İnanalım mı?
Türkiye Cumhuriyeti'nin 77 yıllık tarihi, bilhassa şu son 3 yıllık tarihi irtica ile savaş tarihi olduğu için, bu sütunda zaman zaman bu konuya değinme ihtiyacı duyuyoruz. Son günlerde, bilhassa Sayın İçişleri Bakanı'nın açıklamalarıyla ortaya çıkan "yolsuzluk ve irtica ile savaş" münasebetini aksettiren tipik bir hadiseyi, daha önce nakletmiş de olsak, burada bir defa daha nakletmekte yarar var:
Bir gazeteciye, 1980'lerin ortasında, çalıştığı gazetenin genel yayın yönetmeni, yayınlanıp yayınlanamayacağına bakmak üzere, "Türkiye'de yükselmekte olan irtica tehlikesi"yle ilgili bir dosya veriyor. Dosyadaki iddialara bakılırsa, irtica, rejimi yıkmak için son hazırlıklarını yapmaktadır. Birtakım güçler harekete geçmezse, ülkenin elden gitmesi an meselesidir. Bu iddiayı güya desteklemek üzere dosyaya konan malzemenin baştan sona yanlış olduğunu gören gazeteci, dosya için yayınlanamaz kararı veriyor. Aradan aylar geçiyor ve bu gazeteci, İzmir Efes Oteli'nde yapılan bir toplantıya çağrılıyor. Toplantıda, şu anda vefat etmiş bulunan büyük bir holding patronu, kendisine daha önceki davranışlarının aksine hiç iltifat etmiyor. Gazetecinin bunun sebebini sorması üzerine de, "Gazeteye gönderdiğim dosyayı neden yayınlanmaya değer bulmadın?" cevabını veriyor. Hayretler içinde kalan gazeteci meselenin arkasını takip ediyor ve öğreniyor ki, Türkiye'nin belki de bu en iri patronu, o günlerde yüklü bir kredi peşindedir. Fakat rahmetli Özal bu krediyi vermeyince, bir şantaj unsuru olarak irtica dosyası hazırlatıp gazeteye göndermiş. Bu namuslu gazetecinin yayınlanmaya değer bulmadığı dosya, daha sonra bir başka gazetede tam dört gün süreyle yayınlanıyor.
Sayın İçişleri Bakanı, 77 yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bu en önemli gerçeğini, şimdi resmî bir ağız olarak ifade ediyor ve "Tapınak Şövalyeleri" gibi imalarda da bulunuyor. Bu ima, ister istemez tüm kamuoyu önünde cereyan eden bir başka önemli hadiseyi hatırlatıyor: Yine, 80'lerin ortasında, bunlarla mücadeleye karar veren rahmetli Özal, Babı Âlî'nin amiral teknesi denilen gazetenin o zamanki patronuyla bir söz düellosuna girişmiş ve o gazeteye karşı açıkça tavır almıştı. Patron, birkaç gün sonra, Emin Çölaşan'a bir mülâkat verdi ve gazetede yayınlanmaya başlayan bu mülâkat, şöyle başlıyordu: "Ben, bir masonum!" Mülâkat birkaç gün yayınlandı ve sonra Özal, "bükemediği bileği öpmek" zorunda bırakıldı; mülâkat da yayından kaldırıldı.
Evet, bu "tapınak şövalyeleri" iması açıklığa kavuşmadan.. Türkiye'de kökü dışarıda gizli örgütlerin faaliyetleri çözülmeden.. Türkiye'nin en az 19. yüzyılın başından itibaren tarihi objektif olarak ele alınmadan.. bilhassa 31 Mart ayaklanması ve Cumhuriyet tarihindeki benzeri ayaklanmalar aydınlığa kavuşturulmadan.. hür düşüncenin ve onu ifade etmenin önündeki engeller kalkmadan.. MİT'in ve Türkiye'nin birtakım dış münasebetleri tam bir saydamlık kazanmadan.. bilhassa herkesten fazla Atatürkçü ve çağdaş yaşamcı geçinen bazı derneklerin mahiyetleri nitelikleri ve üyelerinin faaliyetleri ciddî biçimde araştırılmadan.. dönmelik nedir, dönmeler kimlerdir ve en azından son bir asırlık tarihimizdeki etkileri ne olmuştur soruları tatmin edici cevabı bulmadan.. 28 Şubat başta olmak üzere, tüm darbelerin perde gerisi tam manâsıyla aralanmadan.. 28 Şubat'taki güçsermayemedya ve eski bir içişleri bakanının öne sürdüğü güçbürokrasisermaye ilişkileri çözülmeden.. Bilderberg grup gibi, beynelmilel kuruluşların Türkiye uzantıları ortaya çıkarılmadan.. 1990'ların başında ANAP'ta gerçekleşen operasyonun ve ardından kurulan 3 aylık hükümetin bilhassa güneydoğuda Özel Tim'de yaptığı değişikliklerin, bu arada Ertaç Tinar'ın ileri sürdüğü, Antalya dağlarında MOSSAD tarafından eğitilen 80 özel timcinin sırrı çözülmeden.. PKK örgüt ve terörüyle birlikte Hizbullah örgüt ve terörünün gerçek mahiyetleri anlaşılmadan.. bilhassa U. Mumcu, M. Aksoy, Ç. Emeç, B. Üçok ve A.T. Kışlalı cinayetleri aydınlatılmadan... Bütün bunlardan ayrı olarak:
Sadece bankalar yoluyla işlenen yolsuzluklarla vatandaşın cebinden çıkan paranın bütün iç borçlarımızı ödeyecek miktarda olduğunun ve nasıl bir yolsuzluk batağı içinde bulunduğumuzun bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığı bir anda bile MGK'da hâlâ ağırlıkla irtica ile mücadele üzerinde durulmaya.. milyonları bulan mezun ve öğrencilerinden hiçbirinin yolsuzluğa, ahlâksızlığa, anarşi ve teröre karışmadığı özel okullar, imam hatip liseleri ve Kur'an kursları tehlikeli birer örgüt yuvası gibi görülüp, tamamen kapatılmaları için planlar yapılmaya.. bu ülkenin eğitimine, dış itibarına, dışa açılmasına, içte asayiş ve güvenliğe en büyük hizmetleri yapmış insanlar da dahil olmak üzere, ülkenin gerçek sahibi vatandaşlar potansiyel tehlike addedilmeye.. okulu ile inançları, dini ile milliyeti ve kanunlar arasında hiçbir çatışma yaşamadan okumaktan başka bir gayesi olmayan genç kızlarımızın başörtüsü, ülkeye çevrilmiş en büyük silah gibi değerlendirilmeye.. güvenilir, temiz, vicdanlı, ahlâklı ve dindar olmaktan başka hiçbir suçu bulunmayan memurlar baskı, takip ve gözetim altında tutulmaya.. bu milletin dinine saldırılıp, ahlâk ve maneviyatı sürekli rendelenmeye... devam edildiği sürece: yolsuzlukla yapıldığı ileri sürülen mücadelenin de arkasında başka şeyler mi var diye şüphelenmeden edemeyeceğiz. Yine de, en azından Sayın İçişleri Bakanı'nın ve daha bazı önemli makam ve yetki sahiplerinin samimiyetlerine inanmak istiyor ve temiz toplum ve temiz yarınlar adına bir ümit ışığı taşıyoruz.
Yazarımızın en son yazıları
18/
08/
2000...
Psikolojik savaş
25/
08/
2000...
Sayın cumhurbaşkanımız ve medyayı bir defa aşabilmek
03/
09/
2000...
Neden kadın?
08/
09/
2000...
Ferec için ve ''hayatlarına tâbî olmadıkça''
22/
09/
2000...
28 Şubat'ın en önemli başarısı
29/
09/
2000...
Regaib atmosferinde ''Işık Evler''
06/
10/
2000...
Sapık düşünce
13/
10/
2000...
Vazifemiz, fonksiyonumuz, dinamiklerimiz
21/
10/
2000...
İSRAİL
27/
10/
2000...
Türk okullarına neden düşman olunur?
|