GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

28/10/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


BASIN HARMANI 


Filistin'i tutmak zorunda mıyız?

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök dünkü yazısında çok önemli bir noktaya parmak bastı. Ancak yazdığı konuda "psikolojik" nedenlerle "yalnız kalacağını" tahmin ediyorum. Bu konuda aynı görüşte olduğum ve bunu zaman zaman yazdığım, son olarak da televizyonda söylediğim için bu yazıya destek vermek istiyorum.

Son nokta; televizyonlarda izliyorsunuz, sadece Filistin değil, başka yerlerde de, bir Müslüman olanlara bakın, bir de diğerlerine. Kendi dindaşlarımı gördüğümde içim sızlıyor, ilkellik, sefalet, geri kalmışlık üzerlerinden akıyor. Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin, Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Filistin, hatta Bosna görüntülerini izlerken aynı duygulara kapılmıyor musunuz? 'Niçin Müslüman ülkeler böyle?' demiyor musunuz? Diyorsunuz belki de, bunu yüksek sesle söyleyemiyorsunuz. Oysa bunu yüksek sesle söylediğimizde belki uluslararası olaylara daha soğukkanlı bakma şansını bulacağız. Can Ataklı -Sabah




Bu fotoğraf yayınlandı

Hatırlayacaksınız, dün 'Bu fotoğraf yayınlanmalıydı.' başlığıyla Bedensel Engelli Olimpiyatları'nda yüksek atlama dalında Çinli sporcunun enstantanesini yayınlamıştık. Milliyet, magazin tuzağına düşmeden aynı resmi yayınladı. Tebrik ediyoruz..

 

 

 




İbre İsrail'den yana!

Önceki gün Hürriyet yayın yönetmeni, Filistin-İsrail çatışmaları konusunda farklı bir yazı ele aldı. E. Özkök ekolü dün iki yazıyla desteklendi.

İlki Can Ataklı'nındı.. Ataklı, yaşanan trajediyi ıskalayıp, 'Nedir bu Müslüman Arapların hali?' konusunu yazarken ve İsrail'e yakın bir yaklaşım sergilerken, Sedat Sertoğlu, 'iki kuş' birden avlama başarısını gösteriyordu. Hem İsrail hem de anti-Sezer içerikli bir yazı kaleme aldı.




Olmadı... Yine olmadı...

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer İSEDAK toplantısı için, ülkemize gelen 44 Arap ülkesi ve12 Arap kuruluşu temsilcisine hitap etti. Öncelikle şunu belirtelim ki, Sezer, Arap ülkeleri temsilcilerine İsrail'i eleştirirken, bizim Dışişleri Bakanlığı da Ankara'da, "İsrail ile ilişkilerimizde en ufak bir değişim söz konusu değildir.. Merak etmeyin.. Aynı çok yakın ilişkileri devam ettireceğiz." açıklaması yapıyordu.. Aynen, Cenevre'de yaptığımız sersemlikten sonra nasıl günah çıkardıysak, BM yanlışından sonra da aynı tutumu aldık... Sezer, niye bu 44 ülke temsilcisi ile 12 şirket temsilcisine şunları sormadı veya soramadı:

1. Neden Kıbrıs konusunda, BM'de sürekli Türkiye aleyhine oy kullanıyorsunuz?

2. Neden Türkiye, Ermeni tasarısı ile boğuşurken, bir tek Arap ülkesinden bile Türkiye'ye destek gelmedi?

3. Neden hiçbir Arap ülkesi, Washington büyükelçiliğine talimat verip, ABD Temsilciler Meclisi'nde Türkiye lehine lobi yapılmasını istemedi?

4. Neden Washington'da sizin için lobi yapan şirketlerinize, Türkiye'ye destek vermesi için emir vermediniz?




İlhan Selçuk soruyor; Sabah satıldı, köşeciler neden suskun?

Ko Vadis?..

''Sabah satıldı'' mı diyelim?..

''El değiştirdi'' desek?..

Daha iyisi:

''Sabah gazetesi hisselerinin çoğunluğunu Turgay Ciner aldı.''

Hangisi yakıştı?..

Bir süre önce ''İlhan Selçuk holding patronu oldu'' deyip Cumhuriyet'in de satıldığını yazan dostlara takılmak, mesleğin cilvelerinden sayılmalı...

Gerçek şu ki Sabah'taki değişim ülke basını açısından çok önemli bir olay..

Neden kimse bu olayı ele almıyor?..

Köşeciler niçin suskun?..

Hepsi dut yemiş bülbül gibi...

Neden?..

...

Sabah tiraj yarışında başı çekiyor; üstelik Etibank'ın da sahibi...

Niçin satıldı?..

Dinç Bilgin, dededen babadan gazetecilik mesleğini eski deyimle ''tevarüs etmiş'' bir kişi!.. Ulusal Kurtuluş Savaşı'ndan önce Selanik'te çıkan 'Yeni Asır' gazetesi Cumhuriyet'le birlikte İzmir'e taşınmıştı; bölge gazeteciliğine Dinç Bilgin 1985'te son verdi; İstanbul'da yayımladığı Sabah tuttu; kısa sürede büyük başarılar kazandı; ancak on beş yıl sonra ulaşılan bu sonuç ne anlam taşıyor?..

Birkaç yıl önce devletten koskoca Etibank'ı satın alan bir gazete nasıl satılır?..

Soruları, olayın ardındaki gerçeği saptamak için gündeme getirmek gerekir; çünkü söz konusu medyanın yapısıdır; kişiler değil...

...

Sabah'ın satışı beni düşündürdü; ''Medya nereye gidiyor?'' sorusuna takıldım kaldım. Çünkü dünyada bizimki gibi bir medyanın eşi menendi yok...

İlhan Selçuk-Cumhuriyet




Mesut Bey'e göre hastalıklı gazeteciler

ANAP lideri Yılmaz, kendisini eleştiren Hürriyet yazarı Emin Çölaşan, Hürriyet Ankara Temsilcisi Sedat Ergin, Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, Sabah yazarı Yavuz Donat ve Cumhuriyet Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay için, ''Hastalıkla malul kişiler'' dedi. ANAP lideri Yılmaz'a göre Ankara'da Tv programlarına çıkan gazeteciler içinde tek ''Dürüst çocuk'' Milliyet'ten Fikret Bila.

MKYK toplantısında, bazı üyeler ANAP'ın TBMM başkanlık seçiminde izlediği tutuma ilişkin basında yapılan eleştirilerle ilgili şikayetlerde bulundular. Oltan Sungurlu ve Halit Dumankaya, bu çerçevede CNN Türk'te yayınlanan ''Ankara Kulisi'' ve NTV'de yayınlanan ''Kapalı Kapılar Ardında'' adlı programlara katılan köşe yazarlarını suçladılar. Bu üyeler, ''Son programlarında sürekli sizin tutumunuzun, koalisyon adabına aykırı olduğunu söylediler. Hatta Yavuz Donat, 'Yılmaz seçimlerde Ömer İzgi'nin kazanacağını bana söyledi.' dedi. Bu bizi zor duruma düşürdü.'' dediler. Yılmaz, bunun üzerine, Donat'ın yazılmamak kaydıyla seçimin sonucunu sorduğunu, kendisinin de TBMM'deki tabloya bakarak, İzgi'nin kazanabileceğini söylediğini dile getirdi. Yılmaz, ''Söylediklerim hep yanlış aktarılıyor. Bu programlara katılanları ciddiye almıyorum. Ancak Fikret Bila'yı hariç tutuyorum. O dürüst çocuk. Diğerleri ön yargılı, hastalıkla malul kişiler.'' dedi. Hürriyet




'Noksanı olan, kabahati 12 Eylül'e buluyor'

Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un doktorların ücret azlığını 12 Eylül'e bağlaması 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'i kızdırdı. Durmuş'un, "Sağlık personelinin ücret düşüklüğünün 12 Eylül döneminden kaynaklandığı" yolundaki açıklamasını değerlendiren Evren, doktorların düşük maaşının kabahatinin kendisine nasıl yüklendiğini anlayamadığını vurguladı. Evren, şöyle konuştu: "Doktorların maaşını mı azaltmışım acaba? Bunu anlamadım. Biz, pratisyen ve uzman doktorlara o dönemde mecburi hizmet koyduk. Nedeni, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki hastanelerde baştabip ve bir doktordan başka kimsenin olmamasıydı. Hangi sektörün maaşını azaltmışım ki, doktorların az maaş almalarının kabahati ben olayım? Türkiye'de herhangi bir noksanlığı olan politikacı kabahati hemen 12 Eylül'e yıkıyor..." Sabah



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.