GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

14/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

 


Ahmet SELİM

Keyfiyet

Kimler demokrattır?

Bizim kültürümüzde demokrasiyi engelleyen bir şey yok; tersine, besleyen değerler çok. Burada demokrasiyi tarih süreci içindeki dalgalanışları soyutlayarak değil, onların da amaçladığı öz mahiyetiyle zikrediyorum. Yönetimin hürriyetçi olması; reye, görüşlere, yorumlara, şûraya, meşverete önem verilmesi...

Yönetim kelimesini de genel anlamda kullanıyorum. Ailenin yönetimi de böyledir. Alimin, öğrencilerine muamelesi de (aslî değer ölçüleri açısından) böyledir. Demokrasi, siyasî bir müessese olmakla beraber, geniş mânâsıyla günlük hayatın özel ve sosyal münasebetlerinde de uygulanabilirliğinden söz edilebilir. Ailede, okulda, iş hayatında, çeşitli kuruluşlarda...

Demokrasi, siyasî müessese olarak, sosyal-iktisadî-siyasî şartlara tabi; Batı'daki bu şartların tam oluşumu, Ali Bulaç'ın da bir Tv programında belirttiği gibi. 2. Dünya Savaşı'ndan sonradır. Biz de Tanzimat'tan beri uğraşıyorduk; ama sosyal-iktisadî-siyasî şartlarımız farklıydı. "Kapitalizm+millet+kolonizasyon tarzındaki sömürgeciliğin anavatan gerçeğinin ötesinde yapılanması" gibi şartlar bizde yoktu. Onların tipinde bir kapitalizm olmazdı da farklı yoldan ticarî ve sınaî geçişler sağlanabilirdi; ayrı mesele. Fakat liberalizmin kabulüyle imparatorluğun dağılması gerçeği karşısında ne yapacaktık? Biz sahibi olduğumuz yerleri vatan bilmiştik. Nereleri kimleri nasıl bırakacaktık ki, yeni bir yapılanmayla onların yolundan yürüyecektik?

O şartlarda bile aydınlarımız liberalizmi benimsedi. Karşı çıkanlar da liberalliğe (hürriyetçiliğe) karşı çıkıyor değillerdi; "biteriz" korkusu vardı ve o şartlarda isabetliydi. Başlangıçtaki ilke İttihad-ı Osmanî idi; ama olamayacağı gün gibi aşikârdı.

Lakin bizim Batıcı aydınlarımız sadece liberalizmi benimsemediler, pozitivizmi de sevdiler. Deniliyor ki, "onlar liberal değil tepeden inmeci idiler". Tepeden inmecililikleri pozitivizmi benimseyişleriyle ilgili idi!

Yeni Osmanlılar ve İttihatçılar liberalizme ve Fransa'ya hayrandılar. Fransa'ya kaçıp orada gönüllü asker olanlar vardı. Tutuklandığı zaman Namık Kemal'in Marseyyez'i söylediği yazılıdır. Şimdi "biz liberalizme hiç yönelmedik" diyenler var. Öyle görünmesi, toplumun tepkisinden falan değil, pozitivizmden dolayıdır. Batıcı aydın, pozitivizmle halkın inandığı değerlere uzak kaldığı için, yabancılaştı ve ona tepeden inmeciliği uyguladı.

Batı'daki manevîlik (maneviyatçılık, spritüalizm) bizim aydınımızda tekabülünü bulamadı. Pozitivizm bu yüzden sınırlanamadı, liberallik ve millîlik bu yüzden beslenemedi; tarihî yapı farklılıklarının acılarından sonraki döneme de terkibî bir demokratik düşünce birikimi bundan dolayı intikal edemedi. Peki böyle bir sonucun doğmasında "manevî"liği savunanların ne taksiri var? Halkın ne kabahati var?

Jakobenlik, Fransız İhtilali'ni oturtmak için ortaya çıkmış bir geçici zorbalık uygulamasıydı, bizim pozitivistler onu hayat görüşlerinin esası haline getirdiler. Çünkü o kaldı avuçlarında! "Liberal-millî-manevî" beraberliği pozitivizmi dizginleyip mutedil bir rasyonalliğe dönüştürmez ise olacağı oydu.

... 1950'lerde, Ali Fuat Başgil, Peyami Safa, Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan, daha sağda görünmesine rağmen Necip Fazıl, demokrasiden yana idiler. Hepsi de Batı kültürünün içinden gelmişlerdir. Türk Yurdu'nun 1959'lardaki (hâlâ seviyesine dergicilikte erişilememiş) muhtevasını oluşturan zengin kadro da demokrattı. Ama "bizde ancak yarım laiklik (dolayısıyla yarım demokrasi) olabilir" diyen Hıfzı Veldet'ler, Batı'nın klasiklerini ve medeniyetini pozitivist açıdan övüyorlar; fakat vesayetçiliği savunuyorlardı.

Demokrasiyi geliştirme amacıyla ona "eleştirel" bakan, ayrıca vesayetçi demokrasi anlayışına karşı çıkan sağdaki düşünce adamlarına "demokrat değillerdi" demek haksızlıktır.

1961'de, aile dostumuz olan bir bürokratın masasına "Düşünen Adam" dergisini koydum. Evirdi çevirdi, baktı baktı ve aynen şöyle mırıldandı: "Ali Fuat Başgil, Peyami Safa, Nurettin Topçu... Hem de şu ortamda. Bu 46 ruhunun gebereceği yok!" Aynı aydın zihniyeti, yeterli görmediği 27 Mayıs'tan sonra sola meylederek liberal demokrasiyi "cici demokrasi, burjuva demokrasisi, cahiller ekseriyetinin rejimi" nitelemeleriyle kötülemeye devam ederek daha da tehlikeli boyutlarda varlığını sürdürdü.

Ali Fuat Başgil, "maneviyatçıyım, milliyetçiyim, hürriyetçiyim" diyordu. Bu beyan Peyami Safa'yı da Nurettin Topçu'yu da daha nicelerini de ifade eder. Burada terkibî bakış zarureti söz konusudur. Bunların yalnız birini alıp diğerlerini reddetmek şöyle dursun, birinin reddedilmesiyle dahi diğerleri sıhhatini kaybeder. Ağırlık tercihi var olabilir; yanlış olan, diğerlerini reddir. Çünkü diğerlerini reddedince, belki savunmakta olduğunuz kendi görüşünüzde var olan bir hakikat özünü de zedelersiniz. Ama biz alışmışız; birini seçeriz, diğerlerini tamamen ret uğruna, bir hakikat unsurunu da feda edip kendi seçtiğimizi de sakatlarız. Millîliğe aykırı milliyetçilikler, manevîliğe aykırı maneviyatçılıklar, hürriyete aykırı hürriyetçilikler (Batı'ya aykırı Batıcılıklar, ilime aykırı ilimcilikler) böyle çıkıyor ortaya. İzmler işte bunun için kötü; katkı almak için, sonuç çıkarmak için izmler kötü değil.

Batı'da da demokrasi, pozitivizme ve ateizme rağmen ve menfi tesirlerinin genel denge içinde tahammül edilebilir noktaya çekilmesiyle gelişmiştir. Yeterince gelişememesi ise onların yüzündendir... Batı'daki çeşitlilik yelpazesinin sapında, "manevî-millî-liberal" değerleri dışlamama, dikkate alma, (tercih ağırlıkları nasıl benimsenirse benimsensin) saygıyla karşılama mutabakatı vardır. (Demokratik) solları bile öyledir.

Bu evrensel gerçeği bizde ancak Ali Fuat Başgil gibi (bir örnek tip olarak zikrediyorum) muhafazakâr bilinen düşünce adamları anlamıştır. Üstelik sayıları hiç de az değildir. Kendi kendimize haksızlık etmeyelim, başkaları o işi zaten yapıyor.


a.selim@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

24/ 10/ 2000... Bühtan etmeyin
26/ 10/ 2000... Özeleştiri
29/ 10/ 2000... Halimiz hiç iyi değil
30/ 10/ 2000... Halimiz hiç iyi değil
31/ 10/ 2000... Neden mutlu değiliz?
02/ 11/ 2000... Kesitler
06/ 11/ 2000... Kötüye gidiş
07/ 11/ 2000... İnsanın hakikatine saygı
09/ 11/ 2000... Düşünmek lüzumsuzlaşıyor
13/ 11/ 2000... Değişen bir şey yok


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.