Andıç fıkraları
İki eski arkadaş otobüste karşılaşmışlar ve başlamışlar konuşmaya. Bir tanesi pek mutlu, pek coşkulu, pek keyifli görünüyormuş. Öyle ki, öteki sormuş:
– Maaşallah pek neşeli görünüyorsun; büyük ikramiye falan mı vurdu sana?
Arkadaşı:
– Yok, demiş, sadece karım öldü.
– Ne ne ?..
– Evet. Öldürdüm onu...
– Cinayet mi işledin? Ya, peki polis?...
– Polisle ilgisi yok. Çok güzel bir tezgah hazırladım. Herkes inandı eceliyle öldüğüne.
– Nasıl yaptın peki bunu?
– Çok karmaşık değil... Her an, tekrar tekrar sevişmeye başladım onunla... Bazen günde ona, yirmiye kadar çıktı bu... İki ayın sonunda, dayanamadı öldü.
Olayı şaşkın şaşkın dinleyen:
– Harika, demiş; çok teşekkür ederim sana, bana da öğrettiğin için tezgahı. Bakayım, bir de ben deneyeyim. İki eski arkadaş ayrılmışlar otobüsten inince...
Bir süre sonra, kendisine özgü bir tezgahla karısını öldürdüğünü anlatan kişi, öteki arkadaşını ziyarete gitmiş. Arkadaşı bizzat açmış kapıyı. O da ne? Otobüsten indiklerinde sırım gibi bıraktığı dostu, sanki otuz yaş birden ihtiyarlamış; sıskalıktan iskeleti çıkmış, beli bükülmüş, yüzü buruş buruş, elleri titrek; hani nerdeyse ha öldü, ha ölecek.
Buna karşılık karısı alabildiğine sağlıklı, neşeli mi neşeli, durduğu yerde duramıyor, adeta dans ederek yürüyor. Kısa sürede müthiş bir çöküntüye uğramış olan koca, eve gelen eski dostunu bir kıyıya çekmiş:
– Senin tezgah, demiş, harika çalıştı. Gördün mü bizim karıyı? Salak, hiç bir şeyden kuşkulanmıyor ama, artık sadece birkaç günü kaldı...
Andıççılar da, herhalde bir gün adlarının "lanetliler bahçesi"nde siyah taşlar üstüne beyaz harflerle yazılacağından habersiz, böyle düşünüyorlardı; kamuoyunun gözünde çürütmek için iftira kampanyalarıyla karalayıp durmaya uğraştıkları o canım yazı çizi adamları, ozan, müzikçi ve ressamlar hakkında...
Sonu gelmeyen hapazlamalarla iyice sararıp solmaya başlayan ülkeyi, sonunda hastaneye yatırmışlar. Ülke, son bir çabayla doğrulmaya çalışıp, andıççıları çağırtmış yanına:
– Ulan serseriler, demiş, sözde beni daha çok iyileştirmek isterken; bakın ne hallere düşürdünüz... Andıççılar:
– Biz öyle andıçlarla daha çok iyileşeceğinizi sanmıştık demişler... Şimdi acaba ne yapabiliriz sizin için?
Hastane yatağında yarı beline kadar doğrulmuş zor nefes alan ülke:
– Hiç değilse, demiş, oksijen tüpünün üstünden çekin ayağınızı yatağın yanındayken...
Çetin Altan / Sabah
Sade bir soru
Fehmi Koru, Yeni Şafak'taki köşesinde 'andıç' konusundaki derin sessizliğe dikkat çekti. Koru daha sonra da bazı ilginç sorulara yer verdi: "Acaba, olağanüstü gelişmelerin yaşandığı, toplumun yargılarla yönlendirildiği şu son yıllarda, eldeki belge türü başka hazırlıklar da yapılmış olabilir mi? O hazırlıklardan hangileri uygulamaya konuldu, hangileri 'uygulanmadı' sanıldığı halde etkisini toplum üzerinde hissettirdi? Görüldüğü gibi, 'andıç' konusu, sadece hedef aldığı kişi ve kurumlar bakımından değil, hepimizin günlük hayatına ve toplumun çalkantılarına yansımaları bakımından da büyük önem taşıyor.
Bu yıllar içinde karşılaştıklarımızdan hangisi 'gerçek', hangisi 'psikolojik savaş' taktiği olarak kotarılmış 'sanal' olaylardı? Bunu bilmek hakkımız değil mi? Hükümet (Milli Savunma Bakanlığı da olabilir) hepimizi rahatlatmak için bir noktayı açığa kavuşturmakla işe başlayabilir: 'Andıç' adlı belgenin 'doğru' olduğunu öğrendiğimize ve belgenin hazırlandığı günlerde yaşananlar da belgenin uygulamaya konulduğuna işaret ettiğine göre, o olaylar, gerçekten bir–iki kişinin yetkilerini suiistimal etmesinin mi ürünüydü? Öyleyse, bunun bir müeyyidesi yok mudur? Fehmi Koru
Etibank'la ilgili bazı notlar
Etibank'ın özelleştirilmesi olayını ele alan Cüneyt Ülsever, banka ile ilgili ilk özelleştirme ihalesinin 1996 yılında yapıldığını ve Doğan Mensucat tarafından kazanıldığını belirterek çarpıcı noktalara işaret etti. Ülsever, Doğan Mensucat'ın ödemeleri yapamaması üzerine ikinci ihalenin yapıldığını belirterek şunları yazdı: "Bu kez en yüksek teklif, ilk ihaleye oranla 35 milyon dolar düşerek, Cavit Çağlar tarafından 150 milyon dolar olarak veriliyor. Özelleştirme İdaresi, Etibank'ın Çağlar'a devrinde bir mahsur olup olmadığını Hazine'ye soruyor. Hazine, Osman Tunaboylu imzası ile yolladığı cevabi yazıda özetle:
– Cavit Çağlar'ın İnterbank adında başka bir bankası olduğunu, bu bankanın Bankalar Kanunu'na göre riskler ve yükümlülüklerini yerine getiremediği için Hazine denetiminde olduğunu –64. madde kapsamında bulunduğunu– dolayısıyla Çağlar'a yeni banka verilmesinin söz konusu olamayacağını söylüyor. Özelleştirme Yüksek Kurulu ilk toplantıda bir karara varamıyor.
Özelleştirme Kurulu, bir hafta sonra tekrar toplanıyor ve bu sefer ortaya yeni bir Hazine raporu çıkıyor. Bu rapor katiyen 64. maddeden bahsetmeden, bankanın Çağlar'a devrinde bir mahsur olmadığını; ancak Çağlar'ın yeni sermaye bulması gerektiğini söylüyor! Bu dönemde Mesut Yılmaz başbakan. Bu arada da Cavit Çağlar yanına ortak olarak Dinç Bilgin grubunu almış! Bu kez ihaleyi onaylayan imzalar atılıyor. Ancak, yine Yalım Erez: – Bu imza nedeniyle hepimizi bir gün Yüce Divan'a verecekler, dilerim orada bizi Güneş Taner savunabilir, diyor. O dönemin devlet bakanı, Korkmaz Yiğit vakasında istifa etmek zorunda kalan, Etibank'a el konulan döneme kadar Dinç Bilgin grubunda yönetim kurulu üyeliği yapan Güneş Taner'e soruyorum:
– Bu ne iştir?
Şu anda Ziraat Bankası Genel Müdürü olan Osman Tunaboylu'ya da soruyorum:
– Hazine'yi bir hafta içinde fikrini değiştirmeye hangi şartlar zorladı?
Cüneyt Ülsever / Hürriyet
|