GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

18/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür 

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



Ali ÇOLAK

Gül Saati

Güzel şeyler söyleyen bir dergi

Temiz yüzlü, gözleri ışıl ışıl bir ortaokul öğrencisi yanıma usulca yaklaşıyor ve, "Sızıntı'ya abone olur musunuz?" diyor. Çocuğun duruşundaki, bakışındaki incelik, dilindeki zarafet şaşırtıyor, büyülüyor insanı. Sanki şu bizim kirli dünyamızdan değil de, bambaşka bir âlemden, uzak bir gezegenden çıkıp gelmiş.

Öylesine temiz, duru ve içten... Onu sınamak için: "Ne var bu dergide?" diyorum, "Niçin abone olmamı istiyorsun?" Aydınlık hazinesi yüzü hafifçe kızarıyor; heyecanlanıyor. "Güzel şeyler var!" diyor... Belki daha çok sözü var söyleyecek, o tertemiz dünyasından çok şey aktaracak bana; ama zorlamıyorum onu. O üç sözcük yetiyor. Kendisi gibi yalın, içten ve aydınlık o kısacık cümle kâfi bütün anlatacaklarına. "Güzel şeyler var!.."

Ben Sızıntı'yla tanışalı yirmi yıl oldu. O zaman, romantik bir sosyalisttim. Kapı komşumuz, ilkokul arkadaşım, can dostum; bir kucak dergi getirmişti okumam için. Şöyle bir karıştırdım ve bıraktım. Benim dünyama pek yabancıydı. Hiç alışık olmadığım ağır, ağdalı bir Türkçesi vardı derginin. Bense "aşırı" öztürkçe tutkunuydum. Okumadan geri verdim hepsini. Kader bu ya, sonraki yıllarda bir daha karşılaştım Sızıntı'yla. Bu kez okumaya, anlamaya çalıştım. Yepyeni bir dünya buldum bu derginin sayfaları arasında. Bu dünyanın ana düşüncesi "iç huzuru"ydu. Garip, anlaşılmaz, yazıya gelmez bir şey vardı bu dergide. Bilimden, teknolojiden, tıptan; hayvanlardan, bitkilerden kimi de edebiyattan söz ediyordu; ama bildik bir anlatım değildi bu. O yazıların içine damıtılmış, gizlenmiş bir şey, farklı bir tat vardı. Resimlerin üstüne yazılmış anlam yüklü cümlelerde ayrı bir dünyanın renkleri ve sesleri geziniyordu. İnsanın yalnızlığını gideren, yaşadığı âlemle yepyeni bağlar kurmasını sağlayan bir anlam deniziydi bu. Okuyup bitirdiğinizde, dergi bitmiyor; sizi başka anlamlara, başka açlıklara çağırıyordu. Ve anlaşılmaz bir huzur kaplıyordu içinizi. Adını koyamadığınız bir sevgi uyanıyordu. Yaşadığınız dünyanın, çevrenin içinde, kendine mahsus ipeksi bir dünya kuruyordu burada okuduklarınız. Ne bileyim, belki de yalnızlığınız artıyordu. Gönlünüzde başka bir âlemin susuzluğu kabarıyordu.

Yirmi yıl sonra, dönüp geriye bakıyorum... O temiz yüzlü çocuğun kısacık cümlesi, aslında her şeyi özetliyor. Bu dergide "güzel şeyler var..." Sızıntı 22 yaşını dolduruyor. Bir nesil onunla büyüdü neredeyse. Bu çeyrek asır boyunca Sızıntı'yı tanıyan ve okuyan insanlar, dünyaya yeni ve farklı bir pencereden bakmayı öğrendiler. Kâinatı, bilimi, teknolojiyi, insanı kısacası yaşamı yeniden anlamlandırma yeteneği kazandılar. Bu dergiyle birlikte "sevgi ve hoşgörü" kavramları, ince ve nârin adımlarla yürüdü ve şimdilerde kocaman bir 'misyon' haline geldi. Her biri, bir toplumsal manifestoya dönüşen "başyazı"ları bir yana, daha çok bilim, teknoloji, tıp, botanik, fizyoloji, astronomi gibi alanlarda yoğunlaşan bir derginin, okurlarıyla kurduğu sarsılmaz sevgi bağı ve bu bağın giderek bir "sevgi ve hoşgörü" misyonuna dönüşmesi, hakikaten ilgi çekici bir sosyolojik vak'a olmalıdır.

Konusu ne olursa olsun, Sızıntı'da yayımlanan her yazıda, görünenin ardında görünmeyeni arama, kâinatın çok sesli musikisini duyurma çabası vardır. Kuru bilimsel gerçekler, teknolojik gelişmeler, kâinata yöneltilen "nârin bakış"ın süzgecinden geçerek, sevgiyle yoğrularak yepyeni, sıcak ve kuşatıcı bir "dil"e dönüşüyor bu dergide. Bu "dil", hangi yaştan, hangi anlayıştan ve kültür düzeyinden olursa olsun, her okuru dergiye çağırmayı başarıyor. Onu, ilk başta alışık olmadığı; ama izini sürdükçe seveceği, peşini bırakmayacağı bir evrenin içine çekiyor.

İş adamının, esnafın, öğretmenin, üniversite öğrencisinin ve ortaokul çocuğunun okuduğu, kendince bir şeyler bulduğu, bir şeyler öğrendiği bir dergi Sızıntı. Onun üstlendiği bu öğretme ve "nârin, anlamlı bir bakış" kazandırma misyonu, sanırım dünyada pek az mevkuteye nasip olmuştur. Dünyada pek az dergi, adının taşıdığı mütevazılığın aksine, okurlarıyla bu denli bütünleşmiş ve bu denli büyük bir sevgi yumağı tesis edebilmiştir. Bunda şüphesiz, onu tertemiz duygular ve büyük düşlerle kuran ve destansı bir heyecanla bugünlere taşıyan "kadro"nun payı vardır. Ve en az onlar kadar, dergisiyle bütünleşmiş, toplumun her kesiminden okurlarının payı... Tanıştığı temiz ve huzurlu dünyanın iklimini başkalarına da tattırma sevdasına kapılmış okurların çabası...

"O, niçin bu kadar değerli?" diye soruyorum kendi kendime. Cevap şu olmalı: Sızıntı, benim gibi pek çoklarının gençlik aşkıdır; ilk ve en temiz aşkı... Zaman ne çok geçerse geçsin, ilk aşklar unutulmaz, değerini yitirmez.


a.colak@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

19/ 08/ 2000... Çetesini sevdiğimin sürrealizmi Çete ha!..
26/ 08/ 2000... "İyi adam"ın çocukları
16/ 09/ 2000... Adın tereddüt olmalı
23/ 09/ 2000... Pavese'nin Yaşama Uğraşı
30/ 09/ 2000... Kitaptan korkmak
14/ 10/ 2000... 'Sevincin sesi çıkmıyor'
21/ 10/ 2000... Hapis mi saadet mi?
28/ 10/ 2000... Ağacın şiiri, şiirin ağacı
04/ 11/ 2000... Saltanatın halleri
11/ 11/ 2000... Çok satmak mı, Allah korusun!


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.