamaması sonucunda biz bunu erteledik.
Üçüncü defa ertelendi. Bir daha nükleer enerji ihalesi açarsa Türkiye, dış firmalar güvenip tekrar gelirler mi sizce?
Orası meçhul. Ama inşallah Türkiye nükleer enerji santrallarını kuracaktır. Çok değişik şeyler söylendi. Biz elektrik kesintisine gitmek zorundayız, doğalgaz akışında problemimiz var, barajlarımızda su üretemiyoruz, dediğimizde nükleer santrala gerekçe hazırlıyorsun, dediler.
Şimdi de; bakan pahalı projelere gerekçe hazırlama çabası içinde, deniyor.
Derler. Ben 197 tane proje koydum DPT'nin önüne. Bu projelerin toplam üreteceği enerji 32 bin MW. Türkiye'nin 2010 yılında tüketeceği elektrik 297 milyar kW. Yani şu anda tükettiğini üçe katlamak zorunda. Kurulu gücünü de aynı şekilde üçe katlamak zorunda. Yaptığımız hesaplara göre de 2010 yılında Türkiye'nin 34 bin MW'lık bir güce ihtiyacı var. Bizim koyduğumuz ve şu anda masanın üzerinde duran projelerin hepsini bu on yıllık süreç içinde Türkiye gerçekleştirse bile daha 2 bin MW'lık bir açığı olacak....
Yap-işlet-devret projeleri çok eleştirildi. Başka bir yöntem düşünüyor musunuz?
Türkiye'nin her yıl 8-10 mertebesinde enerji ihtiyacı büyüyor. Türkiye'nin her yıl yaklaşık 5 milyar dolarlık yatırım yapması lazım. Geriye doğru bakın, Türkiye'de yatırım bütçesinin enerji sektörüne 5 milyar doların yatırıldığı bir seneyi görmeniz mümkün değil. Biz bu sene bütçeden en büyük payı alan bakanlığız, yüzde 13 mertebesindeyiz. Ama talep ettiğimizin de yüzde 10'unu almış durumdayız. Bu şartlarda Türkiye'nin milli bütçe imkanlarıyla enerji problemini çözmesi mümkün değil. Türkiye'de herkesin gönül rahatlığıyla yatırım yapacağı imkan oluşturulmamış. Türkiye dünyada dolaşan trilyonlarca doların ne kadarını alıyor bir bakın. Daha dün demirperde ülkesi olanlar bizi birkaç misli katlamışlar. Biz dedik ki, Türkiye'nin bu dereden çıkması lazım. Şu anda ihale ettiğimiz beş büyük proje var. Bunların toplam gücü 5,830 MW. Ürettikleri elektrik 45-47 milyar kW arasında değişecek. Bunların tamamının finansları sağlanmıştır. Ben diyorum ki; yap-işletlerle bu iş daha kolay çözülür.
Biz 2003 yılına kadar enerji konusunda bıçak sırtında mı kalacağız?
Hayır, hayır... Bizim mobil santral demetimiz var. Daha önce dört yerde yapmıştık, bunların gücünü artırdık. Şu anda mobil santrallarla 930 MW'lık bir güç sağlama imkanımız var. Geçtiğimiz günlerde Ankara, Isparta, Batman, Mardin dört tane daha ihale ettik, beş taneyle ilgili yeni fiyatlar aldık. İki tane de yüzer santral yapmayı planlıyoruz. Biz bunları en geç 6-8 ay içinde devreye alacağız. Bir de bizim devam eden işlerimiz var. Bilecik Barajı var... Netice itibarıyla 2003 yılı başında 12,668 MW'lık bir gücü enerji sektörüne sokabileceğiz. Bu devam eden bir süreç olacak ve sonra da bizim yedeğimiz olacak. Bu yaklaşık 12,5 milyar dolarlık bir yatırım. Bunlar büyük ölçüde dış finansmanlarla yapılacaksa, bizim hem ülke çeşitlendirmesi hem de kaynak çeşitlendirmesi yapmamız lazım.
Ermeni soykırımı tasarısı geri çekildiğine göre siz Amerikalılara ihalelerde problem çıkartmayacaksınızdır...
Zaten bir problem yoktu...
Azeri ve Mısır gazlarının Türkiye'ye getirilmesi hangi zamanlama ile gerçekleşecek?
Mısır bize yeni yeni tekliflerle geliyor. Siyasi konjonktür bu projeleri kökünden etkiliyor. Şu anda böyle bir boru hattının güvenli bir ortamdan geçeceğini söylememiz söz konusu değil. Şu anda çalışma grupları olarak karşılıklı görüşüyoruz, kesinleşmiş bir şey söz konusu değil. Bizim için cazip olan bir noktaya ulaşırsa Mısır'dan da gaz alırız.
Azeri gazı daha erken gelir mi?
O da yeni bir alternatif olarak çıkmıştır. Bu da gündemimizde. İyi bir noktaya geldik. Biz hesaplarımızı Türkmenistan'dan 16 milyar metreküplük doğalgaz gelecek diye yapmıştık. Şu anda bu 16 milyar metreküplük gazın bize taahhüt edilen süre içinde gelmesi zor gözüküyor. Bu açığımızı kapatmamız lazım. Biz doğalgazın 5 ilde kullanılmasıyla yetinmek istemiyor, 57 ilde kullanımını yaygınlaştırmak istiyoruz. Doğalgaz kullanan ile kullanmayan sanayi arasındaki haksız rekabeti de böylelikle ortadan kaldıracağız. Onun için hızlı bir şekilde Azeri doğalgazıyla ilgili çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Hazar petrolleri gerçekten 2004'te Ceyhan'a akacak mı? Yıllardır konuşuluyor, imzalar atılıyor. Artık son noktaya geldik mi?
Tabii ki son noktaya geldik. 32 aylık bir inşaat süresi planlıyoruz. 12 aylık bir detay mühendislik süremiz var. 6 aylık temel mühendislik var. Bir gecikme olacağı kanaatinde değilim. Finansıyla ilgili de aldığımız destek özellikle ABD makamlarından güven verici.
Somut cevap beklediğim iki soru: Bir, elektrik kesintileri önümüzdeki günlerde hangi periyotta karşımıza çıkacak?
Biz elektrik kesintisi yapmama çabamızı sürdürüyoruz. Açığın kapatılamaması halinde kesinti gündeme gelecektir. En kötü projeye göre günde iki saatlik bir kesinti gerekiyor.
İki; LPG nereye gidiyor? Ticari araçların haricinde kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz?
Toplam yüzde 30-35'lik bir zam hedefliyoruz LPG'ye. Mazot fiyatlarına çekeceğiz. Biz ticari araçlarda kullanılmasını destekledik. Özel araçlarda LPG kullanılmasına karşıyız. LPG Türkiye'ye çok pahalıya mal olan bir yakıt. Ucuzluğu, üzerindeki vergilerin olmamasından kaynaklanıyor. Bir yandan mutfaktaki gazı sübvanse ediyoruz, bir yandan ticari araçlardaki gazı sübvanse ediyoruz, bu nedenle ucuz bir yakıt olarak gözüküyor. TÜPRAŞ'ı özelleştireceğiz, devletin petrol piyasasındaki müdahalesini sıfıra indireceğiz, diyoruz. İçişleri, Maliye, Sanayi, Tarım, Enerji bakanları olarak biz bir araya gelip bir komisyonda özel araçlarda LPG'nin kullanılmamasının tedbirlerinin çalışmasını yaptık. Bunlar yansıyacak kamuoyuna.
|