GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

01/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


TOPLUM 


Berlin’de din dersi gerçeği

Almanya, ülkesindeki din derslerini Türkiye'nin resmî ideolojisi içinde verilmesini istemiyor ve kendi kontrolünde olacak bir din eğitimi yapmayı planlıyor.
Türkiye, kendi kontrolü dışındaki bir din eğitiminin radikal eğilimler doğuracağına inanıyor. İşin ucundaki yüklü para da kavganın diğer bir sebebi.
İşte din dersinin altında yatan şeyler neler? Protestan ve Katoliklerde 'ruhban sınıfı' yapılanması olduğu için, din derslerinde bir problem yaşanmıyor. Almanya'da 2. din olan İslamiyet'te, bir 'din adamları' yapılanması olmadığı için Müslüman öğrencilerin din dersleri boş geçiyordu. Bugün Berlin Eyaleti'nde 40 bin Müslüman öğrenci din dersinin gönüllü olarak alınabileceği 1 ile 13'üncü sınıflar arasında okuyor. Berlin İslam Federasyonu, ilk olarak bu öğretim yılı içerisinde 5 pilot okulda ders vermeye başlayacak. Berlin İslam Federasyonu, din derslerinin Türkçe bilmeyen diğer Müslüman öğrencileri de kapsayacak şekilde Almanca verilmesini tercih etmiş. Türkiye'de bazı çevreler, din derslerinin Berlin İslam Federasyonu yerine DİTİB yani Diyanet İşleri Türk İslam Birliği tarafından verilmesini istiyor. DİTİB'in başkanı Türkiye'nin Berlin Din Ataşe'si olduğundan, DİTİB 'Türkiye'nin Almanya'nın içine uzanan resmi bir kuruluşu' hüviyeti kazanıyor. Almanlar da bu resmi bağlantıdan rahatsız. Yani din dersi verme yetkisinin DİTİB'e bırakılması hem siyasi hem de hukuki olarak mümkün değil.
Almanya Türk Müslümanlığına karşı çıkıyor: Almanya'da görev yapan Türk öğretmenlerin Almanca bilmemesi ve formasyonlarının din eğitimi üzerine olmaması önemli bir handikap. Türkiye, Almanya'daki Müslümanlara 'Türkiye Müslümanlığı'nın öğretilmesi"ni istiyor. Çünkü Türkiye, Almanya'daki radikal eğilimlerden endişe duyuyor. Almanlar bu eğilime karşı. Berlin Senatosu Yabancılar Sorumlusu Barbara John, 'Nasıl İran İslamı, Türk İslamı varsa, biz de Alman İslamı'nın oluşmasını istiyoruz.' diyor. Ancak, Türkiye'nin konuya bakışı, daha çok 'devletin dinin üzerindeki kontrolünün devamı' şeklinde olduğu için, federasyonun bu başarısına gölge düşürülmek isteniyor. Türkiye, kendi içerisinde din-devlet ilişkilerine sağlıklı bir yapı kazandıramadığı için, şimdi bir bakıma bunu yurt dışına ithal etmeye çalışıyor. Almanya'da dinî cemaat olma vasfı cemaatlere; Tv'ler, bankalar, KİT gibi kuruluşların yönetim ve denetim kurumlarında temsilci bulundurma hakkı veriyor. Mesela Müslümanlar Lufthansa'nın yönetim kurulunda yer alabilirler. Kiliselerin yıllık geliri 40 milyar markı buluyor. Hıristiyanlar ödedikleri verginin yüzde 8'i kadarını kiliseye ödüyor. Müslümanlar için bu rakam 1 milyar markı bulacak.

Berlin İslam Federasyonu 'dini cemaat olma' vasıflarının Almanya Federal Yüksek İdare Mahkemesi'nce de onanması üzerine, Berlin eyaletindeki Müslüman öğrencilere din dersi verme hakkını elde etti. Geçtiğimiz şubat ayında alınan bu karar, Almanya'dan ziyade Türkiye'de tartışılmaya ve hatta eleştirilmeye başlandı. Ancak, tartışmalar sırasında kararın neler getirdiğinden çok neler götürebileceğine dair vehimler ele alındı. Sonuçta da, kararın Türkiye'nin de aleyhine olduğu yönünde biz izlenim oluşturuldu. Almanya'da konunun uzmanları ile yaptığımız görüşmeler, daha sağlıklı değerlendirmeler yapabilmemize imkan sağladı.

Bu karmaşık konunun sağlıklı anlaşılabilmesi için, 'Berlin İslam Federasyonu'nun neden dini cemaat olma vasfı elde etme gereği duyduğu' sorusuna cevap bulmak gerek. Almanya Federal Anayasası, okullarda din dersinin diğer dersler gibi verilebilmesinin önünü açıyor. Ancak, bu dersin veriliş şekli Almanya'yı oluşturan 16 eyalette ayrı ayrı eyalet yasaları ile düzenlenmiş durumda. Berlin Eyaleti Anayasası'na göre, din dersleri dini cemaatlerin belirledikleri müfredata göre cemaatlerin atadığı öğretmenler tarafından veriliyor.

Din dersleri boş geçiyordu

Berlin'deki bu uygulama, mevcut sorunun da kaynağını oluşturuyor. Protestan ve Katoliklerde 'ruhban sınıfı' yapılanması olduğu için, bu konuda herhangi bir problem yaşanmıyor. Ancak, Almanya'da ikinci din haline gelen İslamiyet'te, dini cemaat olma vasfını taşıyan bir 'din adamları' yapılanması olmadığı için Müslüman öğrencilerin din dersleri bugüne kadar boş geçiyordu. Oysa, Berlin eyaletinde 40 bin Müslüman öğrenci din dersinin gönüllü olarak alınabileceği 1 ile 13'üncü sınıflar arasında okuyor.

1980 yılında 32 derneğin bir araya gelmesi ile oluşturulan Berlin İslam Federasyonu çatı örgütü de, bu 'dini cemaat' eksiğini giderebilmek için harekete geçmiş. Ancak ikili temaslarla sonuç alamayınca, 1986 yılında mahkemeye başvurmak zorunda kalmışlar. 4 Kasım 1998'de Berlin Eyaleti Yüksek İdare Mahkemesi, Berlin İslam Federasyonu'nun 'dini cemaat olma vasfı taşıdığını' onaylamış. Berlin Okul Senatosu (eğitim bakanlığı), bunun üzerine Federal Yüksek İdare Mahkemesi'ne temyiz başvurusunda bulunmuş. Nihayet, 28 Şubat 2000'de en yüksek federal mahkeme de, dini cemaat olduklarına, dolayısıyla da din derslerini verebileceklerine hükmetmiş.

20 yıllık hukuki başarı

Berlin İslam Federasyonu'nun 20 yıllık hukuki mücadele sonucunda ulaştığı bu başarı, Almanya'da bir ilk. Almanya'da yaşayan Müslümanlara önemli kazanımlar sağlayacak bir başarı. Berlin İslam Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Nail Dural'ın verdiği bilgilere göre, şu an 10'u asil 17 tanesi destekleyici olmak üzere 27 dernek federasyona üye. Üye derneklerin 8 tanesi, Almanya'da yaşayan Türkler dışındaki yabancı Müslümanlara ait. Berlin eyaleti genelinde ise, 100'e yakın cami derneği var. Kendilerinin bütün bu derneklerin katılımına açık olduklarını söylüyor, Dural.

Berlin İslam Federasyonu, ilk olarak bu öğretim yılı içerisinde 5 pilot okulda ders vermeye başlayacak. Kendi hazırladıkları müfredat şu an Berlin Okul Senatosu'nda inceleniyor. Şu ana kadar sadece 5 maddede ekstra açıklanma istenmiş, kendilerinden. Bu maddeler de onaylanırsa, derslere hemen başlanacak. Berlin İslam Federasyonu, Berlin'deki Türkçe bilmeyen diğer Müslüman öğrencileri de kapsaması ve Almanya'nın dersleri denetlemede zorluk çekmemesi için, eğitim dili olarak Almancayı tercih etmiş. Nitekim, 40 bin öğrencinin 13 bin tanesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan Müslümanlardan oluşuyor. Peki Müslüman öğrencilerin din dersi almaları ile ilgili sıkıntılar bu derece ortada iken, Berlin İslam Federasyonu'nun elde ettiği bu önemli başarı neden eleştiriliyor? Bunun bir kısmı siyasi, bir kısmı maddi sebeplerden kaynaklanıyor.

Türkiye'de bazı çevreler, Almanya'da din derslerinin Berlin İslam Federasyonu yerine DİTİB yani Diyanet İşleri Türk İslam Birliği tarafından verilmesini istiyor. 1982 yılında oluşturulan DİTİB, Berlin'de 15 derneği bünyesinde toplamış. Ancak, DİTİB'in başkanı otomatik olarak Türkiye'nin Berlin din ataşesi oluyor. Durum böyle olunca, DİTİB Almanya'daki derneklerin oluşturduğu bir çatı kuruluşu değil, 'Türkiye'nin Almanya'nın içine uzanan resmi bir kuruluşu' hüviyeti kazanıyor. Almanlar da bundan rahatsız. Yani din dersi verme yetkisinin DİTİB'e bırakılması, hem siyasi hem de hukuki olarak mümkün değil.

Türkiye Müslümanlığı istenmiyor

Yine, Türkiye'den Türkçe eğitim vermesi için gönderilen ve Berlin eyaletinde görev yapan 60 öğretmenin, yüzlerce okula dağılmış durumda olan 27 bin öğrenciye din bilgisi dersi vermesi de tek başlarına mümkün değil. Zaten, Türkçe dersleri vermeye bile yetişemiyorlar. Kaldı ki, bu öğretmenlere okul müfredatı dışında ekstra Türkçe dersler vermeleri için izin veriliyor. Oysa din dersleri, haftada iki saat olmak üzere ders programları kapsamında yer alıyor. Bir de büyük çoğunluğu Almanca bilmeyen bu öğretmenlerin formasyonları din eğitimi üzerine değil, çoğunlukla dil eğitimi üzerine olduğu için yeterli de olamıyorlar.

Bu iki unsura bağlı bir diğer tartışma da, Almanya'daki Müslümanlara 'Türkiye Müslümanlığı'nın öğretilmesi. Aksi takdirde, burada yaşayan Türkler arasında radikalleşmenin artmasından ve onun da Türkiye'ye ihraç edilmesinden korkuluyor. Cemalettin Kaplan örneğinde olduğu gibi. Ancak, Alman yetkililer bu teze karşı yeni bir tezle karşı çıkıyorlar. Berlin Senatosu Yabancılar Sorumlusu Barbara John, 'Nasıl İran İslamı, Arap İslamı ve Türk İslamı varsa, biz de Alman İslamı'nın oluşmasını istiyoruz.' diyor. John'un dile getirdiği bu görüş, giderek Avrupa Birliği ülkelerinden ağırlık kazanan bir tez. Belçika ve Hollandalı yetkililer de aynı istekle yola çıkarak, DİTİB yerine yerel İslami örgütleri muhatap almış ve hatta dini hizmetleri yerel İslami örgütlere bırakmışlardı.

Para toplama, vergi alma hakkı

Merkezi Almanya'daki Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM)'nin Direktörü Prof. Faruk Şen, Berlin İslam Federasyonu'nun dinîi cemaat olma vasfını elde etmesi üzerine ortaya çıkacak bazı ek 'maddi' kazanımlara da işaret ediyor. Dinî cemaatler; televizyonlar, bankalar, KİT'ler gibi kuruluşların yönetim ve denetim kurumlarında temsilci bulundurma hakkı elde ediyorlar. 'Mesela, Lufthansa'nın yönetim kurulunda yer alabilirler.' diyor, Prof. Şen. Elde edilebilmesi mümkün bir başka hak da, 'vergi toplama hakkı'. Mesela, Almanya'da

Hıristiyan dini cemaati, Hıristiyanlardan her yıl devlete ödedikleri verginin yüzde 8'i kadar ek katkı (vergi) alıyor otomatik olarak. Kiliselerin geliri, 3540 milyar markı buluyor her yıl. Bu katkıyı vermek istemeyenler, kendilerini kiliseden 'aforoz' ettirip, vergi bilgileri arasında din bölümünü boş bırakıyorlar. Prof. Şen, şayet Müslümanlardan da böyle bir 'vergi' alınması halinde, yılda 1 milyar mark gelir toplanmasının mümkün olduğunu söylüyor.

Devlet, kontrolü kaybetmek istemiyor

Muhtemel maddi kazanımlarla ilgili sorularımıza Nail Dural, ilginç cevaplar veriyor. Yönetim kurumlarında temsilin henüz çok ileri aşamalarda elde edilebilecek bir kazanım olduğunu belirtiyor Dural ve ekliyor: 'Bunun kime, ne zararı var? Neden rahatsızlık uyandırıyor anlamıyorum'. Dural, 'vergi' toplamanın ise söz konusu olmayacağını belirtiyor. 'Müslüman Müslümana vergi vermez. Teberruda bulunur. Bizler de gönüllü teberrular alacağız.' diyen Dural, zaten halihazırda Almanya'da kurulu bulunan 2 bin 200 kadar cami derneğinin bu teberrular yoluyla finanse edildiğini vurguluyor. Dural, devletin öğrenci başına yüzde 85 mali destek sağlandığını, geri kalanın ise kendileri tarafından karşılanacağını belirtiyor. Dural, bu işin sanıldığı gibi kârlı olmadığını ise, vergi toplamasına rağmen Protestan cemaatinin geçtiğimiz yıl 6 milyon mark açığı olduğunu kaydederek cevaplıyor.

Din-devlet çatışması dışarı da yansıyor

Bütün bu bilgilerin ışığı altında değerlendirildiğinde, Berlin İslam Federasyonu'nun elde ettiği kazanımın, Almanya'daki sayıları 3 milyon 200 bini bulan Müslümanlar açısından çok önemli bir ilk olduğu anlaşılıyor. Din eğitimi aynı zamanda Almanya'da yeni nesil Müslümanların kimliklerini koruyabilmelerinin en önemli ayaklarından birisini oluşturuyor.

Ancak, Türkiye'nin konuya bakışı, daha çok 'devletin dinin üzerindeki kontrolünün devamı' şeklinde olduğu için, bu büyük başarıya siyasi sebeplerden gölge düşürülmeye çalışılıyor. Türkiye, kendi içerisinde din-devlet ilişkilerine sağlıklı bir yapı kazandıramadığı için, şimdi bir bakıma bunu yurtdışına ithal etmeye çalışıyor. Ancak, Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecindeki Türkiye'de değişmesi gereken AB ülkeleri ve Almanya'dan çok, Türkiye'nin din-devlet yapılanması ile din ve inanç özgürlüğü uygulamaları olacak gibi. (Erhan Başyurt)



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.