Tüccar gazeteci her yerde olmaz
Mustafa Erkaya, 1993 yılı başlarında Zaman gazetesinin Bulgaristan temsilciliğini yapan bir arkadaşımız. Yaşadığı bir tecrübeyi anlatıyor:
Gazetenin Bulgaristan baskısına geçtiği bir dönemde, 'acenta' görevi bir Bulgar şirketi üzerinde idi. Şirket kurmanın çok kolay olması ve gazetenin kendi adımıza bulunmasını düşündüğümüzden bir şirket kurma teşebbüsünde bulundum. Bütün kuruluş aşamaları tamamlandığında, Bulgar Dışişleri Bakanlığı Basın Müdürlüğü'nden bir davet aldım.
Dışişleri Basın Müdürlüğü'ne gittiğimde, hoş beşten sonra, basın müdüresi bayan bana "Mustafa bey.Bir şirket kurmak için müracaat etmişsiniz. Ama bizim mevzuatımıza göre, gazetecilik görevi yapan kişilerin, adlarına şirket kurması mümkün değil. Burada bir tercih yapmanız söz konusu. Ya gazeteciliği tercih edip şirketten vazgeçeceksiniz ya da şirketi tercih edip gazeteciliği bırakacaksınız" dedi. Ben gazeteci kalmayı yeğleyip şirket kurma işinden vazgeçtim.
Erkaya, yorumlarken şöyle diyor: Şimdi düşünüyorum da; son haftaların gündemi olan holding+ medya+ banka üçgeni ile, görev yaptığım süre içinde, Bulgaristan'daki medya anlayışını karşılaştırdığımda, gazetecinin tüccar kişiliğinin niye sakıncalı görüldüğünü daha iyi anlıyorum.
Baba ve yavrukurt
MHP pazar günü 6. Olağan Kongresi'ni yapacak. Bu kongre aynı zamanda Devlet Bahçeli'nin Genel Başkanlığı'nda yapılan ilk kongre olacak.
Kongre için bir de sinevizyon gösterisi hazırlandı. 25 dakikalık filmde, önce iki kurt çıkacak. Bir tanesi baba kurt, diğeri de yavru kurt. Baba kurt, Alparslan Türkeş'e, yavrukurt da Devlet Bahçeli'ye dönüşecek.
Filmi görmedik; ama öyleymiş. Durun bakalım, Alparslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş ne diyecek bu işe?
Sorumlu anket!
İzmir'de yayınlanan Yeni Asır gazetesinin sahibi Dinç Bilgin, Murahhas Üyesi de Aydın Bilgin. Gazete, okurlarına Egebank olayından kimin sorumlu olduğunu soruyor.
Yeni Asır gazetesi, acaba bundan sonraki ankette Etibank'ın batmasından kimin sorumlu olduğunu da soracak mı acaba?
Bildiğimiz kadarıyla sorumlu gazetecilik kadar, sorumlu anketçilik de bunun yapılmasını gerektiriyor.
Cumhuriyet
Adalet karşısına çıkan Egebank sanığı Murat Demirel, yargıca adını bile söylemek istememiş. Gözaltında 32 gün zulüm gördüğünü belirtmiş ve ardından da eklemiş:
"Burası Muz Cumhuriyeti mi?"
Kendisine münasip bir cevap veren oldu mu bilmiyoruz; ama sırf onu merakta bırakmamak için söylüyoruz:
"Hayır efendim. Burası Muz cumhuriyeti değil, Türkiye Cumhuriyeti. Zat-ı şahaneleriniz de o yüzden hapistesiniz zaten."
Sayımın faydası
2000 Genel Nüfus Sayımı emniyet güçlerinin de oldukça işlerine yaradı. Haklarında yakalama müzakeresi bulunan sanıkların polis ve savcılıktaki adreslerini kontrol eden emniyet yetkilileri sayım günü tam 4 bin adrese baktı ve 200 tane sanığı yakalayarak adaletin pençesine teslim etti.
Bu arada ilginç olaylar da olmadı değil. Sadece bir tanesinden bahsedeceğiz. 10 yılı aşkın hapis cezası bulunan bir hükümlü adres olarak Ankara'da Konur Sokak'ta bir adresi vermişti. Polisler verilen adrese gittiklerinde neyle karşılaştılar, dersiniz. Hükümlünün verdiği adres Emniyet Genel Müdürlüğü, Organize Suçlarla Mücadele ve Kaçakçılık Daire Başkanlığı'nın adresiydi.
Denizin dibinde
Sırası gelmişken, o meşhur türkünün sözlerinin değiştirmek lazım: "Denizin dibinde Hatçem demirden plaketler!" Kafiye kaybı da yok üstelik.
Herhalde konuyu hemen anladınız; Kenan Evren Paşa'mız kendisine verilen plaketleri, iple bağlayıp denizin dibine attığı için yargılanacakmış.
Düşünebiliyor musunuz, ihtilal yaptığı için yargılanamayan, (hatta dava açanlar yargılanan) Paşa'mız, plaketleri denizin dibine attı diye yargılanacak. Çünkü bu memlekette plaketler ve deniz demokrasiden çok daha önemli.
Haritaya bak
Kasırga, Paraşüt, Balina derken şimdi de Egebank. Operasyonlar ardı ardına geliyor. Bunları gördükçe ümit ile ümitsizlik arasında çırpınıp duruyoruz. Ümitliyiz, çünkü bu operasyonlar ileride bir yerde işlerin düzelme ihtimalinin var olduğunu söylüyor, ümitsiziz çünkü ne tür bir batağın içine saplanmış olduğumuzu, çırpındıkça nasıl daha da derinlere gömüldüğümüzü fark ediyoruz.
TESEV, AB adaylık sürecinde Türkiye'nin yolsuzlukla mücadelede nerede olduğunu ortaya koymayı hedefleyen bir çalışma yapıyor. Sonuçta Türkiye'nin yolsuzluk haritası çıkartılacak. Fena iş değil. Artık kimse yolsuzluk konusunda yolunu kaybetmeyecek. Alacak haritayı eline, en sağlam menzile çabucak ulaşıverecek.
Temiz para
Bu seferki kirlilik mecazi anlamda değil. Temizlik şirketleri ekonominin gizli motoru sayılıyor. Bu pazarın bir aylık kazancı yaklaşık 1 milyar 300 milyon dolar. Yanlış duymadığınız dolar bazında bile 9 haneli rakamlara ulaşmışlar. Bu para yaklaşık 6 bin şirket arasında paylaşılıyor. Çöpçülük deyip geçmeyin. Fena para değil!
|