GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

21/11/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

KültürSanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Basın Harmanı

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Hayat

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye



Kadir DİKBAŞ

Ekovizyon

Ticari bağımlılık ve AB

Özel sektör şirketlerimiz, 1980 sonrası kazandığı uluslararası tecrübe ile azımsanmayacak mesafeler aldılar. Dünya şirketi olmak isteyenler emin adımlarla, kaliteden taviz vermeden, gerektiğinde ürünlerini, faaliyetlerini ve pazarlarını çeşitlendirerek yollarına devam ediyorlar.

En son örneğini cumartesi günü Almanya'nın fuarlar şehri Hannover'de yaşadık. Yimpaş, Avrupa'daki 10. mağazasını bu şehirde açtı. Bu halka, Yimpaş zincirinin 57. halkası. Türkiye'de örülmeye başlayan halkaların şimdi bir ucu Almanya'da diğer ucu da Türkmenistan'da. Yönetim Kurulu Başkanı Dursun Uyar'ın söylediğine göre, zincir daha uzaklara taşınacak ve Avustralya'ya ulaşacak.

Büyüme, farklı ülkelerde büyüme stratejisine uygun farklı yatırımlara imza atılarak; bir aile, bir grup değil, geniş kitlelerin katılımıyla gerçekleştirilecek.

Tek bir yöne, tek bir pazara takılıp kalmadan...

Bu politika, sadece bir şirket için değil ülkeler için de, tek başına bir insan için de çok önemli.

Avrupalı olma, Avrupa Birliği üyeleri arasına katılma hayalimiz, Katılım Ortaklığı Belgesi'nin ortaya koyduğu bazı sevimsiz şartlarla bir kez daha gölgelendi. Buna da şaşmamak lazımdı aslında.

Güç dengesinin bulunmadığı pazarlıklarda konu ne olursa olsun, bir de elinizi zayıflatacak unsurlar varsa, muhatabın sizi rahatsız edecek tekliflerle gelmesi her zaman için muhtemeldir. Bu zaaflardan kurtulmak yerine, muhatabın sizin adınıza da düşünmesini beklemek ya da düşündüğünü sanmak ise özellikle uluslararası ilişkilerde saflıktan başka bir şey olamaz.

Siyasî ve sosyal konular bir yana Gümrük Birliği sürecinde daha sağlıklı işlemesi beklenen ekonomik ve ticarî ilişkilere bir bakın. Manzara övünülecek bir manzara mı?

İhracatımızın yarıdan fazlasını yani yaklaşık yüzde 54'ünü Avrupa'ya yapıyoruz. İthalatımızın neredeyse yarısı da AB ülkelerinden. İlk bakışta Avrupa'ya çok satıp az mal aldığımızı sanabilirsiniz. Ama toplam ithalatımızın ihracatın iki katına ulaştığını unutmayalım. Kısacası AB ile ticaret, her zaman olduğu gibi son birkaç yıldır da aleyhimizde. Ağustos ayı sonu itibariyle 9,4 milyar dolarlık mal satıp, 17,1 milyar dolarlık ithalat yapmışız.

AB'nin en önemli üyelerinden Almanya hem ihracatta hem de ithalatta en büyük ticaret ortağımız. Ne var ki, buna rağmen Almanya'nın ticaret hacminde Türkiye ile ticaret fazla bir yer işgal etmiyor. Yani kendimizi dünyanın merkezi yerine koyma alışkanlığımızdan sıyrılınca görüntü sanal olmaktan çıkıyor.

Almanya'nın yıllık dış ticaret hacmi 1 trilyon 22 milyar dolar. Türkiye ile Almanya arasındaki ticaret hacmi ise sadece 11 milyar 353 milyon dolar. İhraç ettiğimiz ürünlerin yüzde 20,6'sını yani her 5 maldan 1'ini Almanya'ya satıyoruz. Dışarıdan ithal ettiğimiz ürünlerin de yüzde 14,5'i de Almanya'dan.

Bunun yanında Almanya ihracatının sadece yüzde 1,1'ini Türkiye'ye yapıyor. İthalatının da yüzde 1,1'i Türkiye'den. Oysa komşusu İsviçre ile yaptığı ticaret, bizimle olanın yaklaşık dört katı. Yani 40 milyar dolar. Ne demek istediğimiz anlaşılıyordur sanırım.

AB'nin diğer iki büyük ortağı Fransa ve İtalya ile olan ticaretimizdeki manzara da farklı sayılmaz. Üstelik bu üç ülkeden yaptığımız ithalatın büyük bir bölümünü sanayide kullanılan makineler, üretimde kullanılan ara mallar, motorlu taşıtlar ve bunların aksamları oluşturuyor. Bunlar genelde sanayimizin göbeğinden bağlı olduğu ürünler...

Bununla birlikte, komşularımızla olan ticaretin toplam ticaretimizdeki payı sıfıra yakın seviyelerde. Rusya'yı dışarıda bırakırsak komşularla olan ticaret, sıradan bir AB ülkesi (komşumuz Yunanistan hariç) ile yaptığımız ticarete ulaşmıyor bile. Bunun dünyada başka örneği yoktur herhalde.

Elimizi zayıflatan bu ve benzeri manzaralara rağmen, bazen de çıkıp ticarî ilişkilerimizi koz olarak "cepheye" sürüyoruz.

Peki kullanılamaz mı? Herkes kullanabilir; ama bu rakamlarla değil...

Daha önce de belirttiğimiz gibi bütün olarak dış ticaretin, göndemdeki konular vesilesi ile de AB ile ticaretin mutlaka masaya yatırılması gerekiyor.


k.dikbas@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

13/ 10/ 2000... İyi haberlere devam
20/ 10/ 2000... GAP uçağının ettiği
27/ 10/ 2000... Doğru oturup doğru konuşmak
31/ 10/ 2000... Hazar kıyısında bir üniversite
03/ 11/ 2000... Batıran batırana
07/ 11/ 2000... Yürüyen adam ve hortumlanan bankalar
10/ 11/ 2000... Dedikodu ekonomisi
14/ 11/ 2000... TPAO’nun dolarları geri dönüyor
17/ 11/ 2000... Türk işi değil, Çin işi...


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.