
Anlayış değişmeli
İnsan sosyal bir varlık, mutlaka gruplaşacaktır. Gruplaşma sürecinde ortaya doğru şeyler koyma, gruplaşmanın ilkelerini etik üzerine oturtmaz; ahlak, sosyal, maddi manevi değerlerle süslemezseniz; yerine yine insanın iç dünyasında var olan kötü şeyler; harislik, hırsızlık, hakkı olmayan şeyi alma gibi gayri ahlaki duygular ve tipler ortaya çıkar, bu tür birlikler ortaya gelir. Cezaevlerinde de başıboş olmaktan kaynaklanan bu tür oluşumlar var.
Necati Özdemir sıradışı bir insan. Bayrampaşa savcısıyken Türkiye adını ezberledi. 43 yaşında. Gaziantep Karkamışlı. Üçü kız yedi kardeşler. Hepsi evli. Baba ve annesi hayatta değil. 1975 yılında Bolu Erkek Öğretmen Lisesi ve Ankara Hukuk mezunu. Fakülte yıllarında Ağrı ve Gaziantep'te öğretmenlik yaptı. Vatani görevini askeri hakim olarak yerine getirdi. 23 buçuk yıl memuriyetten sonra, devlet hayatında emeklilik kısmet olmadı. Emeklilik süresini yeni doldurdu. Şimdi serbest avukatlık yapıyor. Ancak zamanının önemli bir bölümünü sempozyum, panel ve konferanslar alıyor. En büyük hedefi tahliye olan mahkumların toplumla entegrasyonunu sağlayacak güçlü bir vakıf kurmak.
- Savunma penceresinden yargı nasıl görülüyor?
Çok fark var. Savcı ve hakimken; Türk yargı sisteminde, dosyanın, yargılamanın doğrudan bir parçasısınız. O dosyaya istediğiniz müdahaleyi yapabiliyorsunuz. Ancak savunmada bu yok. Kürsünün bu tarafında sadece seyrediyorsunuz, yargılamanın bir parçası olarak görülmüyorsunuz. Dikkat edin, duruşma salonlarında savcılar hakimlerle yan yana otururlar. Savunma nerede, aşağıda. Savunmayı buradan itibaren ayırıyorsunuz, dışarıya itiyorsunuz. Mahkeme salonunun her köşesinde oturmuş bir insan olarak söylüyorum. Mesleğimi layıkıyla yapamıyorum. Manevi tatminim yok. Savcıyken bunu daha çok hissediyordum. İnandığım şeyi yapabilme erkine sahiptim.
- Avukatların başarısı edebi güce mi kalıyor?
O da sadece seyirciye. Mekanizmada çok etkili değil. Hitabetle, edebi cümlelerle meramınızı anlatmanın, o dosyanın içeriğine, adaletin tecellisine pek fazla etkisi olmaması da gerekir. Hakimlerimiz, doğrudan fikir serdediyorlar. Karar mercii hangi amaç ve gerekçe olursa olsun, fikrini beyan etmez. Hakimin fikri vicdanında oluşturduğu kararıdır. Bunu hüküm günü söyler.
- Bu şartlarda adaletin tecellisi mümkün mü?
Mümkün olsa, adalet özlediğimiz manasıyla tecelli etmiş olsa adliyede insanlar birbirlerine saldırmazlar.
- Neden hukuk okudunuz?
İlkokul yıllarında sosyal adaletsizlikten rahatsız olmaya, sosyal olaylara ilgi duymaya başladım. 10 yaşlarında Amerika'daki çok modern bir cezaevini anlatan röportaj okumuştum. Çok ilgimi çekmişti. Eniştem Ankara Hukuk'ta okuyordu. Ortaokul sondan itibaren hukuk kitaplarını okumaya başlamıştım. Sınava, Ankara Hukuk Fakültesi'ni kazanacağım diyerek girdim.
- Bayrampaşa'dayken hareket noktanız neydi?
Devleti suçlamaya gerek yok, bu erki kullananlarda yanlış var diye düşünüyordum ve ortaya doğru model koymaya karar vermiştim: Devlet erkini kullandığım sürece, hiç kimse kapımdan Allah bu devleti kahretsin, belanızı versin diye, hakarete uğrayarak, hakkım yendi diyerek çıkmayacak. Rüşvet almayacağım, namussuzluk yapmayacağım. Savcılık hayatında Bayrampaşa'ya gökten düşmedim. Görev yaptığım yerler Konya Ereğli, Diyarbakır Çermik, Afyon Emirdağ, Afyon il merkezi ve Bayrampaşa. Merak edenler gitsinler Savcı Necati'yi sorsunlar, yüreğini, mesleğini, bilgisini, kariyerini ve imzasını görürler.
- Siz ne yaptınız bu insanlarla?
Bir dünya kurduk. İnisiyatifime verilen meta insandı. İnsan mükemmel bir varlık. Yasak elmayı hatırlayınız. Yaratılıştan itibaren suç ve ceza insanla birlikte dünyaya gelmiştir. Devlete düşen insanları mümkün olabildiğince suç işlemeyi düşünmekten alıkoymak. Fikri manada kararlılık kazanmış ise davranış biçiminde buna engel olmak. Bunun fiziki, sosyal, ekonomik, manevi, maddi, hukuki şartlarını, altyapısını oluşturmak. Bunların hiçbiri yok. Bir insanın insana zulmetmesi hiçbir hukuk sisteminde hem ilahi, hem de beşeri, hoş görülmemiş. Bütün canlılara zulmetmek yasak kılınmış.
- Peki devlet hakim değil mi cezaevlerine?
Hakim olmaktan ne anladığınıza bağlı. Adalet bakanının 'Cezaevlerine hakim olamıyorum.' dediği bir dönemde Bayrampaşa'da mahkumların içine oturdum, hem de terör suçlusu. Onlarla birlikte resim çektirdim. Ben bu cezaevinin her noktasına hakimdim. Bir yerde bir arıza varsa o hakimiyet zafiyeti midir? 'Hakim değilim.' derseniz, mahkum der ki: 'Ben hakimim.'
- Türk Adalet sisteminin bugün en büyük problemi, bakanı istifa noktasına getiren para mı; yoksa her şeye rağmen sosyal sebepler mi?
Sosyal sebepler.
- Bu bütçeyle sosyal sebeplere inilerek çözülebilir mi?
En az yüzde 65–70'i çözülür.
- Peki sosyal sebeplere inilmeden bakanlığın bütçedeki payı yüzde 30'a çıkartılsa...
Yüzde bin katına çıkartılsa yine çözülmez. Bu yapılanma içinde olmaz. İnsanı birinci değer kabul edeceksiniz.
- Sosyalliği biraz daha açar mısınız?
İnsan sosyal bir varlık, fert olarak yaşayamaz. Mutlaka gruplaşacaktır. Gruplaşma sürecinde ortaya doğru şeyler koymaz, gruplaşmanın ilkelerini etik üzerine oturtmaz; ahlak, sosyal, maddi manevi değerlerle süslemezseniz; yerine yine insanın iç dünyasında var olan kötü şeyler; harislik, hırsızlık, hakkı olmayan şeyi alma gibi gayri ahlaki duygular ve tipler ortaya çıkar, bu tür birlikler ortaya gelir. Cezaevlerinde de başıboş olmaktan kaynaklanan bu tür oluşumlar var.
- F tipi için ne diyorsunuz?
Defalarca söyledim. Adalet Bakanlığı'nda F tipi cezaevi projesinin mimarı çıksın ortaya. Türk cezalandırma sisteminde böyle bir yapıya ihtiyaç olduğunu ortaya koyan, ne sosyal, ne maddi, ne manevi, ne bilimsel bir çalışma yok.
Cezaevinin Magna Karta'sı
Ofisin girişinde 17.8.1996 tarihli Bayrampaşa Adli Kısım tutuklu ve hükümlülerince parafe edilen ve büyütülerek çerçeveletilen duyuru var...
Bu hakikaten tarihi bir belgedir. Cezaevinde göreve başladığımın 17. günü imzalanmıştır. 17 gün yemedim, içmedim, uyumadım, insanlarla sabahlara kadar konuştum.
- Sanki Magna Karta gibi...
Tam anlamıyla Magna Karta'dır. Bir dönüşüm. İnşaallah bu dönüşüm şimdi değil; ama ilerde suç sosyolojisini, tarihini inceleyenler için bir belge olacaktır. Bu mahkumların içinde her suçu işlemiş çeşitli insanlar var. Birçoklarıyla da hâlâ görüşüyorum. Birçoğu tahliye oldu. Bu çocuklar buraya imzayı samimi ve inanarak attılar. O cezaevinde bulunduğum sürede bir kişi beni rencide edecek bir davranışta bulunmadı. Bu insanlarla bir hayat kurduk. İllegaliteyi birlikte kaldırdık. Hiç kimse işlediği suç sebebiyle gurur duymaz. Haklı ya da haksız. Onun iç dünyasında getirdiği bir deformasyon vardır. Dolayısıyla doğru olmak, doğruyu yaşamak her canlı için önemlidir. Ben sadece insanlara bunu söyledim.
Mahkumlara rehabilitasyon vakfı
- Avukatlık dışında neler yapıyorsunuz?
Sempozyum, panel, konferans davetleri alıyorum, içinde yer alıyorum. Önümüzdeki süreçte cezaevi sisteminin yapılanmasıyla ilgili iki üç tane uluslararası ve ulusal nitelikte kurultay ve sempozyum var. Bunları yazmak çizmek büyük vaktimi alıyor. Bunun dışında öğrenciler ve sokak çocukları... Zaman zaman yazılar yazıyorum.
Geleceğe ait planlarınız var mı? Siyaset gibi... Siyaseti bilemiyorum... Allah kısmet ederse, o ekonomik güce kavuşabilirsem, ciddi manada cezaevinde bulunan mahkumların tahliyesi sonrası, hayatla entegrasyonlarını daha ciddi, kaliteli ve insan onuruna uygun biçimde sağlayan bir vakıf düşünüyorum.
- Altyapısını hazırladınız mı?
Fikri altyapısı hazır. Ekonomik noktadayım. İnsan bir değere, ilkeye inanıyor ve gerçekleşmesini istiyorsa, önce kendi elini taşın altına koyacak. Yani ben 5 ortaya koymalıyım ki, insanlardan birer ikişer isteyebileyim. Allah kısmet ederse bu vakfa bitişik olarak sokak çocuklarıyla ilgili çalışmam var. Ömrümün yettiği kadar üniversite öğrencisi okutmak istiyorum. Bu arada biyografi ve cezaevinde yaptıklarımla ilgili kitap yazıyorum.
- Hangi tür davalara bakıyorsunuz? Trafik yoğun mu?
Her tür dava alıyorum. Yoğun değil.
- Karizmanıza güvenerek size özel gelip dava teslim edenler var mı?
Var ama bu çok değil. Zaten bana gelen davalar ben olduğum için gelen davalar. Rastgele gelen değil.
- Gelir–gider durumunuz...
Giderim çok fazla. Bu anlattıklarım vakıf ya da kurum olmasa bile harcamalarımın büyük kısmını tutuyor. Çocuklarımın eğitimi, ailem, büro giderlerim var. Kazandığımı harcıyorum.
- Çocuklarınız ne yapıyor? Onlara vakit ayırabiliyor musunuz?
Kızım ve oğlum üniversitede okuyor. Biri de üniversite adayı. Onlara hâlâ vakit ayıramıyorum.
|