Üniversitede fikir yok
Geçen yıl 71 üniversiteden 31 tanesinde sosyal bilimler alanında bir tane bile yayın yapılamadı. Sebepler arasında resmî ideoloji ve 'dikenli konular' da var.
Türkiye'deki üniversiteler sosyal bilimler alanında fikir üretemiyor. Uluslararası Bilimsel Atıf İndeksi'ne göre geçtiğimiz yıl 71 üniversitemizden 31 tanesi sosyal bilimler alanında 1 tane bile bilimsel makale yayınlayamadı. Bir yıl içinde toplam 212 yayın yapabilen üniversitelerimizden 9 tanesi de sadece 1 yayın yapabildi.
Sosyal bilimler alanında yayın yapan üniversitelerimiz arasında Bilkent Üniversitesi 42 yayınla birinci sırada yer alırken, 26 yayınla Boğaziçi ikinci, 25 yayınla ODTÜ üçüncü oldu. Üniversitelerimizin geçen yıl Bilimsel Atıf İndeksi'ne (SCI) giren toplam yayın sayısı ise 6066.
Türkiye yerinde sayıyor
1998 yılında 89 ülke arasında 5 bin 150 yayın ile 25. sırada yer alan Türkiye 1999'da da yine 89 ülke arasında 6066 yayınla 25. oldu. Bilimsel Atıf İndeksi'nde 312 bin 482 yayınla Amerika Birleşik Devletleri birinci sırada. ABD'yi 97 bin 554 yayınla İngiltere, 79 bin 609 yayınla Japonya takip ediyor. Brezilya, Güney Kore, İsrail, Finlandiya gibi ülkeler yayın sayısı itibariyle Türkiye'nin üzerinde bulunurken, Yunanistan, Norveç, Portekiz gibi ülkeler Türkiye'nin gerisinde yer alıyor. Aynı durum Sosyal Bilimler alanı için de geçerli. 1998 yılında 85 ülke arasından 189 yayınla 33. sırada yer alan Türkiye, 1999 yılında 212 yayınla yine 33. sırada yer aldı. Sosyal bilimler alanında 66 bin 322 yayınla ABD yine birinci sırada yer alırken, 17 bin 29 yayınla İngiltere ikinci, 6 bin 666 yayınla Kanada üçüncü sırada bulunuyor.
Hocalar 'dikenli konulara' girmiyor
Türkiye'deki 71 üniversitede profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi ve diğer öğretim elemanları olmak üzere toplam 63 bin 866 hoca bulunuyor. Bunlardan 8 bin 202 tanesi profesör, 4 bin 755'i doçent, 9 bin 44 tanesi ise yardımcı doçent. Üniversitelerimizdeki bu kadar öğretim üyesine rağmen 1999 yılı içinde 71 üniversiteden 31 tanesinde 1 tane bile sosyal bilimler alanında yayın yapılmaması dikkat çekiyor.
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Burhan Şenatalar, Türkiye'de genel olarak yazma alışkanlığının olmadığını belirterek, "Hocaların aldığı para az olunca bilimsel çalışma yerine çok ders vermeye, kitap yazmaya yöneliyor." dedi. Prof. Dr. Şenatalar, sosyal bilimler alanındaki yayın azlığını ise fen bilimlerine göre sosyal bilimlerdeki yayınların zorluğuna, yabancı dil bilgisi yetersizliğine, TÜBİTAK'ın fen bilimlerine gösterdiği ilgiyi sosyal bilimlere göstermemesine ve son olarak da resmi ideolojiden kaynaklanan dikenli konulara hocaların girmemesine bağlıyor. Şenatalar bu konuda şöyle diyor: "Türkiye'de sosyal bilimlerde dikenli konuların varlığı, baskıyı kabul etmek lazım. Mesela Ermeni konusu dikenli bir konu. Her babayiğit bu konuya giremez. Ayrıca bazı konularda YÖK'ün baskısının rolü var. Hoca kendisini özgür hissedemiyor." (Tuncer Çetinkaya)
Sosyal bilimler geri bırakılıyor
Selçuk Üniversitesi Fen—Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haşim Karpuz, dünyadaki eğitim sistemleri de sayısal ve sosyal içerikli dersler arasında bir denge aranırken ve hatta sosyal bilimler derslerine ağırlık verilirken Türkiye'nin bu gelişmelerden geri kaldığı bildirildi.
Prof. Dr. Karpuz, yapılan yanlış uygulamalar nedeniyle öğrencilerin dünyadakinin aksine sayısala kaydığını, üniversitelerde ağırlığın sayısal bölümlere verildiğini söyledi. Sosyal bilimlerin üniversite yönetimlerinde de geri planda bırakıldığını belirten Prof. Dr. Karpuz "Bütün bunlar YÖK'teki fencilerden kaynaklanıyor. YÖK'ün başındaki insan kimya profesörüdür." dedi.
Fen—edebiyat fakültesinde genelde sayısalcı hocaların dekan olarak görev yaptığını söyleyen Prof. Dr. Karpuz, "Fen—edebiyat fakültelerinin birleştirilmesi zoraki evlilik gibi bir şey oldu. Ayrılırlarsa daha iyi ve daha verimli çalışılar. Ama, üniversitelerin yönetimi bakımından bu daha kolay bulunuyor." şeklinde konuştu.
Karpuz, şöyle devam etti: "Bu fakültelerin ayrılması bilim hayatı açısından daha iyi olur. Mesela ben moleküler kimyadan anlamıyorum. Onlar da benim branşım sanat tarihi ve arkeolojiden anlamıyorlar. Bir sayısal hocası Selçuklu kervansaraylarının araştırılmasının önemini bilmeyebilir." diye konuştu.
İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Mustafa Erkal da, değişme sürecinin sosyal bilimlere daha fazla ağırlık verilmesini gerektirdiğini kaydetti.
AB Türkiye'nin eğitimini beğendi!
AB Türkiye'nin eğitimini beğendi!Avrupa Birliği'ne girebilmemiz için yapılması gerekenlerin sıralandığı Katılım Ortaklığı Belgesi'nde, AB'nin Türkiye'nin eğitimi ile ilgili bir istekte bulunmaması Milli Eğitim Bakanlığı'nı memnun etti.
Katılım Ortaklığı Belgesi'nde kısa ve orta vadede siyasetten adalete, MGK'dan vergiye kadar birçok alanda yapılması gerekenler sıralanırken, eğitimle ilgili sadece bir madde bulunuyor. Belgede ülkenin en sorunsuz alanı olarak eğitim gözükürken, "Genel eğitim ve sağlık düzeyinin yükselmesi için genç kuşağa ve dezavantajlı bölgelere özel dikkat gösterilmeli." deniliyor.
Bakanlık durumdan memnun
Katılım Ortaklığı Belgesi'nde eğitimle ilgili bir sorun veya yapılması gereken bir işin belirtilmemesini, "AB, eğitimimizden memnun." şeklinde yorumlayan Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimin ülkede iyi düzeyde olduğuna Katılım Ortaklığı Belgesi'ni dayanak gösteriyor. ZAMAN'ın konuyla ilgili sorularını cevaplayan Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, "Katılım Ortaklığı Belgesi göstermiştir ki, Türk milli eğitiminin kısa ve orta vadede acele düzeltilmesi gereken eksiklikleri mevcut değil." dedi. "Şu anda zaten bakanlığın bütün çalışmalarının Avrupa Birliği ile uyumlu olarak gerçekleştirildiğini" kaydeden Bakan Bostancıoğlu, "Eğitim seviyesini daha da yükseltmek için çalışmalarımız sürüyor. 12 yıllık zorunlu eğitime hazırlanıyoruz. En uygun zamanda, bunu da gerçekleştireceğiz." şeklinde konuştu.
İbrahim ASALIOĞLU / Ankara ZAMAN
YÖK’e suç duyurusu
Mazlum–Der İstanbul Şube Başkanı Ahmet Selamet ve beraberindeki bir grup, YÖK'ün başörtülü öğrencilerin ÖSS'ye girmesini yasaklamasını protesto ederek, savcılığa suç duyurusunda bulundu.
İstanbul Adliyesi Cumhuriyet Savcılığı'na saat 10,00'da gelen Mazlum–Der üyeleri dilekçelerini savcılığa teslim ettiler. Adliye çıkışında bir basın açıklaması yapan Başkan Ahmet Selamet, bu uygulamanın yasalara ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu belirterek, YÖK'ün bu uygulamadan vazgeçmesini istedi.
Mazlum–Der üyelerinden avukat Gülden Sönmez ise bu uygulamayı başörtülü öğrencilere yapılan bir hakaret olarak nitelendirerek bu eşitsizliğin kaldırılması gerketiğini kaydetti.
lNihat GASGAR / İstanbul CHA
MEB'den geçişe izin yok
MEB kadrolarına, başka kurumlardan kurumlararası atama yoluyla atama yapılmayacağı bildirildi. Yapılan açıklamada, yer değiştirme işlemleri, ihtiyaç çerçevesinde valiliklerce sonuçlandırılacak.
Ancak şef kadrolarında görevli olanlar için MEB'den görüş istenecek. Başka kurumlara atanmak isteyenler için muvafakat verilip verilmeyeceği valiliklerce değerlendirilecek. Unvan değişikliği gerektiren atamalarda ise MEB'den açıklama yapılıncaya kadar atama yapılmayacak ve MEB'e teklif gönderilmeyecek.
Öğrenci, öğretmen olacak
Milli Eğitim Bakanlığı, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Okulöncesi Eğitimi Öğretmenliği programında okuyan öğrencileri, okul öncesi eğitim kurumlarında kadrosuz "usta öğretici" olarak görevlendirecek. Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, söz konusu programda okuyan öğrencilerin usta öğretici olarak görevlendirilmesi konusuna "olur" verdi.
Milli Eğitim Bakanlığı ile Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü arasında imzalanan protokol gereğince Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Okulöncesi Eğitimi Öğretmenliği programını kazanan ve kaydını yaptıran kız meslek liselerinin çocuk gelişimi, çocuk gelişimi ve eğitimi ile çocuk gelişimi ve bakımı bölümü mezunları kadrosuz usta öğreticilik için başvurabilecekler.
Söz konusu protokolün imzalanmasından sonra başlayan başvurular, devam ediyor. Başvurular, il milli eğitim müdürlüklerine yapılıyor. Bakanlık, tüm başvuruları kabul edecek. Başvuru yapan öğrencilere, 60 saatlik hizmetiçi eğitim verilecek. Öğrenciler, daha sonra başvuru yaptıkları illerde göreve başlayacak. Bir ayda 160 saat derse girecek olan usta öğreticiler, 200—220 milyon lira arasında ücret alacaklar. Usta öğreticiler, devlet memuru statüsünde çalışacaklar. Görev süreleri öğretim yılıyla sınırlı olacak.
|