GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

19/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür 

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



RÖPORTAJ                                                                                    Zafer ÖZCAN



Medya fanatik yapıyor

Haşmet Babaoğlu, hayatı ve futbolu yorumlayan bir gazeteci. Yeni Binyıl'daki yazılarının yanı sıra, NTV'de 90 dakika programında, Hıncal Uluç ve Kenan Onuk ile futbol yorumları yapıyor. Tarzı, genel trendin aksine daha düzeyli ve daha barışçı. Haşmet Babaoğlu aslında hayatla da çok barışık bir isim. Köşesinde her gün Türkiye'yi kurtaran yazar taifesinden değil. Kitlelerin afyonu olarak tanımlanan futbolu son derece ciddiye alarak değerlendirirken, diğer yandan da medyanın gerçek hayatla bağlarını kopardığı ve yoksulları literatüründen çıkardığı tespitini yapabiliyor. Kısacası Haşmet Babaoğlu, yaşamı ıskalamıyor.

- Siz spor ve özellikle futbol yazarı olmaktan ve öyle anılmaktan çok hoşlanmıyorsunuz? Ama futbol gündeminin de tam ortasındasınız!

Tuzak soru. Aslında ben kendimi genel anlamda yorumcu olarak düşünüyorum. İnsanları, durumları, işaretleri, toplumsal ve bireysel durumları yorumluyorum. Bunun yanında futbolu da yorumluyorum. Futbol yorumlamayı ayıp ve eksik gördüğümden değil; ama yorum dünyamın hepsini kaplamadığı için, sadece futbol yorumcusu olarak anılmak istemiyorum.

- Türkiye'de ortalık futbol yorumcusundan geçilmiyor. Herkesin futbol konusunda söyleyecekleri olan bir ülke burası. Sizce normal mi?

Bence normal. Birbirimizi aldatmayalım. Futbol maçı 90 dakika değil. Biz futbolu 90 dakikada sahada olup bitenler için sevmiyoruz. Bizim, futbol yiyip futbol içmemizin sebebi sahada geçen 90 dakikadan kaynaklanmıyor. Bir futbol maçı bizim için aslında 91. dadikada, yorumlarla başlıyor. Bence herkesin yorum yapmasının hiç mahzuru yok. Kahvedeki adam da yorumcu, medyadaki adam da. Bunlar aynı yapının parçası. Medyanın futbola ilgisi, futbolu kullanma biçimi, futbolu kullanarak nereye gitmek istediğine bakarsak, ekrandaki yorumcuların konumlarını daha iyi değerlendirebiliriz.

* Futbolla medyanın gitmek istediği yer reyting. Yani futbol paraya çevrilebilen bir şey.

Futbol çok şeye çevrilebiliyor. Bu yüzden bile kızabilir miyiz bilmiyorum. Bizim bütün içimizdeki kin, düşmanlık, gücenmişlik gibi hayatın bazı unsurları futbola bakarken ortaya çıkıyor. Bu durum tek başına negatif gibi görünüyor. Ben de diyorum ki: 'iyi ki bunlar sadece futbol alanında ortaya çıkıyor.'

- Yani siz insanların futbol aracılığı ile deşarj olmasını olumlu buluyorsunuz.

Çok iddialı değilim; ama bu kadar sert duyguların futbol dışı bir alanda ekrana çıkabileceğini düşünüyorum. Bu bana çok daha dehşet verici geliyor.

- Neden futbol seyircisi ölümüne seviyor. Hiç düşündünüz mü?

Düşünmeyen var mı? Ama ben çok küçük bir kesim hariç Türkiye'de gerçek anlamda futbol fanatizmi olduğuna inanmıyorum. Türkiye'de medyanın ürettiği bir futbol fanatizmi var. Futbol fanatizmi başka. Ben futbol fanatizminin ülkemizde yaygın olduğunu düşünmüyorum. Çünkü takımları üst üste başarısız olduğu halde o takımı ısrarla destekleyen ve o takımla yakından ilgilenen insan sayısı o kadar az ki. Şununla karıştırmayalım. Şu sıralar Türkiye'de insanlar futbol yiyip futbol içiyorlar. Bu futbol fanatizmi değil. Gerçek fanatizmi üreten medya. Medya yeterince kışkırtılmamış kitleleri bile zorla fanatik yapıyor diye düşünüyorum.

- Son futbol sorusu. Sizin televizyonda yaptığınız geyik muhabbeti mi? Hürriyet, futbol yorumcularıyla ‘geyik yapıyorlar' diye dalga geçti.

Bence Hürriyet biraz geyik yaptı. Çok tatlı ve şirin bir geyik.

- Haklılık payları da var Ben zaten haklı oldukları için şirin diyorum. Futbol yorumunun tamamı ciddi olsaydı, biz bir futbol veya antrenör seminerinde panel veriyor olurduk. Futbol yorumlamanın çok önemli bir bölümü geyik olacak.

- Bu kadar futbol geyiğinden sonra biraz da diğer Haşmet Babaoğlu'nu konuşalım. Bir yazınızda medyada yoksulluğun yok olduğunu yazmıştınız. Ancak Öteki Türkiye tartışması da gösterdi ki büyük bir kitle ülkemizde fakirlik ve açlık sınırında.

Medya bizim dilimizi, kullandığımız sözlüğü yıkıyor ve yeniden yapıyor. Biz bu medyanın yaptığı muazzam işi gözden kaçırıyoruz. İşte bu medya son yıllarda bu literatürden yoksulları çıkardı. Yoksulluk kavramı kaldı; ama yoksullar çıktı. Yoksulluk kavramı ekonomik bir gerçeklik olarak zaman zaman ekonomi sayfalarında yer alıyor. Öteki Türkiye tartışmasını anlamlı buluyorum; ama benim öteki Türkiye'm, öteki Türkiye tartışmasının dışında kaldı. Yoksullar da sürgüne gitti.

- Yani medya zenginden yana mı tavır koydu?

Çok güzel söylediniz; ama zenginlikten yana tavır koymak isterken zengilerden yana tavır koydu. Ve basın önümüzdeki günlerde bu tavrın ızdırabını çekecek. En büyük ızdırabı da basının yoksul çalışanları çekecek.

- Plazalarda dünyayı kavrayamayan gazeteciler yetiştiğinden bahsediyorsunuz.

Ben bahsetmiyorum. Dünyayı kavramaya çok niyetiniz yoksa nerede olduğunuzun çok önemi yok. Dünyayı kavramaya niyetiniz yoksa varoşta da gazete çıkarsanız önemi yok.

- Bana önemi var gibi geldi. Çünkü Sabah grubu İkitelli'den tekrar şehre taşınınca medya plazadan ‘şehre döndük hayata' diye sevinç çığlıkları yükseldi.

Ben çığlık atmadım. O çok şahsi bir şey. Hayata dönen gazete değil bizdik. Bunlar reklam çığlıkları. Ben haberi edinme ve haberi izleyici ya da okura aktarma organizasyonunu, bir gazetenin ya da televizyonun nerede olduğundan daha fazla önemsiyorum. Bu, ölüye ex denmesi gibi. Ölümün adından korkup kurumsal bir ifade kullanılması gibi. Esas olay şu; Medya daha önce tahayyül edemeyeceği şekilde parayla tanıştı ve aynı dönemde de plazalara taşındı. Siz hangisini önemsiyorsunuz? Ben medya çalışanlarının haberin önüne geçecek şekilde parayla tanışmasını plazalara geçmekten daha anlamlı buluyorum. Yani ben ölüye ex diyemeyeceğim kusura bakmayın.

- Parayla tanışmak, sadece gazetecilik içeriğinde kalarak tanışmak şeklinde mi gerçekleşti?

Burada medyadan konuşmak yerine genel hayatımızdan konuşmayı tercih ederim. Bütün herkes son 20 yılda parayı düşündü, parayı konuştu ve parayla oynadı. Şimdi geriye artık somut olarak hayatımızda paranın yerini konuşmak kaldı. Bunu yaparsak birçok şeyi net olarak anlayacağız. Ama ne yapıyoruz? Paradan başka her şeyi konuşup tartışıyoruz. Para konuşmuyoruz. Bunu bir ayıp olarak algılıyoruz. Oysa para konusuyla yüzleşmemiz gerekiyor. Parayla kirlendiysek, kimse kalkıp ‘parayı tartışmak çirkindir, ayıp kaçar' dememeli. Ayıp olacağı kadar olmuş zaten.

- Şu meşhur ‘etik' kavramı medya için mi üretilmiş. Ya da başka hiç bir kurumun, siyasetin, bankaların, adaletin etik sorunu yok mu?

Etik medyanın malıysa, bütün ahlaksızlıkların günah keçisi medya olacaksa, bu iş koptuğu yerden kopsun. Sorunuz çok doğru, etik denilince nedense hep medya akla geliyor. Başka kurumlar bir kere dönüp kendilerine bakma ihtiyacı hissetmiyor.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.