Yargıçlar, savcılar cadı kazanına!
Şu ünlü KHK, Cumhurbaşkanı Sezer'in "hukuka aykırı" gerekçesiyle, imzalamadığı KHK, önceki gün yasa tasarısı olarak TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'na geliyor. Yani, devlet memurlarının işine son verilmesini öngören tasarı.
Tasarının görüşme usulü bir, içeriği iki, öyle maddelerle dolu ki, tasarıya iktidar milletvekilleri bile isyan ediyor. Önce özgür iradeleriyle ret oyu verenler var. Ancak, sonradan genel başkan telefonuyla çoğu hizaya geliyor!..
Tasarı özde Cumhuriyet'in kendini koruma refleksini yansıtıyor. Yıkıcı, bölücü ya da Cumhuriyet'in temel niteliklerinden birini değiştirmeye yönelik eylemlerde bulunan devlet memurlarının görevine ömür boyu son veriyor.
Bu tür yasalar çok tipik. Siyasal iktidarın rengine göre işletmek mümkün. Bugünkü amacı bölücü ve irticaya karşı olabilir. Yarın?.. Allah bilir!.. Öylesine keyfi ve sübjektif!..
Cadı kazanı denilen olaylar, hep bu mantığın ürünü.
Daha da vahimi, tasarıya son anda eklenen bir maddeyle, yargıç ve savcıların da dahil edilmesi. Buna göre:
Yıkıcı, bölücü eylemlerde bulundukları gerekçesiyle, yargıç ve savcıların da işine hükümet tarafından son verilebilmesi...
Nerede yargıç ve savcı güvencesi?.. Hukukun üstünlüğü?.. Kuvvetler ayrılığı ilkesi nerede?.. Anayasa'nın 140. maddesi açıkça ihlal ediliyor!..
Boşuna söylememişler, "hukuk bir gün size de lazım olur" diye!..
Yalçın Doğan / Milliyet
Mümkündür mümkündür...
Yıllardır her önüne gelen, sanki pilavın su kaldırmasından söz edercesine bir rahatlıkla aynı şeyi tekrarlıyor. "Bizim toplum çok partili rejimi kaldırmaz", "Bizim toplum komünizm propagandasını kaldırmaz", "Bizim toplum dini akımlara özgürlük vermeyi kaldırmaz", "Bizim toplum özel televizyonları, özel radyoları kaldırmaz", "Bizim toplum RTÜK'süz bir yayıncılığı kaldırmaz", "Bizim toplum Kürtlere 'Kürt' denmesini, Kürtlere kültürel haklarının verilmesini kaldırmaz." Özetle bizim toplum demokrasiyi kaldırmaz...
Oysa bakıyoruz. Bütün bu kaldırmaz denen durumlarda, toplum her türlü demokratikleşme hareketini hem de hiç zorlanmadan kaldırıyor ve verilse daha da fazlasını kaldıracağını ortaya koyuyor. Ve her seferinde ortaya çıkıyor ki, "bizim toplum bunu kaldırmaz" diyenler aslında daha fazla demokrasiyi kendileri kaldıramıyor. Kendi tutuculuklarının günahını toplumun üstüne atıp aradan sıyırtmaya çalışıyor.
Kürtçe Tv meselesi bu tarihi gerçeği bir kez daha doğruluyor. Halk, "Sosyal dokunun Kürtçe Tv'yi kaldıramayacağını" söyleyenleri bir kez daha yaya bırakıyor. Yaşananlar ortada: Eğer Kürtçe Tv yayını ülkeyi bölecek olsaydı; Türkiye şimdiye kadar çoktan bölünmüştü. Gülay Göktürk / Sabah
|