GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

18/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür 

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



KÜLTÜR-SANAT 


'Afrodisias Yaşasın'

Türkiye'nin sahip olduğu en önemli kültür miraslarından biri olarak anılan antik şehir Afrodisias, müzesine kavuşuyor. Yunan ve Roma dönemine ait arkeolojik setlerin en ünlüsü olan Afrodisias antik kentinden çıkarılan tarihî eserler, Geyre Vakfı ve Kültür Bakanlığı'nın ortak projesi ile yapılacak bu müzede sergilenecek. Dün Divan Otel'de yapılan basın toplantısı ile start alan kampanyada elde edilecek gelir, Afrodisias Müzesi için kullanılacak. Dünya Bankası'ndan da kredi alınacağı belirtilen müzenin yapımı için önümüzdeki pazartesi günü Macar Senfoni Orkestrası, İstanbul AKM'de bir konser verecek. Afrodisias Müzesi harcına ilk maddi destek ise Rahmi Koç'un kızı Sevgi Gönül'den geldi.

Müze kaçınılmaz

1961 yılında merhum Prof. Kenan Erim tarafından başlatılan kazı çalışmaları Afrodisias kentinin dörtte birini gün ışığına çıkartmış. Tüm hızıyla süren toprak altındaki eserlerin kurtarılması bir yana, gün ışığına çıkartılan hazinenin de nerede sergileneceği büyük bir sıkıntı oluşturuyor. Afrodisias, zaman içerisinde önemli bir entelektüel, kültürel ve sanatsal merkez haline gelmenin yanı sıra, dinsel bir merkez olma özelliğine de sahipmiş. Bu yüzden Afrodisias Müzesi'nin kurulması kaçınılmaz görülüyor. Eğer müze kurulursa Türkiye'de bir ilke daha imza atılacak. Niye mi? Şimdiye kadar yapılan müzeler, her ne kadar bir proje kapsamında yapılsa da; neticede gelişigüzel bir binadan ibaretler. Ama Afrodisias Müzesi, kentten çıkarılan eserlere göre şekillenecek.

Müzelerimize üzülüyoruz

Dünkü basın toplantısında bir konuşma yapan Kültür Bakanı İstemihan Talay, Afrodisias Müzesi'nden söz ederken, sözü vakıf anlaşıyının önemine de getirdi. Türkiye'de son günlerde yaşanan talanları, soygunları ve köşe dönmeleri isim vermeden eleştiren Talay, Türk ulusunun dünyada ilk kez vakıf geleneğini başlattığını ve almadan vermeyi uygulayan ilk ulus olduğunu söyledi. Sözlerini Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki vakıflara atıf yaparak sürdüren Talay, 'Türkiye, paha biçilmez bir tarihî mirasa sahip; ama bunu sergileyecek müzeleri yok. Dışarıdaki müzeleri gördükçe, bizim müzelerin haline üzülüyorum.' dedi. (Abdullah KILIÇ)




Gurbette ölüm!

Dışarıdakiler yazı dizisi bağlamında 9 Şubat'ta Zaman'da yayınlanan Ahmet Kaya söyleşim, gazete tarihinde 'en çok tepki alan' yazılardan biri olmuştu. Çünkü Ahmet Kaya, hakkında oluşturulmaya çalışılan 'karalama kampanyası' ile önce 'kamu vicdanında' sonra da DGM'de mahkûm edilmeye çalışılmıştı. Yaklaşık 2 yıl süren Fransa sürgün hayatını, Paris'te buluştuğumuz bir kafede, etrafındakilerin bakışlarına aldırış etmeksizin, gözyaşlarıyla özetlemişti. Onu ne peşinde dolaşan istihbaratçılar, ne şiddete karşı olduğu için kızan militanlar, ne midesini delen ülser, ne de arada bir kalbini yoklayan krizler korkutmaktaydı. Eşi, çocukları ve bir türlü 'başının beladan kurtulamadığı' vatanından ayrı kalmak, dahası 'gurbette ölmek' ürpertmekteydi. Sohbetimizin sonunda 'Ne zaman döneceksin Türkiye'ye?' diye sorduğumda iç geçirerek bakmıştı gözlerime; 'Gözüm, bana en çok bu yaban ellerde olmak koyuyor, kendimi ait hissetmediğim topraklarda ölmek! Tek tesellim gece yastığa başımı koyduğumda Tanrı huzurunda rahat hissetmem.'

Korktuğu başına geldi!

Ahmet Kaya, aleyhinde yapılan haberleri, DGM'de süren davaları, hakkında çıkan gıyabi tutuklama kararını geride bırakarak, sürgünde yaşadığı Fransa'da kalbine yenik düştü. Bir türlü barışık yaşayamasa da çok sevdiği vatanından uzak, gurbette hayata gözlerini yumdu. Belki de tek tesellisi, son nefesini verirken yanında çocukları ve onu bütün zor zamanlarında yalnız bırakmayan metanetli eşi Gülten Hanım'ın olmasıydı. Geçen hafta tam havaalanına doğru yoldayken telefonda görüştüğüm eşi Gülten Hanım, uzun zamandır çocuklarını göremediği için Ahmet Kaya'nın çok üzüntülü olduğunu, çocukların da babalarını özlediğini, bu yüzden Fransa'ya gidip 'hasret gidermek' istediklerini söylediğinde, gayri ihtiyarî 'Sağlığı nasıl?' diye sormuştum. O da bana, Türkiye'den ayrı olmanın Kaya için giderek çekilmez bir hal aldığını, fiziksel olarak idare etse de psikolojik olarak çok etkilendiğini söylemişti. Kelimeler boğazımda düğümlenirken, Kaya'nın gurbet kervanında çile çeken ne ilk ne de son insan olduğunu düşünüp, 'Söyleyin kendisini fazla üzmesin' diyebilmiştim.

Söyleyin, kendisini fazla üzmesin!

Gurbette, hayatla kavgalı olan biri için, ne zor!

Yüreğinde, Tanrı'yla barışık olanlar için, ne kolay!

Sevgili Ahmet Kaya, ülken tahammülsüz, mizacın hırçın olduğu için kavgan da isyankar şarkıların gibi hiç bitmedi. Kimi zaman şarkıların seni söyledi, kimi zaman sen şarkılarını. 'Yaşamak ağrısı asıldı boynuna / Oysa türkü tadında yaşamak isterdin' bilirim, 'Ölmek ne garip şey anne' derken çocuklarına sarılırsın görürüm, 'Artık duvarları kanatırcasına tırnağınla / Şaşkın umutlu şiirler yazamayacaksın / Mutlak bir inançla gözlerini tavana çakamayacaksın... Toprak olmak ne garip şey' deme iki gözüm, vakit tamam toprağa karışacaksın, seni gıyabında tutuklayan ülkene, umut edilir ki, toprağınla barışık döneceksin...

Cenazeni 'siyasi şova' dönüştürmek isteyenlere de, yasaklarla gölgeleyenlere de, sessiz tebessümünle cevap vereceksin...

Üzülmeyesin, artık O'nun huzurundasın... (Eyüp CAN)




Müzik ziyafeti

Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nin düzenleyeceği "Geçmişten Günümüze Kayseri'de Musiki" programı ile Kayserililer müziğe doyacaklar. Bugün akşam saat 19.30'da Şehir Tiyatrosu'nda başlayacak program yerel sanatçıların vereceği konserle başlayacak.

Türk halk müziğinin güzel eserlerinin bir kez de Kayserili sanatçıların sesinden izleneceği gecenin ilerleyen saatlerinde Türk halk müziği sanatçısı Gülşen Kutlu sahne alacak. Ayrıca programa Kayseri Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı öğrencileri de katılacaklar.

Üstadlara plaket

Gecede, Kayserili musiki üstadlarının kendi saz ve sözleri eşliğinde hayat hikâyelerinden kesitlerin sunulacağı sinevizyon gösterisinin ardından TRT'de eserleri bulunan Kayserili sanatçılarla, uzun yıllar Türk musikisine hizmeti geçmiş sanatçılara plaket verilecek. Plaket alacak bazı sanatçılar şöyle: İsmail Ötenkaya, Mustafa Uyan, Aydemir Doğan, Şükrü Daloğlu, Nuh Oymakapı, Hulusi Ateş.




Katilin bilinçaltına yolculuk

Reklam ve müzik klibi yönetmeni olarak tanınan Tarsem'in ilk uzun metraj filmi 'Hücre', polisiye filmlerin sıradan kurgusuna fantastik bir tonlama ile farklılık getiriyor.

Psikolog Catherine Deane (Jeniffer Lopez) seri cinayetler işleyen bir katilin, polis tarafından yakalandıktan sonra, tuzak kurduğu diğer kurbanını araştırmak için Freud'u bile kıskandıracak psikanalitik bir yolculuğa girişiyor. Bu yolculuk, 'bir katilin anatomisi' tarzında, seri katil Carl Stargher'in (Vincent D'onofrio) çocukluğundan itibaren bütün hayatını/bilinçaltını aktarırken, bubi tuzaklarıyla dolu gizli bir hücrenin içinde kalan son kurbanın kurtarılması girişimine de tanık oluruz. FBI ajanı Peter Novak'ın (Vince Vaughn) ikna etmesi üzerine, daha önceden yalnızca komada olan bir çocuk üzerinde kullandığı bu yöntemi seri katil Stargher'in üzerinde uygulamaya razı olur. Fakat, bu deneyim kendisi için de yabancı, bir o kadar da tehlikeli olacaktır. Av ve avcı kovalamacasına fantastik bir yaklaşım getiren Hücre, seyirciyi de bu kâbusa ortak eden bir film.




Farklı pencerelerde üç erkek

Başrollerini Sean Penn, Kevin Spacey, Robin Wright Pen, Chazz Palminteri, Garry Shandling ve Meg Ryan'ın paylaştığı Hurly Burly/Senli Benli, Hollywood'un yüksek tepelerinde yaşayan üç erkeğin hayata bakışını anlatan bir film.

Hayata farklı uzaklıklarda konuşlanan bu üç erkek, aslında üç farklı bakış açısının da temsilcisi. Bu sosyolojik yanının ötesinde, Hurly Burly, uzun diyalogları ve kapalı esprileri ile bunaltıcı bir atmosferde izleyiciyi hapsediyor. Konuya koşut olarak tiyatro kökenli olan Anthony Drazar'ün üçüncü filmi olan 'Senli Benli', tiyatro ile sinemanın dilinin farklı olduğuna ilişkin en güzel örnek olarak seyredilebilir!




Susurluk üçgeninde aşk

En son 1997 yılında 'Akrep'in Yolculuğu' filmiyle sinemaseverlerin karşısına çıkan Ömer Kavur, Melekler Evi ile temel izleklerini değiştirmeden yeniden karşımızda.

Savaş muhabiri olan Ahmet'in (Talat Bulut) açacağı kişisel sergi için Şanlıurfa'ya fotoğraf çekmeye gitmesi; sonradan tanık olduğu bir cinayet ve sonrasında yörede dönen kirli ilişkileri araştırması ile polisiye bir havaya bürünürken, ortada tek masum şey, Ahmet'in Arzuhan'a (Hande Ataizi) olan aşkıdır. Arzuhan kim mi? Katilin kızı! Üstelik babasının yaşadığını bilmiyor. Polisiye aksiyon üzerine oturan filmde, zayıf olan kısım tam da burasıydı. Gizemli kılınmaya çalışılmış 'Melekler Evi', aksiyon adına oradan oraya koşuşturan insanlar!..

Görsel açıdan başarılı bir film olan Melekler Evi, bizi bir başka açıdan da çok sevindirdi. O da Türk sinemasının reklamı keşfetmiş olması. Yakın öncede, Abuzer Kadayıf'ta gördüğümüz senaryo, şimdilerde vizyona giren 'Melekler Evi'nde farklı biçimde olsa da tekrarlanıyor.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.