GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

21/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

KültürSanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



KÜLTÜR-SANAT 

/2000/11/21/kultur1.jpg


Kimliğindeki yaraların şairi

Yılmaz Odabaşı'nın Konuşsam Sessizlik Gitsem Ayrılık ve Aşk Bize Küstü isimli bütün şiirlerinin yer aldığı iki ciltlik yapıtı 150 binlik gibi ciddi bir satış rakamına ulaştı.
Yılmaz Odabaşı son dönemlerde şiir dünyasında en çok sözü edilen ve okunan şairlerden biri olarak zihinlerde yer almaya başladı. Şiirin okunmadığı, okunmayan şiirin satılmadığı, yayınevlerinin şiir kitaplarını basmamak için birbirleriyle yarıştığı bir ortamda Yılmaz Odabaşı'nın Konuşsam Sessizlik Gitsem Ayrılık ve Aşk Bize Küstü isimli bütün şiirlerinin yer aldığı iki ciltlik yapıtı 150 binlik gibi ciddi bir satış rakamına ulaşmış.

Rakamın yüksekliği, okunma oranının oldukça düşük olduğu ülkemizde gerçekten düşünmeye değer. Düşündüklerini dile getirmenin bedelini ödeyenlerden biri Yılmaz Odabaşı. Yani o da bir 312. madde mağduru. Öteki Edebiyat'ın Cezmi Ersöz'le birlikte en önemli isimlerinden biri olan Yılmaz Odabaşı son şiir kitabı Ey Hayat ile bir kez daha okurlarının karşısına çıktı.

Öncelikle şiirden başlamayı arzulardım; ama bir 312 mağduru olarak size düşünmenin bedelini sormak isterim....

Bu ülke statükoculardan ve düşünce yobazlarından çektiği kadar hiçbir şeyden çekmemiştir. Bu düşünce yobazları Türkiye'nin çağdaşlaşması yolunda engel oluşturuyorlar. Bilincin belirlenmiş sınırlarında düşünüyoruz. Türkiye'nin tek sorunu elbette laiklik değil. Ama o gibiymiş sunuluyor. Öncelikle farklı kimlikler bir arada yaşayabilmeli. Etnik kökenler kabul görmeli. Aynı çatı altında yaşayabilmek için çaba sarf etmeliyiz. Bu durumun hazzını tatmalıyız. Unutulmamalı ki demokrasi herkese lazım.

Sol düşünceye sahip izlenimi vermenize rağmen tam bir solcu gibi davranmıyorsunuz. Hatta sol çevreler sizi şiiri sağcılaştırmakla suçluyorlar. Dışlanmayı neye bağlıyorsunuz?

Öteki olmanın yükü ile yazıyorum. Hiçbir zaman bir zümrenin kalıpları içerisinde olmadım. Doğru bildiğimi hep söyledim. Alkışlayan olmadım. Kemalistler beni solculuk adına dışlamaya başladı. Ancak onların solculuğu, çağdaşlığı, ilericiliği Tanzimat Fermanı'ndan ileri gitmez. Bu arada, hapisteyken ve düşüncelerimden dolayı yargılanıp dışlanırken bazı fikirlerde ayrı bile düşsek Ahmet Altan ve Hasan Cemal yakınlık gösterdi.

'Benim şiirimin köklerinde tekkeler ve tekeller yok'... Tekkelerin şiirle ne alakası var anlayamadım...

Açıklayayım. Türkiye'de edebiyat adına oluşturulan tekelleşmeler var. Medya lobileri bünyesinde yer alan insanlar birbirlerini allar pullar hale geldiler. Küçük lobiler ve onay masaları var. Bunlar ayrıca referans alınan kesimi oluşturuyor. Tekellere karşı olmak adına küçük tekkeler oluşturdular, müritleri de var. Bu anlamda kullandım.

Şiirinizin bu kadar satmasını neye bağlıyorsunuz?

Samimiyetime, içtenliğime okur inandı. Şair olmayı marjinal sananların aksine böyle bir düşüncem yok. Şiiri imtiyaz olarak görenlerden değilim. Okura lütfetmiyorum. Yaşadıklarımı yazıyorum.

Ancak çok satmayı referans kabul etmeyenler var...

Çok satmak eğer ölçü değilse hiç okunmamak ve satılmamak neyin ölçüsü? Gençliğin, şiirin de dahil olduğu iç dünyalar kurmaya ihtiyacı var. Ben şiirimi kitapçı raflarında tozlanan bir aksesuar olsun diye sunmam. Şiirimin işe yaramasını ve okuyucumu sarmalamasını istiyorum. Sanayileşmenin, kentleşmenin, medya kuşatmasının yansıttıklarıyla bilinçaltında insana unutturduğu içtenliklerle yüzleşsin istiyorum. Şiirin hayatta karşılığı olmasını istiyorum. Şiir yazan büyük bir nicel kalabalığa rağmen bugün yaşayan şairler arasında üç beş insanın okunuyor olması okurun içtenliğe ihtiyacı olduğunu gösteriyor olmaz mı? Kalpleri kar boranda üşüyen Anadolu'nun doğusundan, batısından kalbindeki sıcaklığa karşılık arayan okura hiçbir şey vermesek bu denli okunmazdık. Türkiye'de şiirin okunmadığını öne sürenler yalan söylüyorlar. Nitekim İsmet Özel, Murathan Mungan, Cezmi Ersöz örnekleri bunu gösteriyor.

Sürekli Güneydoğu'yu yazıyorsunuz...

Orayı hep bir masal diyarı olarak görürler ve anlatırlar. Oysaki orada birçok sorun vardır. Orada istihdam, kimlik, büyük acılar ve dramlar vardır. O nesnel gerçeğe uzun yıllar tanık oldum. Ve belli oranda sorumlusu saydım kendimi. Bu acıyı mesela İstanbul'da biçimlenen bir şair gereğince algılayamaz ve yansıtamaz. Çünkü o yara kimliğimdeki yaradır.

Etnik kimliğiniz de sürekli ön planda, tavırlarınız da...

Ben Türkçe yazan; ama Kürtçe düşünen birisiyim. Edebiyat otoriteleri bu ifademi kabul etmemektedir. Hatta kendini Türk hissetmiyorsa Türkçe yazmasın diyenler oldu. Hangi dilde yazıldığı kadar nasıl yazıldığı da önemlidir. Ahmed Arif de Türkçe yazdı, yazdıkları Kürtleri anlatıyordu ama. Bir anlamda dil tali kalabilir.

Serbest tarzda yazmaktan hoşlanıyorsunuz...

Hece ölçüsüyle denemeler yaptım. Epik denemeler de yaptım. Fakat daha çok lirizme yakın yazdıklarım. Hece ölçüsüyle şarkı sözleri çalışmalarım da oldu. Ancak nesir bile yazsam bir ritmi arar, satırlar arasında sesin olmasını isterim. Vurguyu, kafiyeyi dışardan değil içerden sağlarım. Bir yüreğin kıpırtılarını samimiyetle sunarsanız şairini arayan okurun sizi algılaması mümkün olur. Aksi takdirde samimi olmazsanız okura ulaşamazsınız. Şairi salt sözcük panayırının sultanı olarak gören anlayışlar yalnız kalmaktadır. Ben yazdıklarımda okuru yüreğinden yakalamayı önemsiyorum. Bizim şiirimiz hayatla sınanmıştır.

Şiirleriniz, hikâye ve anı kitaplarınızın yanı sıra çocuk kitaplarınız da var. Bu alana sizi iten sebep nedir?

12 çocuk kitabım var. İnsanlar kırgınlıkları, ikiyüzlülükleri ile birlikte büyür. Bu yüzden çocukların yetişmesini önemserim. Benim çocukluğum dağ köylerinde geçti. Bahar ayları resim yapmak için çayırlara çıkar papatyaların göbeğinden sarı rengi, gelinciklerden kırmızı rengi, yeşili de otlardan elde ederek resim yapardık. Dünyadaki bütün oyuncaklardan ve boyalardan bihaber; ama mutlu çocuklardık. Boyasız çocuklardan güzel boyalı çocuklara bir hediye olsun diye çocuk kitabı yazdım. (Rasih YILMAZ)




Periyi Uyandırmak

Gazetemiz yazarlarından Ali Çolak, Mavisini Yitirmiş Yaşamak, Günlük Güneşlik Şarkılar, Günün Ötesi ve İnce Sözlerden sonra şimdi de Periyi Uyandırmak adlı deneme kitabıyla yine Ötüken Yayınları arasında okuyucularının karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Gündelik yaşamın koşuşturması arasında farkına varamadığımız inceliklere, zarif üslubuyla dokunan yazar, bu kez de yazı perisinin sarayına götürüyor okurunu; Kafdağı'nın ardına...




Hocaefendi Sendromu

"Belirli patolojik bir durumla alakalı olan ve topluca göz önüne alındığında teşhise imkan veren belirti ve işaretlerin hepsi."

Bu tanım, Türkçe sözlükte, 'Sendrom'un karşılığı olarak veriliyor. Fethullah Gülen ismi etrafında örgülenen ve zaman zaman gündeme getirilen 'belirti'lerin 'topluca göz önüne alındığı' kitap, durumun 'patolojik' görünümlerine de ışık tutuyor.




Melez Desenler

Dünya postmodernite ikliminin getiri ve götürülerini tartışırken; Türkiye'de gelenekle ilintili oluşun derecesi ve modernliğin 'sahih' görüntüleri netleşmiş değil.

Ki, modern sürecin ne derece 'kendiliğinden' yaşandığı da tartışmalı. İşte böylesi çok başlı bir konuyu Nilüfer Göle, 'İslam' ve 'Modernlik' gibi iki merkezli bir bakış açısıyla ele alıyor. Bir düşünce sistematiği olan 'İslam'ın, 'modernlik' gibi aslında her çağ ve dönem için farklı karşılıkları olabilen diyalektik akış karşısındaki durumunu inceliyor.




Göze Takılanlar3-4

Zaman Gazetesi'nde yayınladığı makale ve gezi notlarını 'Göze Takılanlar 1-2' adıyla kitaplaştıran Abdullah Aymaz'ın bu seri kapsamında yer alan diğer iki kitabı da Zafer Yayınları arasında çıktı.

Zamanın, mekanın ve olayların geçiciliğinde 'geçici olmayan'a dikkat çekmeyi üslup edinen Aymaz'ın yazılarını zevkle okunur kılan da belki bu özelliği.




Romanlaşan Hayatlar1-2

Ünal Polat'ın birçok ünlünün 'düşünce'lerinden kesitler sunduğu kitabı 'Romanlaşan Hayatlar', biyografiden çok 'ideografi' görünümde.

Kitap, birçoğu başarının ve ardından gelen ünün imkanlarını elde etmiş, hayatları bizim dışımızda romanlaşmış kişilerin, kendi geçmişlerinde kelimelerin anıştırması ile yol bulmalarının bir toplamı olarak da görülebilir.




Cennete Bir Koşu

Bir söz vardı; "Ülkelerini yaşanmaz bulanlar, onu biraz da yaşanmaz kılanlardır" mealinde.

Çevreci, feminist, hayvan hakları savunucusu ve nükleer karşısı bir grubun, Fransız donanması kontrolündeki bir 'ada'yı işgal edip, yeniden bir hayatın inşasına girişmeleri, 'Cennete Bir Koşu'nun olay örgüsünü oluşturuyor. Kendisiyle yüzleşme cesareti gösteremeyenlerin çıktıkları bu 'yoksun' yolculuk, bir anlamda 'her şeye yeniden başlama'nın adıdır.




Hariciye Anıları

Hatıraları önemli kılan, 'yaşanmışlığın' yoğunluğu olsa gerek. Bir de içerdikleri.

II. Abdulhamit devrinde başladığı hariciyecilik mesleğini, çeşitli Avrupa ülkelerinde sürdüren Esat Cemal Paker'in, bu dönemlerde duyduğu ve bizzat yaşadığı ciddi ve mizahi olayları bir araya getiren Siyasi Tarihimizde Kırk Yıllık Hariciye Hatıraları da böyle. Özellikle, Osmanlı'nın son dönemlerine ilişkin anlatılan olaylar dikkat çekici.




İnsanı Yaşatmak

Tiyatroya yalnız gitmeyi sevmem. Mutlaka bir arkadaşla giderim ki, oyun sonrası tartışma imkanım olsun diye.

Bir dönem bana arkadaşlık etmiş bir kişiydi Mehmet Akar. Şimdilerde Timaş Yayınları arasından çıkan, 'İnsanı Yaşatmak' adlı tiyatro oyununun yazarı. Akar, bu ilk oyununda belki de çoktan unuttuğumuz insani duyarlılığın kapılarını aralıyor.




Trompet

Trompet'te Jackie Kay, 1989'da ölen ve öldükten sonra kadın olduğu anlaşılan 1930'ların ünlü trompetçisi Billy Tipton'ın hayat öyküsünden esinlenerek kurguluyor romanını.

Bu esinlenmenin getirdiği şiirsel dil ve gizem etrafında ortaya çıkan Joss Moody'nin hikayesi örgülenirken, fondaki birçok detay da dile geliyor. Romanın kahramanı susuyor; üçüncüller konuşuyor adeta. Kurgusu ve temasıyla farklı bir roman.



| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.