GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

24/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

Fikir Platformu

Dünden bugüne SAYIM

 


Mİ’RAC 


Mİ'RAC GECESİ KUDÜS

Mi'rac hadisesinin mekan ve zaman boyutu, Kudüs merkezli olarak ele alınarak incelendi.

Mi'rac hadisesinin vuku bulduğu tarihi çerçeve Hicret'e hazırlanmakta olan İslam Ümmeti'nin içinde bulunduğu durum açısından incelenebileceği gibi, İslam ordularının 20 yıl içinde kapılarına dayanacağı İran ve Bizans tarihi açısından da ele alınabilir. Kudüs çerçevesinde bu iki bakış açısı arasındaki farkı gösterebilecek bir noktayı ele alalım. Birinci bakış açısı ile Mi'rac hadisesinin hikmetleri ve neden direk olarak Mekke'den değil de Kudüs'ten olduğu üzerinde durulurken o sırada Ebu Talib Mahallesi'nde sıkıntı içinde yaşamakta olan, Taif'ten eli boş dönmüş, sevgili eşi Hz. Hatice ve amcası Ebu Talib'i peş peşe kaybetmiş olan Hz. Peygamber'in(sas) İsra ve Mi'rac'la teşrif edilmeleri ve 'O Allah Seni bırakmadı.' mesajının kendisine verilmesini vurgulanabilecekken, ikinci bakış açısı aynı mesajın Alemlerin Sultanı'nın kendisini ziyaret etmesi ile Kudüs şehrine de verildiğini vurgulayacaktır. Bu yazı, Mi'rac'ın bu dünyaya bakan yönü ve Kudüs'te bıraktığı izlerle ilgilenmektedir. Okuyucu yazıda Mi'rac gecesi Kudüs'ün ne durumda olduğu, şehrin bu haline nasıl geldiği ve İslam'ın gelişiyle bu mekanların geçirmiş oldukları evreleri okuyabilecek, bilgi eksikliğinden dolayı bugüne kadar sormak ihtiyacını duymadığı pek çok soruyu cevaplarıyla birlikte bulabilecektir.

Mi'rac'ın tam olarak hangi günde olduğunu bilmiyoruz. Tarihiyle alakalı çeşitli rivayetler olmakla birlikte bunların tamamı Hicret'ten önce olduğu üzerinde müttefiktir. Rivayetlerde ay olarak Rebiü'l-evvel ve Recep ayı ve Hicret'ten bir yıl veya on sekiz ay önce olduğu üzerinde özellikle durulur. Hicret'in milâdî 622 yılında vukû bulduğu hususunda ittifak olduğuna göre Mi'rac hadisesinin her halükarda milâdî 621 yılı içinde ya şubat ayı sonlarında 26 Receb gecesi veya aynı yılın eylül ayı içinde bir gece gerçekleştiğini kabul edebiliriz.

Mi'rac gecesi Kudüs

Hüzün Peygamberi'nin sancılı girdiği 621 yılını Kudüs şehride mahzun geçirmektedir. Ateşperest Perslilerle Hıristiyan Bizans arasında 603'te başlayan savaş 614 yılında Kudüs'ün de işgal edilmesiyle şehrin kaderini değiştirmiştir. 621 yılı Kudüs'ün Hz. Peygamber tarafından ziyareti ile birlikte bu savaşın kaderinin döndüğü yıl olacaktır. Kara cephesinde sıkışan Heraklit ordusunu deniz yoluyla Perslilerin arkasına geçirmeyi başarır ve 622'de Torosların güneyinde ilk zaferini kazanır. Mart 628 tarihinde Heraklit, İran'a kaçırılmış olan ve üzerinde Hz. İsa'nın çarmıha gerildiğine inandıkları haçı ve Muallak Taşı'ndan koparılmış olan parçayı Kudüs'e iade eder. Heraklit, Kudüs'te bulunduğu sırada, veya belki yolda iken Hz. Muhammed'in onu İslam'a davet eden mektubu kendisine ulaşır.

Perslilerin Kudüs üzerinde 614-628 yılları arasında süren kontrolleri oldukça kanlı bir işgal dönemiydi. Bu kanlı işgal yılları ile alakalı çok az tarihi dokümanımız bulunmaktadır. Dolayısı ile Mi'rac'ın gerçekleştiği yıl şehrin içinde bulunduğu durumu önceki ve sonraki yıllara ait kayıtlara göre tahmin etmekten başka çaremiz kalmamaktadır. Net olarak bildiğimiz Mısır'a doğru işgaline devam eden Pers İmparatorluğu'nun Kudüs'te İran izleri bırakacak bir imar faaliyetine girişemediği, bir müddet sonra Hıristiyan teb'asıyla barışmak isteyen Pers İmparatorluğu'nun şehrin yeniden imarına izin verdiği ve şehrin Bizans çizgilerini hemen tamamıyla korumuş olduğudur.

Klasik tarih anlatımı Roma İmparatoru Hadrian'ın 135'te Beytülmakdis kalıntılarını tamamen ortadan kaldırarak yerine Jüpiter adına bir tapınak yaptırdığını kaydeder. Modern tarih kitaplarında daha sonradan bu tapınağın Bizans İmparatoru Konstantin'in emriyle tamamen yıkıldığını ve Mabed Tepesi alanının çöplük olarak kullanıldığını görmekteyiz. Bizim bulgularımız hiç değilse Mi'rac gecesi ve onu takip eden yıllarda Mabed Tepesi'nin temizlenmiş ve yeniden imar edilmiş bir durumda olduğu şeklindedir. Bu husustaki en erken döneme ait delil MS 333 yılında Kudüs'ü ziyaret eden Bordeauxlu adı bilinmeyen bir Hıristiyan hacısının hatıralarıdır. Hatıralarda kaydedildiğine göre Mabed Tepesi'nde Hadrian adına dikilmiş olan iki heykel ve paganların ibadet mekanları ve II Beytülmakdis döneminden kalma bir kule halen ayaktadır. Kaynak kulenin altında pek çok odanın olduğunu ve burada bir zamanlar Süleyman Peygamberin sarayının bulunduğunu kaydeder. Yine Muallak Kayası olduğu anlaşılan bir 'oyuk kaya'nın etrafında Yahudiler her yıl toplanmakta ve ağlayıp elbiselerini yırtarak ibadet etmektedirler. Kayıt sadece yılda bir olan bir törenden değil şehrin duvarları içinde bulunan bir sinagogdan da bahseder.

Klasik tarih bilgilerini zorlayan ikinci önemli belge 19. yüzyıl sonlarında Ürdün'ün Madaba kentinde bir kilisenin kalıntılarında yapılan kazılar sırasında bulunan ve Kudüs'ün Bizans'ın şaşaalı dönemlerindeki (6. yüzyılın ikinci yarısı) şehir haritasını veren Madaba mozayiğidir.

Madaba haritası

Madaba haritasından anladığımız şehrin o dönemlerde Roma dönemi Hadrian çizgilerini korumakta olduğu ve imar faaliyetlerinde Kardo yollarının temel alındığıdır. Madaba haritası öneml binaları büyük kırmızı çatılı binalar olarak göstermiştir ve Harem-i Şerif alanının güneyinde, bugünkü Aksa Camii'nin bulunduğu yerde bir bina kompleksi bulunduğu net olarak bellidir.

Madaba haritasından öğrendiğimiz Bizanslıların Mabed Tepesi'ne ilk başta gösterdikleri önemi vermedikleri ve alanın boş bırakıldığı ve belki de çöplük olarak kullanılmaya başlanmış olabileceğidir. Ancak her halükarda Mi'rac gecesinin kapalı mekanları ve Resulullah'ın bahsedeceği kapılar Madaba haritasında görülmektedirler. Mi'rac'ın tarihine en yakın kaynak Kudüs'ün Persliler tarafından ele geçirildiği 614 yılında Kudüs'teki St. Sabas Manastırı'nda yaşamakta olan ve katledilmekten kaçarak kurtulan Antiochus Stategos'un hatıralarıdır.

Temelde, Perslilerin kıyım ve yıkımlarını anlatan Strategos'un Mi'rac'ın vuku bulduğu atmosferi anlatan satırları daha ilginçtir. Anlattığına göre Persliler şehrin önde gelen Hıristiyanlarını zorla göç ettirirler ve şehrin yönetimini işgal sırasında kendileriyle işbirliği yapan Yahudilere verirler. Strategos Yahudilerin yıkım ve kıyıma Perslilerin bıraktıkları yerden devam ettiklerini kaydeder. (Kerim BALCI / Kudüs)




Mi’rac şehrinin ev sahipleri

Kudüs, tarih boyunca hep dini merkez ve buna bağlı olarak da hakim güçlerin göz diktiği bir şehir olma özelliğini taşımıştır.

614 yılında Persliler şehri ele geçirmek istediklerinde Yahudilerin bir şekilde yardımlarını kullanmışlardı. Bu yardım şehrin ele geçirilmesinden sonra hiç değilse bir müddet kontrolünün Yahudilere verilmesini sağladı. Bu gelişme kısa zamanda Yahudiler arasında 'yeniden diriliş günlerinin' geldiği kanaatini yaydı ve hızlı bir şekilde Mabed Tepesi üzerinde Beytülmakdis'i yeniden inşa etme programlarını başlattılar. Programın ne ölçüde netice verdiğini bilemiyoruz. Ancak hiç değilse mekan temizlenmiş ve 'oyuk kaya'nın hemen yanına kurbanların sunulmasında kullanılan sunak yerleştirilmişti. Zira Zerubabbel Kitabı hemen o yıl Yahudilerin Mabed Tepesi'nde kurban kesmeye başladıklarını anlatmaktadır. Hüsrev'in Yahudilere tanıdığı ayrıcalıktan 617'de vazgeçtiğini kaydeden kaynaklar olsa da Mabed Tepesi'nin Bizans'ın geri geldiği 628'e kadar Yahudilerin kontrolünde kaldığını tahmin edebiliriz.

Buna dair bir başka delil bu yıl içinde Perslilerden geri aldığı Haç ve Muallak Taşı parçası ile geri dönen Heraklit'in şehre girişi için Altın Kapısı'nın yeniden inşa edilmesi ve bir zafer takı şeklinde dizaynıdır. Bu durum Mabed Tepesi'nin Hıristiyanlar için 'değersiz bir çöp mekanı' olduğu iddiasını kökünden yalanlar. Bu durumda 614-628 yılları arasında Harem-i Şerif alanının Yahudiler tarafından temizlenmiş ve bir veya birkaç bina inşaatının başlatılmış olduğu açıktır.

Pers işgali yıllarında Yahudilerin şehirdeki durumu ile alakalı yakın dönem bulguları Ağlama Duvarı'nın batısı ve özellikle güneyindeki bazı Hıristiyan evlerinin Yahudileştirilmiş olduğunu göstermektedir.

Buraya kadar kaynakların bizi getirdiği nokta şudur: Mi'rac gecesi Beytülmakdis alanı temizlenmiş ve tevhid inancına sahip bir dinin kontrolündedir. Alanın en azından güneyinde Beytülmakdis'in kalıntıları korunmakta, burada Bizans döneminde yapılmış ve muhtemelen Yahudiler tarafından 'temizlenmiş' bir de kilise bulunmaktadır. Mescidin güneydoğu köşesinde bir kule bulunmaktadır. Oyuk Kaya (Muallak Kayası)'nın üzerinde bir sunak, ve muhtemelen hemen batısında da Jüpiter Tapınağı'nın kalıntıları temel alınarak inşa edilmiş bir Yahudi mabedi vardır. Bu noktadansonra Mi'rac'ın şahitlerini inceleyebileceğimiz bir noktaya gelmiş bulunuyoruz.




İsra ve Mi'rac'ın Şahitleri

İsrâ ve Mi'rac Peygamber Efendimiz (sas)'in, Mekke'den başlayıp Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksâ'ya, oradan da Cenab-ı Allah'ın katındaki Sidretü'l- Mühtehâ'ya kadar devam eden sırlarla dolu seyahatine unvan olmuşlardır. Hadis kaynaklarına göre hadise bir gece Kabe'de uyumakta olan Hz. Muhammed (sas)'in Cebrail tarafından uyandırılarak Burak adındaki bir binekle Kudüs'e götürülmesi, buradan da Mi'rac adındaki bir ışıklı yola girerek göklere çıkması şeklinde gerçekleşmiştir. Rivayet kriterleri açısından sağlam olan hadisler genellikle ağırlığı bu seyahatin Mi'rac kısmına vermişler, Kudüs'le alakalı ancak orada bulunduğunu söylemekle yetinmişlerdir. Bu hadisele sırasında Hz. Peygamber üç kez Kudüs'ü görmüştür. Bunlardan ilki İsra hadisesinin sonunda Kudüs'e geldiğinde, ikincisi Mi'rac'ın sonunda göklerden tekrar Kudüs'e indiğindedir. Ancak her iki hadise de gece vuku bulduğundan ve mekandan çok hedefi önemli olduğundan şehir ve mescid Peygamberimiz'in dikkatini çekmemiş, ancak ertesi gün Resulullah (sas) olayı Mekke müşriklerine anlatıp da 'Kudüs'ü anlatması' istenilince Allah'ın lütfu ile Kudüs bir kez daha gözlerinin önüne getirilmiş ve sorulan her sorunun cevabını ilgili mekanı seyrederek vermiştir. Hadislerde müşriklerin ne tür sorular sorduğu hakkındaki tek ayrıntı Beytülmakdis'in kaç kapısı olduğunun sorulduğudur. Peygamberimiz'in hadislerde haklarında bilgi veya ipucu verilen mekanları saydığımızda karşımıza Mi'rac'ı yaşayan şahitlerin listesi çıkar.




KÜÇÜK SÖZLÜK

İsra: Gece yürüyüşü. Hz. Peygamber'(sas) in Mi'rac Gecesi Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'e getirilişine Kur'an'ın vermiş olduğu ad.

Mi'rac: Yukarılara çıkmaya veya çıkarmaya yarayan alet, modernist bir yorumla 'asansör'. Hz. Peygamberin, içinde veya üzerinde göğün katlarını tırmandığı mahiyeti meçhul merdiven.

Harem-i Şerif: Mabed Tepesi, Beytülmakdis, Süleyman Mabedi, Aksa Kompleksi adları ile de anılan, bugün üzerinde Mescid-i Aksa'nın bulunduğu tepe.

Kubbetüssahra: Türkiye'de Ömer Camii diye de bilinen, altında Muallak Taşı'nı barındıran altın kubbeli mescid.

Muallak Taşı: Mi'rac Gecesi altında Hz. Peygamber'in namaz kıldığına ve üzerinden Mi'rac'a yükseldiğine ve kendisini takib etmek istediğine inanılan taş; Kuruluş Kayası, Oyuk Kaya.

Kadim Aksa: Aksa Camii'nin altında bulunan Beytülmakdis kalıntıları. Burada Hz. Peygamber' (sas) in Mi'rac Gecesi gelmiş geçmiş bütün nebilerle buluştuğu ve onlara imamlık ettiğine inanılır.

 


O GECENİN ŞAHİTLERİ

Mi'rac'ı yaşayan Kudüs'te bugün hâlâ o günden hatıra kalan mekanları görmek mümkün.

İsra ve Mi'rac hadiseleri ile alakalı İslam alimlerinin üzerinde durdukları konulardan biri Mi'rac'ın neden direkt olarak Mekke'de gerçekleşmeyip Kudüs'e gelindiğidir. İleri sürülen görüşler içinde Resulullah'ın böylece her iki kıbleyi bir şekilde birleştirmiş olduğu, Kudüs'ün geçmiş peygamberlerden çoğunun hicret yeri olduğu, haşrin burada gerçekleşeceği ve bütün peygamberler bir araya gelip görüşmek için olduğu gibi açıklamalar vardır. İbnu Ebi Cemre, mucizelerin hikmetinden hareketle İsra'nın inkarcılara karşı delil göstermek için yapıldığını söyler. Zira Mi'rac'a Mekke'den yükselseydi, Resulullah'ın inkarcılara delil olarak gösterecek bir şeyi olmayacaktı. Başta söylediğimiz gibi İslam alimlerinin üzerinde durmadıkları bir sebep de Kudüs'ün o anda içinde bulunduğu durumdur. Şimdi İsra hadisesi sırasında Hz. Peygamber'in gördüğü mekanların ve bu mekanların günümüzdeki mevkilerinin tasvirine geçiyoruz.

Burak'ın bağlandığı halka

Bir rivayete göre Efendimiz Burak'ı eski peygamberlerin de bineklerini bağladığı bir halkaya bağlarken bir diğer rivayette Cibril'in taşa dokunarak onda ip bağlanacak bir oyuk oluşturduğu söylenir. Burak'ın bağlandığı yer bugün Burak Mescidi adıyla küçük bir yeraltı mescididir. Bu mekanın dünyaca bilinen adı ise Ağlama Duvarı'dır. 16. yüzyıla kadar Yahudiler Batı Duvarı'na herhangi bir dini değer vermediklerinden burası Burak'ın bağlandığı mekan olarak Müslümanlar tarafından kabul görmüş ve korunmuştur. Yahudiler Osmanlı döneminin başlarına kadar Zeytin Dağı'nda ibadet ederlerdi. Burak'ın bağlandığı yerin hakikaten Beytülmakdis'in asil ziyaretçilerinin hayvanlarını bıraktıkları yer olması mümkündür. Zira eski peygamberler döneminde asil ziyaretçiler Süleyman Peygamber'in sarayına giren üst kemer yoluyla mabede girerlerdi. Ancak Mi'rac gecesinden önce bu kemer yıkılmıştı. Dolayısı ile Hz. Resulullah Burak'ı bağladıktan sonra güneye doğru yürüyüp Harem-i Şerif'in güneybatı köşesinden doğuya dönerek Süleyman Sarayı'nın altından mabede giren Güney Kapısı'nda yönelmiştir.

Beytülmakdis'e girdiği kapı

Hadisler, Hz. Peygamber'in Beytülmakdis'e güney kapısından girdiğini kaydederler. Bu kapının Hulda Kapısı ya da İkiz Kapı olduğu söylenmekle birlikte o zamanlarda Harem-i Şerif'e çıktığı bilinen ve daha sonra kaşifinin adıyla Barclay Kapısı diye adlandırılan kapı olduğu da iddia edilir. Her iki kapı da bugün mevcut olmakla birlikte kapatılmışlardır. İhtimali yüksek olan Hulda Kapısı çift kemerli bir kapıdır ve bugünkü Aksa mihrabının hemen altından Kadim Aksa'ya girer. Kapının kemerlerinden birini duvarda seçmek mümkündür.

Peygamberlere namaz kıldırılan mekan

Hz. Peygamber Beytülmakdis'e girdikten sonra gelmiş geçmiş bütün peygamberlerle buluşur ve onlara imamlık ederek namaz kıldırır. Mi'rac Gecesi'nde kapalı bir mekan olarak Harem-i Şerif'te bulunduğu yüzde yüz kesin olan tek mekan Hulda Kapısı'ndan girilir girilmez başlayan sütun sıraları şeklindeki mesciddir. Gerek Hz. Ömer'in yaptırdığı küçük mescid, gerekse mevcut Aksa Camii bu Kadim Aksa'nın çizgilerini takip ederler. Buranın girişi artık ancak Harem-i Şerif alanı içinden, Aksa Camii'nin ana girişinin hemen yanından yapılmaktadır. Hulda Kapısı'nın hemen arkasında Beytülmakdis'in üzerine bina edildiği muhteşem sütunlar halen görülebilmektedir.

Muallak Kayası

Hadisin kaydına göre Hz. Cebrail, Resulullah'ı binadan çıkararak üzerine Mi'rac'ın indirildiği kayanın yanına götürür ve bundan sonra Mi'rac hadisesi vuku bulur. Gelenekte anlatıldığına göre üzerinden Mi'racın gerçekleştiği bu taş da Peygamber'i takiben yükselmek ister. Ancak ya Hz. Muhammed ya da Hz. Cebrail eliyle taşı tutarak yere rapteder. Taşın üzerinde ikisinden birinin el izi kalır böylece. Kubbetüssahra'nın altına girdiğinizde Müslümanların saygı ve heyecanla ellerini bir kovuktan içeri sokup sonra ellerini hürmetle öptüklerini görürsünüz. Burası Hz. Peygamber'in Mi'rac'a yükselirken ayak izini bıraktığı yer olarak tespit edilmiştir.




Muallak Kayası geleneğinin aslı

Muallak Kayası'nın havada asılı kaldığı inancının sonradan çıktığı besbelli.

İsra Suresi 60'ıncı ayeti Mi'rac'ın bir imtihan vesilesi kılındığını beyan eder. Bu da Mi'rac'ın şahitlerinin sessiz olmasını gerektirir. Eğer Türk İslamiyeti'nde anlatıldığı gibi havada asılı bir taş olsaydı bu konuşan ve herkesi imana zorlayan bir şahit olacaktı. Muallak Kayası'nın havada asılı kaldığı geleneği hadiste ilk noktalarını bulsa da bütünlüğü itibariyle sonradan çıkmış bir gelenek olsa gerektir. Ancak Ortaçağlarda Araplar ve Yahudiler arasında Kuruluş Kayası'nın yerinden oynayıp havalarda dolaştığı hakkında inanışlar yaygındı. 1496 yılında Kudüs'le alakalı bir kitap yazan Kadı Mucireddin, 11. yüzyılın sonunda bir Kudüslü Arapın taşı havalanmış olarak gördüğünü kaydeder. 1641 yılında Kudüs'ü gezen Karait gezgini Samuel ebn Davud taşın sık sık yerinden oynadığını ve hamile kadınlar onu gördüklerinde korkup düşük yaptıklarından insanların etrafına duvarlar yaptıklarını anlatır.

1847 yılında Kudüs'ü ziyaret eden Binyamin Lilienthal isimli bir Yahudi hahamı Yahudiler arasında Muallak Taşı ile alakalı o dönemlerdeki bir inancı şöyle aktarır: Allah bu taşı Mesih'in geleceği zamanı insanlara bildirmek için bir işaret olarak havada sarkıtmıştır. Taş yere düştüğünde İsrailoğullarının Mesihi gelecek ve İsrailoğulları yeryüzüne hakim olacaklardır. Türkler bu taşın neden havada durduğunu öğrendiklerinde Mesih'in gelmesinden korkarak taşın altına destekler koymuşlar ve etrafını doldurmuşlardır. Bu şekilde İsrailoğullarının Mesihinin gelmesini engellemeye çalışmışlardır.

Beytülmakdis'in kapıları

Kudüs'ün şimdiki adıyla anılmaya başlanması ancak dokuzuncu yüzyılın ortalarına rastlar. Peygamberimizin hadislerinde Kudüs'ten ya İlya, ya da Beytülmakdis diye bahsedildiğini görüyoruz. Dolayısı ile hadiste geçen 'Beytülmakdis'in Kapıları' denildiğinde şehrin kapılarının mı, yoksa mabedin kapılarının mı söz konusu olduğunu kestirmek zordur. Ancak rivayetlerde geçen bir yerde durarak bütün mekanı seyrettiği yönündeki bir kayıt bahsedilen mekanın mabed olma ihtimalini güçlendirmektedir. Mabedin Mi'rac Gecesi'nde 10 ya da 13 kapısı bulunuyordu. Güneyde dört ayrı kapısı vardı ve bunlardan biri iki kemerli, diğeri üç kemerli bir kapı idi. İki kemerli kapıya Hulda Kapısı denilirdi.

Haremi Şerif'in batıda bugün Barclay Kapısı diye bilinen ve Ağlama Duvarı'nın hemen kenarından açılan kapısı o zaman da vardı. Zincir Kapısı ve Demir Kapısı da batıda bulunuyordu. Kuzeyde varlığı kesin olan Tadi Kapısı'nın yanı sıra, İslam döneminde varlığı bilinen ancak Mi'rac'dan sonra açılmış olabilecek olan Sıbtlar Kapısı ve İsrail Havuzu Kapısı'nın olma ihtimali de vardır. Doğuda bir büyük, bir küçük kapı bulunuyordu. Büyük kapıya o zamanlar Şuşan Kapısı derlerdi. Bu kapı 629 yılından itibaren Altın Kapı olarak bilinmektedir. Mucireddin'in kaydına göre Zincir Kapısı'nı Davud Kulesi'ne bağlayan yolun altından geçen bir kapalı yol daha vardır ve Davud Peygamber bu yolu sarayından mabede gidişlerde kullanırdı.

Mucireddin, Altın Kapısı'nın 635 yılında Hz. Ömer tarafından mühürlendiğini ve İsa Nebi gelene kadar da açılmayacağını söyler. Yine de asıl sebebin güvenlik olduğunun açık olduğunu kaydeder. Aynı güvenlik sebebiyle şehrin dışından direkt olarak Haremi Şerif alanına açılan kapıların tamamı kapatılmıştır ve bu kapılar halen kapalıdır.




Mekânı nasıl tespit etti?

628 yılında Hıristiyanlar Kudüs'e geri döndüklerinde Yahudilerin yaptığı ihaneti ağır ödettiler. 634 yılında ilk Müslümanlar Kudüs'e ulaştıklarında Beytülmakdis'ten ortada bugün olandan farklı hemen hiçbir şey kalmamıştı. Yahudilerin başlattıkları imar faaliyetinin izleri kaybolmuş, tepe Heraklit sonrası Hıristiyanlar tarafından çöplüğe çevrilmişti. Bizans otoritesi tamamıyla kaybolmuş ve şehir yönetimi patriklerin eline kalmıştı.

Hz. Ömer'in Kudüs ziyaretinin tarihi net değildir. Vâkidi'yenin Suriye'nin Fethi adlı kitabına göre Hz. Ömer ordusu ile Zeytin Dağı'na kamp kurar ve bir cumartesi günü şehri anlaşma ile devralır. Şehre girer girmez Davud'un Mihrabı adıyla andığı Beytülmakdis alanını görmek ister. Rehberliğini Patrik Sofronius yapar. İlk önce onu Davud'un Mescidi diye Diriliş Kilisesi'ne, daha sonra da Siyon Kilisesi'ne götürür. Hz. Ömer her iki durumda da 'Peygamber bana Davud'un Mabedi'ni anlattı. Burası orası değildir.' der. Sonunda Sofronius halifeyi Beytülmakdis'e götürür. Orayı araştırdığında mekanı tespit eder. Gerek Hıristiyan gerekse İslam kaynakları Hz. Ömer'in derhal bir gün içinde bir mescid diktiğinden bahsederler. Bunlardan anlaşılan burada var olan bir binanın mescide çevrilmiş olduğu olabilir. Nitekim 670'te Kudüs'ü ziyaret eden Galli Papaz Arculf, Müslümanların dört köşe bir mescidi ziyaret etmekte olduklarını kaydeder. Sadeliği, hatta ihmal edilmiş yapısından bahsettiği binanın eski muhteşem bir mabedin kalıntılarını kabaca kullanmış olduğunu kaydeder.

Hz. Ömer'in Beytülmakdis'in mekanını ve burada üzerinden Peygamberimiz'in Mi'rac'a yükseldiği taşın yerini tespiti ile ilgili rivayetlerde ilginç bir şahsiyetle karşılaşırız: Ka'b el-Ahbar. Anlaşılan Hz. Ömer'in Yahudilikle alakalı bilgilerine itimad ettiği bu güney Arabistanlı Yahudi dönmesi, Muallak Kayası'nın yerinin güneyde bulunan Silwan kuyusundan ölçülerek bulunabileceğini söyler ve çöplerin altında kalmış olan taş böylelikle ortaya çıkarılır. Ömer, Ka'b'a kurulacak mecsidin nereye konulması gerektiğini, veya kendisinin nerede namaz kılmasının en uygun olacağını sorar. O taşın kuzeyinde bir yeri teklif eder. Böylelikle hem taş hem de Kabe kıble tarafında kalacaktır. Bir rivayete göre de Sıptlar kapısı tarafında der. Hz. Ömer o sırada ayaklarını çıkarmış olan Ka'b'a 'Senin yine Yahudiliğe özenmiş ve ayaklarını çıkarmış olduğunu da görüyorum.' der. Ve mabedin mescidin ön tarafına, yani güneyine yapılmasına karar verir ve 'Mabedin ön tarafı bize aittir.' diye kararını bildirir. Böylelikle bugünkü Aksa Camii'nin güneydoğu köşesine rastgelen bir yerde üç bin kadar Müslüman'ı alacak olan Hz. Ömer Mescidi inşa edilir. Hz. Ömer'in 638'deki inşaatından Emevi halifesi Abdülmelik İbn Mervan'ın inşa faaliyetlerinin başlamasına kadar elli yıl geçecektir. Bugün Harem-i Şerif'in temel iki mescidinden ilki olan Kubbetüssahra 688-691 yılları arasında, Aksa Camii ise 705-713 yılları arasında inşa edilir.




KUDÜS'ÜN KUTSALLIĞI

Müsteşrikler Kudüs'ün İslam dini için kutsal olmadığını, şehre atfedilen kutsallığın daha sonradan politik sebeplerle ortaya çıktığını iddia ederler. Buna bağlı olarak da İsra ve Mi'rac hadiselerinin sonradan uydurulduğu veya hiç değilse Kudüs'le bağlantılarının sonradan kurulduğu kanaatindedirler. Bu iddiayı ortaya koyarken kullandıkları temel tezleri Harem-i Şerif'teki inşa faaliyetinin gecikmesidir. Oysa İslam dünyasının hiçbir yerinden bundan önce bir kapsamlı imar faaliyeti başlatılmış değildir.

Müsteşriklerin bir başka iddiası da Kudüs'ün Faziletleri adı ile yazılmaya başlanan kitapların; ancak 11. yüzyılda ortaya çıkmasının Kudüs'ün İslamiyet'teki kutsallığının ancak bu yüzyıldan sonra uydurulmuş olduğunu gösterdiğidir. Oysa aynı bakış açısıyla Mekke'nin kutsallığı da tartışmalı olmalıdır. Zira Mekke'nin Faziletleri kitapları da aynı dönemde ortaya çıkar.

Son olarak kullandıkları bir argüman, Hz. Ömer'in şehre gelişi ile alakalı rivayetlerin hiçbirinde Ömer'in şehri Mescid-i Aksa olarak gördüğünün kaydedilmediği iddiasıdır. Oysa Hz. Ömer'in ilk cemaatle kıldırdığı namazda İsra Sûresi'ni okuduğu kaydedilmiştir. Biz de yazımızı İsra Sûresi'nin ilk ayetiyle bitirelim: 'Her türlü noksanlıktan münezzeh olan O Allah'tır ki kulunu (Hz. Peygamber'i) gece Mescid-i Haram'dan o etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya kadar götürdü. Bunu ona ayetlerimizden gösterelim diye yaptık. Hakikat şu ki O (Allah) Semî'dir, her şeyi işitir; Basîr'dir, her şeyi görür...' (İsra Sûresi, 17:1.)




KRONOLOJİ

MÖ 1000

Peygamber Kral Davud Yebusilerin elindeki Kudüs'üalarak Birleşik İsrail Krallığı'nın başkenti yapar. Oğlu Hz. Süleyman babasının kurduğu şehrin kuzeyindeki tepeye Beytülmakdis'i inşa eder. İnşasında cinler ve hayvanların yanı sıra 183 bin 600 kişi çalışır. Hz. Süleyman'dan sonra İsrailoğulları bir arada yaşayamaz ve krallık Yehuda ve İsrael olmak üzere ikiye bölerler.

MÖ 586

Beytülmakdis ve Kudüs Babil İmparatoru Buhtünnasar tarafından işgal ve yağma edilir. Beni İsrail'in büyük bir kısmı katledilir, geri kalanları da Babil'in merkezine zorla göç ettirilir. Buna Yahudilik tarihinde I. Diaspora adı verilir. MÖ 539 yılında Pers İmparatoru Sirus Babil'i ele geçirir ve İsrailoğullarına vatanlarına geri dönme ve mabedlerini yeniden inşa etme hakkı verir.

MÖ 332

Makedonya İmparatoru Büyük İskender'in Doğu Seferi sırasında Kudüs, bu ülkenin toprağı haline gelir. İskender mabede dokunmaz. Zaman içerisinde gimparatorluğu, Helen İmparatorluğu'na dönüşür. Yunanca yörenin kültür dili olur. MÖ 164'te Makabi İsyanları ile Yahudiler nisbî bir bağımsızlık kazanırlar ve yüz yıl kadar sürecek olan Haşmonaylar dönemi başlar.

MÖ 38

Yahudiler, Romalılara bağlı Herod ailesinin kontrolü altında II. Beytülmakdis'i genişletir ve restore ederler. Mabedin büyütülebilmesi için Mabed Tepesi'nin çevresine istinat duvarları kurularak platform doldurulur. Hz. İsa bu dönemde Filistin'de peygamberlik yapmaya başlar ve MS 30'da ziyaret ettiği Kudüs'te Allah'ın emri ile göklere çekilir.

MS 70

Yahudilerin Roma yönetimine karşı ayaklanması üzerine Suriye Valisi Titus, II. Beytülmakdis'i de yerle bir eder. 13235 yılları arasında Filistin'de kalan Yahudilerin Mesih olduğuna inandıkları Bar Kohba'nın önderliğinde başlattıkları ayaklanma da kıyımla sonuçlanır. 135'te Roma İmparatoru Hadrian, Kudüs'ü yerle bir eder ve Aelia Kapitolina adıyla bir putperest şehir kurar.

MS 336-614

Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesi ve Bizans İmparatorluğu'nun Hırıstiyanlığı resmi din olarak benimsemesi ile Kudüs bir Hırıstiyan şehri haline dönüşür. Bugün yaşayan şehrin temel yapısı bu dönemde belirginleşir. 614 yılında Persliler Bizans'a karşı kazandıkları bir dizi savaş sonucunda Kudüs'ü ele geçirir ve yağmalarlar. Şehirdeki Hıristiyanların çoğu kılıçtan geçirilir, kalanları esir olarak İran'a götürülür. Şehrinişgali sırasında Perslilerle işbirliği yapmış olan Yahudiler kısa bir müddet de olsa şehrin yönetimini ellerine alırlar.

MS 621

Hz. Muhammed'in, Mekke'nin Ebu Talip Mahallesi'nde, Hz. Hatice ve Ebu Talib'i kaybetmiş olduğu, Habeş göçmenlerinin bir kısmının yanlış bir haber üzerine dönerek yükünü artırmış oldukları bir atmosferde İsra ve Mi'rac olur. Kudüs, Pers yönetiminde olmakla birlikte Bizans İmparatoru Heraklius büyük bir sefere hazırlanmaktadır. Hicret yılında Heraklitus, Perslilere karşı Toros dağları eteklerinde ilk galibiyetini alacaktır...

MS 629

Heraklitus, Perslilere karşı kazandığı dizi zaferler sonrasında Kudüs'ü geri almayı başarır. Perslilerin İran'a götürdükleri orijinal haç ve Muallak Kayası parçalarını da Kudüs'e iade eder. Pers idaresinin ilk döneminde şehirde Yahudilerin yaptığı değişiklikler ortadan kaldırılır. Ancak Bizans yönetimi Perslilerin şehri terk ederken bıraktıkları harabeleri onaracak kadar uzun müddet şehri elinde tutamayacaktır. 638 yılında Hz. Ömer, Kudüs'ün anahtarlarını Patrik Sofronyus'tan devralır.

MS 691-713

Emevi Halifesi Abdülmelik İbn Mervan döneminde Mescidi Aksa, Hz. Ömer'in Kadim Aksa üzerine kurdurduğu binanın yerine yapılır. Haremi Şerif'in güney ve güneybatısında daha önce İslam dünyasında görülmemiş bir şekilde kamu binaları inşası projesi hayata geçirilir. Kudüs Emevi Hanedanı'nın manevi başkenti olur. Mescidi Aksa bu vasfını İslam tarihinin hemen her devrinde koruyacaktır.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.