GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

01/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


BASIN HARMANI 


Kameralar onun için sustu

Ankara'da önceki gün göreve giderken şoförü alkollü bir aracın çarpması sonucu hayatını kaybeten meslektaşımız Star Gazetesi muhabiri Hasan Ogün Özdemir dün toprağa verildi. Özdemir için Star Gazetesi'nin önünde bir tören düzenlendi. Törenden sonra basın mensupları TBMM gündeminin arka sıralarına alınan trafik yasası nedeniyle, Başbakanlık, İçişleri ve Adalet bakanlıkları önünde protesto yaptılar.




Zorunlu itiraf

Israrla üzerinde durduğumuz 'sermaye-haberci' ilişkisi Sabah yazarlarının itiraflarıyla yerine oturdu. Sabah başyazarı Mengi, yazarlar Zülfü Livaneli, Hıncal Uluç ve Necati Doğru itiraf etti: "Basının başka alanlarda faaliyet göstermesi hata." Milliyet'in sahibi Aydın Doğan ve Genel Yayın Yönetmeni Yılmaz'ın POAŞ konusunda grup gazetelerindeki haberlerin taraflı olduğunu kabullenmesi de ciddi bir tepecik oldu.

Medya patronlarının ticari ilişkilerinin sektörde çalışan fikir işçileri üzerindeki sürekli 'inkar edilen' baskısı son iki olaydaki (Etibank ve POAŞ) itiraflarla yerine oturdu. Sabah'ın başyazarı Güngör Mengi dahil bir çok yazar Dinç Bilgin'in sektör dışı yatırımlarının hata olduğunu kabullenirken, Doğan Grubu'nun sahip olduğu POAŞ'taki işçi çıkarımlarını 'yeniden yapılanma' olarak veren bu grubun gazeteleri açısından da önemli bir gelişme yaşandı.

Geçen hafta POAŞ'la ilgili gelişmelerin ihmal edilmesini değerlendiren Milliyet'in okur temsilcisi Yavuz Baydar'ın eleştirileri sadece 'denge' sorunundan bahsederek cevaplamakla yetindiğini kaydetmiştik. Baydar, kamuoyunun yeterli görmediği bu yanıtı kendisi de sindirememiş olacak ki, konuyu gazetenin çiçeği burnunda Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz ve grubun patronu Aydın Doğan'a açmış...

Önceki günkü Milliyet'te yer alan ifadelere göre Yılmaz, şöyle diyor: "Bu haberleri verirken hata yaptık. İşçi kesiminin tepkilerini daha açık, ayrıntılı verebilirdik. Öteki haberlere gösterilen titizliği burada gösteremedik. Bundan sonra göstereceğiz." Aydın Doğan'ın yaklaşımı ise şöyle: "Ben de haberin bu şekilde eksik verilmesinden bizzat rahatsızlık duydum. Burada ben bir taraf dahi olsam, bu haberde işçi eylemlerinin, tepkilerinin ayrıntılarını daha iyi vermeliydik. Çekinecek bir şey yoktur. Gazeteci arkadaşlarımdan beklentim de budur. Okurlarımızın da bunu bilmesini isterim."




SABAH'TAN TOPYEKÛN SAVUNMA Hata var; kasıt yok

"Bankayı mecburen aldı"

Bugün meslek hayatımın en zor görevlerinden birini yapmaya kendimi mecbur hissediyorum. Bu görev hem patronum, dostum ve meslektaşım olarak 40 yıldır çok yakından bildiğim Dinç Bilgin'e olan borcum, hem de beni bulunduğum yere getiren siz okurlarıma sorumluluğumdur. Etibank, bazı şanssızlıkların ve özellikle de ekonomik şartların etkisiyle, bankacılık otoritesinin müdahale etmesini gerektirecek bir duruma gelerek fona devredildi. Bu gelişme, bir yandan rakiplerimiz, bir yandan da ideolojik muhaliflerimiz tarafından SABAH gibi bir kalenin düşürülmesini sağlayacak fitnenin malzemesi sayıldı ve ahlâki yozlaşmanın tiksindirici örnekleriyle üstüne saldırıldı. Bilgin daha ilk günden bankaya olan borçlarını son kuruşuna kadar ödeyeceğini kamuoyuna açıkladı. Bu, üç kuşak gazeteci bir ailenin en güvenilir serveti olan şerefi ile mühürlenmiş bir senettir.

Evet, bir gazetecinin gazetecilik dışındaki alanlara açılması belki hataydı. Ama Bilgin'in, daha zengin olmak için değil, sektördeki rekabetin bir mecburiyeti olduğuna inandırıldığı için banka almayı kabul ettiğini biliyorum.

Güngör Mengi / 30 Ekim

"Kasıt varsa susmam"

Bankaların içeriden çeşitli yollarla soyulmasını halk daha iyi anlasın diye "hortumlama..." kelimesini icat eden benim. Kader utansın. Kader geldi bize de çattı. Bizim patronun da bankası battı. Havlu attı. Diğer gazetelerdeki arkadaşlar, sorgulamaya başladılar:

Battı mı, batırıldı mı? Soyuldu mu? Soyduruldu mu? Zekeriya Temizel ve kadrosu, bankaya el koydu. İçini inceliyorlar, önümüzdeki günlerde bizim patronun bankasının bu duruma düşmesinde "ihmal mi var, kusur mu var ve hatta kasıt mı var" bulup, belgeleriyle açıklayacaklar. Eğer bir kasıt varsa... Bir soygun... Ben ne yapacağım? Susacak mıyım? Görmezlikten mi geleceğim? Murat Demirel soyunca suç, benim patron soyunca sus mu yapacağım? Sus yapamam! Gerçeği saklayamam.... Hırsızlık kötüdür... Biz yaparsak iyidir...

...Sabah iki patronlu bir gazete...

Birinci asıl patron, okur... İkincisi gazetenin patronu...Bu yüzden...

Bu gazetede yazmaya devam edeceğim. Necati Doğru / 31 Ekim

"Bilgin iç edecek mi?"

Gazetecinin sadece gazetecilik yapması, bunun dışında bir işle uğraşmaması ilkesinin korunabilmesi için büyük uğraş verildi.

Hatta daha önce söz konusu olan bir banka alma girişimi, Necati Doğru'nun dillendirdiği grup tepkisi ve yönetimin bu işi içine sindirememesi yüzünden iptal edilmişti. Fakat sonunda yönetim bir banka sahibi olmanın zorunlu hale geldiğini açıklayarak Etibank'ı aldı. Şimdi kamuoyu önüne çıkan insanların bir görevi var. Fona devredilen her banka için şu soruyu sormalı ve takipçisi olmalıyız: Bu bankaların borçları, sahipleri tarafından ödenecek mi, yoksa milyonlarca dolar borcu olan bankacılar, devlete ödemeleri gereken parayı şahsi servetlerine mi katacaklar? Zülfü Livaneli, 31 Ekim

"Yanlışları var ama..."

Dinç Bey, bankasının içini boşaltmış olsaydı, bu aile gururunun yarı hissesini, yani ailenin öz evladının yarısını satmak zorunda kalır mıydı?.. Bankasının içini boşaltsa, Sabah'ın yarısının satışı ile aldığı parayı da cebine koysa, hatta öbür yarısını da elini öpene satsa, tüm ailesi ile, dünyanın istediği ülkesinde, beyler gibi yaşamaz mıydı?.. Oysa, haberi alır almaz, ilk uçakla Türkiye'ye döndü.. Yanlışları yok mu?.. Var.. Hangimizin yok?.. Ama Güngör'ün de dediği gibi Dinç Bey yanlışlarının bedelini ödedi, belki hayatı boyu da ödemeye devam edecek.. Ben mi?.. Sabah'ta keyifle ve gururla yazmaya devam ediyorum.. Hıncal Uluç, 31 Ekim




"İrtica tehdidi" klişeleşti

Gülay Göktürk, MGK'nın aldığı kararların halkın gündeminden kopuk olduğunu ve artık etki uyandırmadığını yazdı.

Görünen o ki, Türkiye halkı enflasyonla yaşamaya alıştığı gibi, "irtica tehdidiyle" birlikte yaşamaya da alışıyor. MGK'nın 27 Ekim toplantısında aldığı zehir zemberek kararların basında oldukça sönük bir biçimde yankılanmasını, halk içinde hiçbir etki uyandırmamasını başka nasıl yorumlayacağız ki? MGK'da esen hava ülkenin genel havasından koptukça, orada alınan kararlar da Türkiye'nin gerçeklerinden kopuyor, uygulanabilir olmaktan uzaklaşıp afakileşiyor.

Son MGK kararları arasında, kız öğrencilerin imam hatiplere alınmaması, irticai yayın yaptığı tespit edilen gazetelere ilan verilmesinin engellenmesi, rektör seçilecek kişilerde Atatürkçü olma şartı aranması gibi birbirinden vahim maddeler var. Gülay Göktürk / 31 Ekim/ Sabah




Yatlar, uçaklar bağlanacak

El konulan Etibank'ın patronu Dinç Bilgin ve grubunun mal varlıklarını Milliyet gazetesi yazdı. Bir kısmına tedbir de konulan mal varlıklarının bazıları şöyle: New Century (Yeni Yüzyıl) isimli yat, ABD'de tamirde olduğu belirtilen uçak, Londra Chelsea'de altı katlı malikane, New York Trump Tower'de ve Park Avenue - d'de birer kat, İstanbul Büyükdere'de bir malikane, Kanlıca'da da bir villa. ATEL şirketinin ortağı. ATV, Kanal 6 ve Kiss, Medi Grup bünyesinde de, Sabah, Takvim, Yeni Binyıl, Fotomaç.

Tedbir kararı alınan Etibank'ın eski Yönetim Kurulu üyesi ve Sabah Gazetesi Murahhas Üyesi Zafer Mutlu ise Dolmabahçe Gökkafes'te ve Beşiktaş'ta birer daire, Tarabya, Bodrum, Türkbükü'nde villalara, New York ve Londra'da malikaneye sahip. 31 Ekim 2000 Milliyet




28 Şubat'ta boşaltıldı

Kamu bankalarının özelleştirilmesindeki çarpıklıklar, 28 Şubat ile ilişkili değil miydi? "Cambaza bak" hesabıyla, kamuoyunun dikkatleri "irtica" üzerine yoğunlaştırılırken, bu bankaların devri bir dizi "faul" ile gerçekleştirilmedi mi? Bunların içi ne vakit boşaltıldı? Bu olup-bitenlerle Çankaya'nın bir ilişkisi yok muydu? Bu tür bankaların yönetim kurullarında, 28 Şubat'a damgasını vurmuş emekli general ve amiraller yer almadı mı? Bu işler olup biterken, 28 Şubat sayesinde etkili ve yetkili makamlara gelmiş kimi siyaset adamları, banka devirleriyle doğrudan ilgilenmediler mi? Bu yüzden, bir hükümet "gensoru" ile düşürülmedi mi? Bu işler olup-biterken, Hazine'den kim sorumluydu? Bu işlerin "siyasi sorumlusu" yok muydu? Kim, Sezer'e karşı çıktı? Niçin karşı çıktı? Biz, niye hararetle Sezer'i savunduk? Niçin, "hukuk devleti" diye didindik? Bizim karnımız ağrımıyor... Cengiz Çandar, Sabah




Meraklısına NOT

Bankadan önce Güngör Mengi "Medyanın devletle alışverişi olmasın ki, bağımsızlığını koruyabilsin." Necati Doğru, "Gazete iktidardan yemleniyorsa, iktidarın esiri olur" ve "Banka gücü ile basın gücü... İkisi birleşince... Aman Allah'ım..." diye yazmıştı. Dinç Bilgin, 1995'te Çiller'den Bank İndosuez'u satın almaya çalışırken Aydın Doğan Dışbank'ı aldı. Yılmaz, Sabah'ın bu süreçte ülkeyi "pembe" gösterdiğini iddia ederken iktidara geldiğinde Etibank'ın Sabah'a geçmesine imza attı.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.