GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

08/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


BASIN HARMANI 


Vicdanları sızladı!

Andıç konusu medyada güncelliğini korumaya devam ediyor. Sabah gazetesi başyazarı Güngör Mengi de dün bu konunun kapanmaması gerektiğini yazdı. Mengi'nin yazısı şöyle:

"Genelkurmay Başkanlığı'nın "andıç" konusundaki açıklamayı yaptığı günden beri düşünüyorum. Bölücü teröre karşı elde edilen başarının onuru, hemen tamamen Türk Silâhlı Kuvvetleri'ne aittir.

Peki bu "düşük yoğunluklu savaş"ı yönetenlerin, kendi halkına ve bazı kurumlara karşı psikolojik savaş yöntemlerine başvurmaya hakları, hatta en azından ihtiyaçları var mıydı? Göze alınan haksızlığın, yapılan haklı savaşı lekeleyebileceğini karar vericiler hiç hesap etmedi mi? Gazetecilerin hayatını altüst eden bu karargâhiçi çalışmanın hareket noktasını, Genelkurmay bugün de savunuyor: "... Çöküş sürecine giren örgütün sözde lider kadrosu ile röportajlar yapılarak örgüte ve yandaşlarına moral ve toparlanma imkânı veren yayınlar, kanlı terör örgütünün başı ile Suriye'de müteaddit defalar görüşerek bir tür pazarlık yapan kişiler.." Terörle mücadelenin gerektirdiği hassasiyeti egemen kılmanın yolları tükenmiş miydi? Haberleşme kanalları tıkanmış mıydı?

Durum hukuk devletini devre dışı bırakacak, yargısız infazlardan medet umacak kadar umutsuz muydu? Hayır.. bunlara hiç ihtiyaç yoktu. Ordunun itibarını korumak, eski bir silâh arkadaşını koruma duygusundan daha önemli ve daha öncelikli bir sorumluluktur. Genelkurmay "andıç" meselesini kapanmış saymamalıdır.

25 Nisan 1998'de "Alçakları tanıyalım" başlıklı bir yazı yazan Oktay Ekşi de "andıç" olayı patlak verince "Genelkurmay kendi görevini, basın da kendi görevini yapsın." demişti. Haberin yer aldığı iki gazetemizin başyazarları vicdan muhasebesi yapmış olacaklar ki, şimdi de günah çıkartmaya çalışıyorlar.




Başkan'ın adamları

Başkan Nixon, Vietnam Savaşı konusunda basında çıkan eleştirilerden bunalmıştır. Beyaz Saray'daki sağ kolu Haldeman'ın günlüklerinden daha sonra öğrenildiğine göre, Başkan, şu talimatı verir: "Basında kendi adamlarımızı ve kurumlarımızı oluşturma projeme yüklenelim. Basın, siz onlara çarpmadan tavrını kolay kolay değiştirmez." Haldeman bunu şöyle özetler: "Nixon, medyadaki düşmanlarını çivilemek için hiçbir fırsatı kaçırmazdı. Başkan, basın sorunuyla savaşmanın yolunun, kendi haberlerimizi forse etmekten ve muhaliflere şiddetli saldırılardan geçtiğine inanırdı."

Yıllarca büyük haber ajansı AP'ye ve ünlü dergi Newsweek'e çalışan, "Reagan–Bush Dönemi: Amerika'yı Ahmaklaştırmak" kitabının yazarı Robert Parry 1995'te gelinen noktayı şöyle anlatır: "Nixon bile, projesinin çeyrek yüzyıl sonra bu denli iyi işleyeceğini tahmin edemezdi. Nixon'ın projesinden 25 yıl sonra, yıldırıcı, sindirici bir medya oluştu." Nixon'ın projesi için yüz milyonlarca dolar akıtılmıştı. Ortaya çıkan rakamlara göre, sadece Washington Times'a akan para, 10 yılda 100 milyon doları geçmişti. Paranın kaynağı hep sır kaldı. Bazı yayın organlarına John M. Olin Vakfı benzeri kaynaklardan yüz binlerce dolar sağlandı. Vakfın başı, Nixon'ın Hazine Bakanı William Simon'dı.

Reagan yönetimi, kendilerine yakın basın kuruluşlarıyla işbirliği yapan bir "kamu diplomasisi" aygıtı oluşturmuştu. Aygıt, Beyaz Saray'a yakın medya bağlantılı çevrelere, yani "Başkan'ın adamları"na ihaleler ayarlıyor, para sağlıyordu. Bizde "Başkan'ın adamları" var mı? Nasıl besleniyorlar, nasıl kışkırtılıyorlar, nasıl haber alıyor, nasıl veriyorlar, nasıl yazıyorlar? Umur Talu/ Milliyet




'Eğitilen' gazeteciler kim?

28 Şubat sürecinin Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgeneral Erol Özkasnak, Radikal'de yapılan söyleşide Milli Güvenlik Akademisi'nde ders alan iki gazetecinin olduğunu şu ifadelerle açıkladı: "Bir yıl Akademi komutanlığı yaptım. İki dönem asker ve yüksek rütbeli subay ile üst düzey bürokratlar ve özel sektör yöneticilerinden 124 kişi eğitim gördü. Bu eğitime gazeteciler de davet edilmektedir. Şimdiye kadar iki gazetecinin eğitime katıldığını biliyorum. İlginçtir, benim dönemimde sadece dinci kesimden bir gazeteci eğitime katılmayı talep etti." Özkasnak'ın sözünü ettiği Milli Güvenlik Akademisi'nden ders alan bu iki gazeteci kim?




Psikolojik harekat yoktu!

Emekli Tümgeneral Erol Özkasnak, Radikal'de yapılan röportajda, Genelkurmay 'andıcı'ndaki psikolojik harekat planı diye bir planın "tamamıyla gerçek dışı bir iddia ve iftira" olduğunu söyledi. Özkasnak, "Genelkurmay Başkanlığı'nda hiçbir şey tahrif edilmez ve hiç kimse böyle bir işe tevessül etmez." açıklamasını yaptı. Özkasnak, "Sakık'ın 1998 Nisanı'nda gazetelere yansıyan ifadesi 'fabrikasyon' değil mi?" sorusuna şu cevabı verdi: "Fabrikasyon olduğuna inanmıyorum." Özkasnak kanıtına ilişkin olarak da "Bu sorunun muhatabı ben değilim. Şemdin Sakık. Gidip ona sorun." dedi. Özkasnak "çete" ve "cunta" iddialarını da reddetti.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.