Türk işi değil, Çin işi...
Geçtiğimiz hafta gazetenin birisinde bir haber vardı: "Taklit bıçağa 1,5 yıl hapis." Mahkeme, Bursa'da taklit markayla bıçak yapan esnafa Markalar Kanunu'na muhalefetten 1 yıl 8 ay hapis, 45 milyar lira para, 10 ay da işyeri kapama cezası vermiş. Habere göre, cezaya davacı bile şaşırmış.
Evet, şaşırması tabii bir olay. Çünkü memleketimizde bu tür vakaları önleyecek kanuni altyapının pek olmadığına inanılır. Hatta bu konudaki düzenlemeleri yerine getirmediğimiz için ABD ve AB'den gelen birtakım eleştirilere muhatap oluruz. Bursa örneği bu bakımdan çarpıcı.
Bununla birlikte dünya ile entegrasyon, AB'ye üyelik açısından fikri ve sınai mülkiyet haklarına saygıyı sağlayacak düzenlemelerin yeterli olmadığını da hemen herkes kabul ediyor.
Pazarda yerli ya da yabancı pek çok malın ve markanın taklidine rastlamak mümkün. Taklitler daha çok, yüksek teknoloji gerektirmeyen ürünlerde kendisini gösteriyor. Konfeksiyonda ise had safhada.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın oluşturmaya çalıştığı "yerli markalar" önündeki en önemli engellerden bir tanesi de bu aslında.
Mevcut yapı, korsanlığa engel olamadığı gibi yeterli müeyyide de uygulanmadığı için mağdur markaların kaybı yüksek olabiliyor. Bazı markalar, imajlarını kurtarmak için büyük meblağları göze alarak birtakım girişimlerde bulunuyorlar. Bu çerçevede, "güven kaybedeceğime para kaybederim" deyip piyasaya sızmış taklit malları para ödeyip toplatanlar bile var.
Aslında bu sorun, uluslararası bir sorun ve uluslararası markaların en çok karşılaştıkları sıkıntılardan birisi. Siz emek, sermaye ve zaman ayırıp, her türlü zorluğa ve riske göğüs gerip bir kaliteye imza atıyorsunuz, onun dünyaca tanınmasını sağlıyorsunuz; ama birileri de çıkıp, aynı isim ve görüntüde kalitesiz bir ürünü küçük bir maliyetle aynı piyasaya sürüyor, sizin itibarınızı sıfıra indiriyor.
ABD-Çin arasındaki ticari savaşın temelini korsan ve taklit ürünler oluşturuyor. ABD yönetimi, Çin'i yıllardır fikri ve sınai mülkiyet haklarına saygı göstermemek ve ABD şirketlerinin ürünlerini taklit etmekle suçladı ve suçlamaya da devam ediyor.
Uzakdoğu, taklit sektörlerin büyük mesafe aldığı en önemli bölge. Çin sanayii de bu konuda çok tecrübeli.
Birkaç yıl önce Rusya'ya kalitesiz Türk mallarının girmesinin, "Türk Malı" imajını sarstığı ve Moskova'daki bazı mağazalara "Burada Türk malı satılmaz" levhaları bile astırdığını, başta ihracatçılar olmak üzere pek çok kesim dile getirmişti. Ama ihraç markalarının gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında taklit edildiği konusu fazla gündeme getirilmemişti. Oysa imajı zedeleyen unsurlardan birisi de korsanlıklardı.
Eski SSCB ülkelerindeki taklit Türk ürünleri had safhaya ulaşmış durumda. Özellikle Orta Asya pazarında bu daha net görülüyor. Kazakistan'da bir işadamından dinlemiştim: Türkiye'den pazara giren kaliteli pek çok ürün anında taklit edilip piyasaya sürülmekte. Taklit eden de Çin şirketleri. Örnek olarak da Abbate gömleklerini veriyor. Piyasaya girdiği anda kalitesiyle dikkat çeken gömleklerin taklitleri kısa sürede satışa çıkarılmış. Sonuç malum...
Sadece tekstil değil, diğer sektörlerde de aynı tehdit söz konusu. İşadamlarımızdan Adil Sarı, ofis kapısının kilidinden bahsetti. Tanıdığı ve bildiği bir kilidi, Türkiye'nin en iyilerinden diyerek ofisine taktırır. Ama kilit bir hafta içinde bozulur. Sarı, "Bu kilit, benim bildiğim kilit değil." der ve kilidi en küçük parçalarına kadar söker. Bir de ne görsün? Parçalarda "Made in China" yazmaktadır.
Böyle bir tespiti, herkesin yapması mümkün değil. Ancak markayı tanıyan ve titiz davrananlar yapabilir. Diğer müşterilerin kafasına ise olumsuz bir imaj kazınmaktadır. "Made in Turkey" damgalı korsanlıklar, Türk ürünlerinin pazardaki şansını giderek azaltıyor, bazı markaların doğmadan ölmesine yol açıyor. Aynı tehlike diğer ülkelerde de kendisini gösteriyor.
Yani sorun sadece ABD ve Batılı şirketlerin sorunu değil. Türk şirketleri de, kendilerini taklit Çin ürünlerinden koruyacak tedbirleri bulmak zorunda. Bu, ihracatımızın ithalatın yarısına gerilediği şu dönemde, hükümetin de üzerinde acilen durması gereken konulardan birisi.
k.dikbas@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
06/
10/
2000...
Kazak ekonomisinden iyi haberler
10/
10/
2000...
Haftanız kutlu olsun!
13/
10/
2000...
İyi haberlere devam
20/
10/
2000...
GAP uçağının ettiği
27/
10/
2000...
Doğru oturup doğru konuşmak
31/
10/
2000...
Hazar kıyısında bir üniversite
03/
11/
2000...
Batıran batırana
07/
11/
2000...
Yürüyen adam ve hortumlanan bankalar
10/
11/
2000...
Dedikodu ekonomisi
14/
11/
2000...
TPAO’nun dolarları geri dönüyor
|