Polisin kapıdan döndüğü gece
Kasırga operasyonunun ayrıntılarını bilen bir müfettiş, "Herşey Bankekspres'e el konulmasıyla başladı" dese de, aslında bir kaç milyar dolarlık batık bankalar harekatını Türk Ticaret Bankası(Türk Bank) skandalına borçluyuz.
Eğer Türkbank ihalesinin mafya liderinin iradesi doğrultusunda sonuçlandığı ortaya çıkmasaydı ve ihale iptal edilmesydi, bu ihaleyi kazanmış işadamına ait Bankekspres'e de bir kaç gün içinde (23 Ekim 1998) herhalde el konulmayacaktı. O tarihte üç televizyon kanalı olan, Milliyet gazetesini satın almış, dört ay içinde Sabah gazetesini satın almaya kilitlenmiş, Bankekspres ile birlikte Türkbank'ın da sahibi haline gelmiş işadamı, zaten mafya lideriyle yaptığı konuşma kasetleri ortaya çıkmasaydı yoluna devam edecekti.
Türkbank olayı, bankacılık sisteminin işleyişini bütünüyle deşifre eden çok zengin bir dosyaydı. Bugün kuvvetli seben kasırgaya tutulmuş elleri kelepçeli şahsiyetlerin hepsi sanık veya tanık sıfatıyla bu dosyadaki ilişkilerin tam merkezinde bulunuyorlardı.
Bankekspres'e el konulması ise, hiçbiri tek bir bankayla yetinmek niyetinde olmayan, herbiri bir finans imparatoru olma hedefine kilitlenmiş bu kişilerin kredi ilişkilerini gözler önüne serdi. Örneğin bir patron diğerinin banka satın alması için kredi musluğunu açarken; muhatabı da onun kazandığı ihalenin bedelini ödemesi için aynı şekilde bankasını seferber etti. Banka sahibinin kendi şirketlerine açabileceği kredi miktarlarındaki yasakları aşmak için de, back-to-back adı verilen yöntemle, "sen benim şirketlerime, ben senin şirketlerine" formülü devreye girdi.
Müfettiş, "Her şey Bankekspres'e el konulmasıyla başladı. Ardından İnterbank, sonra Egebank..." derken işte bu danışıklı kredi ilişkilerini (veya hortumlamaları) kastediyor.
Ama, Türk Bank skandalında sadece on gün sonra Bankekspres'e el koyma iradesini ortaya koyan idare (23 Ekim 1998), İnterbank'a ne zaman el koymuş? 7 Ocak 1999'da. Egebank'a ne zaman? 22 Aralık 1999'da. Birinde bir kaç ay, diğerinde bir yılı aşkın zaman geçmiş.
Halbuki daha 23 Ekim 1998'de her şey berraklaşmıştı. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) ve polis bütün ilişkileri çözmüştü. Adım adım, siyaset ve finans dünyasında çok etkili bir ismin (daha sonra bankasına el konuldu) gözaltına alınması için süreç işliyordu. İşte tam bu sırada Ankara'dan, yine çok etkili bir isimden, İstanbul'a bir telefon geldi: "Onu gözaltına alanı anasından doğduğuna pişman ederim."
Yine aynı günlerde, bir gece gözaltı emri alan polis, aynı ilişki trafiğindeki bir başka patronun(bankasına henüz el konulmadı) kapısına geldi. Yine aynı etkili isim telefonlarıyla devredeydi. Gözaltı emri şifahi olarak geri alındı. Her iki patron da, polis gözaltısı prosedürü işletilmeden, yani elleri kelepçelenmeden, daha kibar yöntemlerle savcılığa davet edildiler. Savcılıkta bir kaç sayfalık ifadeleri alınıp serbest bırakıldılar.
İki gündür, elleri kelepçeli görüntülerini izlediğiniz batık banka patronu ise, üçüncü kez polis gözaltısı prosedürüne tabi tutuluyor, nezarete atılıyor. Daha önce Nesim Malki ile ilişkileri ve Türkbank skandalındaki rolü sebebiyle nezarete alındı. Şimdi ise, tıpkı Egebank olayı gibi, çete kurup organize yolsuzluk faaliyetiyle bankayı batırmak suçlamasıyla DGM kapsamına alındı. Yine üçüncü kezdir gazetelerde fişlenmiş resimleri yayınlanıyor.
Bazı son gelişmeler, "sanık adaleti" açısından da iyi yolda olduğumuzu gösteriyor. Zaten, aynı suçu işlemiş kişilerin aynı muameleye tabi tutulmaları, aynı cezayı almaları hukukun en temel kurallarından biri değil mi?
Bakalım, geçmişte çok kibar muamele görmüş kişilere de sıra gelecek mi?
f.mercan@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
02/
09/
2000...
Keyfî telefon dinlemenin sonu
09/
09/
2000...
Bir liste, bir gazeteci...
16/
09/
2000...
Bütün mesele o iki cümlede
23/
09/
2000...
7 milyar dolar öder miyiz?
30/
09/
2000...
Sadece bir başlangıç
07/
10/
2000...
Tantan'ın MİT'e bakışı
14/
10/
2000...
Tutanaktaki 150 milyon dolar
20/
10/
2000...
Bir operasyonun tam hikâyesi
21/
10/
2000...
Deşifre olan bir sistemdir
28/
10/
2000...
Bana 13x30 Ağaya 30x30
|