Bu öfke bu sevgi
Farkında mısınız, sevgimizi de, öfkemizi de ölçüsüz dağıtıyoruz. Kızdıklarımıza ateş püskürüyor, sevdiklerimize muhabbetimizi boca ediyoruz. Endaze tutmuyor bir türlü. Daha doğrusu tutturamıyoruz. "Sevdiklerinizi ölçülü sevin, bakarsınız bir gün düşmanınız olur. Nefret ettikleriniz için de ölçülü davranın, bakarsınız dostunuz olur." tartısı elimizde durmuyor. Bir harmanı, küçük bir öfke kıvılcımıyla ateşe veriyoruz. Bütün emekleri bir çırpıda heba ediyoruz. Bu defa da pişmanlık ateşi içimizi kavuruyor.
"Kötülüğe kötülük her kişinin, kötülüğe iyilik ise er kişinin kârı!" diye hepimiz biliriz. Günlük hayatta uygulama alanı bulamayınca, kitap satırları arasında kaybolur gider. Sürekli düşmanlık paranoyası kaplar ufkumuzu. Kendinden emin olmama hali sarar her yanı. Gölgesinden bile korkan insanlara dönüşürüz durup dururken.
Hz. Ebubekir'in "Allah'ım vücudumu öyle büyüt ki, cehennemde başka kimseye yer kalmasın!" şeklinde dua ettiğini okuyoruz. Maalesef bizim gibi zayıf Müslümanların mantığı tam tersine. Hani neredeyse "Allah'ım vücudumu öyle büyüt ki, cennette kimseye yer kalmasın!" diye dua edeceğiz.
Dün Ahmet Kaya'nın ardından yazdığımız yazıyla alakalı hayli beddua aldık galiba. Halbuki biz yanlış yaptıysak, ıslahımız için dua beklerdik. Bir müminin şiarı bu olmalı diye düşünürdük.
Ahmet Kaya, başörtüsü mazlumları ve mağdurları için (en azından açıklamalarıyla) destek verdi. Çeşitli röportajlarda Allah'a imanı olduğunu açıkladı. Bundan sonra bize düşen beddua etmek midir? "Allah taksiratını affetsin" demek hata mıdır? Her şeyden öte, Allah'ın rahmeti bizim elimizde midir?
Tepkilerin olması gayet normal. Ancak bunu biraz daha soğukkanlı, sağduyulu yapmak gerekiyor. Bir hatanın telafisi için mutlaka hata yapmak gerekmez.
Elidor ne diyor?
Perşembe günü "Elinin doru" başlıklı bir yazıyla, İzmir'de promosyon olarak dağıtılan şampuanların başörtülülere verilmediğinden bahsetmiş ve bu durumun protesto edilmesi gerektiğine değinmiştik. Meğer bu konunun doğrudan Elidor şampuanlarını üreten Unilever firmasıyla alakası yokmuş. Promosyon ürünlerinin dağıtımını yapan Majör Doğrudan İletişim ve Tanıtım AŞ'den yapılan açıklamada şu bilgilere yer veriliyor:
"Promosyon ürünlerini dağıttığımız Elidor, dünyanın birçok ülkesinde din, dil, ırk ayrımı gözetmeden yüksek kaliteli teknolojik ürünleri ile günlük yaşam kalitesini yükseltmeye çalışan bir kuruluştur. Bu nedenle biz ve bizim gibi Elidor'a hizmet veren tüm kuruluşların bu konudaki hassasiyetleri ısrarla vurgulanmaktadır. Konu bu olunca Majör AŞ'nin böyle ayırımcı bir tutum içinde olması kesinlikle mevzubahis dahi olamaz. Olsa olsa, saha elemanımızın bir yanlış anlaşılması şeklinde meydana gelen bu olaydan dolayı hem Sayın Kemal Çeltik'ten, hem de Elidor'dan özür dileriz."
Durum şimdilik bundan ibaret. Konu hakkında yeni bir gelişme olursa, onu da sizlere aktaracağız.
Yatırın
Dünyanın önde gelen sigara üreticilerinden BAT, İzmir'de bir sigara fabrikası kurmak için başvuruda bulunmuş. Tutup da, Türkiye'ye daha hayırlı bir yatırım yapacak halleri yoktu ya!
Her yol Roma'ya
Memurlar, hükümete seslerini duyurabilmek için her yolu deniyorlar. Kamu-Sen Başkanı Resul Akay'ın yürüyüşü devam ederken, KESK üyesi memurlar geçtiğimiz hafta sonunda Ankara'da oturma eylemi yapmışlardı. Şimdi de, Memur-Sen'e üye memurlar, Eskişehir'den Ankara'ya koşmaya başladılar.
Memurlar, seslerini duyurabilmek için bağırıyorlar, yürüyorlar, oturuyorlar ve hatta koşuyorlar. Hükümetin yaptığı şey ise, ölümü gösterip sıtmaya razı etmek. Bir yandan yüzde 10 gibi komik bir zam ile memuru geçiştirmeye çalışırlarken, diğer yandan da 'kıyımname' ile yüreklerini ağızlarına getiriyorlar.
Sahi iyi bir kulak doktoru adresi bilen var mı aranızda?
Hamamcı
Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde bir hamam işletmecisi memur ve işçilere yüzde 25'lik indirimli tarife uygulamaya başlamış ve işleri yüzde 60 artmış.
Keşke yöneti-cilerimiz de bunu akıl edebilse!
Para ve akıl
Parası olanın her zaman aklı olur ya da akıllı olan para sahibi olur, diye bir kural yok. Amerika'da yeni piyasaya çıkan bir kitap bunu bol bol ispatlıyor. Kitabı derleyen Bob Fenster isimli bir yazar. Gerçek olayları derlemiş ve kitabın ismine de, 'Duh! The Stupid History of Human Race' adını vermiş yani: 'İnsan Irkının Aptallık Tarihi!'
Kitapta birçok aptallıklar var. Ama bir tanesi özellikle hoşumuza gitti. Kitapta diyor ki:
"Amerikan hükümeti 27 bin dolar harcama yaparak, mahkumların neden hapishaneden kaçmak istediklerini araştırdı."
Duvar yazısı
Türkiye'deki yolsuzluklara, ne yollar yapılırdı kimbilir.
Küme düştük
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, manzaranın sorumlusunu bulmuş. Diyor ki: "Ecevit ne zaman iktidara gelse, ülkede yokluk, yoksulluk ve yolsuzluk artıyor."
Kendileri zamanında Türkiye'nin dünyada 16. sırada olduğunu söyleyen Çiller, "Şimdi küme düştük!" diyor.
Birisi Çiller'i futbol konusunda aydınlatmalı. 16. sırada olmakla küme düşmek arasında pek bir fark yoktur.
Zammın faydası
Ülkemizde büyük bir enerji krizi olduğu gerçeği artık kimseden saklanmıyor. Bunun için düşünülen çareler arasında şu ana kadar en çok tutanı ise, elektriğe yapılan zam. Bu zamdan sonra günlük 50 milyon kwh kadar bir tasarruf elde edilmiş.
Sonunda çare bulundu. Daya vatandaşa zammı, elektrik kullanmaya ödü kopsun. Böylece tasarruf sağlanmış olsun. Bu başka ürünlerde de uygulanamaz mı acaba?
|