GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

03/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor     yeni

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Kadir DİKBAŞ

Ekovizyon

Batıran batırana

Devlet; istese de istemese de, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen banka sayısının 10 ulaşması ile, bankacılık sektöründe ezici üstünlüğü eline geçirdi. Fon da, sektörün en büyük banka holdingi konumuna geldi. Şu an fonun el koyduğu bir banka sayesinde devlet, yüzde 16 payla da olsa artık bir gazeteye bile sahip.

Tersaneye çekilmiş bu batıklar, katrilyonlar harcanarak kurtarılacak, hasarları giderilecek ve yeniden yüzer hale geldikten sonra satılmaya çalışılacak. Rehabilitasyon için 10 milyar dolar civarında para gerektiğinden bahsediliyor. Daha anlaşılır bir dille yazacak olursak, yaklaşık 7.000.000.000.000.000 Türk Lirası. Yani yedi katrilyon lira. Öngörülen yüzde 10'luk maaş zammına isyan eden memurlar bu rakamın ne anlama geldiğini çok daha iyi bilirler.

Sistem ne yazık ki, batırıcılar ve batıklar üretiyor. Kurtarıcılar ise zaten hazır: Milyonlardan oluşan halk kitleleri...

Milyonların vergileri ile kurtarılacak bu batıkların "kaptanları", yabancı değil, tanıdık isimler. Hemen hepsi ekonomi dünyasının kelli felli patronları...

İş dünyasındaki banka ve medya merakı tartışılıyor ve tartışılacak da. Acaba bankanın ve medyanın cazibesi nedir ki? Uzun lafa gerek yok. Bunun para ve güçleri birleştirmeden başka izahı olmasa gerek.

Fona devredilen bankalardan birisinin bağlı olduğu grubun yayın organının bir yazarı şunu yazıyor: "Basın gücü ile banka gücü. Bu iki güç birbirinin zıddıdır. Varoluş sebepleri yüzünden. Aynı elde toplanamazlar. Eğer toplanırlarsa ikisinin de ahengi, ahlakı, ilkesi bozulur." Aynen katılıyorum.

Ama sistem buna müsaade ediyor, dolayısıyla sahip olanları fazla yadırgamamak lazım.

Banka sahibi olmak bir imtiyaz. Öyle olduğu için hükümetlerin imtiyazı verirken çok hassas davranması, seçici olması, ince eleyip sık dokuması gerekiyor. Sadece sahipler değil, yöneticiler için de aynı hassasiyet gösterilmeli.

Özel sektör ve bürokrat ilişkilerinin, ne kadar nazik bir konumda olduğu da bu tür olaylarla daha net görülebiliyor. Devletten özele geçen, özelden sonra tekrar devlete dönen isimler ve tartışmalı icraatlarda aldıkları roller, güven bunalımına kapı aralıyor.

Holding yönetim kurullarında, banka yönetim kurulu üyeliklerinde devletin önemli koltuklarını doldurmuş, önemli isimler görüyorsunuz. Üstelik yıllarca üstlendikleri görevlerle fazla alakası olmayan işlerde. Öyle ise ne diye bu göreve getiriliyorlar ve getirilmek isteniyorlar? Bu ciddi bir sorun.

Özel sektörde kimse, çalıştırdığı kişiye durduk yerde maaş ödemez. Ya emeğinden, ya bilgisinden, ya da isminden, çevresinden ve bağlantılarından istifade etmek ister.

Bankacılık öz varlık ister. Yani güçlü bir mali yapı ve banka sahibinin kaynak aktarması beklenir. Ne yazık ki, bizde tam tersi oluyor. Bazıları, banka vasıtasıyla topladığı fonları grup şirketlerini beslemekte kullanıyor, öyleleri de var ki daha ileri gidip hayali şirketlerle bankanın içini boşaltabiliyor.

Ne kadar tuhaf değil mi? Banka sahibi bazı holding ya da grupların nedense sadece bankaları batıyor, diğer şirketleri dimdik ayakta. Anonim şirketler de devlet garantisi altında olsa onlar da iflas eder miydi?

Yüzde 100 devlet garantisi, 1994'ten bu yana içi boşaltılmış bankaların imdadına yetişiyor. Bu tür bankalar bir anda fona devredilmiyor tabii ki. Ondan önce mali yapıları bozulduğu için denetime alınıyor, yönetimine müdahale ediliyor ve durumunu düzeltmesi isteniyor. Bazı imkanlar sağlanıyor, yükümlülükleri azaltılıyor, yükümlülüklerden doğan faizleri düşürülüyor, hatta siliniyor. Bunlar bazı banka sahipleri için cazip şeyler. Bu durumda olan bankalar hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmıyor. Ta ki, batma noktasına gelene kadar.

Ve o noktaya geldiğinde de iş işten geçmiş oluyor. Fatura ağır ve çetin... Ve hükümetleri hedef alan ve hiç değişmeyen bir iddia, "Neden geç kalındı, batışa niçin göz yumuldu?"

Şimdi birtakım vergi teşvikleri ile banka sayısının azaltılması gündemde. Yani Maliye banka evliliklerine pek çok alanda vergi kolaylığı getirmeye hazırlanıyor. Tek başına çözüm olması imkansız. Öncelikle, Türkiye'de bankacılık standardının yükseltilmesi, sektördeki ahlaki boşlukların giderilmesi gerekiyor. Bu da etkin bir mevzuat ve kontrol sistemi ile sağlanabilir. Yoksa bu evliliklerden, "karı" ve "koca" işbirliği ile doğacak daha büyük batıklardan başka bir şey çıkması zor.

Bir zamanlar umut olarak özelleştirme görülüyordu. O da tek başına çözüm olmadı. Demek ki sorun sistem sorunu, insan sorunu, kontrol sorunu...

Sonuçta da vergi verene, dürüst olana, hak hukuk tanıyana haksızlık ve saygısızlık söz konusu...


k.dikbas@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

22/ 09/ 2000... Petrol fiyatlarına ne oldu?
26/ 09/ 2000... Türkiye mi kaybeder, Ermenistan mı?
29/ 09/ 2000... Mr. Pipeline diyor ki!
03/ 10/ 2000... Sobacılar işsiz mi kalacak?
06/ 10/ 2000... Kazak ekonomisinden iyi haberler
10/ 10/ 2000... Haftanız kutlu olsun!
13/ 10/ 2000... İyi haberlere devam
20/ 10/ 2000... GAP uçağının ettiği
27/ 10/ 2000... Doğru oturup doğru konuşmak
31/ 10/ 2000... Hazar kıyısında bir üniversite


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.