GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

04/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor    yeni  

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


AÇIK ŞEMSİYE 


Dikkat su var!

Dünyamıza uzaydan bakıldığında mavi renkli görünmesinin sebebi nedir biliyor musunuz?
Hani şu her gün ellerimizi yıkadığımız, banyo yaptığımız, dişlerimizi fırçalarken kullandığımız, temizlik yaptığmız, çeşitli oyunlar oynadığımız, akvaryumdaki balıklarımız için kullandığımız bu çok önemli şey yüzünden masmavi görünür dünyamız. Bu mavi şeyin adı su'dur işte.

Her gün pek de farkında olmadan kullandığımız su bütün canlılar için hayati bir öneme sahiptir. Dünyamızın % 71'i suyla kaplıdır. Başka hiçbir gezegende bu kadar su yoktur. Bu yüzden "su gezegeni" de denir dünyamıza ve uzaydan bakılınca mavi görünür. Dünyamızdaki suyun %97'sini biz balıkların yaşama alanı olan deniz ve okyanuslardaki su oluşturur. Sebze ve meyvelerin içinde %70 oranında su vardır. Aynı şekilde insanların da %70'i sudan oluşur.

Peki suyu akarsu, nehir, göl ve baraj gibi kaynaklardan alarak, kilometrelerce uzunluğundaki dev borularla şehrimize ve oradan da musluğumuza kadar kim getiriyor dersiniz? Musluğumuzu açınca sağlıkla akan ve kana kana içerek doyduğumuz suyu getirmek, her şehirdeki belediye yetkililerinin görevidir. İstanbul gibi 12 milyonluk büyük bir şehirde de bize suyu getiren kuruluş İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı çalışan İSKİ'dir. Yani İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi. İstanbul'a su getirmekle ve kullanılan atık suları arıtmakla görevli bu kuruluş, İstanbul'daki herkesin sağlıklı ve kaliteli suya kavuşmasını sağlamak için çalışmaktadır.

İstanbul halkı yanında çocuklara da çok önem veren İSKİ, suyu ve çocukları gülümsetiyor. Su bilinci yerleştirmek için başlatılan "eğitim gezileri" İstanbul'daki okulların katılımıyla devam ediyor. İstanbul'a getirilen suyun nasıl arıtıldığından su tasarrufunun nasıl yapılacağına kadar, suyla ilgili her şeyin anlatılıp gösterildiği eğitim gezilerinden öğrenciler de hayli memnun. Peki öğrenciler nereleri mi geziyorlar? Avrupa yakasında Ataköy Biyolojik Arıtma Tesisi ve İkitelli Fatih Sultan Mehmet Han İçmesuyu Tasfiye Tesisi ile Asya yakasında Tuzla Biyolojik Arıtma Tesisi ve Ömerli İçmesuyu Arıtma Tesisleri'nde İstanbul'daki suyun serüvenini görme fırsatı buluyorlar. Anadolu ve Avrupa yakasında olmak üzere iki ekip halinde gerçekleştirilen eğitim gezileri sabah öğrencilerin okullarından alınmasıyla başlıyor ve saat 14.00'e kadar teknik personelin nezaretinde devam ediyor. Bu gezilere bazen İSKİ Genel Müdürü Veysel Eroğlu da katılıyor. Düzenlenen gezilerde öğrencilere çeşitli hediyeler veriliyor ve öğle yemeği ikram ediliyor. Kitap, dergi gibi hediyelerin dağıtıldığı gezide çocuklar kendilerine verilen kitaplardan da suyun gelişimi hakkında bilgi sahibi oluyorlar.

Bugüne kadar 123 ilköğretim ve liseden 5035 öğrencinin katıldığı geziler, bu eğitim döneminin sonuna kadar devam edecek. Gezilere katılmak isteyen okullar 0 212 587 18 25 no'lu faksa başvurarak, hiçbir ücret ödemeksizin gezilere katılabilirler. Böylece İstanbul'da yaşayan çocuklar yaşadıkları şehre getirilen suyun değerini ve zorluğunu daha iyi anlamış ve su kullanım ve tüketim şuurunu kazanmış olurlar.

Sağlıklı ve yeterli suyu ve mutlu bir geleceği merkezine alarak su ile ilgili çok büyük projelerini gerçekleştiren İSKİ'nin bu anlamlı ve güzel gezilerinin sürmesini diliyor, çocuklar için yaptığı hizmetlerden dolayı da kutluyoruz.




Yağmurluk: Sihirli kuşlarım

Sihirli bir kuşum olsaydı. Sihirli bir barış kuşum... Gittiği savaş diyarlarındaki silahları güllere, hüzün rüzgârlarını tatlı bir ilkbahar esintisine dönüştürebilseydi bu kuş.

Sihirli bir mutluluk kuşum olsaydı. Gittiği yerlerdeki kimsesiz savaş çocuklarını mutlu edebilseydi. Ya da yuvaları hiç yüzünden dağılan aileleri. Ve gülmeyi unutmuş tüm insanları...

Sihirli bir sevda kuşum olsaydı. Taşlaşmış yüreklerin olduğu, "sevgi" kelimesinin sözlük anlamının "haram" olduğu diyarlara uçsaydı. Ve Mecnun'ların Leyla'sı için dağları bile delmediği diyarlara...

Sihirli bir hayal kuşum olsaydı. Gerçeklerden boğulmuş, hayatın anlamını yitirdiği yerlere uçsaydı. Onlara hiç değilse hayallerle yaşatsaydı güzellikleri...

Sihirli bir özgürlük kuşum olsaydı. Gittiği diyarlardaki esaret zincirlerini kırsaydı. Ya da özgürlüğün tam anlamıyla yaşatılamadığı yerlere uçsaydı.

Ve keşke bu kuşlara gerek duyulmasaydı. İnsanlar kendileri çözebilseydi tüm bu sorunları...

*Asiye Yiğit - Kumluca / Antalya




Bir kuşun düşleri

Açın kafesin kapısını,
Çıkmak istiyorum.
Özgür olmak,
Ben de uçmak istiyorum!

Tıpkı martılar gibi,

Güvercinler gibi,

Kırlangıçlar gibi,

Serçeler gibi,

Ben de uçmak istiyorum!

Bulutlarla kardeş olmak,

Denizler üstünde salınmak,

Rüzgâra karşı yarışmak,

Ben de uçmak istiyorum!

Alabildiğine yüksekten,

Bakmak istiyorum özgürlüğe.

Ne olur açın kafesin tel kapısını,

Ben de uçmak istiyorum!

Uzaklardaki kardeşlerimi özledim,

Onlara kavuşmak istiyorum!

(Erhan Sert-Kartal/İstanbul)




Keşke insanlar çocuk kalsa

Bugün günlerden pazartesi. Küçücük bir ayakkabı az sonra çamura indi, çamursa bırakmadı önceleri. Minik gövde gerildi gerildi ve o balçığın cıvık saçakları bir bir kopmak zorunda kaldı. Oysa bu daha ilk adımdı.

Annesi çocuğunun önlüğünü son bir kez daha kontrol ettikten sonra içine; sevgisini, şefkatini annelik içgüdüsüyle kattığı bir öpücük kondurdu. Kapı açıldı ve okula ilk adım atılmış oldu. Bulutlara merhaba, yeni bir güne, insanlara, dünyaya, yaşama merhaba diye haykırdı. Göçmen kuşlara takıldı gözü: "Kaçmayacağım." dedi. Onlar gibi kaçmayacak inadına çalışacak, inadına başaracaktı. Onun dünyasında insanlar aç kalmayacak, onun dünyasında kan dökülmeyecek, onun dünyasında gözyaşı olmayacaktı. Sonra yumdu gözlerini...

Ayağını yutan çamur sanki bir bir açıldı da yol verdi, yol gösterdi. Sustu sustu da sessizce ağladı çamurlar. Sonra akıp gitti. Bir çocuğun hayalleri bile ne kadar temiz, ne kadar saftı. Çamur düşündü: "Keşke insanlar hep çocuk kalsa." dedi.

Hakiki mutluluk ne masallardaki Kaf Dağı'nın ardındaydı ne de saklambaç oyununda hiç bulunamayan çocuk gibi en kuytu köşedeydi. Elimizi uzatıversek yakalayıverecek gibi çalışmaya bağlıydı belki. Belki de yüreğimizin bir köşesine zati yaratılıştan dikiliydi de sevgiyle sulamak nasip olmamıştı, bir gün. Susuz topraklar nasıl çatlayıp da adeta susuzluğunu ilan ediyorsa yer gök de öylesine paramparça oluyordu. Bir damla sevgi, bir damla kardeşlik için...

(Fatih Mecek / Ağrı)




Önce Açık Şemsiye

Gazeteci zili çalınca, hemen
Yarış ederiz kardeşimle, alacağım önce senden
Kaptığım gibi gidiyorum odanın baş köşesine
Tabii ki 21. sayfa ilk önce

Yolda giderken cümle yağmurları başlıyor

Açıyorum hemen şemsiyemi

Bakıyorum ki bizim mektup kuşu geliyor

Ahvah Baba her zamanki gibi perdesinin önünde

Dert fıçısının üzerinde saka kuşumuz

Okula yetişmeye çalışıyor Keçe ile Ecemiz

Çocukçayı da okumadan geçmiyoruz

Bu sayfayı okuya okuya bitiremiyoruz.

(Zeynep Tokaç / Eskişehir)




Ünlü cimrinin nefesi

Cimriliği ile tanınmış bir zengin ölmüştü. Tanıyanlardan biri arkadaşına;

- Haberin var mı? dedi. Bu sabah saat 7'de son nefesini verdi.

- İnanman vallahi. O kimseye bir şey vermez.

(Kesver Ay / Afyon)




AHVAH BABA: Her gece o çiçek

Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını. Ve hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi hakim... "Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun?.." Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra başörtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı...

"Bu herif yetti gari, 50 yıldır bezdirdi hayattan..." Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonunda... Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından?.. Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı, kadın neler diyecekti? Herkes onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu.. ve devam etti: "Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez... 50 yıl önceydi... O çiçeği bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.. yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim... Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım... Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş dedilerdi... 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de "bu çiçeği ben sulayayım" demedi... Ta ki geçen geceye kadar.. o gece takatim kesilmiş, uyuyakalmışım... Ben böyle bir adamla 50 yıl geçirdim... Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim... Ondan hiçbir şey göremedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim... Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."

Hakim, yaşlı adama dönerek: "Diyeceğin bir şey var mı baba?" dedi. Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi. "Askerliğimi, reisicumhur köşkünde bahçevan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim... Fadimemi de orada tanıdım.. sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim... O çiçeklerle doludur bahçesi.. kokusu perişan eder yüreğimi... İlk evlendiğimiz günlerin birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm... Hekim "Çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir." dedi... "Her gece uykusunu bölüp, uyansın, gezinsin." dedi... Hekimi pek dinlemedi, bizim hatun.. lafım geçmedi... O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu... Ben ona "Gece sularsan geçer." dedim... Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım. Ve onu seyrettim... O sevdiğim kadının yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim... Her gece o çiçek ben oldum..." dedi. O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle... Her gece o yattıktan sonra uyandım.. saksıdaki suyu boşlattım... Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey. Geçen gece de... yaşlılık. Ben de uyanamadım. Uyandıramadım.. çiçek susuz kalırdı amma, kadınımın boynu yine azabilirdi... Suçlandım.. sesimi çıkartamadım.. "O an mahkeme salonunda her şey sustu... Ertesi sabah gazeteler "Sedef susuz kaldı." diye yine yalnızca neticeyi haber yaptılar. Kim bilir

Değerli okurum Kim bilir,

Hikâyelerinizdeki insanî vurgular es geçemeyeceğimiz büyüklükte olduğu için ekleyecek ve çıkaracak pek de bir şey bulamayıp olduğu gibi almayı tercih ettim. Eline sağlık diyor başka bir şey demiyorum. Bu arada internet ve mektuplarınız yoluyla gelen yazılarınızda yine büyük bir yığılma var. Bunları elimden geldiği kadar seri bir şekilde cevaplamak için kollarımı sıvamak istiyorum; fakat kol düğmemi henüz açabilmiş değilim. N'olucak benim hâlim...




Mektubu Gelenler

Ankara'dan Hasan Abdullayev, Dudu Sert. Erzurum'dan Meltem Polat. Eskişehir'den Zeynep Tokaç. Isparta'dan Bilge Balabanlı, Esma Çağol. İstanbul'dan Erhan Sert, Ertan Ulutürk, Emrah Ulutürk, Adem İlhan. İzmit'ten Sümeyye Özyurt. Kırşehir'den Serdar Akgüneş, Yaşar Atik. Manisa'dan F. Esra Erden, Selami Türk, Özel Betül Koleji'nden Ayşe Merve Çetin, Alper Turhan, Elif Karadeniz, Özlem Tüzel, Fatih Şahin, İsmet Karapınar, Zeynel Abidin Çakmakçı, Adnan Duman, Büşra Çelik, Şevket Güngör, Büşra Tüzel, Neşra Gökdağ, Fatma Nur Harta, Nihal Narin ve Merve Tatlı. Samsun'dan Nur Ulutürk. Van'dan Sercan Üst.Uşak'tan Perihan Özdemir.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.