İnsanı tanıyor musunuz?
Çok, çok enteresandır insan...Kış gelmeden çaresine bakıyor, sıcak günlerde bile soğuk günlerin hazırlığını yapıyor. Odun alıyor, kömür tedarikinde bulunuyor, kışlık yiyecek, giyecek tedbirlerini düşünüyor.
Halbuki bu hazırlığı yaptığı günlerde buram buram terliyor, sıcak günlerin sıkıcı havasından âdeta kurtulamayacak gibi oluyor.
Fakat insan, bunun geçici olduğunu, pek yakında sıcak havaların yerini soğuk günlere terk edeceğini hatırlıyor. Bunun için de o müstakbel günler için hazırlık yapıp, tedbir alıyor.
Ne dersiniz, geleceği için böyle kesin tedbirler, sağlam hazırlıklar düşünen bu insan, ömür sonunu da hatırlıyor mu, öyle bir gelecek için de aynı kesin tedbiri alıyor, benzeri bir hazırlığa başvuruyor mu?
Bu geleceğin, o gelecekten farkı var mı?
Bu yazın bir kışı geleceği kesinken, bu gençliğin bir ihtiyarlığı, bu ihtiyarlığın da bir sonu mukadder değil mi acaba?
Bundan şüphemiz, tereddüt ve vesvesemiz var mı?
Diyelim ki var... Bunun ne kıymeti, ne değeri olur? Zira yaşanan hayat bizi tekzip ediyor, arka arkaya dizilmiş giden musalla yolcuları bize bu geleceği ihtar ediyor.
Dedelerimiz, onların babaları, dedeleri, ninelerimiz, onların da nine ve nesilleri hani neredeler?
Dünya dün kurulmadı. Dünyanın ömrü ilim adamları kestiremeyecek kadar uzun, yaşayan insanların sayısı da yine bilgi sahipleri bilemeyecek kadar çoktur.
Fakat onlardan şimdi tek kişi hayatta yoktur. Gitmişler. Kimse kalmamış. Hani Adem Aleyhisselam'dan başlayan bunca insan nesli? Hepsi, hepsi de gitmiş, kimsecikler baki kalmamış, bu fani âlemde.
Onlar için kesin olan bir gerçek, senin benim için neden kesin olmasın? Neden geleceğini tahmin ettiğin kış için şimdiden tedbir alıyor, çareler düşünüyorsun da, aynı kesinlikte olan hatta ondan daha fazla kati bulunan ömür sonu gelecek için bir çare düşünmüyor, onu gelecek kış kadar kâle almıyor, hazırlığına ehemmiyet vermiyorsun?
Enteresandır bu insan vesselam. Tarihi okur, yaşamış nicelerini hatırlar. Kendinin de bir gün tarih olup gideceğini bilir. Sadece tanıyanların, sevdiklerinin gönlünde hatıralarının kalacağını idrak eder. Ancak, bu idrak ve seziş, onu ihtiraslarının zebunu olmaktan kurtaramaz, günlük hay huyun içinde gömülüp gitmekten azade kılamaz. O, yine gerçek geleceğini unutur. İstikbalini sadece odun-kömür hazırlamaktan ibaret zanneden kayıtsızlığa düşer. Ama onun bu gaflet, vurdumduymazlığı akıbetini tehir ettirmez. Günün birinde gören gözler titreşir, duyan kulaklar ağırlaşır, tutan eller dökülür, söyleyen dudaklar buruşur, bir türlü dinmek bilmeyen o koskoca ihtiras yüklü vücut kum torbası gibi yere serilir.
İşte o anda hayat yolunun sonuna çıkmış olan o insan, şöyle bir geriye bakar ki, ne görsün, yaz-kış istikbali hazırlığından ibaret bir ömür tükenmiş gidiyor, geride bir sürü ihmaller, günahlar, hatalar... Hayıflanır.. hem de bütün varlığıyla, bütün his ve latifeleriyle esef eder:
Keşke bundan sonraki hayatım için de hazırlık yapsaydım, hizmet edip, hayırlı işlerin ucundan bucağından tutsaydım...
Ama iş işten geçmiş, koskoca bir hayat, beşeri ihtirasların, fani arzuların peşinde heder olup gitmiştir. Ne dersiniz? Bir gün biz de:
- Elveda, ey dostlar, fani sevgililer, dünyada kalan imkanlar! Elveda! Artık amelimle baş başayım ben mi diyeceğiz?
a.sahin@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
09/
10/
2000...
Mescid-i Aksa'ya bakışımız
10/
10/
2000...
Aile içinde tarafların düşüncesi
11/
10/
2000...
Büyük yangınlar küçük ateşten çıkar
17/
10/
2000...
Siz hangisini besliyorsunuz?
18/
10/
2000...
Büyüklerimiz böyle düşünüyor
23/
10/
2000...
Önce koşulan sonra kaçılan kayınvalide!
24/
10/
2000...
Mi'rac imtihanı üzerine
25/
10/
2000...
Geçimsizlik sebebi büyü mü?
29/
10/
2000...
Kendi Kendimize Namaz Rehberi
30/
10/
2000...
Kendi Kendimize Namaz Rehberi
|