İmparatorlukların kaderi
Bütün büyük imparatorlukların (Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Avusturya/Macaristan vs.) önce "yükselip" sonra "duraklayıp" sonuçta da "yıkıldıkları" şeklinde yaygın bir görüş var. Edward Gibbon'un Roma İmparatorluğu, Demetrius Cantemir'in Osmanlı tarihleri bu başlığı taşır. İlkel ve kolaycı bir özet, hafıza tazeleyici bir basitleştirmedir bu.
İşin tuhafı, bu basit şablon kültüre, musıkiye de uygulanmış. Osmanlı/Türk musıki geleneğinin de, tıpkı içinde yaşadığı imparatorluk coğrafyası gibi, bir yükselme, bir duraklama bir de gerileme devri yaşadığı öne sürülmüş. Meselâ, "Eski Türk musıkisi dediğimiz teksesli musıki uzun yıllar boyunca gelişmiş ve on sekizinci yüzyılda zirvesine ulaştıktan sonra sadece kendini tekrar eder olmuştu" diye yazmış Ahmet Adnan Saygun 1982 yılında. Cumhuriyet'in "musıki inkılâbı"nın mimarlarından birinin kaleminden çıkan bu iddialar Türk musıkisinin artık eskidiğini, devrini tamamladığını ve imparatorlukla birlikte geçmişte kaldığını ima eder.
Bilindiği gibi, Cumhuriyet'in ilk yirmi yılında uygulanan müzik politikaları bu görüşün paralelindeydi. Bu meselenin ideolojik ve siyasî bir arkaplanı biliniyor. Ama bir de bu iddiaların içerdiği fahiş tarihî hatalar var. Osmanlı/Türk musıki geleneğinin Osmanlı İmparatorluğu'nun çizgisine paralel seyrettiği tezi külliyen yanlıştır. Maalesef, bu teze ve savunucularının yaklaşımına cehaletten başka bir sıfat yakıştırmak mümkün değil. Kesb ile tâ ol kadar cehl olmaz / Cehlin ol mertebesi sehl olmaz.
Bir kere Türk musıkisinin başlangıcı Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla muasır değildir. Bu ikisi arasında iki buçuk asırlık küçük bir zaman farkı var. Özgün bir Osmanlı/Türk musıki geleneğinin oluşması ve yerleşmesi onaltıncı yüzyılın ortalarına rastlar. Yani Kanuni döneminin sonlarına. İstanbul'un fethinden bir yüzyıl kadar sonrasına denk gelir bu geleneğin vücut bulması. Son yılların müzikoloji ve müzik tarihi araştırmaları bunu artık sağlam bir biçimde ispatlamış, belgelemiş bulunuyor. Özgün Osmanlı/Türk musıki sentezi ancak onaltıncı yüzyıl ortalarında oluşabilmiş. Daha önceki dönemlerde ise şehir müziği geleneklerinin ne oldukları henüz tam olarak belgelenemiyor. Yani bugün bildiğimiz klâsik Türk musıkisi geleneği, yedi asırdır değil, ancak dört-dört buçuk asırdır var. Osmanlı Devleti'yle kronolojik beraberlik burada kesinlikle söz konusu değil.
Osmanlı/Türk musıki sentezi onaltıncı yüzyılda teşekkül ettiğine göre; ancak ilk adımları, emekleme dönemleri Osmanlı İmparatorluğu'nun en geniş, en parlak dönemine rastlıyor demektir. Burada da birebir paralellik yok devletle müzik arasında.
Peki musıki geleneğimizin bizzat kendisinin en parlak, en yaratıcı dönemi ne zamandı? Türk musıkisinin altın devri Kanuni Sultan Süleyman dönemi değildi tabii. Bize göre Osmanlı mülkünün artık iyice dağılmaya yüz tuttuğu ondokuzuncu yüzyıldır müzik geleneğimizin en parlak devri. Bu da pek şaşırtıcı değil. Çünkü büyük besteciler, çok sayıda yeni eser, yeni beste ve icra ekolleri, yeni makamlar, yeni dinleyici kitleleri hep bu asırda yetişmiş veya ortaya çıkmış. Tanzimat hareketleri, Batı'yla temaslar ve Batı müziğinin etkisi aslında Osmanlı'nın yerleşik müzik geleneğini yıkmamış, aksine onu birçok bakımdan zenginleştirmiş, çeşit ve yenilik katmıştır.
Dolayısıyla, siyasal oluşumların tarihini kabataslak tasnif etmek için kullanılan sıfatları aynen kültürel oluşumlara uygulamak yanlış. Ama musıki geleneğimizde illâ ki bir duraklama, gerileme ve dağılma süreci tanımlamak gerekiyorsa, bu süreç çok sonraları (Osmanlı bir siyasî varlık olarak ortadan kalktıktan sonra) başladı. Henüz tam olarak bitmiş de sayılmaz.
c.behar@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
04/
08/
2000...
Saz ve söz
11/
08/
2000...
Darüşşafaka ve Türk musıkisi-I
18/
08/
2000...
Darüşşafaka ve Türk musıkisi-II
01/
09/
2000...
Musıkinin adı...
08/
09/
2000...
Bilen ve bilmeyen
15/
09/
2000...
Makama arz edilir
22/
09/
2000...
Demirel'in huyu
29/
09/
2000...
Paris'te bir "Gırnatacı"
06/
10/
2000...
Bilim, tarih ve müze
20/
10/
2000...
Bilim, tarih ve müze (II)
|