GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

18/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür 

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



Ali BULAÇ

Arka Plan

Keskin viraj

AB süreci keskin bir viraja geldi. Türkiye'de ve AB içinde bu sürecin akamete uğramasını isteyen birtakım odaklar en etkili kozlarını kullanmaya başladılar. Önümüzdeki günlerde daha sert ve yüksek dozda restleşmelere şahit olacağız.

Objektif ölçütler esas alındığında Türkiye için Ege, kıta sahanlığı ve Kıbrıs'ın çok önemli konular olduğunu herkes bilir. Tarihçilerin değerlendirmeleri bir yana, "Ermeni soykırımı" konusu da bir o kadar, hatta belki daha da önemlidir. Mevcut konjonktür ve şartlarda Türkiye bu konuları sürecin ilerlemesi adına "pazarlık konusu" yapmaz. Eğer Yunanistan veya başka Birlik üyesi ülkelerin bu yönde düşünce ve beklentileri varsa -ki olduğunu hiç sanmıyorum- bu tamamiyle boş bir hayaldir.

İşin özüne bakıldığında esasında bu konuların doğrudan AB süreciyle bir ilgileri de yok. Yani Türkiye'nin bunlardan çok önce iç hukuk, idarî yapı, sosyal ve iktisadî standartlar ile insan hakları ve demokrasi alanında önemli reformlar yapması lazım. Ancak AB içinde Türkiye'nin kesinlikle tam üye olmasını istemeyenler, işe yarayacak her türlü bahaneye başvuruyorlar. Öteden beri zamirlerinde neleri sakladıkları kimsenin meçhulü olmayan Hıristiyan Demokratlar'ın gayreti gözlerden kaçmıyor.

Buna mukabil Türkiye içinde AB üyeliğine karşı olanlar da, Birlik tarafından bu bahanelerin öne çıkarılmasından memnunlar, memnuniyetlerini gizlemekte güçlük çekiyorlar. Şahinler birbirinin dilinden iyi anlıyor. Biri diğerini besliyor. İki ayrı kutupta görünüyor olmalarına rağmen, aslında ortak bir hedefe vuruyorlar. Birinin saldırısı öbürünün savunması değildir, her ikisi de ortak bir hedefe saldırı yapıyorlar.

Sorun, Türkiye gibi kendine özgü bir ülkenin, komşu bir ülke Yunanistan veya Kıbrıs Rumlarıyla öteden beri yaşadığı siyasî ve askerî sorunlar değil. Bu sorunlar bugünden yarına çözülemez. Bu sorunların önemli bir bölümü tam üyeliğe de engel değil. Süreç ilerlemeye devam eder, hatta Türkiye tam üye olur; bu sorunların çözülmesine çalışılır.

Yunanistan, muhteris bir tüccar gibi "ne koparırsam kârdır" mantığıyla hareket ediyor, Türkiye, 12 Eylül ihtilalinin muktedir lideri Kenan Evren sayesinde bu ülkeye açtığı karşılıksız kredinin ceremesini ödüyor. Ancak öyle veya böyle, açık olan şu ki, Türkiye, alternatifsiz, çaresiz ve her durumda AB'ye muhtaç değildir. Türkiye'nin önünde AB'nin dışında başka seçenekler de söz konusu. Reel şartlar iki tarafı birbirine muhtaç kılıyor. Türkiye'nin olduğu kadar, Avrupa'nın da Türkiye'ye ihtiyacı var..

Avrupa'da İslam'la ilgili tarihsel önyargılarını üzerlerinden atamayanlar, "öteki" olarak kabul ettikleri Türkiye'nin Birlik içinde diğerleriyle eşit statü ve şartlarda üye olmasını içlerine sindiremiyorlar. Açıkça dile getirmeseler de, onların perspektifinden AB, temelde "bir Hıristiyan birlik"tir. İslam ile Hıristiyanlığın bir arada olabileceğini, yeni ve küresel bir medeniyetin inşaında birlikte rol alabileceğini kabullenemiyorlar.

Türkiye'nin kalabalık ve genç bir nüfusa sahip olması tabii ki bazılarını tedirgin ediyor; ama herkes biliyor ki, Avrupa'nın önümüzdeki 20 ile 50 yıl arasında muazzam oranlarda genç bir nüfusa ihtiyacı var. Bazı ülkelerde nüfusun yüzde 65'i 40 yaşın üstünde. Bazı ülkeler neredeyse doğurmayı unutmak üzereler. Bu demektir ki 30-40 sene sonra hem bugünkü mevcut nüfus azalacak hem de kendi kendini beslemekten aciz olacaktır. Bugünün ve yarının yaşlılarını besleyecek beşerî kaynaklar artık Avrupa içinde değil, dışındadır. Sıkı vizelere rağmen, her sene bazı Avrupa ülkeleri dışarıdan göçmen almak durumundadırlar. Türkiye, nüfus dengesini düzenleyebilecek en elverişli ülkelerden biri. Tek "dez-avantajı" Müslüman kimliğidir. Uzun vadede hesap yapabilenler, Avrupa'da beşerî kaynağın niteliğinde ve kimliğinde meydana gelebilecek bir değişikliğin diğer alanlara nasıl yansıyacağını da çok iyi hesap edebiliyorlar.

Türkiye'de AB üyeliğine karşı olan çevrelerin öne sürdüğü "masum gerekçeler" kazıldığında, bunların altında statükonun kendisi çıkıyor. Üyelik süreci köklü ve geniş boyutlu bir reform programını gerekli kılıyor. Devletin imkânlarını kullanarak para ve statü kazananlar, çevre güçlerle eşit rekabet ortamında gerçek performans göstermek, varsa eğer yeteneklerini ve maharetlerini ortaya koymak zorunda kalacaklar. Türkiye kolay ve ucuz yollardan para ve statü sahibi olunan ülkelerden biri. Resmî ve ulusal nitelikte olan çok sayıda değer, aslında küçük bir azınlığın koruyucu kalkanı durumunda. Rollerin ve aktörlerin değişmesi bu mutlu ve imtiyazlı azınlığı tedirgin ediyor.


a.bulac@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

24/ 10/ 2000... BM'de dinlerin temsili
26/ 10/ 2000... AB'yi ne kadar tanıyoruz?
28/ 10/ 2000... Geleneksel şehir-modern kent
31/ 10/ 2000... FP'de yenilikçiler ne istiyor?
02/ 11/ 2000... FP'ye merkez sağ
04/ 11/ 2000... FP'nin piramidi
07/ 11/ 2000... 'Başarısızlığın İslamîleştirilmesi'
09/ 11/ 2000... Merkez nedir?
11/ 11/ 2000... Yenilikçiler ve statüko
16/ 11/ 2000... Güzel ölüm


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.