Halimiz hiç iyi değil
Küçük bir benzetme farkıyla ve biraz genişleterek bir daha tekrarlayayım: 1— Manevîyi ihmal eden millîlik kör, millîyi ihmal eden manevîlik topaldır. 2— İkisini de reddeden bir solculuk hem kör hem topaldır.
3— Üçünü de (millîyi de, manevîyi, solu da) yok sayan bir liberallik hem kör hem topal hem sağırdır.
4— Manevîyi ihmal etmeyen bir millîlik ve millîyi ihmal etmeyen bir manevîlik, doğru solu da doğru liberalliği de reddetmez.
5— Manevîyi ve millîyi reddetmeyen bir sol, doğru liberalliği de reddetmez.
6— Bu çerçeveyi kırmayan öncelik tercihlerinden doğan yoğunlaşma farklılıkları demokrasinin zaafı değil zenginliğidir. Bu çerçeveyi dikkate almayan demokrasi talepleri ise bir oyundan ibarettir.
Öz'ün özeti, bu. Dün de buydu, bugün de.
* * *
"Sadece şu var, başka bir şey yok." sözünü herkes kendi hesabına söylerse, onların toplamından çoğulculuk falan doğmaz, kaos doğar.
Sol var, başkası yok, sağın şu tarafı var, başkası yok. Bunları görüp yaşadık. Şimdi "liberallik var başkası yok" "aşama"sındayız.
Bizim ifrat krizlerimizin en kısası yarım asır sürer. Örteceksin üstünü, krizinin geçmesini bekleyeceksin; ne lâf ne ilaç ne kitap hiçbir şey kâr etmez.
"Mestler mahmur olur bir gün." Hangi gün? Krizinin geçtiği gün. Ekseriyâ konjonktürel bir şokla kafasını bir yere çarptığı gün. Peki sonra ne olur? Değişir! Böyle bir sıhhatli (sahih) değişim tasavvur edilebilir mi? Mümkün mü hiç? Onun değişmesi, bir başka saplantıya geçiş yapması demektir. Ört, yine uyusun! Sırt üstü, yüz üstü, sağa yahut sola dönük, ne fark eder? Düşünmeyen, uyuyor demektir; ayakta bile olsa!
... Bir "merkez" sözü var. Yelpazenin merkezi olur mu? "Merkez" bir noktadır ve sağ ile solun varlığına (duruşuna) göre taayyün eder. (Belirginleşir diyeyim!) Merkezde boşluk olmaz, merkezde belirsizlik olur. Sol—sağ tükenmişse, merkez de kalmaz... Zannediliyor ki, yelpazenin merkezi, varlığımızın ağırlık merkezidir! Anlatamazsın. Dört işlemden başlayacak bir izaha kimse güç yetiremez.
... "Sivil toplum, demokratik toplum demektir." Çöz bakalım! Buradaki "sivil" hangi anlama geliyor? Sivil toplum olmasa, kuruluşları var olur mu? Sivil burada kaç numaralı anlamıyla kullanılıyor? John Locke'ın eseri, "Civil Government" adını taşıyor. Oradaki "civil" aslında "siyasî" demektir. (Civitastan gelir) Mete Tunçay, "Zihinler karışmasın diye (uygar)'ı kullandım." diyor.
Zihinler karışmış zaten, orijinallerden ayrılınmazsa belki biraz umutlanma şansı doğar. Tefrika gibi 10 gün yazdım, faydası yok.
... Sevilen bir siyaset adamı "5 kişi 550 adayı belirliyor. Böyle demokrasi olmaz" diyor. Ben kendisini (acaba hangi kanalda konuşacak?) diye takip ediyor değilim. Ama belki yüz defa aynı şeyleri tekrarladığına şahit oldum. Niçin "merkez" öyle yapıyor? Ve acaba "delegeler düzeni" nasıl yürüyor? Aş artık şunu! Yok. Memnunuz yeni takıntılarımızdan!
... "Yolsuzluklar aktüalitesi" de bir acayip. "Meşru kazanç tarife bağlanmalı. Herkese sorular sorulmalı. Yargılamalar, denetlemeler; kuş uçmamalı... Sistemler değişmeli. Devlet kontrol etmeli vs." Tarihin siyasî—iktisadî–içtimaî gerçeklerine bu derece uzak kalınır mı? Senin sistem dediğin şeyin bir "aşamalar mantığı" vardır; özüyle değil, rengiyle ve şekliyle değişip durur. Bazı şeyleri sana ancak şimdi tartıştıran da odur; ama fark edemiyorsun.
... Bir yerde çok yakıcı bir dram yaşanıyor. "Genel sebepler" adına ne akla gelebilirse, doğru—yanlış sıralıyorlar. Kardeşim, niçin orada bir farklılık var? Özel durumun özel sebeplerle açıklanması gerekmez mi?
Daha başlangıç noktasını tespit edememiş adam. O meselenin açık oturumlarla, manşetlerle ele alınmasında, özel bir menfilik bulunduğunun farkında bile değil.
... Onlar Amerika'dan gelseydi, kulislerde iyi çalışılsaydı, iki kişi oradan, üç kişi şuradan iknâ edilseydi, falanca lider öyle konuşmasaydı... Ne olacaktı peki? Ahmet Râsim'in dediği gibi; yaz babam yaz! Bunun hükmü bir cümlelik: Teamüllere ve uzlaşmalara göre ne olması gerekiyorsa o oldu. Öbür türlü olsaydı neler kurtulacaktı acaba?
* * *
İnsanlar, şovlara ve maçlara vurdu kendini. Çoğu gizlemeye çalışıyor; fakat mızrak çuvala sığmıyor.
Değerli bir yazar dostumdan ilham alarak söyleyeyim: Gündemdeki gerçekler sahih değil. "Sahih", bir şeyin, kendisine izâfe edilen belirli bir özellik bakımından sıhhatini ifade eder. "Gündem Gerçeği" değil bunlar. Niçin değil? Hakikatin ışığında ele alınmıyor, öncelikleri ve mâhiyetleri belirlenmiyor da ondan.
Biz konuşuyor gibi, yazıyor gibi, düşünüyor gibi, yaşıyor gibi yapıyoruz. Aslında konuşmuyoruz, yazmıyoruz, düşünmüyoruz ve yaşamıyoruz. Tepedeki oyunu, uyum adına ve prim aşkına kendi oyunumuz haline dönüştürmüşüz.
... Sevgi, düşüncenin inançla buluştuğu yerde kök salar. Sevginin kelimesini telaffuz ediyoruz yalnızca. Sevgi, oyunla bağdaşır mı? Düşünce ne kadar varsa, sevgi de o kadar var hayatımızda. Kavramlarla da oynuyoruz, kendimizle de.
a.selim@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
09/
10/
2000...
Basının hâl-i pürmelâli (1)
10/
10/
2000...
Basının hâl-i pürmelâli (2)
12/
10/
2000...
Düşünce notları...
16/
10/
2000...
Akıp giden yıllar...
17/
10/
2000...
Şaşkınlık alâmetleri
19/
10/
2000...
Düşünce ve insan
23/
10/
2000...
Oyunun kuralları!
24/
10/
2000...
Bühtan etmeyin
26/
10/
2000...
Özeleştiri
29/
10/
2000...
Halimiz hiç iyi değil
|