Köşemde jurnallendim
FP’li Ilıcak’ın gündeme getirdiği Genelkurmay belgesinde adı geçen Çandar'ın konuyla ilgili yazısı Sabah’ta sansüre uğradı. Gazete sansürü yazarın köşesinden duyurdu. Çandar açıklamayı yalanladı.
FP Milletvekili Nazlı Ilıcak’ın ortaya çıkardığı Genelkurmay belgesinde adı ortaya atılan ve 28 Şubat’ın hedefleri arasında olan Sabah Gazetesi yazarı Cengiz Çandar’ın konuyla ilgili yazısı gazetenin sansürüne uğradı. Gazete, yazarına sansür yapıldığını, bizzat yazarın köşesinden duyurdu ve Çandar’ın yazısının suç unsuru taşıyan ibareler taşıdığını kaydetti.
Konu hakkında görüşlerini aldığımız Cengiz Çandar, gazetenin açıklamasında Yazı İşleri Müdürü Erdal Şafak ile aralarında geçen konuşmanın saptırıldığını kaydederek olayı şöyle anlattı: “Yazı işleri müdürü ile aramızda başka bir konuşma geçti. Ben ‘suç itirafı’ başlıklı yazımı yazdım. ‘Çevik Bir üzerine odaklanmış suç ortaya çıktı.' dedim. Yazımı akşam saat 18.00’de gazeteye gönderdim. Yarım saat sonra arayan Erdal Şafak, bana Ankara’da bulunan Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu ile konuştuğunu, kendisinin sadece bir elçi olduğunu ve yazımın problemli bulunduğunu kaydetti. ‘Yazı yayınlanmayacak.’ dedi. Ben de ona ‘Siz yayınlamasanız dahi bu yazı yayınlanacak.’ dedim. ‘Siz, hukuk dışına çıkmış bir emekli orgenerali koruyarak, mağdur edilmiş ve kendisini hukukun içinde savunan kendi mensubunuza bunu yapamazsınız.’ dedim. Dönemin 28 Şubat dönemi olmadığını ve yazıyı yurtiçi ve yurtdışı medya organlarında yayınlatacağımı vurguladım. ‘Eğer siz yayınlamaz iseniz iş daha da büyür, zaten bu banka meselelerinden sıkıntılı bir dönem söz konusu bir de buna sansürcü imajının eklenmesiye her iki durum arasında irtibat kurulur ve akıllı bir iş olmaz dedim. Şafak ‘Bu sözler şantaja giriyor.’ dedi. Bende ona, ‘ Eğer sen elçiysen böyle bir algılaman olduğunu yetkili makama aktar.’ dedim. Aramızda geçen konuşma budur. Sureti katiyede hukuk bürosuna gösterdik, suç unsuru taşıyor diye bir durum söz konusu değil.” İşimin başındayım, ayrılmadım diyen Çandar, “Yine yazımı gazeteye gönderiyorum. Eğer işten ayrılmamla ilgili bir tasarruf olacaksa bunu gazete yönetimi yapsın.” dedi.
Moralim mükemmel
Daha öncede gazetesi tarafından zor durumda bırakılan Cengiz Çandar, başına gelen son olayı ‘bir insanın kendi sütunundan jurnallenmesi’ olarak nitelendirdi. Böyle bir olayın dünya basın tarihinde örneği olmadığını da belirten Çandar, buna rağmen moralinin çok üst düzeyde olduğunu vurguladı. Çandar, haklı çıkmanın, hukuk zemininde durmanın, olayın artık geniş bir kitle tarafından sahiplenilmesinin ve bütün olayların kamuoyu tarafından net şekilde görülmesinin hazzını yaşadığını ifade etti. (Zafer ÖZCAN / İstanbul ZAMAN)
Cumhuriyet’te grev var
Cumhuriyet Gazetesi matbaasında 1 aydan bu yana grevde bulunan, DİSK’e bağlı Türkiye Basın Sanayii İşçileri Sendikası’na (Basın-İş) üye 36 işçi, gazete önünde oturma eylemi başlattı.
Cumhuriyet Gazetesi önünde işçiler adına konuşan Basın-İş Sendikası Genel Sekreteri Kamil Kartal, 1 aydır grevde olmalarına karşılık gazetenin “grev kırıcıları” sayesinde basıldığını söyledi. Kendilerini grev noktasına, 15 arkadaşlarının işten atılmasının getirdiğini de hatırlatan Kartal “İşten atılan 15 kişi tekrar işe
alınıncaya kadar grev ve eylemimiz sürecek.”dedi. İstanbul CHA
Haydi psikoloğa!
Şimdiye kadar birçok ‘sanatçı’ uyuşturucu kullanma, taciz suçlaması, çete oluşturma, belgede sahtecilik, karşılıksız çek verme, vergi kaçırma, kabadayılık ya da adam yaralama ve öldürme suçlarından dolayı emniyeti aşındırdı.
Başta İbrahim Tatlıses, Sibel Can, Hülya Avşar, Yıldız Tilbe, Levent Yüksel, Haluk Levent, Serdar Ortaç, Niran Ünsal, Ebru Şallı ve Doğuş olmak üzere karakolda sabahlayanlar oldu. Bu isimlerin yazılı ve görüntülü medyaya yansıyan elleri kelepçeli, yüzleri maskeli ‘sanatçı’ görüntüleri sevenlerini derinden yaralamakla kalmadı; ‘sanatçı toplumun aynasıdır’ anlayışını benimseyerek onları kendinden biri kabul eden toplumu da etkiledi. Kamuoyunu uzun süre işgal eden bu sanatçı görüntülerinden halkın rahatsız olduğunu fark eden Ulus Müzik Genel Müdürü Turan Ulus, bu konuda bir ilke imza atarak, kendi şirketleri bünyesinde çalışan sanatçıları psikoloğa götüreceklerini söyledi. Turan Ulus şöyle devam etti: “Bir sanatçı adayı ilk yıllarda sessiz, söz dinleyen, saygılı bir ruh hali içindeyken yıllar sonra adeta ‘aslan’ kesiliyor ve ilk günküyle alakası olmayan bir kişiliğe bürünüyor. Bunun birinci sebebi hayran kitlesi baskısı. Yani konserde kendilerini sahneye atan, üstlerini başlarını parçalayan kitlenin baskıları nedeniyle sanatçılarımız bir süre sonra özel hayatlarını yaşayamaz hatta yolda yürüyemez duruma geliyor. İkinci sebep ise; sanatçıların işinden başka işlere de soyunarak ‘Ben her işi yaparım.’ kaygısı. Biz Ulus Müzik olarak bir ilke imza atacak ve kendi sanatçılarımızın bir psikoloğa gitmesine önayak olacağız.” (Tuna GÜREL / İstanbul ZAMAN)
Türkiye’nin yükünü 12 il çekiyor
12 il bütçeye kattığından azını kendi kullanırken; 69 il, merkezin katkısını bekliyor. Kocaeli, kullandığının 15, İstanbul ise 5 katını bütçeye sağlıyor. Bingöl, Tunceli ve Siirt ise kattıklarının 10 katını kullanıyor.
Türkiye, bölgeler arası farklılıkları aşamamanın sıkıntısını yaşarken, bu konsolide bütçe gelir ve giderlerinde de kendisini gösteriyor. Türkiye’nin büyük bölümünün geri kalmışlığını bütçeye sağladıkları katkı ve bütçeden kullandıkları pay makasının büyüklüğü ile gözler önüne seriliyor. Türkiye’de bütçeye katkıları giderlerinden fazla olan sadece 12 il bulunuyor. Bu iller içinde Yozgat, Ankara ve Kırıkkale dışındakilerin tamamı Marmara, Ege ve Akdeniz gibi batı bölgelerinde. Bütçeye en fazla katkıyı oransal olarak Kocaeli sağlıyor. Kocaeli yılın ilk 9 ayında 193 trilyon 300 milyar lira harcamasına karşılık, bütçeye toplam 2 katrilyon 944 trilyon 251 milyar liralık katkı sağladı. Kocaeli, harcadığının 15 katını Türkiye’nin diğer illerinde kullanılması için konsolide bütçeye gönderiyor. Türkiye’nin ekonomi başkenti durumundaki İstanbul ise harcadığının 5 katını, Tekirdağ, İzmir ve Bursa iki katını gelir olarak bütçeye veriyor.
Ankara gelirde şanslı
Rakamların en dikkat çekeni ise Ankara'nın İstanbul'dan daha fazla bütçeden pay alıyor olması. İstanbul nüfus olarak Ankara'nın birkaç kat üstünde olmasına rağmen bütçeden aldığı pay Ankara'nın 250 trilyon lira altında. İçel, Hatay, Yalova, Kırklareli ve Kırıkkale de gelirleri giderlerinden fazla olan 12 özel il arasında yer almayı başardılar. En fazla harcama yapılan iller sıralamasında ilk sırada Ankara 1 katrilyon 822 trilyon 299 milyar lira ile yer alırken, İstanbul 1 katrilyon 574 trilyon 640 milyar lira ile ikinci, İzmir 599 trilyon 486 milyar lira ile üçüncü sırada. Yılın ilk 9 ayı dikkate alındığında Kilis 12 trilyon 210 milyar, Bayburt 12 trilyon 681 milyar, Yalova 17 trilyon 909 milyar, Gümüşhane 18 trilyon 300 milyar, Ardahan 18 trilyon 613 milyar, Karaman 19 trilyon 790 milyar lira ile yer aldılar. Ekonomik sıkıntı nedeniyle başta vergi olmak üzere elde ettiği gelirleri, harcamalarını karşılamayan iller arasında ise ilk sırada Bingöl yer aldı. Bingöl bütçeye yaptığı katkının 10 katı gider gerçekleştirirken, Tunceli ve Siirt de gelirlerine göre 10 kat daha fazla gider yapıyor. (Mustafa ÖZGE / İstanbul ZAMAN)
Akay'dan yetkililere şarkılı mesaj
Türkiye Kamu–Sen Genel Başkanı Resul Akay ve beraberindekiler, Yalova'dan Ankara'ya başladıkları yürüyüşün Bolu Dağı etabında yetkililere beste yaparak seslendiler.
Akay 'büyük yürüyüş'ün en zorlu etabı olan Bolu Dağı'nı dün aştı. Sağlık sorunları olan Akay'ı bir ambulans takip ederken, Bolu Dağı'nın havasından etkilenmemek için de gaz maskesi taktı. Akay ve arkadaşları Bolu Dağı'nı aşarken Hakan Taşıyan'ın son günlerde dillerde olan parçası 'Güz Gülleri' şarkısını değiştirerek hep birlikte seslendirdiler. Taşıyan'ın 'Güz gülleri gibiyim hiç bahar yaşamadım..' şeklindeki şarkısını 'Güz gülleri gibiyim hiç rahat yaşamadım' diye seslendirildi. Akay aynı dizeyi kullanarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan'a 'Ne Yaşar'a yarandım', ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'a ise, 'Hiç Mesut olamadım' şeklinde seslendi. Türkiye Kamu–Sen'e bağlı memurların dün Samsun'da da eylemi vardı. Memurlar, Cumhuriyet Meydanı'nda hükümeti protesto etmek için yürüyüş yaptılar. (Mehmet GÜLER - Mustafa Çakır - Bolu / Samsun CHA)
HSYK'ya atama tepkisi
İstanbul DGM’deki 4 yıllık görev süresi dolan, ‘Susurluk’, ‘Malki cinayeti’, ‘Türkbank ihalesi’, ‘Alaattin Çakıcı Çetesi’ gibi kamuoyunun yakından izlediği davaların görüldüğü 6 No’lu DGM’nin heyet başkanı hakim Sedat Karagül ile ‘yargının bağımsız olmadığı’ şeklindeki beyanatları sonucu hakkında açılan davada yargılanarak beraat eden İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı Mete Göktürk, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca (HSYK) yerlerinin değiştirilmelerine tepki gösterdiler. Karagül, görev yerinin değiştirilmesinin ‘etik’ olmadığını söyledi. Savcı Göktürk de atamayı ‘ceza’ olarak nitelendirdi. (Bülent Ceyhan / İstanbul CHA)
Tüp dolum tesisi korkuttu
Adana’nın Gülbahçesi Mahallesi’nde 188. Sokak üzerinde Necmi Işıktaş’a ait evde kaçak dolum yapılırken, henüz bilinmeyen bir sebepten dolayı tüpler patlamaya başladı.
Arka arkaya patlayan tüpler Adana’da paniğe yol açtı. Çıkan yangında Necmi Işıktaş bacaklarından hafif şekilde yaralanırken, eşi Sevil Işıktaş ise şoka girdi. Yaralılar hastaneye kaldırıldı. Kısa sürede bölgeye gelen Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekipleri patlamaların sürmesi sebebiyle yangına müdahalede zorlandı. Evdeki diğer tüpler patlamadan yangını kontrol altına alan itfaiye, evde bulunan bir köpek, bir horoz ile iki muhabbet kuşunu sağ olarak kurtardı. (Mustafa KİRAZLI / Adana CHA)
4 terörist ölü ele geçirildi
Güvenlik kuvvetlerince Bingöl’de gerçekleştirilen operasyonda, 4 terörist ölü ele geçirildi.
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’nden yapılan açıklamaya göre, Bingöl kırsalında güvenlik kuvvetlerince sürdürülen operasyonlarda karşılaşılan bir grup teröristle çıkan çatışmada, 4 terörist ölü olarak silahlarıyla ele geçirildi. Operasyonlar sürdürülüyor.
Okul kavgasında 1 kişi daha öldü
Kadıköy’deki Erenköy İlköğretim Okulu’nda önceki gün meydana gelen olayda yaralanan servis aracı hostesi Saadet Tüfekçi tedavi gördüğü hastanede öldü.
Servis şoförü Metin Alkan’ın silahından çıkan kurşunlarla başından ve göğsünden yaralanarak SSK Göztepe Hastanesi’nin yoğun bakım ünitesine kaldırılan Saadet Tüfekçi, tüm müdahalelere rağmen dün hayatını kaybetti. Tüfekçi’nin de hayatını kaybetmesiyle olayda ölenlerin sayısı 5’e yükseldi.
Güllü'nün eşi tekrar gözaltında
Kocasından yediği dayak yüzünden hastaneye kaldırılan ünlü şarkıcı Güllü’nün eşi Gürol Gülter, Bakırköy’de polis ekiplerince yeniden gözlem altına alındı.
Gürol Gülter önceki gece yarısı Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerce gözlem altına alınarak Şenlikköy Karakolu’na getirildi. Polis, Gülter’in darp suçundan dolayı gözlem altına alındığını bildirdi. Gürol Gülter, birkaç gün önce silah kaçakçılığı gerekçesiyle gözlem altına alınmış, çıkarıldığı mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.
Egebank yargıda
El konulan Egebank'ın eski sahibi Demirel'in de aralarında bulunduğu 8 sanığın, 8 milyon dolar krediyi zimmetlerine geçirdikleri gerekçesiyle yargılanmasına yarın başlanacak.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen Egebank’ın eski sahibi Yahya Murat Demirel’in de aralarında bulunduğu 8 sanığın, bir firma adına çıkarılan 8 milyon dolar krediyi zimmetlerine geçirdikleri gerekçesiyle yargılanmasına yarın başlanacak. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmaya, ‘Egebank soruşturması’ kapsamında halen Ankara Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Yahya Murat Demirel’in getirilmesi beklenmiyor.
Demirel’in ifadesinin alınması amacıyla Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne talimat yazıldığı; ancak henüz bu talimatın davanın görüleceği mahkemeye geri dönmediği öğrenildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Vanspor eski Başkanı Ömer Gülüştür’ün bir arazi alımı için Egebank Hukuk Grup Müdürü Özgen Tauman’dan kredi istediği belirtiliyor. İddianamede, Tauman’ın, kredinin verilebilmesi için bir firma bulunması gerektiğini belirtmesi üzerine Gülüştür’ün, Hermak AŞ’nin sahibi Haluk Türkmen’i ikna ettiği anlatılıyor.
Haluk Türkmen’in haberi olmadan kredi miktarının yükseltildiği ve sözde Hermak AŞ’ye çıkarılan kredinin Yahya Murat Demirel’in talimatıyla bankanın Bahçekapı şubesine gönderildiği ifade edilen iddianamede, krediden 500 bin dolar çeken Egebank eski Kredi İzleme Operasyon Yönetmeni Murat Budanazlı’nın, bu parayı Özgen Tauman’a verdiği, Tauman’ın da 200 bin doları Ömer Gülüştür’ün oğluna verdiği, 300 bin doların ise kendisinde kaldığı anlatılıyor.
Geri kalan 7,5 milyon doların 3 çuvala doldurularak Demirel’in Universal Holding’de bulunan özel kasasına konulduğu belirtilen iddianamede, Yahya Murat Demirel, Egebank eski Genel Müdür Vekili Ümit Öndeş, eski Hukuk Grup Müdürü Özgen Tauman, Egebank Bahçekapı Şubesi eski Müdürü Meriç Pulluoğlu, Egebank eski Kredi İzleme Operasyon Yönetmeni Murat Budanazlı, Demirel’in eski mutemedi Şaban Yahya Tatlıgil, Vanspor eski Başkanı Ömer Gülüştür ve oğlu Haluk Gülüştür hakkında, 4389 Sayılı Bankalar Kanunu’nun 22. maddesi gereğince ‘banka parasını zimmetine geçirmek ve bu suça iştirak etmek’ suçundan dolayı 12’şer yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
Bergamalı gizli örgüt İstanbul'da
Bergamalı köylüler, siyanürliçi yöntemiyle altın madeni işletilmesini protesto etmek amacıyla İstanbul DGM'de basın açıklaması yaptı.
İzmir DGM'de 'gizli örgüt' oldukları gerekçesi ile haklarında dava açılan Bergamalı köylüler, Anayasa'nın ihlal edildiğini ve insan sağlığının ikinci plana atıldığını savundular. İstanbul DGM önüne alkışlarla gelen 21 köylü adına açıklamayı Oktar Konyar yaptı. Konyar, Danıştay 6. Dairesi'nin, 13 Mayıs 1997 tarihli karar gerekçesinde 'siyanürliçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde kamu yararı bulunmadığı' kararına rağmen hükümetin Euro Gold'un üretime başlayabilmesi için her yolu denediğini söyledi. Türkiye'nin Afrika olmamasını, insan sağlığının hiçe sayılmamasını istediklerini vurgulayan Konyar, ''Tüm çevrecileri suçları olmayan Bergamalı köylülere destek amacı ile 'onlar örgüt üyesi ise ben de bu örgütün üyesiyim, o halde ben de suçluyum' kampanyasına katılmalarını ve kendileri ile ilgili suç duyurusunda bulunmaya davet ediyoruz.'' dedi. Grup daha sonra Taksim'de de bir basın açıklaması daha yaptı. (Bülent Ceyhan / İstanbul CHA)
TGC'den yönlendirme uyarısı
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nail Güreli, 'basın da dahil bütün kurumların, gazeteciliğin işlevini doğru algılaması, kamuoyunu yönlendirme çabasına girmemesi, halkın doğru bilgilenme hakkına saygı göstermesi gerektiğini' açıkladı.
Güreli, yaptığı açıklamada ''Gazeteci, kaynağını bilmediği bilgi ve haberleri yayınlamamalıdır. Gazetecilerin doğrulanmamış haberlere dayanarak meslektaşlarını suçlamaları ise ayrı bir talihsizliktir." dedi.
YÖK yeniden yapılansın
Kuruluşundan bugüne 19 yıl geçen YÖK'e ilişkin tartışmalar devam ediyor. YÖK'ün yetersiz kaldığı belirtilerek, kendini yenilemesi gerektiği ileri sürülüyor.
Kuruluşunun 19. yılında YÖK tartışılıyor. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, kurulun bugünkü yapısıyla 73 üniversitenin ihtiyacına cevap veremediğini belirterek, "YÖK'ün yeniden yapılanması gerekiyor." dedi. 1980'li yıllardan önce üniversitelerde hiçbir standart bulunmadığını, Türk yüksek Öğretiminin bu dönemde bir kargaşa içinde olduğunu söyleyen Prof. Dr. Sağlam, bu ihtiyaç nedeniyle 1981 yılında YÖK'ün kurulduğunu kaydetti.
YÖK'ün askerî bir müdahale döneminde kurulduğunun altını çizen Sağlam, 1993'e kadar zamanla siyasî havanın normalleşmesi ve demokratikleşmeyle birlikte YÖK'ün yetkilerinin üniversitelere devredildiğini söyledi.
Merkezî yönetim tekrar güçlendi
Son dönemde, "YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz nedeniyle YÖK'ün yine eski haline döndüğünü" savunan Prof. Dr. Sağlam, şunları kaydetti: "Giderek, üniversitelere inisiyatif tanıyan gelişim tersine döndü. Yeni YÖK Başkanı, merkezî yönetimi tekrar güçlendirmeye başladı. Sıkıntı da burada başladı. YÖK'ün ne faydası oldu? Kurulduğu dönemde 27 olan üniversite sayısı 73'e çıkarıldı. Daha önce, sadece büyük kentlerde toplanan üniversiteler, Türkiye'nin her yerine dağıldı. Üniversiteler arasında bir eşgüdüm, ortak standartlar sağlandı. Kısaca, Türk yüksek Öğretiminin daha ileri gitmesi, üniversitelerarası koordinasyon ve standart sağlanması bakımından YÖK'ün büyük faydaları var. Bugün bütün Avrupa da YÖK'e benzer koordinasyon kurumları oluşturuyor." YÖK'ün, 73 üniversitenin ihtiyacına cevap vermekte yetersiz kaldığını belirten Prof. Dr. Sağlam, "Yeniden yapılanması gerekiyor. Ama tamamen ortadan kaldırmak yanlış olur." diye konuştu.
Çözüm mütevelli heyet sistemi
YÖK eski başkan vekillerinden Prof. Dr. Kemal Karhan da YÖK'ün kurulduğu dönemde bir toparlayıcı olarak ortaya çıktığını; ancak artık yeterli olamadığını ifade etti. Bu konuda gelişmiş ülkelerdeki çağdaş üniversite yönetimlerinin incelenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Karhan, "Merkezî yönetim kolay bir iş değil, yönetimi dağıtmak lazım. YÖK yeterli olamıyor. Çünkü tüm üniversiteler ile ilgilenmek kolay değil. Çözüm yolu, mütevvelli heyet sisteminin Türkiye'ye getirilmesidir." dedi. Prof. Dr. Karhan, 20 vakıf üniversitesinin bugün "mütevelli heyet" sistemi ile yönetildiğini ilave etti.
Müdaleci yapısını değiştirmeli
Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Kadir Erdin, "YÖK'ün yeniden düzenlenmesi gerektiği" görüşünü savundu. Prof. Dr. Erdin, "YÖK sistemi düzeni, bir ara rejim ürünü olup, baskıcı, aşırı merkeziyetçi ve müdahaleci yapısını 19 yıldır yapılan ufak tefek değişikliklere rağmen korumuştur." dedi. YÖK'ün kaldırılmasını istediklerini; ancak bunun için Anayasa'da değişiklik gibi uzun işlemler gerektiğini anlatan Prof. Dr. Erdin, ivedilikle yapılması gerekenin, bu sistemde bir yeniden yapılanma olabileceğini belirterek, "YÖK bizi bir yere götürmez, bu sistemi yenileyelim.'" diye konuştu.
'YÖK'e hayır' yürüyüşü
Yüksek Öğretim Kurulu'nu (YÖK) protesto etmek amacıyla öğrenciler, üniversite çalışanları, sivil toplum örgütleri ve sendika temsilcilerinden oluşan bir grup, Tandoğan'da miting yaptı.
Sıhhiye Toros Sokak'ta toplanan grup, YÖK aleyhine sloganlar atarak Tandoğan Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. "YÖK'e hayır", "Bilimsel eğitim, demokratik üniversite istiyoruz", "Üniversite hakkımız engellenemez" pankartları taşıyan grup, Tandoğan Meydanı'na ulaştı.
Burada tertip komitesi adına konuşma yapan Özlem Yıldızer adlı öğrenci, "YÖK'ün, kurulduğu günden bu yana tartışıldığını, bu kurumun kaldırılması gerektiğini" söyledi. Mitinge katılan Öğrenci Velileri Derneği Başkanı Enver Önder de üniversite öğrencilerinin YÖK'e karşı mücadelelerini desteklediklerini, YÖK'ün, "eğitimi bilimsellikten uzaklaştırmak ve paralı hale getirmek istediğini" söyledi.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih–Coğrafya Fakültesi öğrencilerinin sazlar eşliğinde söylediği şarkılar ve seslendirme aracından çalınan müzikle halay çeken öğrenciler, bir süre daha YÖK aleyhine sloganlar attılar. Grup, daha sonra olaysız şekilde dağıldı.
Gürüz'e istifa çağrısı
Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Yöntim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kadir Erdin, YÖK Başkanı'nın istifa etmesini istedi.
Prof. Dr. Kadir Erdin yaptığı yazılı açıklamada, YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in eleştirilerine rağmen anti demokratik uygulamalarına devam ettiğini ifade etti. Erdin, "O zaman kendinden çok farklı düşünen atama makamına görevini iade etmelidir." dedi. İstanbul CHA
Prof'dan kitaplı protesto
Prof. Dr. Tahir Hatiboğlu, 'Yökoloji' adlı bir kitap yayınladı. YÖK ve başkanı Gürüz ile dalga geçen Hatiboğlu, kitabında 'Su uyur YÖK uyumaz.' dedi.
"Amansız YÖK hastalığına tutulduğundan" YÖK'e sürekli eleştiriler yönelten Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahir Hatiboğlu, çıkardığı "Yökoloji" kitabıyla YÖK'le dalga geçiyor.
Mizahi bir üslupla kaleme alınan ve YÖK'ün yoğun bir şekilde hicvedildiği kitapta YÖK Başkanı'ndan YÖK beyi, YÖK'ten ise YÖK beyliği olarak bahsediliyor. YÖK'ün Yüksek Öğretim Komiserliği olduğu ve 22 komiserden oluştuğu kaydedilen kitapta, YÖK Başkanı'na "YÖK beyliğinin sultanı ve imparatoru" deniliyor.
Kitabın önsözünde "Üniversite kan ağlıyor. Yarası derin. Bir türlü tedavi edilmiyor." diyen ve kendini 'yökolog' olarak niteleyen Hatiboğlu, kitabında bugünkü üniversiteyi dile getirdiğini kaydediyor. Üniversitelerin tek bir kişiye ve o kişinin birkaç mutemet adamına teslim edildiğini savunan Hatiboğlu, "Gözbebeğimiz, fenerimiz, ışığımız, aklımız, gerçek yol göstericimiz üniversiteler elden gidiyor. Bu gidişin fail-i meçhul değil, faili YÖK'tür. Yeter olsun." diyor.
Gürüz nasıl anlatıldı?
Kitapta Gürüz için "Halil Kemal Gürüz, 1947 İzmir doğumlu bir Ege delikanlısıdır. Ödemişli olsaydı mutlaka efe olur, dağlara çıkar, Çakırcalı gibi kim bilir ne konaklar yakardı. Rivayete göre soyu sopu Selanikli imiş. Özel yetiştirilmiş bir zattır. Çok şeyleri benzer olduğundan Küçük Doğramacı olarak kabul edilir." deniliyor.
Atasözleri
Kitapta yer alan YÖK atasözlerinden bazıları ise şöyle:
YÖK'ten var etmek Allah'a mahsustur.
Yökbeyinden ağzı yanan yöktörü üfleyerek yer.
YÖK düştüğü yeri yakar.
Ayağını YÖK'e göre uzat.
YÖK'e söz anlatmak, deveyi hendekten atlatmaktan zordur.
Hakimiyet bilakayd u şart YÖK'ündür.
YÖK'lük etme başka ihsan istemem.
Su uyur YÖK uyumaz.
Şüpheli ölüm
Zeytinburnu'nda bir şirkette çalışan iki kişi, başlarından silahla vurulmuş olarak bulundu.
Seyitnizam Mahallesi Ambarlar Caddesi G–1 Sokak üzerinde bulunan bir apartmanın ikinci katındaki Erman Şirinoğlu ve Halil Durmuş'a ait Şirinoğlu Factoring'in Zeytinburnu temsilciliğinde çalışan İzzet Damar (31) ile Cengiz Batur'dan bir gündür haber alamayan yakınları, gece saatlerinde durumu polise haber verdiler.
Bunun üzerine polis ekipleri şirket sekreterini yanlarına alarak işyerine gittiler. Sekreter kapıyı açtığında ise polis ekipleri yerde kanlar içinde yatan ve başlarından tek kurşunla vurularak öldürülmüş İzzet Damar ve Cengiz Batur'un cesetleriyle karşılaştılar.
İşyerinde yapılan araştırmada polis ekipleri İzzet Damar'a ait ruhsatlı bir tabanca bulurken yetkililer ölen iki kişinin ölüm sebeplerinin araştırıldığını kaydettiler. Cesetler uzun bir bekleyişin ardından gelen bir ambulansla olay yerinden kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturmaya çok yönlü olarak devam ediliyor. (Cemalettin ÇANDIR / İstanbul CHA)
Bir öğrencinin maliyeti 500 milyon
1999-2000 eğitim-öğretim yılında meslekî ve teknik ortaöğretimde okuyan bir öğrencinin maliyeti 493 milyon 941 bin 511 lira olarak gerçekleşti.
İlköğretimde öğrenci maliyeti 192 milyon 956 bin 134 lira olurken, genel ortaöğretimde bir öğrenci 323 milyon 764 bin 45 liraya mal oldu. Meslek lisesi öğrencilerinin genel lise öğrencisine göre iki katı bulan maliyeti dikkat çekerken, son yıllarda uygulanan politikalar nedeniyle öğrenci sayısı azalan meslek liseleri de atıl duruma düştü.
1999-2000 eğitim-öğretim yılında taşımalı ilköğretim uygulamasına toplam 74 trilyon 302 milyar lira ayrıldı. Geçen yıl taşımalı ilköğretim uygulaması yapılırken meydana gelen kazalarda 9 öğrenci vefat ederken, 58 öğrenci yaralandı. FP Erzincan Milletvekili Tevhit Karakaya'nın yazılı soru önergesine cevap veren Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, “okulu bulunmayan veya çeşitli nedenlerle okulu kapalı, nüfusu az ve dağınık yerleşim birimlerinde bulunan ilköğretim öğrencilerine daha kaliteli eğitim verilmesinin, eğitimde fırsat ve imkân eşitliğinin sağlanmasının hedeflendiği taşımalı eğitim uygulaması ile eğitim ve öğretimin daha verimli hale geldiğini” söyledi. Maliyetinin yüksek olması, sık sık kazaların meydana gelmesi ve tepkiler nedeniyle, 2000-2001 eğitim-öğretim yılında taşımalı eğitim kademeli olarak azaltılıyor. (Süleyman KURT / İbrahim ASALIOĞLU / Ankara ZAMAN)
Başkana tutuklama
Kahramanmaraş'ın Türkoğlu ilçe Belediye Başkanı Bayram Çullu, zorla senet imzalatılması olayına karıştığı iddiasıyla tutuklandı.
Metin Şahin'e zorla senet imzalattıkları iddiasıyla gözaltına alınan Belediye Başkanı Bayram Çullu (ANAP), oğlu Salman Çullu, Fahri Maraşlıoğlu ve Mehmet Nergiz, emniyette ifadeleri alındıktan sonra adliyeye sevk edildi. Bayram Çullu ile öteki 3 sanık, çıkarıldıkları Kahramanmaraş Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi'nce tutuklanarak cezaevine konuldu.
Sanıkların, Bayram Çullu'nun işlettiği kum ocağından 1 milyar 800 milyon liralık kum satın alıp daha sonra bedelini ödemediği için Metin Şahin'e zorla açık senet imzalattıkları öne sürülüyor.
Dilini yuttu kurtarılamadı
Denizli'nin Sarayköy ilçesinde işçilik yapan bir genç, merdivenlerden düştüğü sırada ısırdığı dilini yutarak öldü.
Alınan bilgiye göre, Menderes Tekstil Fabrikası'nda çalışan İbrahim Savaş (25), fabrikanın merdivenlerinden inerken dengesini yitirerek, sol kolunun üzerine düştü ve çarpmanın etkisiyle ısırarak kopardığı dilini yuttu. Olay yerinde ölen Savaş'a, Sarayköy Cumhuriyet Savcılığı'nca yapılan otopsi sonucunda; gencin, ısırdığı dilini yutması sonucu nefes alamayarak öldüğü belirlendi.
Tantan haklı çıktı
'Gündemi değiştirmek için fırsat bekliyorlar.' diyen Bakan Tantan haklı çıktı. Nuriş çetesi gündemi değiştirdi. Yolsuzluklar, gündemin alt sıralarına indi.
Türkiye'de, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve Bankacılık Üst Kurulu Başkanı Zekeriya Temizel'in kişisel çabaları ile gündemin ilk sırasına oturan yolsuzluklar, cezaevi ve çete olayları ile aniden gündemin alt sıralarına indi. Böylelikle İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın korktuğu başına geldi.
Bakan Tantan, hafta başında TESEV ve Dünya Bankası işbirliği ile düzenlenen 'Yolsuzluk Konferansı'nda sert bir çıkış yaparak şunları söylemişti: "Günümüzde yolsuzluk, organize suçların en önemli silahı haline geldi. Yolsuzluk ekonomisinin mimarlarının önünde saygıyla ceketler iliklendi. Güçlü ve etkili oldukları için gündemi onlar tayin ettiler. Önemliyi önemsiz, önemsizi önemli olarak göstermeye muvaffak oldular. Bu kişiler gündemi değiştirmek için fırsat bekliyor. Ama halkımızla, bu akbaba sürüsüne gündemi değiştirme fırsatını tanımama azmindeyiz...”
Gündem nasıl değişir?
Son günlerde aniden alevlenen cezaevi olayları, akıllara 'Acaba gündem özellikle mi saptırılıyor?' sorusunu getirdi. İletişim uzmanlarına göre ise gündem kuramının ve gündem saptırmanın çeşitli yöntemleri var. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Atıf Bir, "Gündemi değiştirmek istiyorsan farklı ve daha önemli bir olayı körükleyip, toplumun dikkatini çekecek ve daha önce gündeme gelmiş, kitlelerin bildiği birisini öne atman lazım. Bu tür insanlar gündem olur ve uzun süre gündemde kalırlar.” yorumunu yaptı.
Gündemde kalmak için konu örgüsünün dikkat çekici olması gerektiğini kaydeden Prof. Bir, şunları söyledi: "Eski gündemi unutturacak yeni gündem farklı bir konuya işaret etmeli. Yoksa dikkat çekmez. Cezaevi olayları ile gündeme gelen çete zaten bir süredir bilinen bir olaydı. Bunun patlaması için bir olay gerekiyordu ve o olay da gerçekleşti. Ama burada bir haber var ve bu olay her genel yayın yönetmeni için haberdir. Niye haber yaptın, diye eleştiremezsin. Cezaevi olaylarının meydana geliş biçimine bakıldığında, 'Acaba gündem saptırılıyor mu?' sorusu akla geliyor.” (Zafer ÖZCAN - Birol AYDIN - Mustafa KUŞEN / İstanbul - Uşak)
Nuri Bergama'ya Vedat Ödemiş'e
İzmir Valisi Alaaddin Yüksel, Nuri Ergin ve adamlarının Bergama Cezaevi’ne getirildiğini, kardeşi Vedat Ergin ve adamlarının da, Ödemiş Cezaevi’ne nakledildiğini söyledi.
Uşak'taki olayların İzmir cezaevlerinde de yaşanıp yaşanmayacağı sorusuna sert cevap veren Yüksel, "Uşak'taki gelişmeleri yakından takip ettik. İzmir'de herkes kurallara uysun. Aksi halde sonuçlarına herkes katlanır. Uşak'taki olayların benzerlerinin İzmir'de olmasına asla müsaade etmem.” cevabını verdi. Bu arada Ödemiş ve Bergama'da geniş güvenlik önlemleri alındı. Sözkonusu ilçelerdeki cezaevinde kalan mahkumların Ergin kardeşlerin kendi cezaevlerine gelmesiyle korkuya kapıldıkları öğrenildi.
Nuriş çetesinin diğer elamanları ile cezaevindeki direnişe katılan tutuklu vi hükümlüler ise şu cezaevlerine gönderildi: Isparta, Burdur, Nazilli, Alaşehir, Manisa, Muğla, Elbistan, Kahramanmaraş, Kütahya, Ermenek, Çanakkale, Erzurum ve Yozgat. (Mehmet ERSOY-Ahmet Ali BEKTAŞ / İzmir CHA)
Altı müfettiş ihmali inceliyor
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Uşak Cezaevi'nde meydana gelen olaylarda, il yönetimi ve jandarmanın sorumluluğunun belirlenmesi amacıyla bir mülkiye başmüfettişi ile jandarma müfettişi görevlendirdi. Adalet Bakanlığı da olayla ilgili olarak 3 müfettiş görevlendirdi.
8 tabanca, 13 telefon bulundu
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, aramalarda Nuri ve Vedat Ergin tarafından teslim edilen 4 tabancadan ayrı olarak Uşak Cezaevi'nde 4 tabanca, 4 oyuncak tabanca, 13 cep telefonu, mutfaktan alındığı anlaşılan 9 bıçak, 50 ile 60 kadar cezaevi yapımı şiş ve kesici alet ele geçirildiğini bildirdi.
Nakil rezaleti
Vedat Ergin, üstü aranmadığı için Bilecik'e silahıyla sevk edildi. Ergin, Bilecik'te üstünü aramak isteyenlere silahını göstererek yaklaşık 9 saat direndi.
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Ergin kardeşlerin Bilecik Cezaevi'ne nakledilmelerinin ardından, Nuri Ergin'in, elindeki cep telefonunu teslim ettiğini, Vedat Ergin'in ise Bilecik Cezaevi dış avlusundan aranmak istendiği sırada üzerinde bulundurduğu tabancayı görevlilere göstererek 3 arkadaşıyla birlikte direnişe başladığını kaydetti. Türk, dün saat 10.00 sıralarında, Vedat Ergin'in, tabancasını ve biri kendisinde diğeri arkadaşlarında bulunan 2 cep telefonunu teslim ederek direnişine son verdiğini bildirdi. Bakan Türk, Ergin kardeşlerin çok dikkatli bir şekilde arandıktan sonra nakledilmesi gerekirken, Bilecik Cezaevi'nde üzerlerinden 1 silah ve 2 cep telefonu çıkmasının bir ihmal olduğunu vurguladı.
Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi'nde
yeraltı dünyasının ünlü ismi Alaattin Çakıcı ile kapışınca 4 Nisan 2000 tarihinde Uşak Cezaevi'ne nakledilen Nuri ve Vedat Ergin kardeşlerin üzerinde yine silah çıkmıştı.
Türk, Emniyet'i suçladı
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Adalet Bakanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında, Uşak E Tipi Cezaevi'nde meydana gelen olayları değerlendirdi.
Bakan Türk, olaylarda istifasını gerektirecek bir durum söz konusu olmadığını belirterek, “Hiçbir ödün verilmemiştir. Yapılan işlemi bir pazarlık olarak görmüyorum. Bizim şikayetimiz, gizli olan bilgi ve belgelerin basına sızdırılmasıdır. Şikayetlerimi sözlü olarak sayın Tantan’a ilettim.” diye konuştu.
Türk, bazı gazetelerde Adalet Bakanlığı'nın daha önce bu konuda yapılan uyarılar karşısında hareketsiz kaldığı yönündeki haberlere ilişkin olarak, "Bu haberlerin emniyet kaynaklı olduğu anlaşılmaktadır. Gizli kaydıyla gönderilmiş olan belgelerin ve genel olarak devlet işleriyle ilgili belgelerin açıklanması hem TCK'nın 229. maddesi anlamında, hem Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesi anlamında suçtur. Yetkili cumhuriyet savcısı bu konuda harekete geçecektir. Ayrıca, 125. maddede memurluktan çıkarmayı gerektiren bu suç için gerekli işlemlerin yapılmasını bekliyoruz." dedi. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün söz konusu yazısında Ergin kardeşlerin başka cezaevlerine nakli uygun olacağı belirtildiğini kaydeden Türk, yazının 23 Ağustos 2000 günü bakanlığa intikal ettiğini, kendisinin de yazıyı derhal Ceza ve Tevkif İşleri Genel Müdürlüğü'ne havale ettiğini ifade etti.
Türk, "Bunun üzerine Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı'na konu intikal etmiştir. İncelemeler sonucunda bakanlığımıza 12 Eylül 2000 günü gelen yazıda cezaevine giren kişilerin (iddia edildiği gibi) dosyaları tek tek incelediklerinin doğru olmadığı bildirildi. Yazıda ayrıca, cezaevinde güç şartlarda çalışıldığı, memur sayısının az olduğu, bazı cihaz ve donanımların bulunmadığı belirtilmekteydi. Bu nedenle Ergin kardeşlerin yapılmakta olan F tipi cezaevlerinden birine nakledilmesi talep edilmişti. Bir süre önce Ergin kardeşlerin iki ayrı cezaevine nakline karar alınmıştır. Bu kararın henüz uygulanmasına geçilmeden olaylar patlak vermiştir." diye konuştu.
Vietnam gibiydi
Uşak E Tipi Cezaevi'nden dün tahliye olan Süleyman Okumuş isimli tutuklu, yaşadıklarını gözyaşları içinde şöyle anlattı: "Cezaevi, 3 gün boyunca sanki Vietnam gibiydi.
Bize isterlerse yemek veriyorlar, istemezlerse vermiyorlardı. Ölen kişilere çok kötü işkencede bulundular. İsyanda devletin çok büyük bir suçu var. Ölü sayısı daha fazla olabilir.
150 kişi, bütün cezaevine hükmediyordu. Olaylar başladığında üzerlerinde tabanca bulunan ve diğerleri bıçaklı çok sayıda kişi, benimle beraber bütün mahkumları rehin aldı. Onlar ne derse istediklerini yapıyorduk. Bize, (9–10 kişiyi öldürdük) diyorlardı. Koğuşların durumu çok kötü. Rehin tutulduğumuz sürede her gün dayak yedik. Mal beyanında bulunmamak suçlamasıyla 5 gün hapis cezasına çarptırılarak cezaevine girdim. Dün tahliye günümdü; ancak edilmedim. Ben M–1 koğuşunda kalıyordum."
Vali Çevik: Sonuç başarılı
Uşak Valisi Ayhan Çevik, "Olay az kan akıtılarak bastırıldı. Sonucu 'başarılı' olarak değerlendiriyorum.” dedi. Nuriş kardeşlerle pazarlık değil, anlaşma yaptıklarını ifade eden Vali Çevik, "Bu yaşanan hadisenin bize, bakanlık temsilciliklerimize ders olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
Bu gücü nereden alıyorlar?
Nuriş çetesinin nereden güç aldığı sorusunun cevabı, Sibel Can, Mustafa Duyar, Selçuk Parsadan ve Çakıcı kavgası olaylarında gizli.
Daha 4–5 sene öncesine kadar Fatih ve Karagümrük'te tahsilat işleriyle uğraşan, esnaftan haraç toplayan, vermeyenlerin işyerini kurşunlayıp, yaralayan ve öldüren, yeraltı dünyasının gündeminde bile olmayan Nuri Ergin, Sibel Can'a şantaj olayıyla bir anda Türkiye'nin gündemine girdi. Alaattin Çakıcı'yla girdiği savaşla da adını bu aleme iyice yazdırdı.
"Öldürülecek”
Nuriş'in son geldiği nokta ise tüyler ürpertici: Devletle pazarlık yapan bir çete reisi. Yeraltı dünyasının ünlü bir avukatı bu noktayı şöyle açıklıyor: "Nuriş'in bu gücü nereden aldığını Sabancı'ya sormak lazım. Kendiliğinden teslim olmuş bir adam, Mustafa Duyar tam konuşacağı sırada içeride öldürtüldü. Sabancı bile kardeşinin katilinin öldürülmesi karşısında ne yapabildi? Devlet diyet borcunu ödüyor. Ama Nuriş artık çizmeyi de aştı. Çok yakın zamanda bu adam öldürülecektir.”
1997 yılında düzenlenen operasyonlarda bir Kalaşnikof otomatik tüfek, 8 tabanca ve 3 el bombasıyla yakalanan Nuri Ergin ve kardeşi Vedat Ergin, tutuklu bulundukları Metris Cezaevi'nde isyan elebaşılığı yaptılar. Bu olaydan sonra Çanakkale Özel Tip Cezaevi'ne gönderilen Ergin kardeşler, 12 Ağustos 1998 günü duruşma için getirildikleri Eyüp Adliyesi'nden kaçtılar. Polis 30 Kasım 1998 günü Nuri Ergin, kardeşi Vedat Ergin ve çetenin diğer 16 üyesini yakaladı. Bu operasyonda çok sayıdasilah ele geçirildi. Ergin kadeşlerin firarından sorumlu tutulan askerler ise mahkemede şu ifadeyi verdi: "Komutanımız Astsubay Mustafa Ulaş; 'Bunlar milliyetçi insanlar, iyi insanlar. Firar edeceklerini sanmıyorum. Kendilerine iyi davranın. Sıkmayın.' dedi.''
Duyar öldürüldü
Şubat 1999'da Türkiye, Sabancı suikastının faili Mustafa Duyar'ın öldürülmesiyle sarsıldı. Herkesin konuşmasını beklediği zamanda Duyar, konuşamadan öldürüldü. Nuriş'in infaz emri, ''Mustafa'ya selamımı gönderin.'' mesajıyla ulaştı. Karagümrük çetesinin 8 mensubu, cezaevindeki eylemi Eskişehir Özel Tip Cezaevi'nde kalan 'Nuriş' lakaplı çete lideri Nuri Ergin'in talimatıyla yaptıklarını açıkladı.
Kardeşi: Manyaktır
Nejat Ergin, kardeşi Nuriş ve ailesinin İstanbul macerasını şöyle anlattı: "Erzurum'dan İstanbul'a gelen babam Karagümrük'e yerleşti. Burada üç restoran açtı. Yurtdışında da oyun salonları vardı. İşleri büyümüştü. Göze battı. Nuriş 13 yaşındayken, 1976'da babamızı vurdular. Babamı çok seven ve yanından ayrılmayan Nuriş, onun intikamını aldı. Daha sonra işyerlerimiz yakıldı. Annem dövüldü. Onun davası bu noktada başladı. Nuriş 10 yaşındayken 40 yaşında arkadaşları vardı. Manyak bir tiptir. 17 yaşında şimdiki eşi Kader'i kaçırıp evlendi. Üç çocuğu var. Babamdan gelme kabadayı ortamının verdiği atmosferle bu alemi seçti."
|