Bankalar batıyor, TOBB'un, TÜSİAD'ın sesi çıkmıyor, bunlar nasıl STK?
Acaba Türkiye'de şimdi ikisinin ortasında bir yerlerde, bazen o yanda bazen de bu yanda olduğumuz demokrasinin sonu nereye varır?Daha fazla demokrasiye mi yoksa daha fazla otokrasiye mi?
Bu soruyu cevaplandırmak hem çok kolay hem de çok zor. İçte gidişata bakılırsa atılan her adımın 782 bin 576 kilometrekarelik ülkeyi otokrasiye doğru götürdüğünü; ama dünyanın gidişine, globalleşmenin, küreselleşmenin etkilerine bakacak olursak, dünyayı tersine döndürmek mümkün olmadığından, demokrasi adına ümitvar olmak için de sebeplerimiz olmuyor değil.
Aslında son zamanlarda içte de ümitvar olmak için nedenler ortaya çıkmıyor değil. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın ''Birinci tehdit yolsuzluktur'' türü açıklamalarını duymak...
77 yıllık genç cumhuriyeti ''soygun cumhuriyeti''ne çevirenlere karşı bir savaşın başlatıldığını görmek...
Bütün bunların her zaman olduğu gibi milleti aptal yerine koyup ''irtica çarşafı'' ile örtülmek istenmesi dahi ümitvar olmak için müspet sebepler. Artık irtica kılıfı bile soygunu örtmeye yetmiyor!
Tantan'ın sözleri, Cumhurbaşkanı'nın sistem içindeki duruşu, Maliye eski Bakanı Zekeriya Temizel'in BDDK başkanı olarak gerçekleştirdiği temizlik operasyonu, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün Avrupa Birliği'ne giriş çabaları, Temizel'in MGK eski üyesi, diğerlerinin halen MGK üyesi olması, askerin yanında yolsuzluklara karşı bir duruş birlikteliği sergiliyor. Bu da ümitvar olmak için en önemli sebep oluyor.
Ama bu birliktelik bize ümitli olmanın yanında gelecekte ''müsaade edildiği kadar demokrasi'' olacağını gösteriyor.
Bakınız Türkiye'nin en büyükleri arasında yer alanlar yolsuzluklarla suçlanıyor. Bankaların içi boşaltılıyor, bankalar batırılıyor, iş dünyası ne oluyor demiyor.
TÜSİAD nerede, TOBB nerede?
TÜSİAD'ın görevi, TOBB'un görevi olaya el koyup olayın üzerine gitmektir. Ama onlar olup biteni ne savunabiliyorlar ne de üzerine gidebiliyorlar. Âdeta işlevsiz kaldılar!
Sivil toplum kuruluşlarının ne kadar demokrat olduklarını 28 Şubat'ta gördük. Hemen hepsi postmodern darbeden yana oldu.
Aslında onlar da kirlenmenin içinde.
Siyasîler, işadamları, sivil toplum örgütleri ve devlet kirlenmenin öğeleri. Kim ne bir şey savunabiliyor, ne de aykırı olabiliyor. İş dünyası şebekesi, şişman kediler dillerini yutmuş görünüyorlar.
Demokrasi için mevcut sivil toplum kuruluşlarından ümitvar olmak mümkün görünmüyor. Peki bu durumda kime güveneceğiz?
Artık önemli olan, bir ülke topraklarını idare etmek değil, bir şebeke içine girmekse ve bu şebeke bizim demokrasimizi geliştirecekse ve içeride başka çaremiz kalmamışsa neden Avrupa Birliği şebekesine dahil olmayalım!
Evet, Türkiye temiz topluma doğru adım atıyor. Ama bunun için önce bağırsaklarını temizlemesi gerekiyor. Banka operasyonlarından önce terör operasyonları ile başlatılan temizlik süreceğe benziyor ve bu defa temizlik yanlıları daha fazla ciddiyetle eğiliyor meseleye.
İrtica ile mücadele edilecekse edilsin; ama irtica çarşafı yolsuzlukları örtmek için artık kullanılmasın. Türkiye, gerçekleri ile yüz yüze gelsin. Lokal ideolojinin maskesini takmış, irticayı da kendisine kalkan yapmış bu dönemin bitişi görülüyor. Ama nereye kadar gidilebilecek? Sonucu ben de merak ediyorum; bekleyeceğiz ve hep beraber göreceğiz.
n.gonultas@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
11/
10/
2000...
AB'ye asker bakışı
13/
10/
2000...
Amerika kapitalist, biz güya Sosyal Devletiz!
15/
10/
2000...
Okuma özürlü toplumda farklı olma mecburiyeti...
17/
10/
2000...
Döner Avrupa'da McDonald's'ı solladı
18/
10/
2000...
Başörtüsü mağdurlarına international imkanlar!
20/
10/
2000...
Duvardan önce, duvardan sonra...
22/
10/
2000...
Eğer Almanların yerinde olsaydık...
24/
10/
2000...
Frankfurt Kitap Fuarı'nda Türkiye manzaraları!
27/
10/
2000...
Almanya'dan iyi haberler...
31/
10/
2000...
Beyaz Türklerin en büyük keşfi; medya, banka, holding üçgeni...
|