AB'nin yolu sinemadan geçiyor
Ankara'da başlayan ve sırasıyla Eskişehir, İzmir ve Bursa'ya uğrayacak olan 6. Avrupa Filmleri Festivali, AB'ye sinemadan bir bakış sunuyor.
AB Katılım Ortaklığı Belgesi'nin hararetle tartışıldığı şu günlerde sinema seyircisi, 'AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer' söylevlerinden uzak, Avrupa filmleri ile buluşuyor. Karanlık sinema salonlarını aydınlatan birbirinden ilginç Avrupa filmleri ile sinemadan AB'ye yol yapıyor.
3 Kasım'da Ankara'da başlayan ve sırasıyla Eskişehir (12–16 Kasım), İzmir (17–23 Kasım) ve Bursa'ya (24–29 Kasım) uğrayacak olan 6. Avrupa Filmleri Festivali, 'Gezici Festival' konseptiyle Türkiye'nin yollarını aşındırıyor. Türkiyeli sinemaseverlere Avrupa filmlerinden tatlar sunarken, Avrupa sinemasına Türkiye'den yeni lezzetler devşiriyor.
Festivalde bu yıl 27 uzun, 64 kısa Avrupa filmi gösterime girerken, Türkiye'den Derviş Zaim'in Antalya Film Festivali ödüllü, bu yılın en iyi Türk filmlerinden biri olarak kabul edilen Filler ve Çimen'i gösterildi. Susurluk skandalının yıldönümünde, Derviş Zaim'in bir atletin hikayesine yaslanarak giriştiği siyasal analizin gösterime sokulması manidar bulunurken, siyasal sinema sınırlarına mahkum edilmeyecek üslupçu yaklaşımıyla Zaim, Türk sineması adına umut veren bir yönetmen olarak alkışlandı. Festivalin açılış gecesinde Avrupa ülkelerinden diplomatik temsilcilerin katılımıyla gerçekleşen kısa film gösterimi, sinema severlere 'sinemanın bilge dilini' hatırlattı.
Tarkovski seçkisi
Festival programında geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da sinema tarihinin önemli yönetmenlerinin filmlerine yer verildi. "Sinemanın şairi" olarak adlandırılan Andrei Tarkovski'nin "Stalker", "Andrei Rublev" ve "Ayna" isimli filmleri festival boyunca gösterilen filmler arasında seçkin sinema izleyicisinin en çok ilgisini çeken filmler oldu. Festivalin "Avrupa'nın en iyileri" bölümünde Ingmar Bergman'ın "Utanç"ı, Milos Forman'ın "Koşun İtfaiyeciler"i, Pedro Almodovar'ın "İhtiras Labirenti", Costa Gavras'ın "Ölümsüz"ü, Alain Resnais'nin "Amerikalı Amcam"ı, Andrzej Wajda'nın "Orkestra Şefi" isimli filmleri de gösterime sunuldu. Bu arada festivalde Avrupa sinemasının yeni ve başarılı örneklerine de yer verildi. Frederic Fonteyne, Luc ve Jean – Pierre Dardanne, Ivan Nitchev ve Peter Timar'ın filmleri bunlardan birkaçı.
AB'ye derkenar
Ankara'da başlayan 'gezici' Avrupa filmleri festivali, siyasal tartışmaların arasında sıkışmış gibi duran AB serüvenimize bir derkenar düşerken, henüz kendisini yapma–inşa etme sürecinde olan ortak Avrupa'dan sinemasal tatlar sunuyor. Ankara izleyicisi bu tatları zevkle taam etmeye başladı, peki ya Eskişehir, İzmir ve Bursa'nın taamperestleri sizler hazır mısınız, ilinize kurulacak sofradaki lezzetlerle buluşmaya? (Eyüp Can)
Sinemaya ilgi artmadı
Türk sinema sektöründe son yıllarda yaşanan değişimin sinemaya olan ilginin arttığını göstermediğini belirten ünlü yönetmen Atıf Yılmaz, müzikte olduğu gibi sinemada da popülerliğin ön plana çıktığını, piyasa filmleri ile kaliteli filmlerin ayrılması gerektiğini söyledi.
Türk sinemasının ünlü yönetmenlerinden Atıf Yılmaz, Türk sinema sektöründe son yıllarda yaşanan değişimin sinemaya olan ilginin arttığını göstermediğini söyledi.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nda her cumartesi düzenlenen sohbet toplantılarının bu haftaki konuğu olan Yılmaz, televizyon ve videonun yaygınlaşması ve ekonomik zorluklar nedeniyle seyircisini kaybeden Türk sinemasının arayış içinde olduğunu ifade etti. Yeni filmlerin kime çekildiğinin bile belli olmadığını belirten Yılmaz, "İyi seyirci çeken filmler iyi film olmayabilir. Onlar popüler sinema ürünleri pop müzik gibi. Popüler olmayan filmler yine izlenmiyor." dedi.
Yılmaz, Batı pazarına girme çabası içinde yeni bir atılım yaşandığını ama burada da Türk sinemasını bir tehlikenin beklediğine işaret ederek, şunları söyledi: "Batılılar bizim kent filmlerimizi değil egzotik filmlerimizi seviyor. Türkiye'nin asıl sorunları ise büyük kentlerde yaşanıyor. Yılmaz Güney'in Batı'da gösterilen filmleri Güneydoğu'da geçen filmlerdi, kent sorunlarını anlatanlar değil. Batı kendi yaşadığı kent sorunlarını görmek istemiyor.."
Önemli olan yerellik
Yıllar önce kendisinin de içinde bulunduğu sinemacıların ulusal sinema kavramını ortaya atarak bunu gerçekleştirmeye çalıştıklarını; ama gerekli donanımları olmadığı ve Amerikan kültürünün baskınlığıyla bunun gerçekleştirilemediğini anlatan Yılmaz şöyle devam etti: "Evrensel sinema bilgisine yerel bir taş koymazsanız sizi kabul etmiyorlar. Binlerce yıllık geleneği yeni bir sentezle dünya sanatı üzerine taze bir ses olarak sunmak gerekiyor. Bizim sinemamızın bunu başaramama nedenlerinden biri geçmişimizle aramızdaki 75 yıllık kopukluk. " (Şemsinur BEKTAŞ)
Bizans Sarayları günışığında
1992 yılından bu yana Ayasofya, Küçük Ayasofya, At Meydanı ve Marmara Denizi'ne uzanan alanda sürdürülen arkeolojik çalışmaların sonuçları, İbrahim Paşa Sarayı'nda sergilenecek.
9-17 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek ve Sultanahmet bölgesinin turistik ve tarihi önemine dikkat çekecek olan sergi, Bizans ve Osmanlı imparatorlukları dönemindeki şehrin, İstanbul'a dönüşümünü inceliyor.
'Derviş' motor dedi
Yugoslav yazar Mehmet Selimoviç'in 'Derviş ve Ölüm' adlı romanından uyarlanan ve Albetro Rondalli'nin yönettiği 'Derviş' adlı film, 19. yüzyılın sonlarında, küçük bir Anadolu kasabasında yaşayan Mevlevi Şeyhi Ahmet Nurettin'in yaşamından bir kesiti anlatıyor. Film, Ekim 2001'de vizyona girecek.
Nemrut'a ilgisizlik
National Geograpic Dergisi Arkeoloji Danışmanı Prof. Dr. Henry T. Wright, Nemrut Dağı'nın 2 bin 150 metrelik doruğunda bulunan kültün, önemine dikkat çekerken gözlemlerini de şöyle aktarıyor: "Nemrut'ta güneşin batışını izleyen 200 kişilik bir grubun, şarap içip piknik yapmalarına tanık oldum. Bilinçsiz bir kitle turizmi ve korumanın olmaması bizleri son derece üzdü. Burası mutlaka ciddi şekilde korunmalı."
|