Hasta ediyorlar
Biz hep söyledik, siz inandınız ya da inanmadınız. Sonuçta kendi düşüncelerinizin yetkili bir ağız tarafından söylenmesi insanda hoş duygular uyandırıyor. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh ve Sinir Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rüstem Aşkın, siyasetçilerin halkı hasta ettiği görüşünde.
Türkiye'deki atmosferin yıllardır depresyona açık bir ortam oluşturduğunu söyleyen Aşkın, halkın bütün yönetici ve bürokratlardan ümidini kestiğini belirtiyor ve bakın neler diyor:
"Bu durum halkın çözüm arayışlarını kısıtlıyor ve tepki vermesini engelliyor. Yöneticiler ya halka lüzumsuz umutlar veriyor ya da politikaları ile hiç umut vermeyen bir tablo çiziyorlar. Bu da toplumda depresyona sebep oluyor."
"Demiştik, değil mi?" demekten nefret ediyoruz; ama biz siyasetçilerin halkı hasta ettiğini hep dememiş miydik?
Çağdaş öğretmen
Milli Eğitim Bakanlığı, "Çağdaş öğretmen nasıl olmalıdır?" diye bir araştırma yaptırttı.
İşte ulaştığı sonuçlardan bazıları:
Alçak gönüllü olmalı.
Genel kültür sahibi olmalı.
Kişisel sorunlarını derse yansıtmamalı.
Öğrencilerine bir psikolog gibi yaklaşmalı.
Toplumda saygın olmalı.
İyi bir eğitim almalı.
Bilgisayar kullanmalı.
Sayın Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, doğrusunu isterseniz, verdiğiniz maaşla çağdaş öğretmen bulma ya da mevcut öğretmenlerinizi çağdaşlaştırma konusunda işiniz bir hayli zor gibi görünüyor.
Belki sırası değil; ancak müsait bir zamanda "Çağdaş bakan nasıl olmalıdır?"ın araştırması yaptırılırsa ilginç sonuçlar çıkabilir!
Bankacılık riskmiş!
Adamlar banka alıyor, içini boşaltıyor, istediği gibi bir hayat yaşıyor. Bankası batınca da, devlet vatandaştan topladığı vergilerle gelip kurtarıyor! Yahu bunun risk neresinde? Risk dediğiniz şey, zararın en azından bir kısmının müteşebbis tarafından karşılanmasıdır. Bankaların devlet tarafından kurtarılması ise, neredeyse sıfır risk denilen bir olaydır.
Riskini vatandaş karşılıyor, sefasını banka sahipleri sürüyor(du).
Dediğim dedik!
Geçtiğimiz günlerde MHP, DYP ve FP'nin Meclis Başkanlık Divanı ve Grup Yönetimi seçimleri vardı. Sonuçlar sürpriz olmadı ve ertesi günü gazetelerdeki başlıklar, "Liderlerin dediği oldu!" şeklinde verildi. Yıllardır hep bu böyle değil mi? "Liderlerin dediği dedik, çaldığı düdük!"
Havan batsın
Dün bir yazarımıza hafiften öfkelendik. İsmini vermeyelim, hemen yan tarafımızda yazıyor kendisi. Atatürk Hava Limanı'nında kontrol kulelerinin işi yavaşlatması konusunda herkes fikir beyan ediyor. Biz fikir beyan etmedik. Sadece arkadaşımız Abdullah Kılıç'ın şahit olduğu hadiseyi aktardık. Teknik bilgilerin bütün detaylarına sahip olmak, yaşanan hadiseyi iptal etmez ki!
Tamam, havacılık konusundaki uzmanlığını kabul ediyoruz.
Ancak bunu aramızda tartışabilirdik değil mi?
Havacılıkla uğraşmak insanın havasını artırıyor mutlaka. Ancak bu kadarı da olmaz ki.
Fırsatını bulursak, seni sosyeteye karşı mahcup etmeyi biliriz!
Bir çay ısmarlarsa yine de bir düşünürüz.
Onları saymıyoruz
Umut Çocukları Derneği'nin verilerine göre onlardan sadece İstanbul'dakilerin sayısı 5 bin civarında. Türkiye genelinde ise ciddi bir yara. Sokak çocuklarından söz ediyoruz. Sürekli gözümüzün önünde oldukları halde onları o kadar 'yok' sayıyoruz ki, sayım günü onları saymak zahmetine bile katlanmadık. Çünkü sayımcılar ev ev daire daire dağıtılmışlardı, onların ise ne evleri ne daireleri olmadığı için hiç bir sayım memurunun bölgesine giremediler.
Başka ülkelerde 'evsizler' var. Peki oralarda işler nasıl yürüyor. İngiltere'den örnek verelim. Bristol şehrindeki yerel sağlık makamları her geceyi parktaki bankta geçiren evsizlerin de ücretsiz sağlık hizmetinden faydalanabilmesini kararlaştırmış. Ama bir sorun çıkmış ortaya, İngiltere'de bu hiçmetten yararlanabilmek için mutlaka ev adresi gerekiyormuş. Sonun da çareyi bulmuşlar. Nasıl mı? Parktaki banklara birer posta adresi vererek.
Çete mete
Sabah gazetesi, manşetten 'Fethullah Gülen'e çete davası!' diye başlık atmıştı. Kaderin cilvesine bakın ki, gazetenin patronu ve üst düzey yetkilileri çete kurmakla suçlanıyor. Bekledik ki "Sabah yönetimine çete davası!" diye başlık atsınlar. Öyle bir şey yapmadılar. Onun yerine, Dinç Bilgin'in 'Örnek adım'ını manşete çektiler.
Örnek adım neymiş biliyor musunuz? Batırdığı bankaların borcunu ödemek için masaya oturmasıymış. Bu işi çoluk çocuk da yapar yahu! Amma da safız değil mi?
Belki safız; ancak insafsız değil.
Bayrak
Sabah Gazetesi'nden İlker Sarıer, Cumhuriyet Bayramında pencerelerine bayrak asılmayan evler gördüğünü ve içinin burkulduğunu yazmıştı. Okurlar bize soruyorlar: "Yazarın patronu yatına hangi bayrağı asıyor, sorun bakalım!" diye. Bize niye soruyorsunuz? Kendisine sorun. Üstelik cevap verebilecek köşesi de var.
|