GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

12/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

Fikir Platformu

Bir saniyede GAZETECİLER

 


HABERLER 


Önce eylem, sonra grev

KESK, yapılması öngörülen yüzde 10'luk zam, zorunlu tasarruf kesintilerinin ödenmemesi ve Memur Sendikaları Yasası'nın geciktirilmesini protesto etti; genel grev tehdidinde bulundu.

Ankara Kızılay Meydanı'nda toplanan Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK)'e bağlı 22 sendikanın üyeleri, hükümeti ve ekonomik politikaları protesto etti. Mitingde konuşan KESK Başkanı Siyami Erdem, "Bizleri aşağılayanlara boyun eğmeyeceğiz." dedi.

Memur maaşlarına 2001 yılının ilk 6 ayında yapılması öngörülen yüzde 10 oranındaki zam ile zorunlu tasarrufların ödenmemesi ve Memur Sendika Yasası'nın çıkarılmasının geciktirilmesini protesto etmek amacıyla Kızılay Meydanı'nda gerçekleştirilen mitinge katılmak üzere çeşitli illerden Ankara'ya gelen KESK üyesi memurlar, sabahın erken saatlerinden itibaren hipodromda toplanmaya başladılar. Hipodrom Caddesi, Atatürk Bulvarı güzergâhını izleyerek Kızılay Meydanı'na yürüyen memurlar, Sıhhiye'deki Ankara Radyosu önünde polis tarafından üst aramasından geçirildi. Yaklaşık 3 saat süren yürüyüşün ardından Kızılay Meydanı'na gelen memurlar, buradan Güvenpark'ta 2 gündür oturma eyleminde bulunan diğer KESK üyesi memurlar ile buluşarak, çeşitli türküler eşliğinde halay çektiler.

Kalbi dayanamadı

Memurlar, yürüyüş boyunca ve Kızılay Meydanı'nda 'Sadaka değil, toplu sözleşme', 'Kahrolsun IMF, bağımsız Türkiye', 'Direne direne kazanacağız', 'Tasarruf ve nemalar hemen ödensin', 'IMF defol, bu memleket bizim', 'Hükümet al zammını başına çal', 'Güvercin, kurt, arı, kahrolsun IMF iktidarı' şeklinde slogan atarak, taleplerini dile getirdiler.

Bu arada, Konya Haber-Sen üyesi Halis Gezen'in (44) Gölbaşı'nda, diğer illerden gelen arkadaşlarını beklerken, kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdiği öğrenildi. Gezen'in ölümü arkadaşları ile mitinge katılmak için Ankara'ya gelen memurlar arasında büyük üzüntüye yol açtı.

Grev kararı

Mitingde bir konuşma yapan KESK Başkanı Siyami Erdem, hükümet yetkililerinin televizyonlarını açarak Kızılay'daki kalabalığı izlemesini isteyerek, "Eğer yüzbinleri görmezlerse hükümete karşı 11 Kasım'dan sonra genel grev sözü veriyor musunuz?" diye sordu. Amaçlarının yalana, talana 'dur' demek olduğunu belirten Erdem, "Bu ülkeyi IMF'nin cirit attığı bir ülke haline getirmeyeceğiz. Bizleri aşağılayanlara boyun eğmeyeceğiz." diye konuştu. Yoksul halkın alınterinin çalınarak, bankalara peşkeş çekildiğini kaydeden Erdem, "Bir taraftan eğitim, sağlık, iş hakkımızı yok etmek istiyorlar, bir taraftan da hâlâ fedakârlık istiyorlar." dedi.

Geniş güvenlik önlemi

Miting boyunca sıkı güvenlik önlemleri alınırken ambulans ve itfaiye araçları da hazır bulunduruldu. Yaklaşık 50 bin memurun katıldığı eylem nedeniyle Kızılay Meydanı ve Atatürk Bulvarı'nın büyük bir kısmı doldu. Zaman zaman izdihamların yaşandığı eylemde çok sayıda gösterici baygınlık geçirdi. Miting nedeniyle Kızılay Meydanı'na açılan tüm yollar araç trafiğine kapatıldı. Çok yoğun güvenlik önlemleri alınan Kızılay'da panzerler, robocoplar ve çok sayıda emniyet görevlisi herhangi bir olumsuz duruma karşı hazır bekletildi.

Kurtar bizi Nuriş Baba

Gösteride çeşitli sloganlar atan memurların ilginç pankartları da dikkat çekti. 'IMF üvey baba, kurtar bizi Nuriş Baba', 'Biz de battık, sigorta fonuna devredin. Memur bank', 'Yiyene, yeğene değil, halka bütçe', 'Kurt, kuş, arı, kahrolsun IMF iktidarı' şeklinde pankartlar aşıyan memurlar, ayrıca ıslıklı ve düdüklü gösteri yaptılar.

Mitinge Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, FP Genel Başkan Yardımcısı Ertan Yülek, HADEP Genel Başkanı Ahmet Turan Demir, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, TSİP Genel Başkanı Turgut Koçak, Çalışma ve Güvenlik eski Bakanı Necati Çelik, Yenimahalle Belediye Başkanı Tuncay Alemdaroğlu, TTB Genel Başkanı Füsun Sayek, Türk-İş ve DİSK'e bağlı çok sayıda sendika yöneticisi ile işçiler, sivil toplum örgütü temsilcileri, CHP Parti Meclisi üyeleri ve partililer katıldı. Mitinge katılan memurlar, Erdem'in konuşmasının ardından, halay çekerek, taleplerini dile getiren sloganlar attılar. Memurlar daha sonra olaysız dağıldılar. (Habib GÜLER-SEzai ŞEN / Ankara ZAMAN)




Koyun ve sütünü kim çaldı?

Belediye ve Mahalli İdare Çalışanları Birliği Sendikası (BEM-BİR-SEN) Genel Başkanı Nadir Adbay'ın Kayseri'de düzenlediği basın toplantısı öncesi, hükümetin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen bankalar hakkında uygulamalarını eleştirilmek amacıyla, 2 koyunun da 'rol aldığı' oyun sergilendi.

Eğitim-Bir Sendikası Kayseri Şube binasında düzenlenen basın toplantısı, senaryo gereği üzerlerine 'Memur, İller Bankası, Belediyelerin Payı' yazılı 2 koyunun sütü, hükümeti temsil eden bir kişi tarafından sağılarak, Egebank ve Etibank'ı temsil eden kovaların içine boşaltıldı. Daha sonra gelen ve üzerlerinde 'malum kuruluşlar' yazan 3 kişi, bu koyunlardan birini kesti, diğerini ise toplantının yapıldığı salondan kaçırdılar. Daha sonra Nadir Adbay, konuşmasında, memurlardan kesilen ödeneklerin, 'kimliği malum' olan kuruluşlarca sömürüldüğünü ve batık bankalar için Hazine'den 40 milyar dolar alındığını söyledi.

Memurların ise 150 milyon lira maaşla geçinemediklerini belirten Adbay, şöyle konuştu: "Memur ya hırsızlık, yolsuzluk yapacak ya da rüşvet alacak. Bunların dışında ne kaldı, seyyar satıcılık. İstanbul'da her gün belediye zabıtaları ile köşe kapmaca oynuyoruz. Memurlar hükümetin aynasıdır. Bizi bu duruma düşüren hükümetin, aynaya bir kez daha bakması ve kendini görmesi gerekir. Siyasi partilerimiz, muhalefetteyken haklarımızı çok iyi düşünüyorlar ama iktidara geldiklerinde işler değişiyor. Bu ülkede okumuş olmak suç, keşke okumasaydık da işçi olsaydık." Daha sonra toplantıya FP Genel Başkan Yardımcısı Veysel Candan ve Çorum Milletvekili Yasin Hatipoğlu da katıldı.




Memur-Sen: Sendika yasası AB'ye basamak

Memur-Sen Konfederasyonu Genel Başkanı Fatih Uğurlu, "Hükümetten talep ettiğimiz grevli ve toplu sözleşmeli sendika yasamız, AB'ye girmeye çalışan Türkiye için bir basamağı temsil ediyor." dedi.

Uğurlu, yaptığı yazılı açıklamada, Avrupa Birliği (AB) tarafından açıklanan Katılım Ortaklığı Belgesi'nde yer alan maddelerden birinin grevli ve toplu sözleşmeli sendika yasası olduğunu hatırlattı. Uğurlu, kamu çalışanlarına yönelik sendika yasa tasarısının, Türkiye tarafından imzalanan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmesine uygun olması gerektiğini ifade ederek, söz konusu tasarının, yasaklardan ve engellerden arındırılması gerektiğini savundu. Sendikal hakların garanti altına alınması ve sendikaların faaliyetlerini kısıtlayan engellerin kaldırılması maddesinin yerine getirilmesini isteyen Uğurlu, şunları kaydetti: "Böylece Türkiye, memuru, işçisi ve emeklisiyle tüm emekçinin yüzünü güldürecek, hem de AB'ye girişimizdeki bir engeli ortadan kaldıracaktır. Hükümetten, bu konuyu acele etmeden ve titizlikle ele almasını talep ediyoruz."




Türk Büro-Sen:Anayasal haklarımız kanunlaşsın

Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, kamu çalışanlarının, anayasal haklarını alabilmek için 5 yıldır sokaklarda haykırdığını belirterek, "Bu tablo, ülkeyi yönetenlerin utancıdır." dedi.

Yokuş, Konya'da 18 Kasım'da Ankara'da yapılacak olan 'Sosyal Hukuk Devletine Sahip Çıkalım' mitingine destek amacıyla basın toplantısı düzenledi. Hükümetin, ülkede kronik bir hastalık haline gelen yüksek enflasyonun nedenini memurların ücretlerine bağladığını ve 2001 yılı ilk 6 ayı için kamu çalışanlarına yüzde 10'luk sefalet ücreti dayattığını kaydeden Yokuş, bu ücret politikasıyla memurun açlığa mahkum edildiğini ifade etti. Hükümetin Tasarrufu Teşvik Fonu'nda biriken 6 katrilyon lirayı kaynak yokluğu gerekçesiyle ödemediğini belirten Yokuş, kamu çalışanlarının Anayasa'da yazılı sendikal haklar ile sosyal hukuk devleti ve eşit işe eşit ücret ilkelerinin hayata geçirilmesini istediklerini anlattı. Anayasa'da belirtilen haklarını kullanabilmek için mücadelelerini sürdüreceklerini kaydeden Yokuş, tüm kamu çalışanlarını da Ankara'daki mitinge katılmaya çağırdı.




Bakan Okuyan'dan İşçiye deprem teşekkürü

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan Hak-İş'in Düzce'de 'Deprem ve İş Stresi' konulu panele katıldı.

Bakan Okuyan bölgenin sorunlarını yakından takip ettiklerini belirterek, "Düzce depreminden üç buçuk saat sonra bölgeye ulaştık. Burada arama kurtarma çalışmalarına katılan isimsiz kahramanları gördük ilk defa. Onların cicili bicili elbiseleri yoktu. Maden işçilerimiz o günlerde dişini tırnağına takarak arama kurtarma çalışmalarına katılmıştır." dedi. Konuşmasında basına sert eleştiriler getiren Okuyan, "21 yıllık gazeteci olarak bizi sıkça eleştiren basına diyorum ki 'Şimdi niçin burada yoksunuz? Depremin birinci yıldönümünde neler yapılıp neler yapılmadığını niçin gözlemlemiyorsunuz?" diye sordu. Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu da konuşmasında şunları söyledi: "Hükümetimiz 1 katrilyon deprem harcaması yapmıştır. Bu az bir rakam olmasa da bu harcamaların şeffaf bir şekilde yapılması zorunludur. Deprem harcamaları konusunda topluma güven verilmelidir. Kamu yönetimi asla tedbir almakta zayıf kalmamalıdır. Demokrat devlet demek sivil toplum örgütlerinin güçlü olduğu bir devlet demektir."

ÖZEL ÇELİK /DÜZCE (ZAMAN )




Sivil anayasa sitesi

"www.minidev.com" adresinde "Sivil anayasamı istiyorum" adlı bir tartışma platformu oluşturuldu.

82 Anayasası'nın olağanüstü koşullarda kabul edildiği, toplumun demokratik taleplerine cevap veremediği belirtilen metinde, sivil anayasa çağrısını onaylayanlar evet oyu kullanıyor. Sayfada Radikal gazetesi köşe yazarı Mehmet Yılmaz'ın, "Anayasamı istiyorum" , Sabah gazetesi yazarı Can Dündar'ın "İki Türkiye" başlıklı, sivil girişime destek veren yazıları yer alıyor.

Demokrasi özleminin ve özgür düşünce isteminin dile getirildiği sitede, dili, dini, ırkı ne olursa olsun farklılıkların toplumun bir zenginlik unsuru olduğunu vurgulayan yazılar da dikkatleri çekiyor. (Gülten SARI / Ankara ZAMAN)




Düşündüler böyle oldu

Türkiye'de 28 Şubat 1997'den bu yana düşünce suçluları hakkında 3827 yıl hapis, 100 milyar 900 milyon lira para cezası istendi.

Aynı dönemde bin 202 yıl hapis cezası ve 189 milyar lira para cezası verildi. Din özgürlüğüne yönelik 50 binin üzerinde ihlal oldu.

Türkiye 28 Şubat 1997'den sonra hak ve hürriyetlerin daha da kısıtlandığı bir dönem yaşadı. Dört yıla yaklaşan bir zaman içinde toplumun duyarlı kesimleri 'psikolojik savaşla' karşı karşıya bırakıldı. Sivil toplum örgütlerinin raporlarından derlediğimiz bilgilere göre bu dönem içinde, 1999 yılı sonuna kadar 3827 yıl 8 ay toplam hapis, 100,9 milyar lira toplam para cezası istendi. 1202 yıl 4 ay toplam hapis cezası ile 188 milyar 885 milyon lira para cezası verildi.

Aynı dönemde, din özgürlüğüne karşı 52 bin 964 ayrı saldırı tespit edilebildi. 2107 memur görevden alındı, atıldı ve sürgün edildi. 4279 başörtülü öğrenci soruşturma geçirdi. 25 bin öğrenci okula ve sınava alınmadı. 4870 öğrenci çeşitli disiplin cezaları aldı.

İbret-i âlem için

Yazar, akademisyen, insan hakları savunucusu, gazeteci, sanatçı, sendikacı, yayıncı, hukukçu, öğrenci ve politikacı; özetle farklı düşünen ve bu düşüncelerini toplumla paylaşan insanlar, açıkladıkları düşüncelerinden ötürü yargılandılar ve birçoğu hapis ve para cezalarına mahkûm edildi.

Neden ceza aldılar?

Türk Ceza kanunlarında aslında 'düşünce suçu' diye bir madde yok. Ancak bazı kanunların yorumlanması 'düşünce suçu' kavramının doğmasına yol açıyor. Düşünce suçlarına cezalar çoğunlukla 312. madde başta olmak üzere TCK 159, 168 ve 169 ile Terörle Mücadele Kanunu'nun 8. maddesine göre veriliyor.

En büyük fedai

Yeniden Doğuş Partisi (YDP) eski genel başkanı Hasan Celal Güzel, 1999 içerisinde düşüncelerinden dolayı 43 ayrı davadan hakim karşısına çıktı. Güzel'in 48 yıl 11 aydan 237 yıl 8 aya kadar hapsi istendi. Bu davaların 4'ü aleyhine sonuçlandı. Güzel'e bunlar dolayısıyla 4 yıl 3 ay hapis cezası verildi. 9 davadan beraat eden Güzel'in 14 davası da, basın ve yayın yoluyla işlenen suçlar için takibat ve cezaların ertelenmesine dair af yasası dolayısıyla ertelendi. Aldığı dört mahkumiyetten birinin Yargıtay'ca onanması üzerine Hasan Celal Güzel, 16 Aralık 1999'da Ankara/Ayaş Kapalı Cezaevi'ne girmek zorunda kaldı. Bunun yanı sıra Güzel, halen 16 ayrı davadan yargılanmakta ve bu davalar dolayısıyla 18 yıl 8 aydan 137 yıl 8 aya kadar hapsi isteniyor.

Erdoğan'ı bilmeyen yok

Tayyip Erdoğan, 6 Aralık 1997 Cumartesi günü Siirt'te düzenlenen açık hava toplantısında yaptığı konuşmadan ötürü, Türk Ceza Yasası 312/2 madde uyarınca 21 Nisan 1998'de 10 ay hapis cezasına mahkum edildi ve siyaset yasağı getirildi. Ekim ayında ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, bir konuşmasındaki sözleriyle kendisini "öldürmeye tahrik ettiği" gerekçesiyle, suç duyurusunda bulunduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Recep T. Erdoğan hakkında "takipsizlik" kararı verdi. Takipsizlik kararı verilmeseydi Erdoğan "suç işlemeye alenen tahrik"ten 3 yıldan 5 yıla kadar hapisle yargılanacaktı.

Yurdatapan 8 Aralık'ta hapiste

Kendini ihbar eden adam olarak bilinen Şanar Yurdatapan hakkında iki mahkumiyet kararı var. Hakkında istenen hapis cezası ise 10 yılı geçiyor. Yurdatapan 8 Aralık'ta hapse girecek.

Üniversitesi ihbar etti

Mustafa Erdoğan: Anayasa Profesörü ve Liberal Düşünce Kulübü Başkanı olan Prof. Dr. Erdoğan hakkında 3 ayrı davadan 24 yıl hapisi istenmekte. 29 Ekim 1998'de Konya'da yaptığı 'Cumhursuz Cumhuriyet' başlıklı konuşması ve bu konuşmanın günlük gazetede yayınlanan metni kendi üniversitesi tarafından ihbar edilince hakkında 159 maddeden toplam 12 yıl hapis istemiyle dava açıldı. Kendi ifadesiyle vicdanı rahat durmayan Erdoğan'a '' Anayasa Perspektifinden Türkiye'nin Demokratik Yapısına Bakış" başlıklı konuşmasından dolayı da 12 yıl hapis istemiyle dava açıldı. 24 yıllık bir ceza ile karşı karşıya olan Prof. Dr. Erdoğan, olayı, "Bir anayasa profesörünün konuşmasını istemiyorlar." diye değerlendiyor.

'İnşa' dedi 'imha' anlaşıldı

Gazeteci Yazar Ahmet Taşgetiren hakkında da 312. maddeden üç ayrı dava açıldı. Malatya DGM'nin verdiği 1 yıllık mahkûmiyet kararı var. Karara itiraz eden Taşgetiren için son kararı Yargıtay verecek. Taşgetiren bu davadaki komik bir olayı şöyle anlatıyor: "Mahkemeye konu olan konuşmada Ankara'yı inşa edin." demiştim. Kaseti çözenler bu cümleyi "Ankara'yı imha edin." diye anlamışlar. Bilirkişi de kasetleri dinlemeden aynı metni onaylamış. Mahkeme ise 'sanık inşa edin' dediğini söylüyor; ama "İnşa etmek de, önce yıkmak sonra yapmakla olur." diyerek, iki sözün aynı manaya geldiğini iddia etti."

Düzce'de yaptığı bir konuşma dolayısıyla yine 312 uyarınca cezalandırılması isteniyor. Taşgetiren hakkındaki üçüncü dava da yine 312. maddeden. İstanbul DGM'de devam eden 11 Ekim 1999'da yapılan 'Başörtüsü Özgürlüğü İçin El Ele Gösterisine' destek verdiği için açılan dava ise basın yoluyla işlenmiş suç olduğu için af kapsamına girmiş durumda.

Dilipak'a 100 yıl

'El Ele Başörtüsüne Özgürlük' eyleminden dolayı Dilipak'ın hakkında açılmış 7 dava bulunuyor. 10 dava da yazılarından dolayı devam ediyor. Dilipak hakkında istenen hapis cezalarının toplamı 100 yılı buluyor.

Çıkmadığı mahkeme kalmadı

Gazeteci yazar Aydoğan Vatandaş, yazdığı Armegedon adlı kitaptan dolayı tam 5 ayrı dava yargılandı. Devlet Güvenlik Mahkemesi, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi , Kuzey Deniz Saha Askeri Mahkemesi önüne ayrı ayrı çıkarılan Aydoğan'a bir de tazminat davası açıldı. Askeri Mahkeme tarafından tutuklanan yazarımız cezaevine de girdi ve tahliye oldu.

Yargılanan tanınmış isimler

"Şanar Yurdatapan, Necmettin Erbakan, Mustafa Erdoğan, Yalçın Küçük, Abdurrahman Dilipak, Ahmet Taşgetiren, Oral Çalışlar, Yaşar Kaplan, Ekrem Kızıltaş, Nadire Mater, Özgür Cebe, Ali Teker, Burhan Kavuncu, Koray Düzgören, Dursun Odabaş, Mehmet Kutlular, Haluk Gerger, Ragıp Zarakolu, Nazlı Ilıcak, İsmail Beşikçi, Nilüfer Akbal, Ahmet Kaya, Mehmet Vahi Yazar, Osman Yavuz, Fuat Başarılı, Zekeriya Özen, Nazmi Kar, R. İhsan Eliaçık, Gülsüm Cengiz, Yılmaz Odabaşı, Babür Pınar, Ragıp Duran, Andrew Finkel, Mücahit Gültekin, Varlık Özmenek, Temel Demirer, Mihri Belli, Can Dündar, Fikret Başkaya, İlhan Erdost, Münir Ceylan, Şükrü Karatepe, Hasan Celal Güzel, Recep Tayyip Erdoğan, Ercan Kanar, Cem Alptekin, Abdülmelik Fırat, Akın Birdal, Leyla Zana, Hatip Dicle, Şehmus Ülek, Doğu Perinçek, İ. Şadi Çarsancaklı, Adem Seleş, Ramazan Yılmaz, Muhittin Hamdi Yıldırım, Mahmut Özgür, Osman Baydemir, Hasan Mezarcı, Erol Yarar, Ali Bayramoğlu, Ramazan Yenidede, Eren Keskin, Aykut Edibali, Feridun Çelik, Muhsin Yazıcıoğlu, Hasan Hüseyin Ceylan, Haydar Kaya, Murat Bozlak, Bahattin Günel, Osman Özçelik, Zeki Başaran, A. Zeki Okçuoğlu, Aziz Durmaz, Murat Çelik".

Cezaevine giren tanınmış simalar

"Recep Tayyip Erdoğan, Hasan Celal Güzel, Akın Birdal, Murat Bozlak, Hasan Hüseyin Ceylan, Yılmaz Odabaşı, Ramazan Yılmaz, Abdullah Varlı, Ali Şola, Ömer Faruk Özkan, Medeni Ayhan, Tülay Koçak, Mehmet Salih Altun, Bünyamin Çelik, Adnan Çelik, Yaşar Altın, Arif Atalay, Fahime Aslan, Mehmet Vahi Yazar, Osman Yavuz, Fuat Başarılı, Zekeriya Özen, Nazmi Kar". (Gürhan Savgı)




Hemşireler dertli

80 bine ulaşan sayıları ile sağlık sektörünün belkemiği olan hemşireler, Antalya'da bir araya gelerek çözülmesini istedikleri sorunlarını tartıştılar.

Antalya'da yapılan 1. Uluslararası 8. Ulusal Hemşirelik Kongresi'nde bir araya gelen hemşirler, sorunlarını dile getirme ve paylaşma imkanı buldu. Yurdun çeşitli yerlerinden gelen yaklaşık 500 katılımcı hemşire düzenlenen panellerde görüşlerini dile getirdi. Panelistlerle birlikte karşılıklı görüş alış verişi şeklinde geçen toplantılarda hemşireler meselelerini şöyle sıraladılar: Eğitici ve araştırmacı yönlerinin bilinmemesi ve bu yönlerine basının yeteri kadar yer vermemesi, gerek resmî gerek özel kuruluşların hemşirelere yeteri kadar sorumluluk vermemesi, belli dallarda branşlaşmama, kendileri için hazırlanmış yasanın yeterli olmaması, karar mekanizmalarında hemşirelerin safdışı bırakılması, çalışma saatlerinin düzensizliği ve özlük haklarının yetersizliği, yeteri kadar örgütlenememe, yeterli eğitimin verilmemesi hemşirelerin görüşlerine yeteri kadar yer verilmemesi, doktorların reteçelerini uygulama ile sınırlı kalmaları, itiraz haklarının olmaması, tedavi hizmetlerinin dışına çıkamama.

1954'te çıkarılan yasanının 10 yıl dolmadan ihtiyaçlara cevap veremez hale geldiğini dile getiren Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu öğretim görevlisi Prof. Dr. Saadet Ülker, "Yasa adeta bir emir kulunu tarif ediyor. Sormaz, sorgulamaz, eleştirmez, efendi ne diyorsa onu yapar. Hemşireye verilen yetki, sadece doktorun verdiği reçeteyi uygulamaktır.

Bugün hemşireler il ve ilçelere yığılmış durumda. O yüzden sağlık ocakları boş. Öte yandan var olan hemşireler yeteri kadar istihdam edilemiyor. İstihdam edilenler de doğru işte kullanılamıyor." dedi. İstanbul ZAMAN




Andıçları kim sızdırdı?

Gazeteci-yazar ve FP İstanbul Milletvekili Nazlı Ilıcak ve eşi Emin Şirin'in Havuzbaşı'ndaki evlerine davetliydim. Nazlı Ilıcak son günlerde Genelkurmay'ın yaptığı açıklamalardan ötürü olsa gerek biraz tedirgin ve ketum görünüyordu.

Eşi Emin Bey'se son derece rahat ve bir o kadar da neşeliydi. Nazlı Hanım'ın mahkemeye verdiği Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun yolsuzluklarla yürütülen mücadelenin ve bağırsak temizleme operasyonlarının itici gücü olduğuna inandığını vurgulayıp öve öve bitiremiyordu.

Sohbet sırasında bir telefon geldi. Telefonun öbür ucundaki ses, Nazlı Hanım'a belgeleri ne zaman elde ettiğini soruyordu: 'Acaba bu belgeler elinize iki yıl önce mi geçti?'

Soruyu soran ya da sorduranların kimliği, sorunun cevabını Genelkurmay'ın da merak ettiğini gösteriyordu.

Belli ki soruyu soranlar Nazlı Hanım'ın eline geçen son derece önemli ve aynı zamanda siyasi ve hukuksal sonuçlar doğuracağı şimdiden belli olan bu belgelerin bundan iki yıl önce büyük tartışmalara neden olan Sarmusak skandalı ile bağlantılı olduğunu düşünüyordu. Nazlı Hanım'ın Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi eski Başkanı Bülent Orakoğlu ile samimiyeti olduğunu düşünen birileri böyle bir yargıya ulaşmakta hiç güçlük çekmiyordu.

Üstelik Genelkurmay tarafından yapılan açıklamada Nazlı Ilıcak'ın 'yasal olmayan yollarla elde edilen bu belgeler' sözüne muhatap olması, Genelkurmay'ın da konuyu köstebek olayına bağlamak eğiliminde olduğunu gösteriyordu.

Oysa andıç belgelerinin sızması/sızdırılması ile köstebek olayı arasında hiçbir ilişki yok. Aslında Genelkurmay gibi Türkiye'nin en gizli dosyalarına sahip olan bir kurumun belge saklamak konusunda çok başarılı olduğunu söylemek de pek kolay değil. Türkiye'nin yakın tarihine bakıldığında nice gizli ibareli belgelerin gazetelerin manşetlerinde çarşaf çarşaf yayımlandığı görüldü.

Ancak yeri geldiği için söylüyorum. Türkiye gibi son derece stratejik konumda olan bir ülkenin belge güvenliğine ve kriptolojiye çok daha dikkat etmesi gerekiyor. Genelkurmay'ın teknolojideki konu ile ilgili gelişmeleri yakından takip etmesi adeta bir zorunluluk. Artık ordular da, istihbarat servisleri de klasik yöntemlerin dışında çok farklı yöntemlerle çalışıyor çünkü.

Örneğin; bilgisayarın klavyesinden, ekranından, modem kablosundan ve daha nice yerinden yayılan elektromanyetik salınımlar klavyede basılan tuşlara, ekrandaki görüntüye ve modemle bilgisayar arasında geçen bilgilere bağıntılıdır. Yeterli donanıma sahip herhangi biri bu ışınları bir veya iki kilometreye varabilen bir mesafeden kaydedebilir ve ekranda ne göründüğünü, klavyeden ne girildiğini veya modemden ne geçtiğini bu ışınları işleyerek tekrar oluşturabilir.

Bütün elektronik cihazlarda işlenen işaretler doğrudan veya dolaylı olarak aletin içindeki bazı elektrik akımlarının şiddetine yansır. Bu değişken elektrik akımları ise onlara dolaylı olarak yol açan işaretlerin frekanslarında kaçak elektrik işaretlerine ve elektromanyetik salınımlara yol açarlar. Bu kaçak işaretler çeşitli yollardan çevreye yayılır. Bu işaretleri işlemek için en uygun yol doğal olarak sayısal işaret işlemidir (Digital Signal Processing). İşaretler yeterli kaliteye sahipse ve radyasyonu yayan aletin çalışma prensibi bu işe uygunsa, örneğin bir bilgisayar ekranı durumunda, benzer bir bilgisayar ekranının girişine eşzamanlı (synchronisation) işaretleri tekrar oluşturularak verilebilir. Değillerse, yüksek frekanslı ham işaret doğrudan sayısallaştırılıp software olarak dönüşümü gerçekleştirilebilir.

Yani yeni bir dinleme ve izleme tekniğiyle karşı karşıyayız. Adına elektromanyetik izleme sistemi deniyor. Bu işlemi yapabilecek donanıma sahip tek gücün ise şu an ABD olduğunu sözlerine eklemeden edemiyor.

Andıç belgelerinin sızdırılması, TSK'nın Türk siyasetindeki sınırlarını daraltma operasyonu gibi geliyor ve bu iç dinamikten çok, bir dış dinamiği hatırlatıyor bana. (Aydoğan Vatandaş)




KOB'a destek

Katılım Ortaklığı Belgesi'ni değerlendiren sivil toplum kuruluşları, önerileri dengeli buldu. Bazıları ise isteklerin yetersiz olduğu görüşünde.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde çok önemli bir dönüm noktası olan Katılım Ortaklığı Belgesi, (KOB) Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları tarafından olumlu karşılandı. Sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin konuyla ilgili görüşleri özetle şöyle:

İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Şebnem Oğuz: Sadece siyasi konulara endekslenip bakarsak bütünü görmeyiz. Türkiye'de yapılan da maalesef bu. Belgede ekonomik kriterler de var. Belgede kısa ve orta vadeli hedeflerin belirlenmesinde, Türkiye'nin hassasiyetleri göz önüne alınmış. Kıbrıs ile ilgili bölüm Helsinki ile aynı. KOB'da Kıbrıs için ne denildiğinin çok iyi okunması gerekir. Belgede Türkiye 1 yılda sorunu çözsün denilmiyor. Zaten bu mümkün değil.

Arı Hareketi Genel Koordinatörü Kemal Köprülü: Bu şartlar aslında Türk toplumunun Avrupa Birliği'nden değil, ülkeyi idare edenlerden beklentisidir. Türkiye, uyum konusunda Helsinki'den bu yana somut adımlar atmadı. Bu sebeple belgede Türkiye'nin hemfikir olmadığı bölümler bulunması normal.

İHD: Az bile söylediler

İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül: Belgede demokratikleşme ile ilgili maddeler yetersiz ve uzun vadeli. Biz buna karşı çıkıyoruz. Hızlandırılmış bir süreç istiyoruz. 2001 yılı sonuna kadar Kopenhag Siyasî Kriterleri'nin tümünün yerine getirilmesini talep ediyoruz.

Demokraside Birlik Vakfı Başkanı Mehmet Bozdemir: KOB metni umulandan daha iyi. Dayatma beklentileri boşa çıktı. AB'nin talepleri bizim zaten halkımız için istediğimiz konular. KOB, Türk demokrasisinin evrensel normlara kavuşması açısından önemli bir metin.

Mazlum-Der Genel Sekreteri Ömer Ekşi: AB'nin insan hakları ile ilgili önerileri kuşatıcı değil. Türkiye'de birçok hak ihlaline zemin teşkil eden katı laiklik politikaları, bir türlü görülmek istenmemekte. On binlerce insanı yakından ilgilendiren mülteci sorunu gibi Türkiye'nin bazı ayrımcı politikaları hesaba katılmamış.




Hizmeti önde tuttuk

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Marmara ve Boğazlar Belediyeler Birliği'nin İstanbul için yeni bir yönetim modeli geliştirilmesi projesinin tanıtım kahvaltısında basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Bakan Tantan, Paraşüt, Balina, Buffalo gibi operasyonlardan sonra ortaya atılan "Tantan, başarılı operasyonların önüne çıkıp siyasi rant elde etmek istiyor." şeklindeki suçlamaların hatırlatılması üzerine "Hiçbir zaman siyasi rant düşünmedim. Bu çalışmalar bir ekip çalışması. Biz daima hizmeti önde tuttuk. Çalışmaların içeriğine bakıldığında bunlarda siyasi iradenin gücü var. Daha önce nüfuz ajanlarından bahsetmiştik. İyi dikkat ederseniz nüfuz ajanlarını her zaman yakalama şansınız var." dedi.

Bakan Tantan, operasyonlardan sonra ANAP içinde huzursuzluk doğduğu söylentilerinin hatırlatılması üzerine de şu cevabı verdi: "Öyle bir şey yok. Görev yapılan yerde neden rahatsızlık duyulsun ki?"




Atatürk sayesinde

Boğazlara kurulacak: güvenlik sistemine çıkartılan bürokratik engeller, Atatürk'ün çıkardığı 'tahkim' kanunu sayesinde aşıldı.

Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu ve TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Ediz Hun, Türk Deniz Araştırmaları Vakfı tarafından düzenlenen "Marmara Denizi 2000" konulu sempozyuma katıldı. Bakan Mirzaoğlu, burada yaptığı konuşmada "Boğazların güvenliğiyle ilgili engelleri Aziz Atatürk sayesinde aştık." dedi. Mirzaoğlu, Boğaz'a kurulacak radarların hikayesini şöyle anlattı:

"57. hükümete kadar sistemin 4 kez ihalesi yapıldı. 10 yıl önce 120 milyon dolara ihale edilen sistemi 19 milyon dolara tekrar ihale ettik. Fakat Maliye Bakanlığı ihaleye vize vermedi. Bahane olarakta ihalenin yerel bir gazetede yayınlanmamasını gösterdiler. Bu konuda Bakanlar Kurulu'na 55 dakika bilgi sundum. Sonunda uluslarası bir ihalenin yerel basında yayınlanmamış olması rekabet kuralını ihmal etmez sonucuna varıldı. Bu sefer karşımıza Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu dikildi. Çıkışı 1936'da Atatürk döneminde çıkarılan 'tahkim kanunu'nda gördük. Bu kanun iki devlet kurumu anlaşmazlığa düşerse üçüncü bir kurumun hakem tayin edilmesini öngörüyor. Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, Kültür Bakanlığı ile bakanlığımız arasında hakem oldu. Olumlu rapor verdi. Bu engeli de aştıktan sonra İstanbul'da 8, Çanakkale'de kurulacak 5 ayrı radar kulesi için ilgili belediyelerden ruhsat almamız için 3 yıl gerekiyordu. Bunu da aşmak için doğal afetler hakkında hükümler içerine kanun hükmünde kararnameyi devreye soktuk. Bu sefer Turizm Bakanı karşımıza çıktı ve İstinye'de yapılacak ana kumanda merkezi konusunda yaklaşık 3 ay görüşmek zorunda kaldık. Sonunda ikna ettik. Sistem 15 Haziran 2001'de devreye girecek."




Et yolsuzluğu kasapları vurdu

Kaçak et operasyonundan sonra kırmızı ete olan ilgi azaldı. Vatandaşlar balık ve tavuğa yöneldi.

Buffalo operasyonuyla Türkiye'ye kaçak et girdiğinin ortaya çıkması kasapları müşterisiz bıraktı. Adana'dan İzmir'e, Kahramanmaraş'tan İstanbul'a kadar Türkiye'nin dört bir yanından gelen haberlere göre, pahalılık nedeniyle kırmızı etten uzak duran insanlar son gelişmelerle kasapların önünden bile geçmez oldular. Deli dana olayında olduğu gibi et satışlarının azalmasıyla balık ve tavuğa rağbet arttı.

Operasyondan en fazla etkilenen illerin başında İzmir ve Mersin geliyor. İzmir Kasaplar Odası Başkanı Aydın Mestanlı, kasaplardan et alan vatandaşların endişeye kapılmamalarını istedi. Türkiye'de hiçbir kasabın 'Buffalo operasyonu'yla ortaya çıkan kaçak eti satmadığını belirten Mestanlı, bu etlerin daha çok donuk ürün tüketen kurumlara satıldığını iddia etti. Gümrüklerin sıkı kontrol altında tutulmasını isteyen Mestanlı "Et ithalatı serbest ise bu legal yollardan yapılsın. Bulgaristan'a giren çıkan araçların altında, çuvalların içinde getirilmesin. Türkiye'ye kaçak yolla sokulan bu etlerin kime ve nerelere satıldığı mutlaka açıklanmalı. Bu alanda kamuoyunun aydınlatılması gerektiğine inanıyoruz." diye konuştu.

"Bu etler kesinlikle küçük esnafın tezgâhına girmedi'' diyen Adana Kasaplar, Tavukçular ve Balıkçılar Odası Başkanı Saruhan Yağmur, şu çağrıda bulundu: "Deli dana krizinden daha kötü günler geçirmeye başladık. Esnaf 2 günde kepenk kapatacak hale geldi. Sorumluları bir an önce bulunup yargılanmalı.''

Kahramanmaraş Kasaplar Odası Başkanı A. Kadir Arioğlu, ülkemizde uygulanan yanlış politikaların besiciliği her geçen gün yok ettiğine dikkati çekti. Hükümetin hayvancılığın geliştirilmesi yönünde etkin adımlar atması gerektiğine değinen Arioğlu, şöyle konuştu: "Devlet gerçekten besicilik yapan kimselere krediler vermelidir. Kapkaççılara karşı çok dikkatli olunması lazım. Normal etin kilosu 3 milyon 500 bin liradan satılırken, bazı sucukların daha ucuza satılması akıllara soru işaretleri getirmelidir. Müşteri bu konuda biraz olsun düşünmeli.''

Gaziantep, Manisa ve Balıkesir gibi illerde operasyonlarla ilgili haberlerin satışları fazla etkilemediği görüldü. Balıkesir Kasaplar Odası Başkanı Nihat Kutsal, şehre dışarıdan et girişine müsaade etmediklerini belirterek "Son derece rahatız. Kasaplarda satılan bütün etler, Balıkesir ve çevresinde yetişmiş olan canlı hayvanların, sağlık kontrolünden geçtikten sonra, mezbahada kesilmesi ile elde edilen etlerdir." diye açıklamada bulundu.




Susurluk beraat eder

SUİİSTİMAL: Ağar'ın aklanmasına dikkat çeken Önder 'Bunlar emir komuta zinciri içinde yapılmış işler. En fazla görevi suiistimal olur.' dedi.

25. celseye kalan Susurluk Davası'nda karar bir sürpriz olmazsa 12 Şubat 2001'de açıklanacak. Davanın sanıklarından Özel Harekat Dairesi eski Başkanı İbrahim Şahin'in avukatı Uğur Önder, şubat ayında görülecek karar duruşmasında, kendi savunmalarının hazır olduğunu; ancak İbrahim Şahin'in savunmasını kendisinin yapmak istediğini söylüyor. Davanın uzamasının delil bulunamamasından kaynaklandığına dikkat çeken avukat Önder, "Devletin üst kademelerinde bazı şeyleri örtbas etmek isteyen kişiler var." diyor. Avukat Önder ile şubat ayındaki son duruşma öncesinde davanın seyri ve muhtemel sonucunu konuştuk.

İbrahim Şahin'in sağlık durumu nasıl?

–Geçirdiği trafik kazasının sonrasında bir müddet şuuru bulanıktı. Uludağ Üniversitesi'nde uzun süre tedavi gördü. Adli Tıp'a da gitti. Geçenlerde acil olarak Beykoz Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Buna ilişkin raporlar mahkemlere takdim edildi. İki kulağı da duymuyor. Bilhassa sağ kulağı tamamen duyma yeteneğini kaybetmiş durumda. Sol kulağının eğer yurtdışına giderse birazcık duyma ihtimali var.

Kendisi ile nasıl iletişim kuruyorsunuz?

–Ancak yazışmak suretiyle anlaşabiliyoruz. Başka türlü anlaşmamıza imkan yok.

Mahkemeye çıkıp konuşabilecek mi?

–Şubat ayındaki celsede mahkeme başkanına 'Yanında ben durmak istiyorum' diyeceğim. Ben mahkeme başkanının söylediklerini yazıp ona vereceğim. O da yazarak cevap verecek.

İhtiyacını yazarak mı anlatıyor?

–Her şeyi yazarak. Telefonlara dahi. Ben yanındakilere telefon ediyorum. Yanındakiler yazıyor. O da cevabını yazıyor. Yazdıklarını bana okuyorlar.

Şuuru nasıl?

–Şuuru yavaş yavaş açılıyor. Eskiyi yavaş yavaş hatırlıyor. İnsanların kulakları duymayınca ruhi çöküntüyü bir düşünün. Bu zamana kadar tedavisi ile eşi dostu yakınları ilgileniyor. Yani başka hiçbir yerden destek görmüyor.

İbrahim Şahin şu anda neler yapıyor?

–Devamlı tedaviye gidiyordu. Yaptığı başka bir şey yok. Mutlaka bir bakıcı ile dolaşmak zorunda. Zaman zaman dışarı çıkarıp hava aldırıyorlar. Başına bu olayın gelmesinden dolayı çok üzgün. Kendisine sahip çıkılmamasından dolayı kırgın. PKK'ya karşı en büyük mücadeleyi verenlerden biri.

İbret–i alem bir dava olacak

Davadan nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

–İbrahim Şahin ne cürüm işlemek için teşekkül oluşturmuştur, ne de bu teşekküle talimat veren yönetici konumunda olmuştur. Ne cürüm işleyenleri saklamak, ne de bunları yetkili mercilere haber vermemek gibi bir hareket içinde İbrahim Şahin hiçbir zaman yer almamıştır. Bu suçları ihlal ettiğine dair dosyasında mahkumiyetini gerektirir herhangi bir delil ve belge mevcut değildir. Son üç yılda kamuoyunda bu tür suçlamalarla son derece yıpranan ve kırılan onurunun kendisine tekrar iadesini talep ediyoruz. Yani 313. maddeden yargılanacağını düşünmüyoruz. DGM'de beraat edeceği inancındayız. Çünkü bunlar emir–komuta zinciri içinde yapılmış işler. En fazla olsa olsa görevi ihmal olur, görevi suiistimal olur. Onlar da DGM'nin görevleri arasında değil. Bize göre beraat edecek. Zaten bu dava ibret–i alem bir dava olacak. Biliyorsunuz Mehmet Ağar aklandı. Meclis'te de aklandı. İbrahim Şahin'e de buradan bir ceza söz konusu olmayacak.

Şahin kendi savunmasında önemli bilgiler verecek mi?

–Bu işlerin oluşumunu anlatacak herhalde. Davanın gelişimine göre savunmasını yapacak.

Susurluk kazasından bu yana geçen süreçte hâlâ birtakım ilişkilerin aydınlatılamadığı, yargıya yansımadığı dile getiriliyor. Susurluk davası neden kimseyi tatmin etmiyor?

–Bu konuda DGM eski Başkanı Sedat Karagül bir açıklama yaptı. "Delillere ulaşılamıyor." dedi. TBMM Araştırma Komisyonu da aynı şeyden şikâyetçi. Bu konuda herkes şikâyetçi. Niye delillere ulaşılamasın? Demek ki devletin üst kademelerinde bazı şeyleri örtbas etmek isteyen kişiler var.

Mahkeme başkanı Sedat Karagül bir görev değişikliği yaşadı. Bu, davayı olumlu veya olumsuz etkiler mi? Bu değişikliği siz nasıl buluyorsunuz?

–Metin Bey geldi. İddialar belli. Tetkik edecek. Sedat Bey'e orada büyük haksızlık yapıldı. Ama belge ve deliller aynı.

Sizce Sedat Karagül neden alındı?

–Çeşitli davalara bakın Eyüp Aşık dosyalarına bakın. Alaattin'in dosyalarına bakın. Muhalefet koyduğu dosyaları inceleyin. Dosyalarından belli.

Medyada bugüne kadar yer alan Susurluk haberlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

–Medya davayı abarttı. Medya bu davada inancını yitirdi. Olayları bilen bilmeyen konuştu. İbrahim Şahin'in özel hayatına kadar girildi.




Büyük Düzce’ye doğru

Düzce depreminin 1. yıldönümü. 12 Kasım'da meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki depremde 894 kişi ölmüş, yaklaşık 5 bin kişi de yaralanmıştı.

Gözyaşının, acının, ölümün üzerinden tam 365 gün geçti. Düzce yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor. İki depremle yıkılan Düzce'nin en büyük sorununun maddi imkansızlıklar olduğunu söyleyen Düzce Belediye Başkanı Ruhi Kurnaz, "Düzce'yi il yapmakla iş bitmez. Yıkılmış bir şehri ayağa kaldırmak için Erzincan'a olduğu gibi buraya özel bir kanunla 4–5 yıl desteklenmemiz gerek." dedi. Kazukoğlu ve Nalbontoğlu köylerinde inşasına başlanılan 7 bin konutun Şubat 2001'de biteceğini söyleyen Kurnaz " Eski ve yeni değil Büyük Düzce'yi oluşturmak için destek bekliyoruz " diyor.




Çocukların yüzü gülüyor

Depremin çocukları, ebeveynlerinden, şehirlerden ve sokaklardan daha çabuk ayağa kalktı.

Düzce Beyciler Çadırkenti'nde her gün 32 çocuğun kreşe geldiğini belirten Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgemi Kurumu yetkilisi çocuk eğitimi uzmanı Şükran Özçelik, çocukların 1 yılda depremin ilk aylarında yaşadıkları korku, karamsarlık ve içe kapanıklıklarını attıklarını söyledi. Özçelik, korku, güvensizlik ve saldırganlık yerine, merak, paylaşma ve araştırma duygularının ağır basmaya başladığını belirtti. Bu değişimi en iyi çocukların oyunlara katılımında ve çizdikleri resimlerde gözlediğini anlatan Özçelik "Çocuklar şimdi çiçekler, oyun oynayan çocuklar, daha sağlam evler çiziyorlar. Bunlar umut verici."




Çeçenistan'ın feryadını duyun

Uluslararası İnsan Hakları Derneği Çeçenistan Başkanı Said Emin İbragimov'un, Rus-Çeçen Savaşı'nı durdurmak amacıyla yaptığı 'Barış için yürüyüş'ün beklenen yankıyı uyandırmaması üzerine başlatığı ölüm orucu 3. haftaya girdi.

Kadıköy Fenerbahçe Devlet Demiryolları Dinlenme Kampı'nda açlık grevini sürdüren İbragimov, savaşı başlamadan durdurmak için Eylül 1999'yüzlerce kilometre yürümüş hiç bir ilerleme sağlanamadığını görüncede 21 gün önce ölüm orucuna başlamıştı. Şamil KUCUR / İstanbul CHA




Çıkmayan affa haplı protesto

Gaziantep E–Tipi Cezaevi'nde kalan 10 tutuklu ve hükümlünün, toplu halde ilaç içerek affın gecikmesini protesto ettikleri bildirildi.

Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Karağiyit, cezaevinin D–3 koğuşunda kalan 10 tutuklu ve hükümlünün arkadaşlarından topladıkları ilaçları içerek protesto eylemi yaptıklarını söyledi. Karayiğit, olayın sabaha karşı meydana geldiğini belirerek "İlaçları içerek affın gecikmesini protesto amaçlı bir girişimde bulunmak istemişler. Tutuklular görevlilerimiz tarafından Gaziantep Devlet Hastanesi'ne kaldırılmışlardır. Halen tedavileri sürmektedir " dedi.




Keçili, ajanstaki görevini bıraktı

Egebank Operasyonu kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderilen M.Nail Keçili, Cenajans Grey Reklamcılık AŞ ve bağlı şirketler Yönetim Kurulu Başkanlığı'ndan istifa etti.

Cenajans Grey'den yapılan yazılı açıklamada, Cenajans Grey Yönetim Kurulu, Grey Global Group Inc. Direktörü ve Cenajans Grey Yönetim Kurulu Üyesi Mr. John Shannon'un başkanlığa atandığı bildirildi. Cenajans ayrıca, Grey Global Grup'tan Cenajans Grey ve bağlı şirketlerde görevlendirilecek bir genel müdür ve bir mali işler müdürü atanmasını talep ettiğini açıkladı.




Mafyanın kadınları

15-20 sene öncesine kadar yeraltı dünyasının gizemli ilişkilerinde sır olarak kalmayı başarmışlardı. Şimdilerde gazetelerin pazar eklerinde boy gösteriyorlar.

Yakın geçmişe kadar mafya, yeraltı dünyası ya da çete gibi kavramlar ifade edildiğinde, hemen haşin bakışlı, etrafa korku salan, belinde silahla dolaşan erkeklerin dünyası akla gelirdi. Ancak son 15–20 yılda kadınların da bu aleme girdiğine şahit olduk. Mafyanın kadınları kimi eş, kimi ana, kimi sevgili, kimi kurye olarak karşımıza çıkmaya başladı. Yeraltı dünyasının ünlü ‘baba'ları varsa, anaları da olmalıydı!

Susurluk kadını hatırlattı

Türk kamuoyu özellikle Susurluk'la birlikte yeraltı dünyasında kadınların ne kadar etkili olduğunu gördü. Bazı kadınların çeteleri idare ettiği, karapara akladığı ya da uyuşturucu ticaretinde önemli roller aldığı ortaya çıktı. Bir zamanlar kadını sadece sevgili, metres olarak gören dünün kabadayıları, bugünün babaları işin içinde büyük para olunca kadını yanına almakta hiç tereddüt etmedi. Banka müdiresi, kurye, bürokrat ve hatta malın sahibi görünen kadınlar mafyaya, 1980'li yılların sonlarına doğru hızlı bir giriş yaptı.

1980'den sonra sahnedeler

Dündar Kılıç, İsmail Hacısüleymanoğlu, İdris Özbir, Nihat Akgün ve Necdet Ulucan gibi isimler özel hayatlarını saklamakta başarı sağladılar. Kiminle evli oldukları, kime gönül verdikleri pek bilinmiyordu. Onların özel hayatını ya bu alem ya da bu alemi çok yakından takip eden isimler bilebildi ancak. Bugünkü gibi gazetelerin pazar eklerine konu olmadılar hiç. 1980'li yılların ortalarına doğru Türk kadını mafya içerisindeki kabuğunu kırmaya başladı. Yeraltı dünyasının önde gelen babalarından Alaattin Çakıcı'yla birlikte Paris'te yakalanan Aslı Ural'ın anneannesi Mualla Özbek bu süreçte karşımıza çıktı.

Kadına kurşun sıkılır mı?

Mafyanın kadınları denilince, şüphesiz akla ilk gelen isimlerden biri geçtiğimiz yıllarda ölen Dündar Kılıç'ın kızı ve Alaattin Çakıcı'nın eski eşi Uğur Kılıç'tır. Bir tarafta babası, bir tarafta yeraltı dünyasının ünlü ismi Çakıcı. 20 Ocak 1995'te Uludağ'da silahlar konuşuyor ve yeraltı dünyasının ‘Erkek gibi kadını' Uğur Kılıç kanlar içinde hayata gözlerini yumuyordu. Bu alemin “Kadınlara kurşun sıkılmaz.” yasası da delinmiş oluyordu böylece.

Bir mafya anası karşımızda

Mafyanın kadınları, Karagümrük Çetesi'nin elebaşları Nuri (Nuriş) ve Vedat Ergin kardeşlerin Uşak Cezaevi'ndeki vahşetleri üzerine tekrar gündeme geldi. Sevil Ergin; oğulları için devletle pazarlığa oturmuştu ‘İsyanı ben bitirdim' açıklamasını yapıyordu. Alaattin Çakıcı için “Çakıcı bizim hasmımız değil. Olamaz da zaten. Onun hasımları yeğenini öldürenler ve Dündar Kılıç'ın ailesidir. Oğullarım Çakıcı'dan ve adamlarından korkmaz.” diyordu.

Ergin'lerin annesiyle tekrar gündeme gelen mafya kadınlarından bazıları şunlar:

Hülya Ağansoy: Çakıcı'nın adamları tarafından Bebek'te öldürülen Tevfik Ağansoy'un eşi. Eşinin ölümünden sonra, "Ya biz yapacaktık ya onlar. Çakıcı çabuk davrandı.'' açıklamasını yaptı. 1997'nin Ekim'inde ruhsatsız silah taşımaktan gözaltına alındı. 5 Nisan 1997'de İstanbul DGM'de Uğur Mumcu cinayetiyle ilgili olarak ifade verdi. Uğur Kılıç ile kocasının öldürülmesinden Zeynep Özal'ı sorumlu tuttu.

Elif Lütfiye Topal: Öldürülen Kumarhaneler Kralı Ömer Lütfi Topal'ın kızı. Babasının ölümünden iki ay sonra Abdullah Çatlı'ya 535 bin dolar ödedikleri tespit edildi. Ev ve işyerlerinde, aralarında dürbünlü suikast silahı ve uzun namlulu bomba atabilen tüfeklerin de bulunduğu çok sayıda silah ve mermi bulundu.

Birsu Hilal Altıntaş: Topal'ın imam nikahlı eşi. Üç kişiyle birlikte ruhsatsız silah bulundurmaktan gözaltına alındı. Kullandıkları aracın emekli Orgeneral Nejat Tümer'in oğlu Yalçın Tümer'e ait olduğu ortaya çıktı. 20 Eylül 1998'de Dedeman Oteli'nin çıkışında silahlı saldırıya uğradı.

Meral Çatlı: Abdullah Çatlı'nın eşi. Susurluk Komisyonu'na Çatlı'nın ASALA operasyonları ve cezaevinden Türkiye'ye getirilişi ile ilgili ayrıntılı açıklamalarda bulundu. 1991'de kurulan Sultan Tekstil'in ortaklarındandı. Diğer ortaklar arasında ise Haluk Kırcı ve Yaşar Öz de vardı.

Gonca Us: Çatlı'nın iş ortağı Ahmet Baydar'ın sevgilisi Arzu Yaman'ın üvey kızkardeşi. Çatlı'yı 1993'te tanıdı. Meral Çatlı onu, "Faal bir kızmış. Eşime, dışarı çıkışlarında eşlik ediyordu'' cümleleriyle anlattı. Kıbrıs'ta Kutlu Adalı, 7 Temmuz 1996 akşamı kapısının önünde Uzi marka silahla vurularak öldürüldüğünde, Çatlı ile Ada'daydı.

Canan Yaka:

Ünlü sosyete terzisi Mualla Özbek'in kızı. Çakıcı'yla Paris'te yakalanan Aslı Ural'ın annesi. Çakıcı'yı Adapazarı'nda cezaevinde yatarken sık sık ziyaret ediyordu. Karapara aklamak amacıyla Çakıcı adına şirket kurmak suçlamasıyla gözaltına alındı.

Aslı Ural: Canan Yaka'nın kızı. Çakıcı'yla birlikte olduğunu tespit eden polis, cep telefonu görüşmelerinden iz sürünce, 16 Ağustos 1998'de Fransa'nın Nice kentinde yakalandılar.

Sibel Can:Şarkıcı. Karagümrük çetesinin lideri Nuriş lakaplı Nuri Ergin ile bağlantı kurup kendisine şantaj yaptığı iddia edilen manken Can Kuzu'yu kaçırttığı suçlamasıyla gözaltına alındı.

Nevval Boz: Ankara yakınlarında 1993'te öldürülen Binbaşı Cem Ersever'in arkadaşı. Ersever'le aynı tarihlerde öldürüldü. El Muhaberat'ta çalıştığı, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın kontrolünü sağlamak üzere sekreterliğini yaptığı, Yeşil lakaplı Mahmut Yıldırım tarafından angaje edildiği ve Ersever tarafından Jitem'e kazandırıldığı iddia edildi.

Gülben Ergen:

Şarkıcı. Tefeci Nesim Malki'nin azmettiricisi olduğu öne sürülen Erol Evcil'in sevgilisi. 3 Ocak 1999'da Evcil'le ilgili olarak sorgulandı. Annesiyle birlikte banka hesaplarına ve mallarına el kondu.

Armağan Kök: Emlak Bankası Mecidiyeköy Şubesi eski müdür yardımcısı. 1995'te Sicilya mafyasının 1,3 milyon dolarlık para aklama operasyonuna adı karıştı. Olay, Sicilya mafyasından Giovanni Cannizzo'nun itiraflarıyla ortaya çıktı. İtalya Merkez Bankası açtığı soruşturmada iyi niyet mektubunda Kök'ün imzasının bulunduğunu rapor etti.

Dilek Örnek: Kamuoyunda ‘Kurye Dilek' olarak bilindi. 16 Aralık 1996'da Atatürk Hava Limanı'nda uyuşturucu parası olduğu söylenen 28 milyar liralık dövizle yakalandı. Yurtdışına 52 kez giriş çıkış yaptı ve 1,5 trilyon liralık para taşıdı.

Arzu Top: Topal'ın kumarhanelerinin mali işlerinden sorumlu müdürü. Şişli ve Kızıltoprak'ta düzenlenen polis operasyonlarında naylon faturalarla yakalandı. Ortağı Sami Levi ve Mahir Çakır'la birlikte çalıntı faturaları başka şirketler adına keserek, ihracat yapmış gibi gösterdikleri ve vergi iadesi aldıkları ortaya çıktı.

Seren Serengil: 23 Ocak 1988'de İspanya'nın Barcelona kentinde dört kişiyle birlikte beş kilo eroinle yakalandı. İspanyol polisi uyuşturucunun sahibinin Avni Musullulu olduğunu tespit etti.

Ferizet Vuruşkan: Kıbrıs'ta TLMT kurucularından bir albayın kızı. Civan döneminde Emlakbank'ın dış ilişkiler bölümünde çalıştı.

Figen Gönül: Bulgaristan'da tutuklu olan ülkücü çete lideri Kürşat Yılmaz'ın sevgilisi. Cezaevinden firar eden Yılmaz'ı Bulgaristan'da ziyaret etmek isteyince yakalattı.

Derya Ayanoğlu: 31 Aralık 1992'de Çakıl Gazinosu'nda öldürülen Osman Ayanoğlu'nun kızı. Uyuşturucu kaçakçısı Nejat Daş'ın eski imam nikahlı eşi. Babasının ölümünden bir ay sonra sahibi olduğu Kısmetim 1 ve Lucky S gemisi olaylarıyla ilgili olarak tutuklandı. Kısmetim 1 gemisinin 3,1 ton uyuşturucuyla mürettebatı tarafından batırılmasıyla ilgili olarak açılan davada 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.




Deve kurban etti

Yirmi yıldır çocuk sahibi olamayan Güner ailesi, ikiz çocuğa kavuşmanın sevinciyle deve kurban etti.

İstanbul Esenler'de yaşayan Mehmet – Cemile Güner çiftinin, 20 yıllık çocuk özlemi 21 gün önce doğan ikiz kızlarıyla sona erdi. Uzun zamandan beri Esenler Ensar Hastanesi'nde tedavi gören aile, yapılan tedavinin olumlu sonuç vermesi üzerine büyük bir sevinç yaşadı. Eşinin hamile kalmasına çok sevinen Mehmet Güner, çocukları doğduğu takdirde deve kurban edeceğini adadı. 21 gün önce sağlıklı ikiz çocuğa kavuşan aile, adakları deveyi mahalleliyle birlikte evinin önünde kesti. Kemerburgaz'dan 1 milyar liraya aldığı deveyi kurban ederken duygulanarak gözleri yaşaran mutlu baba Güner, adağını yerine getirmekten dolayı mutlu olduğunu belirtti.




Kendi tebeşirlerini kendileri üretiyorlar

Kahramanmaraş'ın Dulkadiroğlu İlköğretim Okulu'nda öğrenim gören bir grup öğrenci, kullandıkları tebeşiri üreterek, örnek bir çalışma başlattılar.

İş ve teknik dersine katılan öğrenciler, kurdukları atölyede günde 150 tebeşir üreterek, okulun bütün ihtiyacını karşılamayı başardılar. Tebeşiri alçı, su ve kalsiyum sülfatı karıştırarak hazırladıkları harcı kalıplara dökerek elde ettiklerini kaydeden öğrenciler, “Derslerimize çalışıp, boş bulduğumuz zamanları böyle bir üretimle değerlendirdiğimiz için mutluyuz.” diye konuştular. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Salim Kılıç da öğrencilerin bu uğraşını takdirle karşıladıklarını ve örnek gösterdiklerini bildirdi.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 454 1 454 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.