Avrupa kavşağında problemsiz yönetim
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmek için çaba sarf ettiği bir dönemde Polonya'dayız. Niçin kabul görmediğimiz gerçeğini ise bizim politikacılarımızın bizlere anlattığı din bağlamındaki hikâyelerden daha iyi gözlemledik.
Demirperde etkisinden uzaklaşıp AB kapısını çalan Polonya gibi ülkeler özelleştirme, bireysel haklar, ekonomik refah; çalışma düzeni gibi gelişmiş ülkelere adaptasyon sürecini çoktan tamamlamışlar. Bu ülkelerde politikacı hegemonyası da yok. En önemli kazanımları devletin kurumlarını kurallar ve kanunlar eşliğinde idare etmeleri, ekonomiyi siyasetçinin rant alanı haline getirmemeleri.
Bu yönde sağlıklı adımlar atan Polonya Hıristiyan olduğu için değil, Türkiye'nin içinde bulunduğu pisliklerden arındığı için AB'ye kısa süre içinde girecek.
Mesela biz Varşova'da Macellan Restoran'da yemek yerken yan tarafımızda iki arkadaşıyla bulunan Polonya Maliye Bakanı'nı garsonlar sayesinde öğrendik. Uzun lafın kısası, aynı tabloyu kendi ülkemizde göz önüne getirirseniz niçin itibarsız olduğumuz sorusuna da cevap bulmuş olursunuz. Bireyin yerine üç beş politikacısı ön plana çıkan ülkelerin medeni olmadığını tekrar vurgulamaya gerek yok.
Olay bundan ibaret. İşte Varşova...
Büyük Polonya Ovası'nın güney sınırında Vistül Nehri üzerinde yer alan Varşova, 1596 yılından bu yana Polonya'ya başkentlik yapıyor. Polonya tarihinde bu görevi üstlenen iki şehir daha olmasına rağmen Varşova diğerlerin en baskın geleni olmuş. Üstelik İkinci Dünya Savaşı'nda Almanlar tarafından yerle bir edilmesi Varşova'nın stratejik önemini azaltmamış. 1939 yılında Naziler tarafından işgal edilen Varşova'nın yenişehir kısmında yüzde 95, eski şehirde de yüzde 85'ini tahrip etmişler. Haritadan silinecek derecede yıkım yaşayan Vistül'ün güzel şehri, savaştan geriye kalan yıkıntılarla yeniden kurulmuş. Ve yeni yapılan her binaya da, şehrin yıkımına şahitlik eden, savaşı yaşayan hatta şarapnel ve kurşun izi taşıyan parçalardan konmuş.
İkinci Dünya öncesinde ise İsveç'le, daha sonraları Rusya ile önemli problemler yaşayan şehir ve halkının Osmanlı'yla ve tebasıyla hiç sıkıntısı olmamış, aksine önemli dostluklar geliştirilmiş. Sık sık acı günler yaşayan Polonya halkının Osmanlı'yla olan dostluğu sebebiyle yaşadığı huzurlu günlerin hatırası için olsa gerek, bize ilginç gelen bir de atasözleri bulunuyor:
'Ah Türk atları ne zaman gelir, Vistül'den su içerse, işte o zaman Leh halkının yüzü güler. Güçlü hale gelir.' Darb-ı mesel haline gelen bu sözü bugünün Polonya gençleri okullarda okutulan ders kitaplarından öğreniyorlar. Ancak yaşlılar ise İkinci Dünya Savaşı'nda yaşanan ıstıraplı günler sebebiyle de olmalı ki, atalarından emanet aldıkları bu sözü yürekten seslendiriyorlar. Varşova, İkinci Dünya Savaşı'nda tarihî geçmişini bir yıkımla kaybederken, savaş sonrası dünya politikasına yön verecek Varşova Paktı'yla yeni nesiller tarafından tanınmaya başlamıştır.
Doğu Avrupa ve eski SSCB, gerçekleşen değişikliklerin etkisiyle 1991'de paktın feshedilmesinin ardından Batı Avrupa ile Doğu Avrupa arasındaki kavşak konumu beklenmedik ölçüde işlerlik ve keyfiyet kazandı. Günümüzün rakamlarıyla Polonya yılda 95 milyon yabancıyı ağırlıyor. Ülkenin jeopolitik konumu gereği çok değişik sebeplerden bu ülkeye uğramak zorunda kalan insan trafiği içerisinden, bizzat Polonya'ya turist olarak gelen rakamı çıkarmak istediğinizde önünüze 20 - 25 milyon gibi bir rakam çıkıyor.
Doğal olarak ülkenin en dikkat çeken noktalarından birisi olan Varşova da görülmesi gereken şehirlerin başında geliyor. Eğer bir gün yolunuz bu gizemli dost şehre düşerse, Varşova'yı adımlamaya başlamadan önce sayıları bir elin parmağını geçmeyen yüksek binalardan birisinin tepesinden önce rotayı belirleyin. Sonra temiz, güzel ve sanat kokan sokaklarda yürümeye başlayın. Trafik problemi olmayan Varşova'da acelesi olmayan için vasıta kullanma ihtiyacı o derece az. Türk işadamlarının yapmış olduğu Reform Plaza'da şehre yukarıdan bakmak tercih edilecek noktalardan birisi. Fakat, Polonya halkı tarafından sevilmemesine rağmen şehrin siluetinde baş köşeye oturan 234 metre yükseklikteki Kültür Sarayı'nın tepesinden Varşova'yı izlemek en ideali. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Ruslar tarafından Polonya halkına hediye olarak inşa edilen Kültür Sarayı, Rusların temas kurdukları her ülkenin başşehrinde yaptıkları sosyalist kültürün ilginç bir Varşova örneği. Polonyalılar her ne kadar bu binadan nefret etseler de, şehrin her noktasından en iyi şekilde görünen ve bir Varşova pusulası görevi yapan bu bina yabancıları önemli derecede etkileyebiliyor.
Polonya ve başşehri Varşova, Türk Hava Yolları'nın haftada 3 gün yaptığı seferlerle daha yakın oldu. Dileyenlere AB'ye aday ülkeyi görme şansı elbette var. Maliye Bakanı ile görüşebilirler mi, onun garantisini veremiyorum...
g.simsek@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
03/
10/
2000...
Yüce VIP rezaleti
04/
10/
2000...
Torbayla para uçurma...
05/
10/
2000...
Kekliği düz ovada avlarlar...
10/
10/
2000...
Prag Baharı...
11/
10/
2000...
Kudüs ya da Salom Havier
16/
10/
2000...
Avrasya Taklası...
19/
10/
2000...
F-16 sonrası TAI
24/
10/
2000...
Trafikte polisçilik oyunu...
25/
10/
2000...
Bakü-Ceyhan'da Ankara havası...
26/
10/
2000...
Cezaevlerimiz ve Terez’in Kampı...
|