Arşivler deprem deresine
Osmanlı arşivlerinin taşındığı ve trilyonlarca liraya mal olan İkitelli'deki barakaların 1. derece deprem bölgesi Ayamama deresinin tehdidinde olduğu ortaya çıktı.
Depremden zarar gören Süleymaniye ve Beyazıt kütüphanelerindeki Osmanlı arşivlerinin, 'kurtarma operasyonuyla' taşındığı İkitelli'deki SEKA depolarının 1. derece deprem bölgesi olan Ayamama dere sahası içinde olduğu ortaya çıktı.
Yetkililerin gözden kaçırdığı bu yanılgı sonucu, nemle temas etmemesi gereken eşsiz değerdeki tarihi belgeler, sağanak yağışlarda sık sık taşan dere sularının tehdidi altına girdi. Osmanlı arşivlerinin mevcut halinin gayri sıhhi olduğunu, yazın sıcak, kışın da nemle savaşan arşivlerin mutlaka havalandırma sistemiyle donatılmış bir ortama taşınması gerektiğini belirten Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İkitelli'deki yere 3 trilyonun üzerinde yatırım yapıldığına dikkat çekerek, "Şu anda arşivlerin taşındığı yerle ilgili bilgimiz yok. Eğer yangın, nem, havalandırma ile ilgili gerekli tedbirler alınmadıysa buraya taşımanın da bir anlamı olmaz." dedi.
Türk Kültürü Araştırmalar Vakfı Başkanı Prof. Dr. Şükrü Erçin de, 'arşivlerin ne şekilde taşındığı bile belli olmadan gecekondu yerleşimine açık bir yere taşınmasının tarihe ihanet anlamı taşıdığını' söyledi. Erçin, "Bu, hazin ve utanılacak bir durum. Hiç olmazsa ilim adamlarına teslim etsinler, onlar kıymetine göre muamele etmesini bilir." diye konuştu.
Dünya arşivleri dijital ortamda
Öte yandan Osmanlı, Koç, Egebank gibi bankaların yazılı arşivlerini iki ay gibi kısa bir sürede 5 operatör ve 20 kişilik ekiple dijital ortama taşıdıklarını anlatan Aksis AŞ Genel Müdürü Cavit Akşehirlioğlu, mevcut teknolojik imkanlarla Osmanlı arşivlerindeki 150 milyonu aşkın belgenin tasnif edilip, dijital yedeğinin oluşturulabileceğini söyledi. Oluşturulacak ekip sayısı ve imkanlara göre 3–4 yıl içinde bütün arşivin dijital ortama, daha sonra internet aracılığıyla bütün dünyaya açılabileceğini vurgulayan Akşehirlioğlu şunları söyledi: "Osmanlı arşivi gibi dünyanın en büyük ve zengin arşivi internete açıldıktan sonra kendisine yapılan yatırımı çok rahat bir şekilde aynı sürede geri çevirebilir. Önemli olan bunun projelendirilip hayata geçirilmesi."
(Fatih UĞUR)
Ermeni iddialarına karşı Pierre Loti
Kültür Bakanı Talay, Ermeni soykırımı tasarısına karşı Fransa Senato Başkanı Poncelet'e bir mektup yazarak ünlü Fransız yazar Pierre Loti'nin mektuplarını kanıt gösterdi.
Kültür Bakanı İstemihan Talay, Fransa Senatosu'ndaki siyasi grupların hazırladıkları sözde Ermeni soykırımına ilişkin yeni yasa tasarısı nedeniyle Fransa Senato Başkanı François Poncelet, Kültür Bakanı Catherine Tasca, Milli Eğitim Bakanı Jack Lang ile Fransa Büyükelçisi Bernard Garcia'ya birer mektup gönderdi. Mektubuna, ünlü Fransız yazar Pierre Loti'nin Kültür Bakanlığı'nca bastırılan mektuplarından oluşan kitabı da ekleyen Kültür Bakanı Talay, Türk halkının, 'Ermenilerin sözde katliamı' konusunda bir kanun tasarısını Fransa Senatosu'nda alelacele kabul ettirmek üzere bazı senato üyelerinin başlattığı girişimleri endişeyle izlediğini ifade etti. Mektubunda, tarihte geçen olaylar hakkında tanıklık etmek üzere Loti'nin 'Türkiye Mektupları' adlı kitabını da gönderdiğini belirten Talay, kitabın, yazarın 1910–1922 yılları arasında Louis Barthou'ya yazdığı mektupların bir kısmından oluştuğunu kaydetti. Mektupların bazılarında Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Türkiye'nin doğusunda gerçekte vuku bulan olaylar hakkında Loti'nin görüş ve düşüncelerinin yer aldığına işaret eden Talay, şöyle devam etti: "Her iki milletin de kabul edeceği en sağlam şahitlerinden biri olarak Loti'nin yazdıklarından, Türk tarihçilerinin, Türk halkının ve Türk hükümetinin görüşlerinin doğruluğu hakkında ikna olacağınızı umuyorum. "
Tarihî notlar
Kültür Bakanlığı'nca bastırılan Pierre Loti'nin 5 Mart 1920 tarihini taşıyan mektubunda Maraş olaylarına ilişkin şu görüşleri yer alıyor: "Osmanlı Birliği, Ermeni politikacıların, kaba yöntemlere başvurmalarını ve uydurma katliam hikayeleri yayarak kamuoyunu, siyasal şartların her uygun düşüşünde kendi lehlerine çevirmeyi hedefleyen uygulamalarını kınamaktadır. Birlik, kamuoyunu, özellikle tam da talihsiz Türkiye'nin akıbetinin tartışıldığı şu günlerde ısrarla yayılan Ermeni katliamları ve onun titizlikten uzak propagandası konusunda çıkan son gürültülere ilişkin olarak uyarmaktadır. Mevcut kampanya, şimdiye kadar yapılan yergilerin en öfkelisini ve iftiraların en alçağını bile hayasızca geride bırakmaktadır. Osmanlı Birliği, çıkarcı bir amaçla yayılan bu dayanaksız iddiaları büyük bir kızgınlıkla yalanlamakta ve Güneydoğu Anadolu'yu kana bulayan, kurbanlarının çoğunluğunu Müslüman nüfusun oluşturduğu acı olayları aydınlatmayı kendine görev addetmektedir."
Deprem vergileri 2002'ye kadar
Hükümete, deprem ve kesintisiz eğitime katkı için vergi koyma yetkisi veren yasanın 2002 yılı sonuna kadar uzatılmasına ilişkin tasarı TBMM Başkanlığı'na sunuldu.
Maliye Bakanı Sümer Oral'ın, 2000 yılı sonunda sona erdirileceğini açıkladığı, deprem vergileri ile 8 yıllık kesintisiz eğitime katkı payı uygulaması 2002 yılına kadar uzatılıyor. Konuyla ilgili TBMM Başkanlığı'na sunulan yasa tasarısıyla, Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu'nun 10'uncu maddesinde yapılan değişiklikle, Bakanlar Kurulu'nun yetkisi yeniden düzenleniyor. Buna göre Bakanlar Kurulu, yeniden değerleme oranının yüzde 50 fazlasını geçmemek, yüzde 50'sinden az olmamak üzere yeni oranlar belirleyebilecek. Hükümet, kanunda yazılı vergi miktarları ile yeniden değerleme oranı veya belirlenmiş olan vergi miktarlarını, taşıtların teknik özellikleri ve kullandıkları yakıt türleri veya kullanım amaçları itibariyle ayrı ayrı veya topluca 20 katına kadar arttırabilecek. EURO normlarını sağlayan katalitik konvertör sistemi ile teçhiz edilmiş taşıtlarda belirlenen oranı veya miktarı yüzde 50 oranına kadar indirebilecek. Finansman Kanunu'nda da değişiklik yapan tasarı ile Bakanlar Kurulu, yüzde 12 olan Ek Taşıt Alım Vergisi oranını yüzde 6'ya indirmeye, yüzde 36'ya kadar artırmaya yetkili kılınıyor.
Eğitime katkı
Tasarıyla ayrıca, 8 yıllık kesintisiz ilköğretim çalışmalarının devam ettirilebilmesi amacıyla eğitime katkı payı uygulaması 31 Aralık 2002'e kadar uzatılıyor. Eğitime katkı paylarının tahsil ve beyanının Türk Telekom AŞ tarafından yerine getirileceği belirtilmekle beraber, bu mükellefiyetin halen cep telefonu işletmecileri tarafından yerine getirildiği belirtilen tasarıyla, uygulamaya açıklık kazandırılması bakımından mevcut yasadaki, Türk Telekom AŞ ibaresi 'cep telefonu işletmecileri' olarak değiştiriliyor. Eğitime katkı payı tutarları konusunda Bakanlar Kurulu'na verilen 5 katına kadar artırma yetkisi de 10 katına çıkarılıyor. Tasarıda, deprem nedeniyle vergi vermeyen mükelleflerin mücbir sebebin ortadan kalkmasından sonra aylık beyana tabi olan her bir vergiye ilişkin 15 ayrı beyanname vermesi gerekeceği de hatırlatılarak, 'mükelleflerin gereksiz bürokratik işlemlerinin azaltılması ve vergi dairelerinin çok az bir süre içerisinde çok sayıda beyannameyi kabul etmelerinde yaşanacak sıkıntıyı gidermek açısından' beyannamelerin toplu olarak verdirilmesi konusunda Maliye Bakanlığı'nın yetkili kılındığı ifade ediliyor.
Postacılara yurtdışı tatili
Postacıların yurtdışında tatil yapmalarına imkan verecek anlaşma Bulgaristan Posta İdaresi ile imzalandı.
Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, iki ülke arasında imzalanan anlaşmaya göre; Türk PTT'si ve Bulgaristan Posta İdaresi personelinin seyahat giderleri hariç her türlü giderlerinin ve tatil masraflarının ev sahibi ülke tarafından karşılanacağı ve her iki taraf personelinin sosyal tesislerden eşit düzeyde faydalanacağı belirtildi. Başarılı personele takdirname belgesi verilmesi yerine, onları motive etmek için bir maaş ikramiye veya yurtdışı tatili gibi imkanlar sunulduğunu belirten PTT Genel Müdürü Dursun Dağaşan, "Türkiye, kurulması düşünülen Avrasya Posta Birliği'nin de üyesi olduğu için Bulgaristan bu konuda ilk örnek olmuştur. Devamı gelecektir." dedi.
Akay'dan hukuk çağrısı
Türkiye Kamu—Sen Genel Başkanı Resul Akay, kamu çalışanlarının uluslararası sözleşmelerle ve Anayasa ile teminat altına alınan örgütlenme ve pazarlık haklarının yıllardır tanınmadığını belirterek, "Buradaki hukuk ihlali apaçık ortadadır." dedi.
Akay, Bolu Köroğlu Tepe Tesisleri'nden başlayıp, Yeniçağa ilçesinde sona erecek olan "Hukuk Devletine Saygı" etabını yürümeye başladı. Yürüyüş öncesi bir açıklama yapan Akay, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in niteliklerinden biri olarak belirtilen "hukuk devleti"nin hayata geçirilemediğini savundu. Akay, kamu çalışanlarının uluslararası sözleşmelerle ve Anayasa'nın 53. maddesi ile teminat altına alınan örgütlenme ve pazarlık haklarının yıllardır tanınmadığını kaydetti.
KESK de Ankara yolcusu
Kadıköy'de toplanan sendika yöneticileri, 'İnsan onuruna yaraşır ücret' talebiyle yürüyüşe geçti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), "İnsan onuruna yaraşır ücret" talebiyle Kadıköy İskele Meydanı'ndan Ankara'ya yürüyüş başlattı.
Meydandaki Atatürk Anıtı önünde bir araya gelen KESK ve bağlı sendikaların yöneticileri ile üyelerden oluşan 500 kişi, saat 14.30 sıralarında Söğütlüçeşme Caddesi'ne doğru yürüyüşe başladı. Yürüyüş kortejinin önünde yer alan KESK Genel Başkanı Siyami Erdem, DİSK Genel Sekreteri Murat Tokmak, Türk—İş 1. Bölge Temsilcisi Faruk Büyükkucak ve CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Bölük, "Tasarruflarımız için, halktan yana bütçe için yürüyoruz" yazılı pankartı taşıdılar.
Çeşitli dövizler taşıyan öteki katılımcılar da, "İşçi, memur el ele, genel greve", "Baskılar bizi yıldıramaz", "Direne, direne kazanacağız", "Sefalete teslim olmayacağız" şeklinde sloganlar attılar. Ankara'ya yürüyeceklerin beyaz önlük giydiği yürüyüş sırasında, çevrede yoğun güvenlik önlemleri alındı.
Tomruk çatışması
Sapanca ormanlarında kaçak tomruk kesimi yapan 3 kişi ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 1 kişi öldü.
Sakarya'nın Sapanca ilçesinde, ormanlık arazide kaçak tomruk kesimi yapan 3 kişi ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 1 kişi öldü, 1 kişi yaralandı. Erdemli köyü Soğucak yaylasında kesim yapan Nihat Biber, Enis Badişoğlu ve Erdinç Demir, jandarmanın "dur" ihtarına uymayarak ateş açtı. Güvenlik güçlerinin de karşılık vermesi sonucu ağır yaralanan Nihat Biber (45), kaldırıldığı ToyotaSA Acil İlkyardım Hastanesi'nde kurtarılamadı. Çatışmada ayağından yaralanan Enis Badişoğlu yakalanırken, Erdinç Demir ise olay yerinden yaya olarak kaçtı.
Tomruk dolu 3 römorka el koyan güvenlik güçleri, olayla ilgili soruşturmayı sürdürüyor.
Jandarmaya eleştiri
Cezaevlerindeki başıbozukluğa sebep olarak çok başlılık gösteriliyor. Dış güvenliğin jandarmadan alınıp iç güvenlik gibi Adalet Bakanlığı'na devredilmesi teklif ediliyor.
Uşak E Tipi Cezaevi'nde çıkan kanlı isyanlar sonrasında ceza infaz kurumlarının dış güvenliğinden sorumlu jandarmanın konumu tartışılmaya başlandı. Dış güvenliğin de iç güvenlik gibi Adalet Bakanlığı'na bağlanması isteniyor. Uzmanlar, iç ve dış güvenlikten cezaevi müdürünün sorumlu olması, cezaevi idaresinin de oluşturulacak infaz hakimliği tarafından kontrol edilmesi gerektiğini belirtiyor. Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde geçtiğimiz yıl 10 kişinin öldüğü isyanda TBMM komisyonunda da, cezaevlerinde bir otorite zaafiyetinden çok otoritenin yanlış kullanıldığına dikkat çekilmişti.
Bakanlar da şikâyetçi
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk de, cezaevlerine silah ve telefon girişinde jandarmanın etkisine şöyle dikkat çekmişti: "Cezaevlerinin dış güvenliğinden jandarma sorumlu. İnfaz koruma memurları içeride sorumlu. Nuri ve Vedat Ergin kardeşlerin nakilleri sırasında silahlı oldukları anlaşılıyor. Nakli yapan jandarma. Bu nasıl oluyor?" Adalet eski Bakanı Seyfi Oktay, cezaevi yönetimindeki üç başlılığa dikkat çekerek, "Savcı, cezaevi yönetimi ve jandarma var. Jandarma başka bir idari yapıya, İçişleri Bakanlığı'na bağlı. Cezaevi yönetimiyle bir bağı yok. Yönetim ona emir veremiyor. Cezaevinden içeri girene kadar sorumluluk jandarmanın. Bu nedenle içeri alınan yabancı eşyalardan sorumlu olan jandarma." dedi.
Rüşvet alıyorlar
Bayrampaşa Cezaevi eski savcılarından Melih Şentürk, cezaevine uyuşturucu, silah ve telefon girişinin nedenlerin şöyle anlatmıştı: "Personelin çok olması denetimi güçleştiriyor. Jandarma tarafından da içeriye kaçak şeyler sokulabilir. Gardiyan ve jandarmanın ekonomik şartları çok kötü. Bu yüzden rüşvet ya da diğer yollara başvuruyorlar." İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi avukat Kemal Aytaç ise Adalet Bakanlığı'na bağlı adli polis kurumunun oluşturulmasını isteyerek, "Cezaevi müdürü güvenlik güçlerini de komuta edecek. İnfaz hakimliği sistemi kurulmalı. Hakimlerde cezaevleri üzerinde etkili olmalı. Tamamen sivil kurumlardan cezaevi izleme komiteleri oluşmalı. Bunlar cezaevlerine istedikleri anda girip cezaevleri ile ilgili rapor düzenleyebilmeli." Tüm Yargı–Sen Genel Başkanı Tekin Yıldız, Adalet Bakanı Türk'ün bir gazeteye yaptığı açıklamada cezaevlerine silah sokulmasında baş sorumluyu jandarma göstermesini, 'Bakanın itirafı' olarak değerlendirdi.
Rapora göre Jandarma
26 Eylül 1999'da yaşanan 10 mahkumun öldüğü Ankara Ulucanlar Cezaevi'ndeki olaylarla ilgili olarak TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu tarafından oluşturulan Alt Komisyon'un jandarma ile ilgili değerlendirmeleri şöyle:
Ulucanlar'da silah kullanılmıştır. On kişinin ölümü ile sonuçlanan olayı koğuş sorunu ile izah etmek mümkün değildir...
Jandarmanın almış olduğu eğitimin bu tür olaylara müdahale için uygun olmadığı ortadadır. Asker yaptığı işin gereği olarak karşısındakini düşman olarak görmekte ve eğitimini düşmanla karşı karşıya kaldığında onu imha etmeyi gerektirmektedir.
Asker dağlık bir alanda müsadereye girdiği terörist grubuna davrandığı gibi davranmıştır. Göz yaşartıcı gaz ve köpükten nizami maskeli askerlerin zehirlendiğini söyleyip, 'Tutukluların el yapımı maskeleri vardır.' demek çelişkilidir. Duvarlarda mermi izinin bulunması hedef gözetilerek ateş edildiğini göstermektedir.
Operasyonu yapan askeri birlik, zaten katliamlarda, operasyonlarda tecrübelidir. Tutsakları imha etmeyi amaçlamış ve on tutsağı imha etmişlerdir. Fakat daha önemlisi, o askeri birliği oraya operasyona gönderenler, bunun böyle olacağını bilmekteydiler. Böyle olmasını istemişlerdi.
... Olayların videoya kaydedildiği iddiaları mevcuttur. Bu iddia, 'Olayları videoya çeken subay elinden yaralandı.' sözü ile bir yetkili tarafından da ifade edilmiştir. Ancak İl Jandarma Komutanı ve diğer yetkililer olayı kameraya almadıklarını söylüyorlar ve dolayısıyla herhangi bir kaset vermiyorlar. Komutanlar, fotoğrafların çekildiğini söylüyorlar; ama komisyonumuza gösterilen az sayıda fotoğraf olaylardan sonra çekilen fotoğraflardır. Ve olay hakkında bir bilgi vermemektedir.
...Her ne kadar ilgililer (hem Adalet Bakanlığı hem de İçişleri Bakanlığı) olayın, yani 26 Eylül 1999 günü yapılan müdahalenin sebebini 'Yoğun tünel istihbaratı, firar hazırlığı vardı.' olarak bildiriyorlarsa da, operasyonu yöneten yarbay 'Harekatın gerekçesini nedir?' sorusuna 'Devlet otoritesinin tesis edilmesi.' cevabını vermektedir. Komisyonumuz bu cevabı son derece anlamlı bulmaktadır.
Nuriş'in morali bozuk
Nuri Ergin'i kardeşleri Zeynel ve Soner Ergin Bergame Cezevin'de ziyaret ederek takım elbise, yastık battaniye ve gömlek götürdüler.
Uşak Cezaevi'nde olay çıkardıktan sonra iki gün önce Bergama Cezaevi'ne getirilen Nuri Ergin, dün kardeşleri tarafından ziyaret edildi. Ziyaret esnasında Nuriş'e takım elbise, yastık, battaniye ve gömlek getirildi. Avukatı İsmet Çarboğa, kardeşleri Zeynel Ergin ve Soner Ergin tarafından ziyaret edilen Nuriş'in sağlık durumunun iyi olduğu, ancak, son günlerde yaşanan kanlı olaylardan sonra moralman çöktüğü kaydedildi. Yaklaşık 1,5 saat süren ziyaretten sonra Nuriş'in kardeşleri Soner ve Zeynel Ergin, Bergama Cezaevi'nden ayrılıp, Ödemiş Cezaevi'nde bulunan Vedat Ergin'in yanına gittiler. Nuri Ergin'in avukatı İsmet Çarboğa, Kartal Cezaevi'nde Alaattin Çakıcı ile yaşanan gerginlikten sonra olayların esas sorumlularına dokunulmazken müvekkilinin mağdur edildiğini iddia etti. Çarboğa, "Müvekkilim, Adalet Bakanlığı'ndan müfettiş istedi. Mustafa Duyar'ın öldürülmesini ve Uşak'taki olayları araştıran görevlilerin, Bergama'ya gelerek kendisini de dinlemelerini talep etti. Nuri Ergin bana, kendisine yönelik oyunlar oynandığını söylüyor. Nuri ve Vedat Ergin'e karşı silahlı eylemler yapılacağı duyumları almıştık. Adalet Bakanlığı'na da dilekçe ile başvurarak, uyarıda bulunmuştuk. Ama Bakanlık bu konudaki taleplerimizi göz ardı etti." Ramazan ERCAN - Mehmet ERSOY / Bergama
Kürşat Yılmaz: Uşak'la ilgim yok
Nuri Ergin'in Uşak Cezaevi'nde çıkardığı olaylar ile ilgili gelişmeler devam ediyor.
Herkes cezaevinde yaşanan olaylarla ilgili sorumluları ararken şimdi bir başka konu tartışılıyor. Cezaevine Nuriş'i öldürmek için gittiği iddia edilen fabrika baskını olayına karışan 9 kişi acaba kimin adamlarıydı? Şu ana dek, üç kişinin adı geçti. Bunların başında Alaattin Çakıcı geliyor. Çakıcı'nın şu ana kadar hiçbir açıklama yapmamamış olması olayı sahiplendiği şeklinde yorumlanıyor. İkinci isim ise İbrahim Cici. Bazı basın yayın organlarında ise Kürşat Yılmaz'ın ismi geçiyor. Yılmaz'ın avukatı Günaydın Çalışkan, bazı basın yayın organlarında Kürşat Yılmaz'ın maksatlı olarak Uşak Cezaevi'ndeki olaylarla ilişkilendirildiğini ifade ederek, müvekkilinin böyle bir olaya karışmasının tarihine ve çizgisine kesinlikle uygun düşmeyeceğini söyledi. Yılmaz'ın ölülerine sahip çıkacak kadar şerefli bir geçmişe sahip olduğunu belirten Çalışkan, müvekkilinin bu 9 mahkumu kullanan kişilerin ölülerine sahip çıkma cesaretini göstermesini istediğini ifade etti. (Aydoğan VATANDAŞ)
Vericiler bazdan beter
İstanbul'da anten tarlasına dönen Çamlıca'nın 500 metre çevresinde cep telefonları çekmiyor, oto alarmı devreden çıkıyor. Vericilerin tek kulede toplanması projesi ise hâlâ rafta.
İstanbul'da Çamlıca ve Kınalı Ada'da bulunan radyo–Tv vericileri, elektromanyetik kirlilik alan değerlerini zorlamaya başladı. Yıllardır tek kulede birleştirilmesi projelerinden söz edilen vericilere her geçen gün bir yenisi ekleniyor; ancak tıpkı cep telefonu baz istasyonlarında olduğu gibi antenlerin oluşturduğu elektromanyetik kirliliği kimse önleyemiyor. Çamlıca'daki UHF ve VHF bandlarından yayın yapan ulusal radyo–Tv vericilerinin yaydığı elektrik alan, kamuoyunda tartışmaları süren cep telefonlarını bile iflas ettirdi. 900 MGHz'den yayın yapan cep telefonları için belirlenen elektrik alan şiddeti 42 V/m. Radyo–Tv vericileri de 470 –853 MGHz'den yani baz istasyonlarının altındaki frekanstan yayın yaptıkları için 42 V/m sınırını aşmaması gerekiyor; ancak antenlerin etrafındaki 400–500 metre içinde cep telefonları sürekli kesintilere maruz kalıyor. Uzmanlara göre bu, elektrik alan değerlerinin aşıldığı ve ciddi bir elektromanyetik kirlilik yaşandığını gösteriyor.
Oto alarmları devre dışı
Vericilerin çevresindeki Ferah, Küplüce, Kiraztepe, Emniyet mahallelerinde oturan mülk sahipleri ise şikayetlerine kimsenin cevap vermediğinden yakınıyor. Vericilerin hemen yanıbaşındaki Sefa Et Lokantası da müşterilerini uyarmak için 'Tv vericilerinden dolayı oto alarm sistemleri çalışmamaktadır. Doğacak olaylardan mesul değiliz.' yazısıyla müşterilerini uyarıyor. Hırsızlık olayları için otoparka bir de bekçi görevlendirmiş. İsmini vermek istemeyen bir lokanta çalışanı, bütün çalışanlarda baş ağrısı, stres kaynaklı rahatsızlıklar olduğunu söyledi.
Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Avni Morgül, insanların elektromanyetik alandan zarar görmelerinin önüne geçmek için vericilerin tek kulede toplanmasını teklif etti ve RTÜK'ün televizyonlara frekans tahsisleri sırasında bu konuyu ele alması gerektiğini söyledi. Morgül, belediyelerin burada tek ve yüksek bir kule projeleri olduğunu hatırlatarak, bunların bir an önce hayata geçirilmesini istedi.
Kule projeleri ihmal edildi
İstanbul'da vericiler Çamlıca Tepeleri, Yuşa Tepesi ve Kınalı Ada olmak üzere üç merkezde faaliyet gösteriyor. UHF bandında yayın yapan vericiler 40 kilovat ve üstünde, VHF bandındakiler 2 kilovatlık enerjiyle çalışıyor. UHF'lerin gücü yayın yaptıkları alanın genişlemesi oranında 500 kilovata kadar çıkabiliyor. Bu, vericilerin çevresinde çok ciddi bir elektromanyetik radyasyon ve kirlilik oluşması anlamına geliyor. İstanbul'da çarpık kentleşme ve coğrafi engebeliklerin fazla olması nedeniyle yayınları netleştirmek amacıyla vericilere aşırı yüklenildiği belirtiliyor. Vericiler için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin 174 metre yüksekliğinde tek kule yapılması hâlâ projeler arasında yer alıyor. Ancak yıllardır bu proje hayata geçirilemedi. Büyükçekmece'de yapımı süren ve Temmuz 2001'de bitirilmesi planlanan 236 metrelik kule ile ilgili işletme hakları ise Büyükçekmece Belediyesi ve kamu yerine özel bir şirketin inisiyatifinde.
Sakık ne demek istedi?
Genelkurmay Başkanlığı bünyesindeki Özel Kuvvetler Birliği'nce düzenlenen bir operasyonla yakalanarak Türkiye'ye getirilen kanlı örgüt PKK'nın sözde lider kadrosundan Şemdin Sakık'ın, Pişmanlık Yasası ile ilgili duruşmasında sarf ettiği sözler yankılanmaya devam ediyor.
Sakık'ın geçtiğimiz cuma Diyarbakır 1 No'lu DGM'deki duruşmasında, "Bir dahaki mahkemede her şeyi söyleyeceğim. Ne şekilde Kuzey Irak'tan getirildiğimi ve daha sonra neler söylediklerimi açıklayacağım. İşler karışırsa ben sorumlu değilim. Güvenlik güçlerine yardımcı olup olmadığıma dair Diyarbakır Cezaevi yönetiminden bilgi talebinde bulunulmasını istiyorum." şeklinde konuşması kafalarda soru işaretleri meydana getirdi. "Sakık konuşacak olursa, söyleyecekleri bütün Türkiye'yi sarsar." diyen Prof. Dr. Mahir Kaynak, "Ama söyletmezler. İnsanlar ölebilir. Kaldı ki, şu halde Kürt konusu çok fazla konuşmaya müsait değil. Bu çok büyük ve derin mesele." diye konuştu. Kaynak, Sakık'ın 'yakalanmasının bir operasyon olmadığını' söyleyebileceğini ileri sürerek, "Beni PKK teslim etti. Siz yakalamadınız' diyebilir." dedi.
Bölücü terör örgütü PKK'nın ele geçirilen elebaşısı Abdullah Öcalan'ın avukatlarından Hatice Korkut ise "Sakık neler söyleyecek bilemem. Devlete anlattığı şeylerin ciddi olduğunu, buna mukabil taleplerinin yerine getirilmediğini düşünüyorsa ne konuşacaksa, konuşabilir. Bundan sonraki söyleyecekleri devletle arasındaki ilişkiye bağlı." diye konuştu. (Birol AYDIN)
Hukuk hepimize lazım olacak
Demirel, mahkemeye çıkarılırken yine bağırdı: Egebank'ın eski sahibi Y. Murat Demirel, hakkında başlatılan iki soruşturma sebebiyle dün Ankara Adliyesi'nde ifade verdi.
Egebank'ın eski sahibi Yahya Murat Demirel ile Demirel'in sahibi olduğu Universal Holding'in muhasebe sorumlusu Emine Mehtep Ceylan, İstanbul ve Şişli Cumhuriyet savcılıklarınca haklarında başlatılan iki ayrı soruşturma nedeniyle getirildikleri Ankara Adliye Sarayı'nda savcılığa ifade verdiler. Demirel kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmezken, Egebank'ın güvenlik kameralarının kayıtlarını basına dağıtanların kendisine haksızlık yaptığını öne sürdü.
2,5 saat sorgulandı
Yoğun güvenlik önlemleri altında Yahya Murat Demirel ve Emine Mehtap Ceylan, elleri kelepçeli olarak, jandarmalar tarafından dün sabah saatlerinde Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nden Adliye Sarayı'na getirilerek savcılığa çıkarıldı. Demirel, Savcı Ahmet Mutlu'ya yaklaşık 2 buçuk saat ifade verdi. Yahya Murat Demirel'in, "İcra İflas Kanunu uyarınca borçlarını ödemekten kaçınmak için malları eksilttiği" iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca, "Berdan Tekstil'i sahte evraklar ile dolandırdığı" gerekçesiyle de Şişli Cumhuriyet Savcılığı'nca hakkında başlatılan soruşturmalar nedeniyle talimat ifadesinin alındığı öğrenildi. Demirel, talimat ifadesinde, Ege Factoring Şirketi'nden, Berdan Şirketi'ne açılan kredi limitini bilmediğini ve şu anda da hatırlayamadığını kaydederek, "Ege Factoring Şirketi'nin, Berdan Şirketi'nden ihracat kredisi sonucu sözleşmeye bağlı olarak teminat düşüncesine dayalı veya ödeme düşünceli çekler alıp almadığını bilemiyorum." dedi.
Demirel, ifadesinin alınması için savcılığa götürülürken, gazetecilerin "Bir şey söyleyecek misiniz? Açıklama yapacak mısınız?" sorusuna, "İzin alın gelin, çok şey söyleyeceğim. Hukuk hepimize lazım." dedi. Gazetecilerin ısrarla "Ne söyleyeceksiniz?" sorusu üzerine Demirel, "Bir şey değil, çok şey söyleyeceğim." diye konuştu. "Zulüm gördüğünü" iddia eden Demirel, "Nail Keçili'nin tutuklanması ile ilgili bir açıklamanız olacak mı?" sorusuna, "Her şeyi açıklayacağım. Konuşacağım, her şeyi anlatacağım." cevabını verdi. Demirel, baskı gördüğünü de savundu.
Demirel ve Ceylan, savcılığa verdiği ifadenin ardından saat 13.00 sularında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'ne jandarmalar eşliğinde götürüldü. Demirel'in savcılıktaki ifadesinde hakkında yöneltilen suçlamaları kabul etmediği öğrenilirken, Demirel'in savcılıktan çıkışında basın mensuplarıyla jandarma arasında arbede yaşandı. Demirel gazetecilerin soruları üzerine ise kendisine haksızlık yapıldığını söyledi.
Öte yandan Ankara DGM Savcısı Nuh Mete Yüksel'in yürüttüğü Egebank operasyonu kapsamında gözaltında bulunan, bankanın Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ersin Çakıroğlu'nun bugün Ankara DGM'ye çıkarılacağı bildirildi. (Sedat GÜNEÇ)
Trilyonluk yolsuzluğa gözaltı
Bankalar operasyonu ile yolsuzluklara karşı yürütülen operasyonda önemli aşama kaydedilirken, hayali ihracat yoluyla yapılan yolsuzlukla mücadele de bütün hızıyla sürüyor.
Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler'e bağlı Gümrük Müsteşarlığı'na bağlı ekipler ekim ayı içerisinde yaptıkları operasyonlarda 1 trilyon 77 milyar 587 milyon liralık hayali ihracat tespit etti. Ayrıca gümrüklerde ekim ayı içinde 12 trilyon 355 milyar lira değerinde kaçakçılık olayı da ortaya çıkarıldı. Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü'ne bağlı ekipler toplam 47 kaçakçılık olayına el koydular. Edip Ali Yavuz / Ankara ZAMAN
Aytaç'ta olay: 15 işçi yaralı
Çankırı'nın Çerkeş ilçesinde kurulu bulunan Yimpaş Holding'e ait Aytaç Et ve Süt Ürünleri Fabrikası'nda, işçiler arasında çıkan kavgada, 5'i ağır 15 kişi yaralandı. Yaralılardan 10'u Ankara'ya sevk edildi.
Çerkeş'e gelen Hak-İş Başkanı Salim Uslu ile Yimpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar'ın yaptığı görüşmenin ardından uzlaşmanın sağlandığı ve olaylarda kusuru bulunan yöneticilerin işine son verildiği bildirildi. Aytaç'taki olayların işveren ile sendika arasındaki ihtilaftan kaynaklandığını belirten Çankırı Valisi Halil Ulusoy, Yimpaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar ile Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu'nun kendisini ziyaret ettiklerini ve yaptıkları görüşmeler sonunda uzlaşmaya vardıklarını bildirdiklerini söyledi. Ulusoy, Uyar ve Uslu'nun olaylarda kusurlu bulunan Aytaç yöneticilerinin görevden alındığını bildirdiğini söyledi. ÇANKIRI
'Cezaevleri kullanıldı'
Bayrampaşa Cezaevi Baş İnfaz Koruma Memuru ve Tüm Yargı Sen İstanbul Şube Başkanı Ali Yazıcı, cezaevlerinin kobay olarak kullanıldığını söyledi.
Yazıcı, bankalar operasyonuyla ilgili gündemin değiştirilmesi için Uşak Cezaevi'ndeki Nuriş çetesinin kullanıldığını ileri sürdü. Yazıcı, bazı cezaevi idarecilerinin rantları kesileceği endişesiyle sendikalaşmalarını engellediklerini öne sürdü. Dört ay önce mesai çıkışı evine giderken ayağından 3 kurşunla yaralanan Yazıcı, şu an ayaklarından çıkan kurşunların etkisiyle aksayarak yürüyor. Yazıcı, önemli gündemlerin cezaevleri kullanılarak nasıl değiştirildiğini bir anısına dayanarak şöyle anlattı: "O zamanki İstanbul DGM Baş Savcısı Oktar Çakır bir işadamıyla Ankara'ya giderken kaza geçirdi. Sonraki gelişmeler gösterdi ki, bu Susurluk gibi bir olay. Ancak kazadan kısa süre sonra cezaevi olayları oldu. Ben ayaklarımdan kurşunladım. Şimdi yapılan da bu. Bankaları hortumlayanlar ortaya çıkınca, cezaevleri kullanılarak gündem saptırıldı."
Denetim derdi yok
Her cezaevi olayından sonra olduğu şu an kısa bir gibi fırtına sonrası sessizliğinin yaşandığını, ancak devletin halen gerekli önlemi almadığını ifade eden Yazıcı, her an her şeyin olabileceği uyarısında bulundu. Her Adalet Bakanı'nın cezaevlerine hakim olamadıklarını itiraf ettiklerini hatırlatan Yazıcı, bunun inandırıcı olmadığını, çünkü çetelere hakim olma gibi bir kaygının bulunmadığını öne sürdü. Yazıcı, şunları söyledi: "Yazmak için kalem, defter isteyene yasak konuluyor. Cep telefonu, silah isteyen çeteler rahatça emeline ulaşıyor. Sistem, kendine muhalif olanları engellemek için onları susturabiliyor. Fakat çete üyelerine hakim olma gibi bir derdi yok. Çünkü ortaya çıkan pislik yukarılara kadar tırmandı mı, gerektiğinde içerideki çeteleri kullanarak örtbas edebilecek." (Birol AYDIN)
Garipoğlu kabul etti
Sümerbank'ın "içini boşaltığı" iddiasıyla gözaltına alınan bankanın eski sahibi Hayyam Garipoğlu, tutuklanma talebiyle DGM'ye sevk edildi. Garipoğlu'nun suçlamaları kabul ettiği öğrenildi.
Yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen Sümerbank'ın "içini boşalttıkları" iddiasıyla gözaltına alınan bankanın eski sahibi Hayyam Garipoğlu'nun hakkındaki suçlamaları kabul ettiği öğrenildi.
Hayyam Garipoğlu ile babası Kasım Garipoğlu ve ağabeyi Nizam Garipoğlu'nun da aralarında bulunduğu 24 kişi İstanbul Mali Şube'deki sorgusunun ardından dün DGM'ye sevk edildi. Sağlık kontrollerinin ardından DGM savcıları Ercan Cengiz ve Ahmet Ayvaz tarafından ifadeleri alınan Hayyam Garipoğlu, Nizam Garipoğlu, Kasım Burhan Taştan, Murat Yüksel, Mehmet Aktaş, Cem Feridun Yeşil, Nadir Naseh, Bülent Gökhan Günay, Tuğrul Hüseyin Mataracı, Faruk Ünal ve Metin Berk tutuklanmaları talebiyle 6 No'lu nöbetçi DGM'ye sevkedildi.
DGM savcıları, İsmail Emen, Nida Garipoğlu, Şükrü Karahasanoğlu ve Cengiz Biçer hakkında gıyabi tutuklama kararı verirken, aralarında Kasım Garipoğlu'nun da bulunduğu 13 kişiyi serbest braktı.
Mali Şube'de çözüldü
Bir hafta süreyle İstanbul Mali Şube ekiplerince sorgulanan Hayyam Garipoğlu ve adamlarının Sümerbank'ın içinin nasıl boşaltıldığını ayrıntılı olarak anlattıkları bildirildi. Sümerbank'ı gizli ortakları ile aldığını itiraf eden Garipoğlu, "Ben cebimden para çıkmadan banka sahibi oldum. Gizli ortarlarımla birlikte devlet bankalarından aldığım krediler ve 103 milyon dolar vererek bankanın sahibi oldum" dediği öğrenildi.
Sümerbank nasıl soyuldu?
İstanbul Mali Şube ekiplerinin yaptığı incelemelerde Sümerbank'ın içinin boşaltılmasında iki yolun izlendiği belirlendi. Garipoğlu, önce Sümerbank'tan 500 bin dolar karşılıksız kredi kullandırarak Kıbrıs'ta Efektif off-shore Limited Şirketi'ni kurdurttu. Ardından Sümerbank'ın şube müdürlerine baskı uygulayarak mudilerin hesaplarını bu off-shore hesabına yönlendirtti. Bu yolla Sümerbank hesaplarından Efektif Of-Shore Limited hesaplarına 150 milyon dolar aktarıldı. Hayyam Garipoğlu, ikinci olarak emrinde çalıştırdığı kişilere onlarca paravan şirket kurdurdu. Bu şirketler vasıtası ile Sümerbank'tan milyonlarca dolar kredi alındı. Birçok şirkete de teminatsız milyonlarca dolar kredi verildi.
Bu yöntemlerle Sümerbank'ı toplam 550 milyon dolar zarara uğratan Garipoğlu'nun önce suçlamaları kabul etmediği, gösterilen belgeler üzerine pesettiği öğrenildi. Garip-oğlu'nun, "Sümerbank'ın batmasında tek sorumlu ben değilim, bu organizasyonu bizzat Şükrü Karahasanoğlu yönetti. Birçok insan bu işten rant sağladı." dediği öğrenildi. (Bülent CEYHAN)
Kilit isim Karahasanoğlu
Bugüne kadar çalıştığı her bankayı batırmakla ünlenen Şükrü Karahasanoğlu, Sümerbank vurgununun da kilit ismi oldu.
Karahasanoğlu ismi, daha önce Nesim Malki'nin Kıbrıs'ta kurduğu Tuncabank'ın batırılması, Egebank'ın içinin boşaltılması ve el konulan diğer bankalarla ilgili soruştarmalara da karıştı. Karahasanoğlu'nun bankacılık konusunda uzman olduğu ve tüm işlerini 20 kişilik uzman bir kadro ile sürdürdüğü belirlendi.
Tantan'dan 'Yolsuzlukla Mücadele' genelgesi
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan "Yolsuzlukla Mücadele" konulu bir genelge yayınladı.
Genelgede, vali ve kaymakamların, "yazılı ve görsel basında yer alan iddialar, vatandaşlar tarafından intikal ettirilen bilgi ve belgeler, halk arasında dolaşan duyumlar mutlaka değerlendireceği, kamu kaynaklarının kullanımı ile ilgili işlemler ve bu işlemlerle ilgili tüm şahısların yakından izleneceği" bildirildi.
Sadettin Tantan imzasıyla 81 il valiliğine gönderilen "Yolsuzlukla Mücadele" genelgesinde illerde, ilçelerde her türlü illegal oluşum ve hareketlere karşı mücadeleden bütünüyle vali ve kaymakamların sorumlu olduğuna işaret edildi. Genelgede vali ve kaymakamların görevleri sıralandı. 13 maddede toplanan yolsuzlukla mücadele genelgesinde özetle şu görüşlere yer verildi:
"Vali ve kaymakamlar tarafından, bölücülük, radikal dini terör, yolsuzluk (organize suç şebekeleri) haritaları çıkartılarak stratejiler belirlenecek, il ve ilçelerin genel ve sosyo-ekonomik yapısı değerlendirilecek. Mücadelede iller arası koordinasyon sağlanacak. Medyada yer alan iddialar ve duyumlar mutlaka değerlendirilecek. Kamu kaynaklarının kullanımı ile ilgili işlemler ve bunlarla ilgili tüm şahıslar yakından izlenecek. Her türlü imkan seferber edilecek, mevzuatın tanıdığı bütün yetkilerin kullanılmasında tereddüt edilmeyecek." ANKARA
|