5 buçuk
Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanlığının son demlerinde hükümet çok bastırmıştı, “5+5 olsun. İlle de Demirel olsun.” demişlerdi. Olmadı. Milletvekilleri, patronlara yamuk yapıp, kararı geçirmediler ve Demirel de Güniz Sokak’a döndü.
Sonuçta cumhurbaşkanlığı konusunda hükümet yine kendi istediğini seçtirdi. Yeni cumhurbaşkanımız Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Ahmet Necdet Sezer oldu. Sezer, hükümetin istediğiydi; ama hükümetin istediğini pek yapmadı. Özellikle kanun hükmünde kararnameleri geri gönderi gönderiverdi.
Şimdilerde kulağıma yeni yeni haberler geliyor. Hükümet bu 5+5’ten pek vazgeçmiş değil. Meclis’e getirilmesi kararlaştırılan anayasa değişiklikleri arasında bu formül de varmış.
Peki bu durum –eğer gerçekleşirse– Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in durumu ne olacak? Bakalım ve görelim. O biraz da, muhalefet ile yapılacak pazarlıklara bağlı olacak. Ama hükümet “Ne yapalım da Cumhurbaşkanı’na kararnamelerimizi geri göndermenin karşılığını verelim!” ile yatıp kalkıyor, bilesiniz.
Poli Fıkra - Bankacılık işlemleri
Yolsuzluktan başladık, bankacılıktan devam edelim bari. New York’ta bir bankanın önünde duran son model RolsRoyce otomobilinden inen adam hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi.
Görevli onu müşteri temsilcisine götürdü. Adam, çok acele bir iş için Avrupa’ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş bin dolar kredi çekmek istediğini söyledi.
Müşteri temsilcisi kısa bir araştırmadan sonra, “Ticari ve mali sicilinizi inceledik. Kredi almanıza engel yok!” dedi ve ekledi:
– Ancak daha önce bankamızla hiç iş yapmamışsınız. Bu nedenle kredi için sizden teminat almamız lazım.
Adam cebinden RolsRoyce’unun anahtarını çıkardı ve uzattı:
– Çok acelem var. RolsRoyce’umu teminat olarak alabilirsiniz.
Araba bankanın garajına çekildi ve adama krediyi verdiler.
Bir hafta sonra adam geldi borcunu ve bir haftalık faizi olan 9,5 doları ödedi.
Müşteri temsilcisi ise bir haftadır yaptığı araştırmanın merakıyla sordu:
– Sizin çok büyük bir işadamı olduğunuzu öğrendim. Lütfen söyler misiniz, niye bu kadar küçük bir paraya ihtiyaç duydunuz?
Adam gülümsedi:
– Siz de bana söyler misiniz? Böyle lüks bir Rols Royce’u, New York’ta hangi kapalı garaja bir hafta boyunca 9,5 dolara bırakabilirsiniz?
Poli Dia
– Hukuk akordunu yaptık, şimdi icraata geçiyoruz.
Suçlular bulundu
Geçen hafta size Kenan Evren’e Amerika’da plaket yerine boya takımı hediye edildiğini söylemiştim. Bu hafta yine Evren’den bir haberimiz var. Eski cumhurbaşkanımız, meğer bu plaketleri denize ‘savurganlığa karşı önlem alınmasına dikkat çekmek için’ atmış. Evren, böylece, “Kocaman plaketler yerine madalyon gibi küçük plaketler yapılsın, evde kolay saklansın!” demek istiyormuş.
Evren bu arada bu plaket meselesinin de fazla büyütüldüğü görüşünde. Diyor ki: “Bu işten basın sorumlu. Benimle açıkça alay ettiler. Benimle ilgili asılsız haber yapanlar mukallit.” Kim kimi taklit etti bilinmez; ama savurganlığa dikkat çekmek için plaketleri denize atmak da bu işin Evrencesi olsa gerek!
Poli Gaf - Kıyım kanunu yine gündemde
Memurların işten atılmasını kolaylaştıran ‘kıyım’ operasyonu bu sefer kanun hükmünde kararname olarak değil, bizzat kanun olarak karşımızda. Geçtiğimiz yaz memuru diken üstünde tutan bu kanun, Cumhurbaşkanı Sezer tarafından birkaç defa hükümete iade edildi. Hükümet şimdi bu konuyu yeniden gündeme getirdi ve tasarı, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda biraz zor da olsa hükümet liderlerinin baskısıyla kabul edildi.
Tasarının yasalaşması halinde kıyıma uğrayacak memurların listesinin daha şimdiden hazır olduğu rivayetleri dolaşıyor ortalıkta. Kıyıma uğrayan memura devletin kapısı tamamen kapanıyor, artık işçi bile olamıyorlar. Hukukun üstünlüğü nerede kalacak, diye sormayacağım. Ama FP’li Aslan Polat’ın komisyonda söylediklerini de hatırlatmadan geçemeyeceğim:
– Yağmur çise çise, bugün bize yarın size!
Dürüst Beyler
Yolsuzlukla Mücadele Derneği’nin kurucularından Tevfik Diker son gelişmelerden bir hayli memnun. Yolsuzlukla mücadelenin Türkiye’nin öncelikli problemlerinden biri olduğunu söyleyen Diker, hüümetin bu konuda uyum içinde olduğu görüşünde. Ama Diker’e göre bu meseleyi kökünden halledebilecek alternatif bir koalisyon daha var.
Tevfik Diker’in “HP ortak paydası altında Milliyetçi Cumhuriyetçiler” diye adlandırdığı bu koalisyon MHP ve CHP’den oluşuyor. HP her ikisinde de zaten ortak M ve C ise, milliyetçilik ve cumhuriyetçiliğin kaynağı. Diker’e göre bu koalisyonun başarılı olma şansı çok daha yüksek. Sebep mi?
Sebebi açık. Her iki partinin de ‘Dürüst Beyler’ tarafından yönetilmesi. Biraz açalım. MHP’nin Genel Başkanı Devlet Behçeli CHP’nin Genel Başkanı ise Deniz Baykal. Yani iki tane D.B; Dürüst Beyler.
Biliyor Muydunuz ?
DSP’nin 7 Aralık 2000 tarihinde yapmayı planladığı kurultayı ‘hava muhalefeti’ gerekçesiyle Nisan 2001’e ertelediğini...
FP lideri Recai Kutan’ın, “Hükümetin elini attığı her ihalenin altından yolsuzluklar çıkıyor.” dediğini...
BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun, “Yapışık üçüzler iktidarda. Onları himaye eden bir de hanımefendi var. Cici cici geçinip gidiyorlar.” dediğini..
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in katıldığı toplantılarda, “Ben halkı özledim. Onların da beni özlediği kanaatindeyim.” şeklinde konuştuğunu...
DYP’li Kozakçıoğlu’nun, Adalet Bakanı’nın “Taliplisi varsa cezaevi yönetimini devrederiz.” sözlerini, güreşte teslim olma anlamına gelen, “Bakan kispet tokatladı.” şeklinde yorumladığını...
|