GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

23/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

Fikir Platformu

Dünden bugüne SAYIM

 


RÖPORTAJ 

Faruk MERCAN



İçişleri Bakanı Tantan: Gidiş çok tehlikeliydi

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Türkiye'yi yolsuzluklardan arındırmak için sürdürülen temizlik operasyonları konusunda Zaman'a çarpıcı açıklamalar yaptı. Tantan, "Yolsuzluk ekonomisi adı verilen mekanizma tam olarak deşifre oldu mu?" sorusuna, "Hayır, henüz tam deşifre olmadı." cevabını verdi. Bu mekanizmanın içindeki kişilerin kendilerini çok iyi bildiklerini belirten Tantan, "Süratle halka dönen kendisini kurtarmış olur diye düşünüyorum." sözleriyle yakın dönemde yeni önemli operasyonların mesajını verdi.

Tantan, bu yılın başında yapılan Hizbullah ve Umut operasyonlarına kadar Türkiye'nin neden on yıldır faili meçhul dosyaları aydınlatamadığı sorusuna ise şu cevabı verdi: "Geçmişi hiç konuşmak istemiyorum, hiç gerek yok." İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın sorularımıza verdiği kapsamlı cevaplar şöyle:

Yolsuzluk terörü besledi

"Yolsuzluklar bugüne kadar gözden kaçan en önemli tehdittir." diyorsunuz. Bilerek mi gözardı edilmiş?

Onu ben bilemem. Biz çalışmalarımızda önümüze çıkan verilere göre hareket ediyoruz. Çalışmalar yapılırken çok geniş boyutlu bir araştırma yaptırıyoruz. Yolsuzluk ekonomisinin giderek büyük bir tehlike olduğunu vurguladık. Güvenlik güçleri, bugüne kadar, ülkeyi tehdit eden terörist hareketlerle mücadelelerinde, terörist hareketlerin başlangıcından bugüne gelindiğinde, başta eksik olan mücadele bilgisi, tekniği ve yöntemleri, bugün son derece gelişmiş nitelikli bir konuma gelmiş vaziyette. Gerek Silahlı Kuvvetler için gerekse polis için terörle mücadele artık son derece basite inmiş vaziyette. Ama, terörizme kaynak sağlayan, gerek sosyolojik, gerek ekonomik gerekse diğer faktörler incelendiğinde, yolsuzluk ekonomisinin buna büyük destek verdiği görülüyor. Ahlakın yozlaştığı, ekonomik ahlakın yozlaştığı, inancın yozlaştığı, bilimin yozlaştığı ve tehlikeli bir gidişe doğru gidildiği gözlemlendi. Yolsuzluk grafiğinin de giderek tırmandığı, 1995'te yüzde 34 olan yolsuzluk boyutu 1999'da yüzde 50'nin üzerine çıktı.

Kasırga operasyonunda ismi geçen bir işadamı için, "Türkiye gerçeğinin üst seviyesindeki, perde arkasındaki ilişkilerini temsil ediyor." dediniz. Bu Türkiye gerçeği sizi ürkütmüyor mu?

Yok canım, niye ürkütsün? Bunlar bizim için basit şeyler...

Bu yolsuzluk mekanizması tam olarak deşifre oldu mu? Bunların üzerine gitme gücünü kendinizde görüyor musunuz?

Paranın izini takip

Hayır, henüz tam deşifre olmadı. Ama herkes kendisini deşifre etmek için çırpınıp duruyor. Ortaya düşmüş olanlar kendi kendine çırpınıyor. Bizim işimiz bunların bir an evvel, topluma teslim olmalarını, halka geri dönmelerini sağlamak. Biz bir hata işledik, hatamızdan geri dönüyoruz diye bir an evvel topluma teslim olsunlar. Herkes kendini biliyordur, görüyordur. Süratle halka dönen kendisini kurtarmış olur diye düşünüyorum.

Paranın izini sürmekte zorluk çekiyoruz, demiştiniz?

Bugünkü teknolojik ortamda bir para hareketi, mal hareketinin süratle takip edilmesi o kadar kolay değil. Çünkü bunları yazıya dökene kadar en az üç ay, beş ay bir süre geçiyor. Oysa bunların bilgisayar ortamında anında tespit edilmesi gerekiyor. MERNİS projesiyle (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) herkese bir numara verileceği için, bütün mal ve para hareketleri bu numara üzerinden yapılacak. Böylece bilgisayar ortamında herkesin malının ne olduğu, gelişmesi, şusu, busu anında tespit edilmiş olacak.

MASAK zayıf kaldı

Bu açıdan Maliyecilerle istediğiniz ölçüde işbirliğine gidebildiniz mi; çünkü geçmişte bu yönde şikayetleriniz vardı.

Mali Suçlar Araştırma Kurulu (MASAK), kara para ile mücadele için kuruldu. Ama kara para yasasında birtakım eksiklikler var. Şu an MASAK'ın çalışmalarını pek yakinen bilmiyorum. Ama ekonomik suçlarla ilgili çalışmalarının ne denli verimli olduğunun araştırılması lazım.

Bununla neyi kastediyorsunuz?

MASAK'ın kuruluşunda, kara para ile mücadelede operasyonal çalışma fikri öne getirilmiş. Savcının öncülüğünde operasyonel çalışmayı gerektiriyor. Ama MASAK'ın işlevine bakıldığında klasik anlamda bir çalışma sistemi yürütüldüğü dikkatlerde. Yani bir vergi incelemesi gibi bir hesap uzmanı çalışması gibi klasik bir çalışma.

Savcılara yönelik de eleştirileriniz vardı. O kanattan iyi düzeyde bir işbirliği sağlandı mı?

Suç ve suçlularla mücadelede birinci görev, asli görev cumhuriyet savcılarınındır. Bu kanunun hükmüdür. Bizim önerdiğimiz şey, eğer cumhuriyet savcıları nitelik açısından, teknolojik ve bilgi açısından, lojistik açıdan güçlendirilmezse suç ve suçluyla mücadelede, etkin bir mücadele yöntemi hiçbir zaman gerçekleşmez. İşin özüne bakmak lazım. İşin özünde yıllardan beri savcı eksikliği, hem sayısal açıdan, hem nitelik açısından, hem olaylara bakış açısından hissediliyor. Şimdi güvenlik güçleri mücadelede nasıl geliştirilmişse, her türlü konuda, nasıl bir güce ulaştırılmışsa savcılar da ulaştırılabilir. Burada önemli olan kanunun ruhunu tatbik etmek. Cumhuriyet savcısı, kendi bölgesi içerisindeki, bütün olumsuzluğa karşı her türlü illegal harekete karşı bunları mutlaka takip edip ona göre çözümler üretmek mecburiyetinde. Klasik anlamda, adli zabıtamız yok. Kanuna göre adli konularda polis ve jandarma savcının emrinde çalışıyor. Adli zabıta kurmana ne gerek var?

Savcılar bütün bunları, altlarında araba olmadan, masalarında bilgisayar olmadan mı yapacak?

Benim söylediğim şu: Cumhuriyet savcıları burada etkin konuma getirilmediği sürece, güvenlik güçlerinin yaptığı çalışma yarım kalır. Şimdi ekonomik suçlara bakacak hakim ve savcıların bu şekilde eğitilmesi gerekiyor. Yoksa nasıl karar verecek; bilirkişi raporuna göre mi karar verecek? Mal ve para hareketleri açısından Türkiye'de 150-200 milyar dolarlık bir servet hareketi varsa, bu servet hareketi içerisindeki illegal oluşumlar, haksız kazançlarla mücadele edecek noktada ne kadar hakim ve savcımız var, diye oturup bunun bir istatistiğini yapmamız lazım. Şimdi bakıyorsunuz güvenlik güçleri, polisiyle, jandarmasıyla her suçla mücadele için, teknolojinin ve gelişen ekonomik hareketliliğin getirmiş olduğu bu yeni suçlarla mücadele konusunda özel eğitiliyor. Hem yurtiçinde eğitiliyor, hem yurtdışında eğitiliyor, suçun türüne göre. Ama bu suçla mücadelede asıl karar verecek makam olan cumhuriyet savcısı eğitiliyor mu, eğitilmiyor.

Kirli polis barınamaz

Bu konuda polisin eksiklerini de tespit ediyor musunuz?

Efendim polis kendi eksiğini bildiği için o konuda yoğun bir eğitim içerisinde. Polisin eğitim yasası değişti. Akademi üniversite oldu. Polis okulu, meslek yüksekokulu oldu. Yurtdışında 25 arkadaşımız master düzeyinde eğitimde. İnternet suçları ile mücadele etmek için, Amerika'da ABD polisi ile beraber eğitim alıyorlar. İnternet suçları yeni bir oluşum olduğu için Amerika'nın bu konuda vereceği mücadele neyse bizim polisimiz de o şekilde eğitim alıyor. Peki bu konuda önüne dosya gelecek savcı neye göre, nasıl karar verecek? Eğitilmemişse bu savcının suçu değil.

Bir söyleşinizde, 'Yolsuzlukla mücadele bir zihniyet değişimi gerektiriyor.' diyorsunuz. Polis bu açıdan zihniyet değişimi geçirdi mi?

Geçirmezse bütün bunlar ortaya çıkmaz. Poliste gelinen nokta bir ekip çalışması. Bir taraftan bu suçlarla mücadele edilirken bir taraftan da sürekli polis eğitiliyor.

Ama hemen her operasyondan sonra olayın bir polis ayağı ortaya çıkıyor...

Aslında polis bir ise, diğer kurumlardan çok daha kabarık bir rakam var. Ama polis ortaya çıkınca büyükmüş gibi gösteriliyor. Polis kendi içerisindeki illegal oluşumu hiçbir zaman tutmaz, hemen temizler. Valisi, kaymakamı, polisi, jandarması, Sahil Güvenlik de bize bağlı. Bu kurumlardan hiçbiri, yalnış bir işe girmiş kişiyi asla kendi içinde barındırmaz.

Şu anda istediğiniz noktada mısınız?

Şu andaki bilgi bizi hiçbir zaman tatmin etmez. Bu yüzden Teknoloji Üst Kurulu ve Strateji Merkezi kurduk.

En önemli önceliğiniz ne?

Bilimin bütünüyle hakim olması, her konuda bir zihniyet değişikliğinin hakim kılınması. Bize bağlı olan her birimde bu zihniyet değişimini sağlamak için mücadele ediyoruz.

Karakoldaki muamele

İnsan hakları konusu, gerçekten de polisin öncelikli hassasiyetleri arasına girdi mi?

İnsan haklarına ne şekilde bakıldığına bağlı. Türkiye'de herkes insan hakkı ihlali yapıyor. Bunun ne ölçüsü var, ne boyutu var. Bu eksikliğin ortadan kaldırılması tamamen her alanda bir zihniyet değişikliği gerektirir. İnsan hakkı ihlalini sadece karakoldaki bir davranış, muamele olarak algılarsanız yanlış olur.

Ama karakoldaki muamele de önemli değil mi?

Efendim insanların birbirlerine saygılı davranması, birbirlerine yardım etmesi, kötülüğe değil iyiliğe çekmesi, kötülükten kurtarması, insan olmanın görevi. Sadece insana değil, tabiatta yaşayan diğer canlılara da saygılı davranması, onu her türlü tehlikeden koruması insanın görevi. Allah'ın insana vermiş olduğu asli görevlerden biri. Allah'ın insanın omuzlarına yüklediği görevlerin ağırlığı bilinse, davranış ve hareketlerde ona göre hareket eder. Bunlar olmayınca insan hakları söylemleri gösteriden öteye geçmez, yalandan öteye geçmez.

Avrupa Birliği ve insan hakları

Ama polis açısından baktığımızda, Avrupa Birliği belgelerinde, toplumsal olaylarda polisin davranışları ve işkenceden söz ediliyor. O zaman siz, "Avrupa Birliği'nin yolu karakoldan geçer" görüşüne katılmıyorsunuz.

Ne ilgisi var, efendim? Avrupa Birliği'ne baktığınız zaman, her türlü terörist faaliyete karışmış, adam öldürmüş, uyuşturucu madde kaçakçılığına karışmış yüzlerce insan orada lüks hayatı yaşıyor. Onların güvenlik güçleri bunları bilmesine rağmen. Bu insan hakkı ihlali değil mi?

Faili meçhuller ve Hizbullah

Türkiye on yıl boyunca neden faili meçhul olayları aydınlatamadı?

Daha önce de bir çalışma ekibi kurulmuştu. Hizbullah operasyonu bu çalışmaya (Umut operasyonuna) hız verdi... Geçmişi hiç konuşmak istemiyorum, hiç gerek yok... Türk Tarih Kurumu'yla terörle ilgili ortak bir çalışma yürütüyoruz. Onların belirlediği ve bizim belirlediğimiz ekipler sadece Hizbullah değil, değişik konularla ilgili çalışma yürütüyorlar. Ayrıca strateji merkezi kurduk.

Özbekistan ziyareti

Özbekistan geziniz çeşitli yorumlara yolaçtı. Bu ziyaretin anlamı neydi?

Özbekistan'dan gelen talep üzerine gittik. Özbekistan kiminle güvenlik güçlerini güçlendirebilir? En yakın kardeş ülke Türkiye ile. Biz kendi güvenliğimizi güçlendirmek için hep Batı'dan bilgi ve teknolojik destek almadık mı? Her türlü teknolojik desteği kendilerine vereceğiz. Bizden bunu talep eden bütün ülkelere veriyoruz. Polis Akademisi'nde on bir ülkeden okuyan öğrenci var.

Mafya ve çete olayları

Göreve geldiğinizden ber sürekli olarak, 'Türkiye'de mafya yok' diyorsunuz?

Bunlar sokak çeteleri. Mafya olabilmeleri için uluslararası çapta etkin güçleri olması lazım. Ülke içindeki bazı ilişkilerden ve boşluklardan bir yere gelmiş insanlar. Bizde uyuşturucu hareketleri içerisinde uluslararası çapta insanlar da var. Ama bunlar da uluslararası uyuşturucu trafiğindeki büyük patronların ayakları, çırakları oluyor. Onların hepsi de yakalanıyor.




Niye az konuşuyor?

Faaliyetleri en çok gürültü koparan bakan olmasına rağmen çok az konuşuyor, konuşunca da şifreli kelimeleri tercih ediyor. Acaba neden? "Bizim işimiz gösteri değil, hizmet. Hizmet eden arkadaş hiçbir zaman hareketlerini belli etmemeli, hizmet ederken halkı rahatsız etmemeli, bizim istediğimiz bu. Mesela bizim hareketlerimizden bir şey seziyor musunuz? Bizim işimiz konuşmak değil, eylem yapmak. Bir de kamu davası açılacak konularda davranışlarımıza dikkat etmemiz, konuşmamamız, toplumu da buna alıştırmamız gerekiyor."

Savcılık kurumu geri kaldı

Tantan, polisin en yakın çalıştığı makam olan savcılar için ise şöyle konuşuyor: "Savcılık, sadece masasında oturup, önündeki evraka bir kağıt takıp, 'Ceza Kanunu'nun şu maddesine göre' ona ceza istemek değildir. Ben savcılık müessesesini hiçbir zaman kötülemek istemedim. Bu müesseseyi bugün içinde bulunduğu geri kalmışlığından bir şekilde kurtarmamız lazım, öne çıkarmamız lazım. Çok iyi savcılarımız da var. Şu anda yolsuzlukla mücadelede beraber çalıştığımz DGM savcıları son derece iyi."

Bir ara, "nüfuz casusları"ndan söz etti, herkes farklı anladı. Kimileri "nüfus casusu", kimileri "nüfuz casusu" olarak algıladı. Bu konuda yine kararlı konuşuyor: "Nüfuz casusları halen görevlerine devam ediyorlar. Bu nüfuz ajanları görevlerini kesmiş değiller. Onlar da zamanı gelince çırpınıp kendilerini halka teslim edecekler."




Malî Şube'ye Üruğ getirdi

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, 1941'de Sapanca'da doğdu. İzmit Lisesi'ni bitirdi. 1965'te girdiği Polis Enstitüsü'nden 1968'de komiser yardımcısı olarak mezun oldu. Ankara ve Eskişehir emniyetinde çalıştıktan sonra 1973'te İstanbul'a gelmesi, "Tantan efsanesi"nin de başlangıcını oluşturuyor. O zaman "2. Şube" olarak adlandırılan Asayiş Şubesi'nde, ekipler amirliği ve şube müdür yardımcılığı yaptı. Bu görevi sırasında İstanbul'un gayri meşru dünyasının korkulu rüyasıydı. "12 Eylül müdahalesinden önce turizm polisliğinde idim. Üç aylığına vekaleten Giresun Emniyet Müdürlüğü'ne gittim. Giresun'dan döndükten sonra 12 Eylül oldu. 12 Eylül harekatından 2 ay kadar sonra İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Necdet Üruğ Paşa bizi Mali Şube'nin başına getirdi. Aşağı yukarı 4 sene Mali Şube'de görev yaptım." Tantan bu sıralarda ABD'ye giderek 45 gün süren bir de terör kursuna katıldı.

Mali Şube'deki görevinden sonra Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü'ne atandı. Bu görevi bırakıp İngiltere'ye gitti: "İngiltere'de yedi ay kaldım. (Terör, narkotik ve adli bilim kursları gördü.) Sonra döndüm, Polis Teftiş Kurulu İstanbul Bölge Başkanı oldum. Bu sırada 2,5-3 sene Güreş Federasyonu Başkanlığı da yaptım. 1994 seçimlerinde Fatih Belediye Başkanı seçilince bir ay sonra polislikten emekliliğimizi istedik." 18 Nisan 1999'da İstanbul milletvekili olarak Meclis'e giren Tantan, 28 Mayıs 1999'da İçişleri Bakanlığı koltuğuna oturdu.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.