Dengesiz bir yazı
Üzerinde çok durmadığımız sözcüklerden biridir “denge”. Tutarsız davranışlar içinde bulunan insanlara “dengesiz” deriz. Spor merkezleri ve beslenme uzmanları, dengeli bir yaşam ve dengeli beslenme önerileri getirirler. Peki, ama nedir denge? Örneğin, terazinin iki kefesine konulan ağırlık eşitse, terazinin kefeleri durur.
Kendi dengesini bulan her şey durur. Güçleri eşit iki takım dengeli bir maç oynarlarsa, kimsenin işine yaramayan bir beraberlikle sona erer. Yayık ayran yapılan fıçı dengede durursa ayran olmaz. Eğer dünya dengede tek bir noktada dursaydı, yine güneş tek bir noktada dengede dursaydı, büyük olasılıkla dünyada mevsimler ve yaşam olmayacaktı. Dünyaya yaşamı getiren şey, dengede bir noktada durması değil, sürekli ve düzenli bir hareket halinde olmasıdır. Ancak klasik olarak bilinen tek nokta dengesi değildir bu.
Düşünmenin ve yaşamın başladığı nokta denge noktası değil, hareketin olduğu yerdir. İhtiyaç duyduğumuz şey dengeye geldiğimiz bir nokta değil, hareketin kendisidir. Dengeli yürüyen biri hiç düşmez; ama hiç düşmeyen biri kalmayı öğrenemez. Ayrıca düşmenin ne demek olduğunu da bilmez. Bugün iş dünyasında büyük şirketleri ortaya çıkarmış girişimcilerin, hemen hepsi daha önce birkaç iş batırmıştır. Hata yapmayan kişi hatalarından öğrenemez.
Öğrenme açısından
Öğrenme açısından bakarsak, insan sadece dengesini bozduğu zaman öğrenebilir. Diğer bir deyişle denge belirli bir durağanlık ve hareketsizlikse, insan sadece harekete geçtiği zaman öğrenebilir. Örneğin, tek bir kurumda hayatını geçiren insanlar, iş anlamında belirli bir dengeyi korumuşlardır; ancak 25–30 yıllık süreç geçirmiş olmalarına rağmen tek bildikleri işletme çalıştıkları işletmedir. Hiç şişmanlamamış birisi, nasıl kilo verildiğini öğrenemez. Hiç sigaraya başlamamış birisi, sigara içmenin ve sigarayı bırakmanın ne demek olduğunu bilemez. Öğrenme açısından bakarsak, hangi alanda dengedeysek onu bozmak öğrenmemize yol açar.
Hangi alanda dengedeysek onu bozmak öğrenmeye yol açar; ama yasal ve ahlaki olarak sınırlanmış alanlarda dengeyi bozmamak gerekli. Örneğin, birisini öldürmemişlik bir tür denge durumudur; ancak birini öldürüp 'Bu nasıl bir duyguymuş, dengemi bozayım da öğreneyim.’ demek ya da 'Hiç hırsızlık yapmadım, bu açıdan dengedeyim, bir deneyeyim de öğreneyim.’ demek bu yazıda sunulan fikirler açısından geçerli değildir. 'Şişmanlık nasıl bir şeymiş?’ deyip şişmanlarsanız, bir şekilde ilk halinize geri dönebilirsiniz; ama birini öldürdükten sonra başladığınız noktaya geri dönemezsiniz. Dengeleri geri dönülemez şekilde bozmak öğrenmek değil, yeni bir denge kurmaktır. Birisini öldürdüğünüz zaman, hayatınız boyunca “katil” olmuş olma noktasında dengede kalırsınız.
Dünya evet dengede sabit durmaz; ama düzenli olarak hep başladığı yere döner. Yayık ayranının yapıldığı fıçı dengede değildir; ama o da düzenli olarak hep başladığı yere dönerek hareketine devam eder. İhtiyaç duyduğumuz şey, belirli bir dengeyi bozup tekrar geri dönebilmektir. Her iki uç arasında geliş gidiş, yaşamayı öğrenmektir.
Haftanın Sözü: İnsan dünyaya insan olarak gelmez; yaşamın kendisi insan olmayı öğrenme sürecidir.
m.arat@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
27/
08/
2000...
Konuşan yazı
03/
09/
2000...
Turkishler ichin bir adim otesi
10/
09/
2000...
Koçluk kavramı
17/
09/
2000...
Mantık dışı bir yazı
24/
09/
2000...
Kulaklarımızın arasındaki boşluk
01/
10/
2000...
Ben, ben değilim
08/
10/
2000...
s-Empati
15/
10/
2000...
Senaryo ve yetenek planlama
22/
10/
2000...
Sıradanlığın dayanılmaz hafifliği
29/
10/
2000...
Zaman kazanma ilkeleri
|