GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

03/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor     yeni

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Sadık YALSIZUÇANLAR

Güzerân

Paramparça

'April is the crulest month' diyen yalan söylüyor. 'İnsanın babasının öldüğü yaşta' oluşundan itibaren ayların tümü artık zalimdir. Hele ayrılma da kavuşma da coşkusunu yitirmiş, yolcu yola doymuşsa, günlerin hatta dakikaların tümü zalimdir. Zalim olan belki de kavuşmanın bizzat kendisidir.

Kavuşunca, ayrılma denen büyük ıstırabın coşkusu diniyor ve ardından koşmaya şayeste somut bir değerin kalmadığı görülerek bir düş kırıklığı yaşanıyor.

Hele kavuşma nisan gibi, ölmüş olan bedenlere can suyunun yürüdüğü bir mevsim başlangıcında gerçekleşiyorsa, şairin hıncından nasibini alarak ayların en zalimi oluyor.

Bütün hayatların paramparça olduğu bir dünyada ise, sadece aylar değil, çoğu şey zalimleşmiştir.

İnsanın dünyayla derin çelişkisini en çok hissettiği mevsim, hayatında, doruğun başladığı ve göz açıp kapayıncaya değin bittiği o kısa zaman aralığıdır.

Göreceğini görmüştür artık.

Bundan sonrası, yaşadıklarından öğrendiği ne varsa onu çoğaltmaktan ibarettir.

'Bütün hayatlar paramparça' diye bağıran delikanlı, bu acıyı oldukça erken hissetmiş olmalı.

Gitarını yüreğine yaslayarak ses çıkarıyor çünkü.

Oradan gerçeğe ters düşen bir şey çıkmaz.

Bir de insan Türkiye gibi saçmasapanlıklar cennetinde yaşıyorsa, parçalanması mukadder bir var oluşun orta yerinde sancımaktan ve ruhunun acımasından asla kurtulamayacak; en 'zalim' sınavların kucağında bulacaktır kendisini.

Bir yandan hayatın onu sürüklediği uçurumlardan sakınacak, öte yandan hayata karşı sorular üretecektir.

Sorusu olmayanın meşruiyeti de tartışmalıdır çünkü.

Öyleyse ne nisanda kavuşma ümidi beslemeli, ne de ayrılma denilen 'cehennem'den yalancı bir cennete kaçmayı düşünmeli.

'Bu ülke' mi?

Bu tür saçmalıklara inanarak, akla gelen gelmeyen her şeyin; ama her şeyin taklidinin üretildiği bir ortamda sahte sorunlarla bir ömrü berhava etmektense;

Haşim gibi hep 'o belde'yi özlemek en doğrusu.

Çünkü 'bu ülke'de, ne hayatın ürettiği sorular ne de hayata karşı üretilen sorular, hiçbiri anlamlı değil.


s.yalsizucanlar@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

18/ 08/ 2000... Memur hükmünde mağdur
25/ 08/ 2000... Bebeğin şifalı elleri
01/ 09/ 2000... Gündelik hayat tuzağı
08/ 09/ 2000... Gündem
22/ 09/ 2000... ''Ölüm Allah'ın emri, trafik olmasa''ydı(*)
29/ 09/ 2000... Havadan sudan
06/ 10/ 2000... 'Yitik Zaman Peşinde'
13/ 10/ 2000... Şu dağları delmeli
20/ 10/ 2000... Hece'den öykü özel sayısı
27/ 10/ 2000... Ateşten bir ok


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.